Posted by: bluesyemre | October 15, 2021

Dijital Tarım Kütüphanesi

https://kutuphane.tarimorman.gov.tr/

Posted by: bluesyemre | October 15, 2021

Viski tadım çarkı @Meleklerin_Payi

Posted by: bluesyemre | October 15, 2021

#Rakı tadım çarkı @Meleklerin_Payi

Mapped: The World’s Fastest (and Slowest) Internet Speeds

How quickly did this page load for you?

The answer depends on the device you’re using, and where in the world you’re located. Average internet speeds vary wildly from country to country.

Which countries have the fastest internet connection? Using data from the Speedtest Global Index™, this map ranks the fastest (and slowest) internet speeds worldwide, comparing both fixed broadband and mobile.

What Factors Affect Internet Speed?

Before diving in, it’s important to understand the key factors that impact a country’s internet speed. Generally speaking, internet speed depends on:

  1. Infrastructure or the type of cabling (copper or fiber-optic) that a country’s utilizing to support their internet service. Typically, the newer the infrastructure, the faster the connection.
  2. Proximity/connection to submarine cables is important, as these massive undersea fiber-optic cables transmit about 97% of the world’s communication data.
  3. The size of a country, since landmass affects how much it costs to upgrade infrastructure. The smaller the country, the cheaper it is to upgrade cabling.
  4. Investment makes a difference, or how much a country’s government prioritizes internet accessibility.

Of course, other factors may influence a country’s internet speed too, such as government regulation and intentional bandwidth throttling, which is the case in countries like Turkmenistan.

Posted by: bluesyemre | October 14, 2021

The best castles in Europe

Posted by: bluesyemre | October 14, 2021

The 16 Personality Types by Myers-Briggs and Keirsey

Which type of a person are you? Given seven billion living people, it is a difficult question to answer. The leading personality type theory today classifies humanity into these 16 personality types.

Neredeyse ikinci yılını geride bırakan Covid-19 pandemisi, Ekim 2021 itibariyle 5 milyona yakın cana mal oldu. Toplum bağışıklığı ve kayıpların en aza indirilmesi için eldeki en etkili araç, etkinliği kanıtlanmış aşılar. Ancak rekor bir hızla geliştirilen aşılar hakkında tereddütleri olanlar, aşılarla ilgili organize dezenformasyon kampanyalarından etkilenebiliyor. Bu Türkiye’de de böyle. Dezenformasyon kampanyalarını yürütenler, basit tereddütleri olanları yanlış yönlendirerek, bilimin üzerinde uzlaştığı aşıların hayat kurtardığı gerçeğine gölge düşürebiliyor. 

Peki kim bu dezenformasyondan sorumlu olanlar? Başvurdukları temel anlatılar neler? Bu anlatıları yayanların argümanlarına inanmaya daha meyilli olanların ortak özellikleri neler? Esas mesele ilk bakışta görüldüğü gibi modern tıbbi pratiklere kategorik bir karşıtlık mı yoksa daha genel bir güven sorununun tezahürü mü bu? Bir diğer deyişle, eldeki tüm bilimsel veriler aksini gösterirken, bir insanı aşı karşıtı olmaya ya da aşı karşıtlarına prim vermeye sürükleyen nedir? 

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de aşı karşıtlığı yanıltıcı, mantık safsatalarıyla bezeli ve çarpıtmalarla yüklü argümanlardan besleniyor. Bu sebeple iddialar ve bu iddialar çerçevesinde kurulan anlatıları derinlikli bir biçimde açığa çıkarmak, aşı hakkında tereddütleri olan insanların dezenformasyon kampanyalarından etkilenmelerinin önüne geçebilmek için değerli. 

İlginizi çekebilir: Büyük Uyanış mitingi: “Bir küreselci sembolü verir misiniz memur bey?”

Türkiye’de aşılara odaklanan dezenformasyon aktörlerini, bu aktörlerin sosyal medya platformlarının yıkıcı algoritmalarını fırsat bilerek yaygınlaştırabildikleri anlatılarını ve bu anlatı ağının toplumda nasıl bir etki yarattığını Öğretim Üyesi Dr. Onur Varol’un danışmanlığında Sabancı Üniversitesi’nden Özgür Can Seçkin, Ege Ötenen, Umut Duygu ve Edinburgh Üniversitesi’nden Aybüke Atalay ile Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine hazırladığımız yazı dizisinde açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. 2021 yazında gerçekleştirilen SICSS’de (Summer Institute in Computational Social Sciences) bir araya gelen bu çalışma grubuna, Teyit ekibinden Mert Can Yılmaz eşlik ediyor.

Literatürde aşı karşıtlığını inceleyen çalışmalar olsa da, bu Türkiye’de aşı karşıtlığını anlayabilmek için akademi teyitçi işbirliği ile yapılan ilk çalışma olma özelliğini de taşıyor. Çalışmanın hem doğrulama kuruluşları hem de halk sağlığı alanında çalışanlar için önemli olabilecek ipuçları içerdiğini düşünüyor, gelecek işbirlikleri için de bir model olabilmesini umuyoruz.

Kimler Türkiye’de aşılar hakkında kasten yanlış bilgi yayıyor?

Teyit, Türkiye’de Covid-19 pandemisinin başından itibaren aktif bir biçimde pandemiye dair yayılan yanlış bilgi kırıntıları ile başa çıkmaya çalışıyor.

Bu çalışma kapsamında Twitter’da yanlış bilgi yayan aktörlerin tespiti için, Türkiye’de aşılar hakkındaki çeşitli anlatıları yaygınlaştırma amacıyla kullanılan hashtagler etrafında bir araya gelen kullanıcılar arasında kasten yanlış bilgi yayan yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli hesaplara odaklanıldı.

Kasıt faktörünün, çalışmamızı bilgi bozukluğu meselesinin belli bir boyutuyla sınırladığını belirtmek gerek. Kısaca kasıtsızlıkla karakterize mezenformasyondan ziyade, kasta dayalı dezenformasyona ve onu yayanlara yakından bakma ihtiyacı hissettik.

Kriterimiz şuydu: Yanlış bir bilginin doğrusunun, Teyit veya Türkiye’de Teyit benzeri faaliyetler gösteren doğrulama kuruluşları tarafından paylaşılmasına rağmen içeriğini kaldırmayan veya düzeltmeyenler. Bunları, kasten yanlış bilgi yayan Twitter hesapları olarak nitelememizin ardındaki bir sebep, yanlış bilgiyi biteviye yinelemeleri ve daha geniş bir çevreye yaygınlaştırmaya odaklanmaları. Teyit analizleri kendilerine yanıt olarak sunulduğunda gelen itirazları reddeder bir görünüme bürünmeleri veya orijinal paylaşımlarını silerek itirazların görünürlüğünü engellemeleri ve sonrasında yanlış bilgiyi yeni bir içerikmiş gibi tekrar paylaşmaları gibi davranış örüntüleri bir seçim kriteri olarak düşünüldü.

İlgili anlatıları yaygınlaştırma amacıyla kullanılan hashtagler ve bu hashtaglerin etrafında kümelenen kullanıcıların birbirleriyle etkileşimlerinden yola çıkarak hazırlanan sosyal ağ haritasından, bu ağdaki etkin aktörlerin tespitinde faydalanıldı.

İncelenen hashtagleri kullanan yaklaşık 101 bin Twitter kullanıcısını içeren bu haritanın en aktif ve etkileşimi en yüksek yüzde 5’lik kısmında Teyit’in hazırladığı analizler kapsamında aşılar hakkında kasıtlı olarak en az iki farklı yaygın yanlış bilgi yaydığını daha önce tespit ettiği 36 yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli Twitter hesabı saptandı. Bu 36 hesabın etkileşime girdiği kullanıcıların harita üzerinde sarıya boyandığı göz önünde bulundurulduğunda, sosyal ağ üzerinde ne denli büyük bir etkileri olduğunu ve bu hesapların sosyal ağın merkezinde bulunduklarını görmek mümkün. 

Neden Twitter? Sosyal medya platformları ve özellikle de Twitter, bireylerin gerçek hayattaki davranışlarına dair anlamlı çıkarımlarda bulunabileceğimiz birer kaynak. Günlük yaşamın dijitalleşmesiyle birlikte Twitter’ın Türkiye’de hatırı sayılır büyüklükteki bir grup insan için çevrelerinde yaşananlara dair haberleri edindikleri temel kaynaklardan biri haline gelmesi, çalışmanın odak noktasını buraya taşıyan etmenlerden diğeri. Ek olarak Twitter, Facebook ve Instagram gibi alternatiflerine nazaran, veri toplama ve analizde daha geniş imkanlar sağlıyor.

Özetlemek gerekirse doğrulama kuruluşlarının Covid-19 aşılarına ilişkin yanlışladığı iddiaları Twitter’da yaygınlaştırmak için paylaşımlar yapan, paylaşımlar yanlışlansa da karşı aksiyon almayan, dezenformasyonun yayılmasına olanak tanıyan, genel olarak Türkçe dilinde Twitter paylaşımlarında bulunan ve bu incelemeye dahil edilen yüksek takipçili 36 aktör ve 10 Ekim 2021 itibariyle takipçi sayıları aşağıdaki şekilde:

asi karsitligi 2

Covid-19 aşıları hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgi yayan ve bu listeye girmemiş yüksek takipçili başka aktörler olması muhtemel. Örneğin abdullahciftcibKurtogluKagan, ve yazarmuratakan gibi hesaplar da Twitter’da Covid-19 aşılarıyla ilgilli dezenformasyon yayan hayli yüksek takipçili hesaplar arasında. Öte yandan bu hesaplar ele alınan geniş hashtag listesindeki hiçbir etiketi kullanmamış olmaları nedeniyle metodolojik anlamda bu çalışmada daha sağlıklı çıktılar geliştirebilmemiz açısından listeye alınmadı. Burada bazı hesapların kasıtlı bir biçimde Twitter’ın yanlış bilgi filtrelemek için kullandığı algoritmalarının radarına girmemek için gönderilerinde herhangi bir etiket kullanmamış olabileceğini düşünmek mümkün.

Bunun yanı sıra her ne kadar Teyit sosyal medyada viralite kazanmış yanlış bilgiyi farklı yöntemlerle tarayıp tespit edebiliyor olsa da Teyit’in radarına girmemiş yüksek takipçi ve yüksek etkileşimli dezenformasyon aktörlerinin bulunması da muhtemel. Bu çalışmada hazırladığımız analizler kapsamında Covid-19 aşıları hakkında en az iki farklı yaygın yanlış bilgi yaydığını daha önce tespit ettiğimiz hesaplar göz önünde bulundurulduğundan radarımıza henüz düşmeyen hesapları burada görmüyor olabilirsiniz. Bu tarz bir durumun söz konusu olduğunu düşünüyorsanız ilgili hesabı ve hesabın yanıltıcı içeriklerini bildirim@teyit.org adresinden bize iletebilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Teyit’in Editoryal Kuralları: Seçme ve Önceliklendirme Kriterleri

Eksikliklerine karşın listede yer alan isimler üzerine yapılacak bir analizin, Twitter’daki temel aşı karşıtı ağı ve bu ağın kullandığı anlatıların bir özetini sunabileceğini düşündük. Ele alınan hesapların temsil gücü yüksek bir örneklem oluşturduğu kanaatindeyiz.

Hangi kelimeleri sıklıkla kullanıyorlar?

Listedeki hesapların attığı tweetleri inceleyerek bir sık kullanılan kelimeler listesi oluşturulabiliyor. Kullanılan her bir kelimenin bulunma sıklığını listede yer alan kullanıcıların atmış olduğu tüm tweetler içinde incelemek mümkün.

asi karsitligi 3

Burada büyük, dünya, gerçek ve yalan gibi kelimelerin kullanılmış olması aşılar hakkında kasten yanlış bilgi yayanların hayatı yorumlamada izlediği yola ufak da olsa bir ışık tutuyor. Genel çerçeveden bakınca “büyük oyun” teması göze çarpıyor. Burada yalnızca aşılara ilişkin tweetlere değil, ilgili aktörlerin tüm tweetlerine bir bakış atılmış olması, bu kişilerin olay ve olguları yorumlama perspektiflerine dair bir sinyal veriyor.

Kullanılan kelimelere bir kelime bulutu oluşturarak baktığımızda ise bu genel anlatının aslında farklılaşan kolları olduğunu da görebiliyoruz.

asi karsitligi 4

Bu hesapların aşılara ilişkin tweetlerine baktığımızda ise zamana bağlı bazı dalgalanmalara rastlıyoruz.

asi karsitligi 5

Ay ay her bir aktörün attığı aşı ile ilgili tweetlerinin o ay attıkları tüm tweetlere oranı ışığında bir ortalama çıkardığımızda, tweetlerin Ocak 2021’de Türkiye’de aşılamanın başlamasının ardından düzenli bir artışla yoğunlaştığı görülüyor. Bu süre zarfında kendi attığı tüm tweetlere oranla aşılarla ilgili en fazla tweet atan kullanıcılar Ali Osman Önder (aliosmanonder34, toplam 766 tweet içerisinde yüzde 32) ve Bilgehan Bilge (OpDrBilgehan, toplam 1515 tweet içerisinde yüzde 32) gibi görünüyor.

asi karsitligi 6.

Aşılar hakkında dezenformasyon yayanların, aşılarla ilgili tweetlerine etkileşimin zamanla artmış olması endişe verici. 2020 ve 2021 yıllarının aynı dönemleri (Ocak – Eylül) arasında verileri kıyasladığımızda bu artış kolayca görülebiliyor. Toplam retweet ve beğeni sayıları ciddi olarak artmış gözüküyor. Etkileşimleri 2020’de atılan tweet sayısına oranla incelediğimizde tweet başına yaklaşık 40 retweet ve 115 beğeni alınmış görünüyor. 2021’de ise hesapların görünürlüklerinin artmasıyla bu istatistikler endişe verici şekilde tweet başına 120 retweet ve 390 beğeniye çıkmış. Doğrulama kuruluşlarının ve halk sağlığı üzerine çalışan kurumların, bu aktörlerin popülerleşmesinin önüne geçemediği çıkarımında bulunmak mümkün.

Covid-19 aşılarına karşı geliştirilen anlatılar neler?

Dezenformasyon aktörlerinin aşılarla ilgilli attıkları tweetleri, aldıkları etkileşim ve aktörlerin kullandıkları kelimelerin birbirlerine benzerliği açısından incelediğimizde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Burada aktörler üzerinden oluşturulan bir sosyal ağ haritası hayli aydınlatıcı.

asi karsitligi 7

Burada ağ haritasındaki renklerin anlamı şu: Hesapların kullandıkları kelimeler bakımından ne kadar çok diğer hesapla ortak noktası varsa renk o kadar koyulaşıyor. Dairelerin büyüklüğü ise Twitter’da aldıkları etkileşimle orantılı. Bu açıdan bakıldığında Bilgehan Bilge (OpDrBilgehan), Erkan Trükten (ErkanTrukten) ve Cemil Can (CemilCan5834) dezenformasyon aktörleri arasında almış oldukları etkileşimlerin büyüklüğü ve ürettikleri içeriklerin çeşitliliği bakımından önemli yere sahip gibi duruyor.

Yine b​u ağ haritasından yola çıkarak görebiliyoruz ki aşılarla ilgili dezenformasyon yayanları içeren ayrı ayrı topluluklar oluşmuyor. Atılan tweetleri incelediğimizde daha net ortaya çıkıyor ki aşı karşıtı hesaplar genel olarak aynı söylemleri kullanıyor ve tek bir argümanla yetinmiyorlar. Öte yandan Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine hazırladığımız bu yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde bu durumu büyük veride analiz edecek ve benzer bir durumun sadece dezenformasyon aktörleri listemizdeki aktörler için değil ilgili tüm Twitter kullanıcıları arasında da geçerli olup olmadığını anlamaya çalışacağız.

Dezenformasyon aktörlerinin aynı söylemleri kullanması ve tek bir argümanla yetinmemesi ise şöyle bir örnekle açıklanabilir. Bir aktör aşılarla birlikte “Bill Gates çetesi” tarafından geliştirilen çipin insanlara takılacağını belirtirken aynı zamanda aşı pasaportunun asıl amacının da insanları takip etmek olduğunu söyleyebiliyor.

İncelenen 36 Twitter hesabında karşılaşılan aşı karşıtı anlatılar ise genel hatlarıyla şu şekilde: 

  • mRNA merkezli anlatılar: Bu anlatılarda mRNA’nın “Bill Gates, Uğur Şahin ve diğer küreselcilerin” bir oyunu olduğundan söz ediliyor. mRNA anahtar kelimesinin çokça kullanılması, bu tweetlerin yüksek etkileşim alması ve “biontech” ile “pfizer” anahtar kelimelerinin genel olarak “çin aşısı” veya “sinovac” gibi anahtar kelimelerden daha fazla geçmesi aşı karşıtlığının yüksek oranda mRNA türü aşılar üzerinden yapıldığı izlenimini oluşturuyor.

İlginizi çekebilir: Oxford Üniversitesi mezunu sanılan Sean Brooks’un mRNA aşılarıyla ilgili iddiaları

İlginizi çekebilir: Covid-19 mRNA aşısı olanların kan sulandırıcı kullanması gerektiği iddiası

İlginizi çekebilir: Fatih Erbakan’ın gösterdiği kuyruklu ve tüylü bebek fotoğrafları

  • Bill Gates ve “küreselciler” merkezli anlatılar: Bu anlatı dahilinde “biyoterörist” ve “küresel çete” gibi kelimeler sıklıkla kullanılıyor. Bu anlatıyı dile getirenlerin bir kısmı Bill Gates’in Sinovac, Moderna ve Biontech aşılarına çip yerleştirdiğini, insanlara bu şekilde komut verebileceğini ve insanları kullanabileceğini düşünüyor. Bunu yapmak içinse Gates’in CDC ve DSÖ gibi kurumlarla, Uğur Şahin ile beraber çalıştığı öne sürülüyor. Bu anlatı kapsamında Bill Gates dışında popüler kültürde ismi çokça zikredilen “illüminati” ve “Rockefeller ailesi” gibi adlardan da bahsediliyor.

İlginizi çekebilir: Bill Gates’in aşılarla dünya nüfusunu azaltmayı amaçladığı iddiası

İlginizi çekebilir: İtalyan milletvekilinin Bill Gates ve yeni koronavirüse dair iddiaları

İlginizi çekebilir: Koronavirüs salgınının arkasında Gates Vakfı’nın olduğu iddiası

  • Yan etki merkezli anlatılar: Bu anlatı çerçevesinde aşıların psikolojik bunalım, miyokardit, alerji, anaflaktik şok, parkinson, alzheimer ve çocuklarda otizme yol açması gibi yan etkileri olduğu savunuluyor. Aşı olunsa da ölümlerin devam ettiği ve normalde ölüm oranı az olan hastalıkta aşının ardından ölüm oranlarının arttığı iddia ediliyor. En çok etkileşim alan tweetleri incelediğimizde bu anlatının mRNA aşıları ile ilgili anlatıyla iç içe girdiği noktaların olduğu da anlaşılıyor.

İlginizi çekebilir: Pfizer-BioNTech aşısının yan etkisinin ölüm olduğu iddiası

İlginizi çekebilir: Sinovac aşısının bağışıklık sistemine saldırarak felç bıraktığı iddiası

İlginizi çekebilir: FDA’nın Covid-19 aşısının kalp krizi riskini 71 kat artırdığını söylediği iddiası

  • Hak merkezli anlatılar: Bir diğer anlatı kapsamında, aşı zorunluluğuyla bireysel hakların çiğnendiğinden söz ediliyor. Eyyüp Akbulut’un aşıların içeriği, kapanma ve maskeler konusunda soruşturma başlatması sonrası görevden alınması bu anlatıyı dillendiren grubun ilgi odağı. Öte yandan yalnızca bu argümanı dile getiren aktörün olmadığını, bu anlatının genelde diğer yanıltıcı anlatılara ek bir dayanak oluşturmak için kullanıldığını ifade etmek mümkün. 

Haklar bağlamında ele alınabilecek bir yan anlatı ise aşı pasaportunu merkeze alan anlatılar. Aşıların yapılmasıyla birlikte aşı pasaportlarının da ortaya çıkacağını vurgulayan bu anlatıda, asıl amacın insanların haklarının ihlal edilerek takip edilmeleri ve hareketlerinin kontrol altına alınması olduğundan söz ediliyor.

İlginizi çekebilir: Aşıların insanları humanoid haline getirip haklarının ellerinden alınmasına neden olacağı iddiası

İlginizi çekebilir: Görüntülerin Brezilya’daki aşı karşıtı eylemleri gösterdiği iddiası

İlginizi çekebilir: Bazı kişilerin kollarına mıknatıs yapışmasının Covid-19 aşılarında çip olduğunu gösterdiği iddiası

  • Yeni varyant merkezli anlatılar: Bu anlatı delta varyantının ortaya çıkışının da aynı Covid-19 gibi bir aldatmaca olduğu fikrini benimseyenler tarafından kurgulanmış. Covid-19 aşılarının delta varyantı gibi yeni varyantlara karşı işe yaramadığı iddia edilmiş.

İlginizi çekebilir: Delta varyantının Britanya’da Covid-19 aşısı olanları daha fazla enfekte ettiği iddiası

İlginizi çekebilir: İsrail’de aşının delta varyantı kaynaklı ağır vakaları önleyemediği iddiası

İlginizi çekebilir: Nobel ödülü sahibi Luc Montagnier’in Covid-19 aşısı olanların iki yıl içinde öleceğini açıkladığı iddiası

Temel anlatılar bu şekilde. Ağ haritasında önemli bir yere sahip olduğunu belirttiğimiz Bilgehan Bilge (OpDrBilgehan), Erkan Trükten (ErkanTrukten) ve Cemil Can (CemilCan5834) gibi dezenformasyon aktörlerinin temel argümanlarına daha yakından bakmak da faydalı olabilir.

Bilgehan Bilge (OpDrBilgehan), Twitter hesabında genelde mRNA aşılarına ve aşının yan etkilerine ilişkin yanıltıcı bilgilere yer vermiş. Bu arada “Bill Gates” ve “küresel lobi” gibi kullanımlara ise tweetlerinde rastlanmıyor. Öte yandan 11 Eylül 2021’de Maltepe’de yapılan ve “Küresel çetelere karşı tek ses” sloganının benimsendiği aşı karşıtı mitingde öne çıkanlardan biri olması, bu anlatıya çok da uzak olmadığını gösteriyor.

Erkan Trükten (ErkanTrukten) ise yukarıda bahsettiğimiz yanıltıcı tüm anlatıları yaygınlaştırmak için sıkı çalışanlardan. 

Cemil Can (CemilCan5834) yakından incelendiğinde 36 aktör arasında Ocak 2020’den bu yana attığı 12 bini aşkın tweet ile Twitter’ı en aktif kullanan dezenformasyon aktörlerinden. Bahsettiğimiz tüm anlatılara tweetlerinde yer veren Cemil Can’ın en çok tercih ettiği anlatı ise varyantlara ilişkin.

Genel bir tablo çıkarmak gerekirse, 36 hesap arasında yukarıda bahsedilen beş temel anlatıdan üç ve daha fazlasına gönderilerinde yer veren en az 33 hesap bulunuyor. Beşte beş yapan 30 hesap var.

Ulaşılan bulgular, aşılarla ilgili kasten yanlış bilgi yayanlar ve izledikleri anlatılar açısından, doğrulama kuruluşları ve halk sağlığı için çalışan kurumlar için kritik içgörüler sunuyor. 

Özellikle dezenformasyon aktörleri tarafından mRNA aşılarına ilişkin yaratılan kafa karışıklığı, çarpıtılan veya direkt olarak uydurulan yan etki verileri ve yeni varyantlara ilişkin kurulan iddiaları doğrulamaya tabii tutmak ve çürütmek çoğunlukla kolay. Veri okuryazarlıklarındaki eksiklik ve doğrulama yanlılığı gibi bilişsel bazı zaaflar bu anlatıları kurgulayan dezenformasyon aktörlerinin zayıf noktaları. Akademik literatürü takip etmeme, seçme (cherry-picking) bulgularla insanları korku ve aşı tereddüdüne itme eğiliminin önüne nesnel verilerle ve doğru, açık bir anlatımla geçmek mümkün.

Öte yandan Bill Gates ve küreselciler odaklı anlatının kökü çok daha derinlerde. Pek de gelişkin olmayan bir kapitalizm eleştirisi dahilinde dezenformasyon yayanlarca “yaratılan” kötücül aktörlerin gerçek niyetlerinin o veya bu oluşuna dair spekülasyonlara ilişkin verilere yaslanan bir değerlendirme yapmak ve bu değerlendirmeyle insanları ikna etmek güç. Küresel kapitalizm ve başvurduğu bazı araçların kötücül karakteri muhakkak. Ancak gerçekte olmayan, nesnel bulgulara dayanmayan, basit karikatürleştirmelerden ibaret bir “küreselci” eleştirisinin gerçek bir kapitalizm eleştirisi olmadığını, bu karikatürleştirme gayretlerinin sağlıklı eleştirileri gölgede bıraktığını ifade etmeden geçmemeli.

Hak merkezli anlatılarda ise gerçek dışı “bizi humanoid canlılara dönüştürecek, haklarımızı alacaklar” bağlamında geliştirilen bilim kurgu iddiaları bir yana bırakırsak ifade özgürlüğü ve bireysel bütünlük merkezli çıkışların anlamlı olduğunu söylemek gerek. Öte yandan yukarıda bahsettiğimiz dezenformasyon aktörleri için insan hakları temelli çıkışlar, aşı karşıtı diğer anlatılarını desteklemek için dayandıkları sadece ufak bir zeminden ibaret. İnsan hakları hukuku açısından karşılığı olan bir tartışmanın aşı karşıtları tarafından araçsallaştırılarak bir bakıma sömürüldüğünü görebiliyoruz.

İlginizi çekebilir: Aşıların insanları humanoid haline getirip haklarının ellerinden alınmasına neden olacağı iddiası

Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine Sabancı ve Edinburgh Üniversitelerinden araştırmacılar ile hazırladığımız bu yazı dizisinin devamında Covid-19 aşısı karşıtı aktör ve anlatıları incelemeyi sürdürecek, bu durumun halk sağlığı açısından yarattığı riski ve toplumsal yansımalarını detaylı bir biçimde ortaya koymaya çalışacağız. İlerleyen çalışmalarda yüzümüzü dezenformasyon aktörlerinin seslendiği kitlelere dönecek ve hangi grupların Covid-19 aşılarına ilişkin dezenformasyona karşı daha savunmasız olduğunu ve yanlış bilgiye inanmaya daha eğilimli olduğunu tespit etmeye gayret göstereceğiz. Nihayetinde çalışmamız bireyleri aşı karşıtlığına götüren mekanizmayı derinlemesine bir biçimde aydınlatmayı hedefliyor.

Hazırlayanlar: Öğretim Üyesi Dr. Onur Varol’un danışmanlığında Sabancı Üniversitesi’nden Özgür Can Seçkin, Ege Ötenen, Umut Duygu, Edinburgh Üniversitesi’nden Aybüke Atalay, Teyit’ten Mert Can Yılmaz

https://teyit.org/teyitpedia-turkiyede-asi-dezenformasyonu-yanlis-bilgiyi-kimler-yayiyor-iliski-aglari-ne?

Posted by: bluesyemre | October 14, 2021

Balkanlar neresidir? #SlavojŽižek

Bir çocuğun gelişimi için ev, okul ve sosyal çevre arasında önemsenmesi gereken bir ilişki ağı vardır. İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında, çocuk için önemli olan bu ilişki ağı artık dijitalleşmektedir. İletişim dilinde yeni biçimler ortaya çıkmaktadır. Bu dil olumlu ve geliştirici olduğu kadar olumsuz ve tehlikeli bir yapıda da olabilmektedir. Çocuklar gelişimsel olarak öğrenmeye ve öğretilmeye ihtiyaç duymaktadır. Karşılaşacakları olumsuz deneyimler karşısında da hazır olmaları önemlidir. Bunlardan bir tanesi de e-güvenlik kavramıdır. Gerçek yaşamdaki güvenlik kaygılarının birçoğu çevrim içi ortama taşınmış durumdadır. Çocukların kendilerini nasıl koruyacaklarına ilişkin eğitilmeleri oldukça önemlidir ve içinde bulunduğumuz çağda okulların en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Bu kitap; öğretmen, öğrenci ve bu konuda çalışan tüm alan uzmanlarına uygulamalı örnekler, etkinlikler ve formlar içermektedir. Aynı zamanda aileler için de çalışma yaprakları muhteva etmektedir. Bu çalışmalar oldukça basit bir dille ele alınmış ve nasıl değerlendirileceği anlatılmıştır. Okul yöneticilerinden ailelere uzanan sorumluluk ağı düşünüldüğünde, çocukların e-güvenlik konusunda kendilerini daha iyi koruyabildikleri bir çevrim içi dünyanın varlığı için herkesin üzerine düşen tüm görevleri yapması gerektiği kanaati oluşmaktadır. Tüm alan uzmanlarına faydalı olması dileğiyle…

https://www.nobelyayin.com/kitap_17568.html

Posted by: bluesyemre | October 14, 2021

Global Organized Crime Index – Europe

Posted by: bluesyemre | October 14, 2021

Kitap kurtları Hindistan’da

Akademiden Notlar’ın bu bölümünde denetimli dijital ödünç verme üzerine odaklanıyoruz.

ANKOS Akademi Çalışma Grubu işbirliği ile Sayın Emre Hasan AKBAYRAK’ın moderatörlüğünde ANKOS Lisans Anlaşmaları Çalışma Grubu üyelerinden Doğu Akdeniz Üniversitesi Özay Oral Kütüphanesi Kütüphane Müdürü Sayın Osman SOYKAN, İstanbul Bilgi Üniversitesi Kütüphane ve e-Kaynaklar Veri Tabanları & Süreli Yayınlar Uzman Kütüphanecisi Sayın Ece TUFANYAZICI ve Bursa Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Fuat Sezgin Merkez Kütüphanesi Öğretim Görevlisi Sayın Özhan SAĞLIK’ın konuşmacı olduğu “Elektronik Bilgi Kaynakları ve Lisans Anlaşmaları” adlı Webinarın video kaydıdır.

Posted by: bluesyemre | October 13, 2021

Tüm Çağların Bilimler Tapınağı: Müzecilik

Tüm Çağların Bilimler Tapınağı: Müzecilik

Mouseion… Antik Yunanlılardan bu yana: “Bilimler Tapınağı”, “Musalar Tapınağı” veya “İlham perilerinin yaşadığı yer…” diye tanımlanır ve günümüze “müze” olarak gelir… İlki M.Ö 300’de İskenderiye sarayının bahçesinde, çevresinde kütüphane, amfi tiyatro, gözlemevi, yemek ve çalışma odaları, botanik ve hayvanat bahçeleri olacak şekilde kurulur. Bir yer düşünün ki amacı felsefe üretmek, düşünmek, icat çıkarmak amacıyla kurulmuş olsun… İşte onlar tarihin ilk müzeleri.

Yüzyıllarca, üst tabaka denilen çok az bir kesimin erişiminde olduğu müzeler Oxford’da, 1600’lü yıllarda halka açılan ilk müzeye ev sahipliği yapar. Amerika’da ilk müze 1750 yılında açılır ve ardından Paris, Louvre Müzesi 1793 yılında halkla buluşur. Berlin’deki ilk müze 1830’da ziyarete açılır. Ülkemizdeyse Topkapı Sarayının avlusundaki Aya İrini’de 1845 yılında müzeciliğe adım atarız. Bu yer Mecma-ı Asar-ı Atika (Eski Eserler Koleksiyonu) ismiyle İstanbul Arkeoloji Müzesinin temelini de oluşturur. Ve ilerleyen yıllarda sahneye ismini akıllarımıza ve tarihe kazıyacak arkeolog, ressam ve müzeciliğimizin kurucusu Osman Hamdi Bey çıkar.

Dijital çağa, hız çağı deniyor. Özellikle ilerleyen yıllarda insan düşünmesinin yerini alabilecek bir yapay zeka geliştirilmeye çalışılıyor. Bu da biz insanların yapay zekalarla mücadelesinde gelişmemiz ve yaratıcılığımız için düşünmeye yer ayıracağımız mekanlara ihtiyacımız çok demek oluyor… Binlerce yıl önce ilk kurulduğundaki amacı gibi ilham veren, bilginin aktarıldığı, düşünmenin yaşandığı, düşünmeyi deneyimleten yerler olmalı müzeler… Çünkü insanı bir robottan ayıran en temel özelliğimiz bilime, kültürel birikimimiz ve sanatla bakışımız, insanlığımız olacak.

Ne mutlu ki bu ruhu yaşatmaya devam ettirenler de var. Sosyolog Nazan Değiş Gezer bu hafta konuğum. Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesine yolunuz düştüğünde güzel bir fotoğraf için bakınırken olağanca nazikliği ve doğallığıyla “dilerseniz ben sizi çekeyim…” diye yanınıza her an gelebilir. Kendisinin müzenin müdürü olduğunu öğrenmeniz ise ayrı bir heyecanı size yaşatacak eminim…

Nazan Hanım, sizi sizden dinleyerek başlayalım…

1968 yılında Ankara’da doğdum. Doğduğum günden beri Ankara’da yaşadım. ODTU Sosyoloji eğitimi aldım. Öğrenciliğim sırasında da hep sosyal bilimler alanında, ürün değil insan odaklı işlerde çalışmayı hayal etmiştim. İnsanlarla birebir ilişki kurabileceğim, etkisini ve geri dönüşünü alabileceğim bir mesleğim olsun istemiştim. Bunu da gerçekleştirebildiğimi düşünüyorum.

Yaptığınız işlerden söz edelim istiyorum müzeye geçmeden. Çok ilgi çekici bir iş deneyiminiz ve birikiminiz var çünkü.

Elbette. Üniversiteyi bitirdiğimde uluslararası organizasyonlarda görev almayı planlamıştım ve ilk çalıştığım iş de bir BM bir projesiydi. Sonrasında 32.Gün haber programıyla başlayan ve 20 yıldan fazla sürecek televizyon, haber ve belgeselcilik dönemi başladı.

20 yıl medya sektöründen sonra müzecilik o zaman değil mi?

Evet. 2016 yılında Erimtan Müzesi’nden gelen müzenin yöneticiliği teklifiyle her zaman izleyici, ziyaretçi tarafında olduğum ve çok sevdiğim müzeciliğe yepyeni bir adım atmış oldum.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Müdürü olarak çok güzel işler çıkarıyorsunuz. Erimtan’ın hikayesini sizden bir rica edelim.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Ankaralı sanatsever- koleksiyoner -iş insanı Yüksel Erimtan’ın 60 yılı aşkın süredir biriktirdiği arkeolojik eserlerin bir müzeye dönüşmesi ile 2015 yılında kurulmuş bir müze…

Çok genç bir müze! Peki kaç eser var?

Koleksiyoner müzesi olmasından kaynaklanan seçkin bir zevkin ürünü 1925 nadide arkeolojik eseri barındırıyoruz müzemizde. Ve bir adet ünik eser de bulunmakta.  Geç Roma döneminde basılmış ve bir definenin parçası olan altın bir sikke.

Kurucusunun mimariye ilgisi olduğu için Erimtan Müzesi yapımından itibaren ne gibi özellikler taşıdı?

Mesela hazır bir binanın müzeye dönüştürülmesinden değil, tamamen bu müze için inşa edilmiş bir müze binasından bahsediyoruz. 3 eski binanın yıkılarak, Ankara Kalesi’nin sahip olduğu tarihi dokuya uygun- hatta aynı taşların kullanıldığı- bir bina inşa edilmiş. Her ayrıntısı bir anlam taşıyor. Mimarları Prof. Dr. Ayşen Savaş, Can Aker ve Onur Yüncü çok ince düşünerek, planlayarak böyle bir yapıt ortaya çıkarmışlar. Eserleri, izleyici ile kurduğu iletişimi, mimari ve küratöryal özellikleri ile de öne çıkan bir müze Erimtan.

Çok güzel, ben de gezerken o doğal dokudaki tarih hissini aldığımı söylemeliyim. Müzenizin içerikleri konusuna gelirsek…

Tabii. Aslında Erimtan Müzesi yalnızca bir müze değil. Aynı zamanda bir kültür merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Arkeoloji koleksiyonunun yanı sıra sanatın farklı disiplinlerinden süreli sergilere, konferans, söyleşi ve seminer programlarına, çocuk-genç-yetişkin katılımcılar için müzede öğrenme atölyelerine, rehberli müze keşif turlarına, online aktivitelere de yer veriyoruz. İzleyicilerimiz de tüm bu etkinlikleri çok yakından ve severek takip ediyorlar.

Evet, ziyaretim esnasında bahçenizde çok güzel bir sanat deneyim alanınızın etkinliğine şahit oldum. Peki, Erimtan’da yaratmaya çalıştığınız fark nedir?

Fark; klasik müzeciliğin “Dokunma!”, “Yaklaşma!”, “Sessiz ol!” algılarını yıkmak… Hedefimiz her yaştan izleyicinin müzeyi sevmesini, her gelişinde farklı bir etkinlikle karşılaşmasını, izleyici ve müze arasında, izleyici ile sanat arasında, izleyici ile arkeoloji arasında sağlam bağlar kurulmasını sağlamak…

Peki dijital çağda kültür sanat ve tarihin öneminden bahseder misiniz?

Pandemi hayatımızda birçok şeyin sorgulandığı, halihazırda hayatlarımıza egemen olan dijitalleşmenin daha da arttığı farklı bir dönem oldu, olmakta. Bu bağlamda müzeler de izleyicisini kaybetmemek ve ayakta kalabilmek için elinden geleni yaptı. Bizler de çevrimiçi atölyelerle, söyleşilerle, sosyal medya üzerinden etkinliklerle, konser ve canlı yayınlarla varoluşumuzu devam ettirmeye gayret gösterdik.

Canlı müze gezileri bile sağlandı bu karantina dönemlerinde… Herkes yaratıcılığını olabildiğince zorladı. Konu gelmişken bu çağ için yaratıcılık nasıl bir öneme sahip sizce?

Tabii biz de karantina dönemindeki çevrimiçi çalışmalar kadar açılma sonrası yeni normal dönemde klasik müzeciliğe kattığımız yeniliklerle etkinlikler yaparken daha yaratıcı ve özgün olmayı amaçladık. Yaratıcılık hayatın her alanında hele ki kültür sanat alanında büyük önem taşıyor. Yaratıcılığa kapalı kurumlar maalesef durağan ve sıkıcı olmaktan kurtulamıyor ve yeni neslin farklılık arayışını yakalayamıyor.

Müzecilikte Türkiye nerede yer alıyor?

Türkiye binlerce yıldır, yüzlerce kültüre ev sahipliği yapmış ve bu sebeple de arkeolojik olarak çok zengin bir coğrafyada yer alıyor. Hal böyleyken müzecilik de arkeolojik eserleri barındıran, koruyan devlet arkeoloji müzelerine yönelmiş durumda. Ülkemiz müzeciliğinde çeşitliliği ve çağdaş sanatı daha çok büyük şirketlerin finanse ettiği özel müzelerde görüyoruz.  Dünyada da durum böyle, özel müzeler özel fonların, vakıf ve kuruluşların finansal destekleriyle yaşamlarını sürdürüyorlar.

Size örnek aldığınız, dünyaca başarılı bulduğunuz müze modelleri sorsam…

Elbette. Dünyada çağdaş müzecilikte MOMA, Whitney, TATE Museum, Brooklyn Museum   hem sergilemeleri hem eserleri hem de izleyici ile müze iletişimi açısından çok başarılı örnekler diyebilirim.

Ekonomi… Özellikle bu sektörün katma değer yaratması, ülke ekonomisine katkısı, marka değer taşıması gibi konulardan bizlere örnek verir misiniz?

Bu soruya örnek olarak Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa resmini verebiliriz. İnsanlar, başta Mona Lisa’yı görmek için Louvre Müzesi’ne gidiyor. Louvre Müzesi yılda 10 milyon ziyaretçi ile buluşuyor. Binlerce kişiyi istihdam ediyor. Global markalarla iş birliği yapıyor, Mona Lisa’lı saatler, t-shirtler, ayakkabılar üretiliyor ve Paris’e kilometrelerce uzak başka ülkelerde de satılıyor. Böylelikle bir sanat eseri ile bir müze, bir şehir ve bir ülke değer kazanıyor.

Harika! Çok net anlattınız… Peki ülkemizden bu anlamda katma değer yaratan kültür ekonomisine örnek vermeniz gerekirse?

Ülkemizden örnek vermek gerekirse… Her şehirden insanlar Odunpazarı Modern Müzesi’nin mimarisini ve koleksiyonunu görmeye Eskişehir’e gidiyor, Baksı Müzesi için Bayburt’a gidiyor. İstanbul Bienali veya Contemporary İstanbul için İstanbul’a gidebiliyor. Bu örneklerin belki de en önemlisi Göbeklitepe’dir. Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği, hakkında filmler, diziler çekilip, kitapların yazıldığı bir kültürel miras.

Peki, müzecilik alanında atılması gereken adımlar nedir ülkemizde gelişmesi için?

Türkiye’de özel müzeciliğin yaygınlaşması gerekli. Ve en önemlisi özel koleksiyonerlerin koleksiyonlarını müzeye dönüştürüp toplumla paylaşması gerekli. Ve tüm bunların gerçekleşebilmesi için devletin ve özel sektörün teşvik ve desteği şart.

Pandemi döneminde müzecilik sektörü nasıl etkilendi bu süreçte?

Zor bir dönem oldu tüm dünya için… Pandemi sürecinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kültür alanında çalışan kurumları ve profesyonelleri sarstı. Birçok müze kapandı, bir kısmı çalışmalarına ara verdi, çalışanlarını çıkarmak zorunda kaldı.

Haklısınız, ya Erimtan Müzesi özelinde kriz yönetim süreçleriniz nasıldı pandemide?

Erimtan Müzesi’nde bu süreci hasarsız bir şekilde atlatmayı başardık diyebiliriz. Müzelerde yangın, deprem gibi doğal afetler ya da savaş, terör gibi insan kaynaklı zararlara karşı bir şekilde hazırlıklıyız. Aldığımız eğitimler ve yönetmelikler sayesinde tüm bu olumsuzluklara karşı nasıl önlemler alıp nasıl davranmamız konusunda bilgi sahibiyiz ama bir pandemide ne yapacağımız konusunda hiçbir öngörümüz yokmuş, bunu tüm dünya ile anladık biz de. “Çevrimiçi veya zoom” diye bir kavram girdi hayatımıza. Ekip arkadaşlarımızla birlikte durumu kabullendikten sonra yeni ve yaratıcı neler yapabiliriz diye düşündük. Daha yoğun sosyal medya kullanımı, çevrimiçi konser programı, söyleşiler ve çocuk atölyeleri bize sınırsız ve duvarsız müzeciliğin olabileceğini öğretti.

Ne güzel söylediniz! “Sınırsız ve duvarsız müzecilik…” Neler kazandırdı bu çalışmalar?

Örnek vereyim… Bu atölyeler sayesinde Ankara’ya hiç gelmemiş, Muş’tan, Erzurum’dan, Kars’tan çocuklarla tanıştık ve onlara müzeyi anlattık. Okul gruplarına evlerinden katılabilecekleri rehberli keşif turları yaptık, arkeoloji ve sanat üzerine sohbet ettik. Bu atölyeleri ve turları tamamen ücretsiz yaptık. Biz de katılımcılar da çok zevk aldı. Bir turizm acentesi iş birliği ile dünyanın en güzel müzelerini yine çevrimiçi olarak rehber eşliğinde ziyaret ettik. Pandemi sırasında müzede açtığımız sergiler ile ilgili etkinlikler düzenledik. Pandemi ile çok şey öğrendik, kendimizi geliştirdik.

Gelecek Öncesi Çağlar köşemin sorusuna geleyim… Gelecek ve Müzecilik üzerine gelecek hayaliniz nedir?

Bence ideal olan, müzelerin kültürel mirası barındıran, koruyan, depolayan yerler olmaktan çıkarak, insanlarla birebir ilişki kuran, onların hayatlarına dokunan, eğiten, öğreten, eğlendiren, düşündüren mekanlar olmasını sağlamak çok fark yaratacak. Bugün de gelecekte de müzeciliğin durağan işleyişinden kurtulup disiplinler arası faaliyetlere yer vermesi müzelerin en önemli kazanımları olacaktır.

Twitter: https://twitter.com/FlzDag

Instagram: Benfilizdag

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/filiz-dag/tum-caglarin-bilimler-tapinagi-muzecilik-6618397

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

Bir kitapçıda çalışarak öğrendiğimiz 6 şey #bkmkitap

https://www.bkmkitap.com/

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

Güvenilir #YapayZeka İlkeleri

Can the meaning of life be told in a word? Maybe it is naive, but there is nothing wrong with wanting a simple answer to an apparently simple question: why live? Here we visualized the most prominent philosophies that tackled this question over the past 5000 years.

All philosophies on the meaning of life seem to fall into one of the four groups:

  1. life has an objective meaning;
  2. life has a subjective meaning;
  3. life has no meaning;
  4. life has a supernatural/unexplainable meaning.

The philosophies of the East and West also follow a pattern: Easterners think in terms of “we”, the community, while Westerners think in terms of “I”, the individual.

Then there is a question of what is a philosophy. Ideologies and religions are often mistaken for philosophies and vice versa. Take Daoism, for example, Oxford Advanced Learner’s Dictionary defines it as a philosophyBut the Cambridge Dictionary defines it as a religionAll belief systems that are definitely religions fall under “theism” in this infographic.

We follow the history of philosophy chronologically. Roughly, all philosophies follow this pattern: first, people appeal to God and supernatural forces, then they look for meaning within the community, later they look at the individual person, and finally, they look at humanity as a whole. We start with Natural Pantheism, humanity’s first attempt to explain its existence.

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

#Libraries and #publishers must make e-books accessible for all

The pandemic has cemented the role of the digital in higher education. SCONUL’s Libby Homer asks why so many students still struggle to access e-books

Today we launch an unprecedented call to action for libraries and publishers to ensure we have sustainable models for providing students (and other readers) with access to e-books and e-textbooks.

The call is supported by SCONUL, Jisc, CILIP, the e-Book SOS Campaign, RLUK, NAG and a number of purchasing consortia, and marks the beginning of this collective working together to bring about substantial and meaningful change to the e-book and e-textbook market.

The digital access imperative

The last eighteen months have bought into sharp focus the need for accessibility to digital materials. This has not only been the case in higher education. Many from all sectors libraries closed their doors due to the result of the first lockdown, and as services pivoted online, electronic and digital resources have become fundamental as a core offering.

In academic libraries, we saw some generosity from publishers with them providing content for free but this was for a limited period. Jisc also negotiated a new deal from aggregators of e-textbooks which was in place ready for September 2020. What has not changed however is the availability of sustainable models of purchasing e-books and e-textbooks, and that is why we are compelled to take action.

What we have currently is a market place which denies inclusivity, thwarting students and the general reader from accessing content. This is particularly harmful for students from widening participation backgrounds, who may be unable to complete their studies successfully due to a lack of access. HE isn’t the only sector affected. Take the example of a NHS clinician who cannot access resources on the latest research due to their Trust not being able to afford to purchase the e-books they need, the stronghold which publishers have in this arena is a societal issue.

Libraries are not blameless in this game (mine included). We have traditionally bought electronic resources, and accepted increases on costs year on year. We have accepted (grudgingly), for example, single-user licences, certain e-textbooks not being made available electronically, as we have moved to providing the majority of our collections digitally to meet the needs of our student and staff population.

However, since there is no “new money”, we are beginning to look seriously at alternatives including moving further towards open access. There is more collective will around this area than I have seen in the last 20 years of working in the library sector, we only have to look at the reach of the successful e-book SOS campaign to see that a storm is brewing.

Modest proposals

We are not however seeking to revolt, as yet, but instead recognise that publishers need to meet the demands of their shareholders, whilst academic libraries need to meet the demands of our stakeholders. We ask that libraries are not excluded from purchasing the titles they need and be permitted to buy electronically anything from a publisher’s catalogue.

We want to have the option to buy these individually, as well as in bundles depending on the needs of the purchasing library and we want to ensure that prices for titles previously bought are not subject to inflated pricing because a publisher seeks a new revenue stream.

We are seeking transparency on pricing models, with costs published on publisher websites so an informed purchasing choice can be made. Further, we want publishers to inform authors when they move the e-textbooks they have written to “premium-only” models, so that an author can choose whether this is the best way of making the work available.

A premium “one to one” pricing model should not be the norm for e-books and e-textbooks, rather the exception; libraries have never bought enough copies of one book for every student, and not every student buys a physical copy of the recommended textbook, but this is the outdated model that continues to be offered as standard. We want newer models which offer access in perpetuity to protect access for users and represent what libraries have paid for.

None of this is irrational, none of this is new. It is a call for simplicity, a call for transparency, a call for fairness, a call for accessibility. As it stands, the marketplace is skewed against not just libraries, but the users. Access is dependent on where you go – whether that is a university, public library or NHS Trust, but accessibility to information and knowledge is a fundamental right for all. The current situation does nothing to further social mobility or inclusivity.

I encourage colleagues to read the call to action and embrace it when evaluating whether to work with or buy from publishers. Use this as a starting point to encourage more sustainability and fair access. Think about how you and your workplace can contribute to a future with more open access publishing. Bit by bit, we can collectively change this landscape. We’re only just getting started.

Libby Homer is the Director of Student and Library Services at Anglia Ruskin University.

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

Trends Shaping the Future of the Food and Nutrition Industry

Trends Shaping the Future of the Food and Nutrition Industry

  • Understand how consumers are associating food choices with health
  • Identify alternative product categories which are attracting most investment
  • Explore how production and supply chains have evolved at global and local levels

The global pandemic has permanently changed how consumers eat and their general approach to health and wellness. Pre-existing trends like plant-based food has become even more popular since 2019, as concerns about zoonotic diseases have put animal-based food in the limelight.

This e-book presents key themes which have developed or changed during the pandemic and highlights which trends are shaping the future demand and investment across the food and nutrition landscape.

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

How to be #productive by #AnnaVital

Sir David Attenborough voices this animation explaining why we need the natural world and what we can do to save it. 🌎 Biodiversity is under intense pressure from human activity worldwide. Scientists believe we are heading towards a mass extinction from which there will be no return. However, there is still time to change direction if we act now. Everyone, no matter who they are, can make a difference. All you need is the facts.

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

Wiley Digital Skills Gap Index 2021

A planning tool for policymakers, a roadmap for educators, and a resource for recruiters, to help bridge the digital skills divide.

Economies now have a tool that allows smarter recovery, investment, and a deeper understanding of where and how to impact the digital skills gap – fostering a global workforce prepared for a post-pandemic digital economy and an equitable recovery.

Wiley’s DSGI was created to respond to the call of stakeholders in the Asia-Pacific region. It has its roots as an Asia Pacific Economic Cooperation (APEC) initiative, and as such, APEC nomenclature will be used.

How?

DSGI ranks 134 economies based on a host of global indicators that reflect how advanced and prepared an economy is with the digital skills needed for sustained growth, recovery, and prosperity. Use this tool to find out:

  • What is the mismatch between employer’s needs and employee’s skills?
  • To what extent is there a STEM gender gap?
  • Who is leading academic research output on digital subject matters?

The DSGI encourages corporate, education, and public policy leaders to address the challenges of closing the digital skill gap.

The most resilient economies will be those that are able to establish a clear lead in the development of digital skills.

Against a backdrop of transforming global labor markets, disrupted industries and economies and the global pandemic, here is a much-needed barometer and tool to help you understand and monitor digital skills.

Singapore scored consistently well across most of the DGSI pillars. Its K12 and higher education systems rank among the best in the world. Singapore’s digital focus, reflected in the number of articles published on digital subjects (per ‘000 postgraduates), is another key strength. The country’s well-funded lifelong learning entitlement, galvanized by the SkillsFuture Initiative since 2015/16, is second to none globally. The city-state’s digital competitiveness is rivaled only by that of the US.

Posted by: bluesyemre | October 12, 2021

Eight ways to ban a #Book #LauraCrossett

Banned Books Week is traditionally when libraries celebrate the freedom to read, their ongoing battles against censorship, and highlight the books that have been banned or challenged in libraries, most often school and some public libraries. At Library Futures we also fight against censorship not only from challenges in local communities, the media, or the law, but also from restrictive corporate licensing agreements, locked down file formats, and government regulations. This year, we’re here to remind you that there’s more than one way to ban a book.

Make it expensive.

Libraries often pay as much as four times market price for ebooks.

Make it hard to get.

Outside In: African-Americans in Iowa, for instance, is out of print, unavailable as an ebook, and owned by no WorldCat libraries.

License content, don’t sell it.

Ebook licensing terms are so restrictive and expensive that they make it nearly impossible for libraries to maintain collections.

Make it illegal to digitize and loan–or loan at all.

A provision of the CASE Act would make it illegal for library workers to scan and loan digital copies of works using document delivery services.

Make it impossible to buy in print.

Kindle Singles, for example, are available only in ebook format; for many years they were only available for Kindle owners.

Make it impossible to buy in digital format.

Overdrive, which holds a near-monopoly on the library ebook market, has only a fraction of the books published available for library licensing in ebook format.

Abandon it.

Orphan works–content whose copyright holder is unknown–”probably comprise the majority of the record of 20th century culture” but are effectively unavailable except in already existing forms.

Disappear it.

“Fugitive documents are federal publications which have NOT been cataloged and/or disseminated through the Federal Depository Library Program (FDLP).” They are the documents that almost disappear down Orwell’s infamous memory holes as described in 1984:

When one knew that any document was due for destruction, or even when one saw a scrap of waste paper lying about, it was an automatic action to lift the flap of the nearest memory hole and drop it in, whereupon it would be whirled away on a current of warm air to the enormous furnaces which were hidden somewhere in the recesses of the building.

“Information wants to be free,” the hacker motto (and favorite of many in the library world), is actually the second part of a longer statement by Stewart Brand:

On the one hand information wants to be expensive, because it’s so valuable. The right information in the right place just changes your life. On the other hand, information wants to be free, because the cost of getting it out is getting lower and lower all the time. So you have these two fighting against each other.

Libraries have always made information free. Digital information has – as Brand predicted – made the dissemination of information and culture cheaper than ever. But the world is not made up of hackers and librarians: it is also made up of publishers who grow closer to a monopoly with each merger and acquisition; by database companies that want you to license the content you once owned; by governments with vested interests in hiding information and corporations with questionable agendas concealed behind proprietary algorithms.


All these forces make information not only expensive but increasingly unobtainable. As we wind down this year’s official Banned Books Week, Library Futures will continue to fight against another kind of book banning – the kind that makes it harder and harder for librarians to say “free people read freely.” Join us today!

https://www.libraryfutures.net/post/eight-ways-to-ban-a-book

Posted by: bluesyemre | October 11, 2021

The role of #libraries is more important now than ever

Pamela Tulloch is CEO of the Scottish Library and Information Council

DESPITE the almost-deserted appearance of our towns and cities during the pandemic, behind the closed doors of our public libraries, huge efforts were being made to keep communities connected.

For 18 months, staff at Scotland’s libraries have worked hard to maintain the connections that people crave. Innovating in light of restrictions on physical distancing, staff pivoted to provide the same fulfilment and community space through digital means.

From virtual film clubs, click and collect and telephone check-ins to virtual school library visits and extending home delivery services, the network of interactions that make libraries unique continued – despite not all being under the same roof. For those living alone or shielding, this interaction and connection provided a glimpse of normality; serving as a crucial reminder that, despite fear and isolation, the outside world was still there.

That desire for, and impact of, connection to the outside world cannot be underestimated. An explosion in the usage of e-newspapers and e-zines via library platforms reflected an innate desire to feel connected to a bigger picture.

An example is Aberdeen Libraries’ recorded increase of 189 per cent in digital users in 2020, with a further 288% increase in 2021; a pattern that was mirrored nationally. Indeed, Edinburgh Libraries received international recognition for the “Most Newspapers Read in 2020 Worldwide” by provider PressReader. This accolade was achieved thanks to a staggering two-million-plus downloads across more than 2,000 titles.

Providing meaningful connections within communities is what libraries do best, and their ability to do it has never been more needed.

The recent launch of a new five-year public library strategy, called Forward, aims to align the digital offering with the physical library offer in communities as we emerge from the pandemic. By enabling and empowering communities, it plans to maintain these meaningful benefits and drive progress on many social challenges facing the lives of Scots.

Improving mental wellbeing is an important aspect where libraries are well placed to make a difference. Increasingly, library staff work with third sector organisations and the NHS to link local health services with those who need them.

Libraries also aid economic and social wellbeing by supporting individuals through points of transition in their life, such as seeking employment or upskilling for a career change. Free online access remains an imperative service with increased use of digital application forms. Training courses supported by library staff and partner organisations will provide access to new knowledge and skills, particularly pertinent with a post-pandemic employment landscape. As the wider economic recovery starts libraries will lend entrepreneurial support through access to technology, and collaborative workspaces.

Scotland has a very proud history of using public libraries. They are an essential part of our social fabric, supporting and inspiring people to fulfil their potential for over 150 years. They provide a safe, welcoming and trusted place for interaction and are crucial in combatting some of our biggest modern challenges, such as bridging the digital divide and tackling social isolation.

They are more than books. They are a lifeline.

Pamela Tulloch is CEO of the Scottish Library and Information Council.

https://www.heraldscotland.com/opinion/19615537.agenda-role-libraries-important-now-ever/

Picture bought by the author via Canva

This year I spent around $5000 on online courses.

Warren Buffet said, “the best investment you can make is an investment in yourself. The more you learn, the more you’ll earn.”

But his statement is flawed.

Not all learning investments are created equal. People who’ve excelled at their craft are often not the best teachers. Likewise, creators who write the best sales copy don’t offer the most value.

Here’s precisely how you can spot bad online courses so that you won’t waste your time and money.

1) They Tell But Don’t Show

Most online courses are useless because they focus on the why and what instead of the how.

In a Medium writer’s online course, for example, the instructors spend 90% of the time exploring what writing consists of. They have an hour-long conversation about the importance of consistency. Yet, they don’t show the students how they can write consistently.

The medium star could’ve talked about the roadblocks and how he overcame them. He could’ve shared his calendar or accountability system. He could’ve shared strategies for when you’re struggling to get started. But he didn’t. For me, the course felt like a time-waster.

“Never tell us a thing if you can show us, instead.”

— Steven King

What to look out for instead:

Look for how material instead of endless talks on the why and what. Valuable things often include templates, tutorials, spreadsheets, and screen-sharings.

Here are some examples, so you know how to tell the difference:

Source: Created by Eva Keiffenheim.

2) Instructors Teach in One Direction

“Active learning works, and social learning works,” said Anant Agarwal, founder and chief executive of edX, in an interview with the New York Times. To back this up, a recent study suggests social learning helps you complete online courses.

Yet, most online course creators choose alow-maintenance model. They pre-record videos so you can watch them at your own pace.

But what’s scalable for the instructors isn’t the best for you. Data from Harvard University and MIT shows only three to four percent complete self-paced online courses.

To increase your chances of success, you need a community.

I love Cam Houser’s comment in a joint Slack channel: “People don’t take courses for information. That’s what google and youtube are for. They take courses for outcomes, accountability, process, community.”

What to look out for instead:

A slack channel or Facebook group isn’t enough. Great courses offer structured space for social learning. You have an accountability group, comment on each other’s work, and have regular live touchpoints with your instructors or coaches.

Source: Created by Eva Keiffenheim.

3) They Ignore the Principle of Directness

Online courses are often distant from the actual application. You watch videos about your desired skill, but you never actually practice.

Let’s consider one of my favorite examples.

Imagine you’re a frequent flier. Before every start, you watch the video of a flight attendant putting on the life vest. You watch the video again and again.

But as this study shows, actually putting on the inflatable life vest a single time would be more valuable than repeatedly watching another person doing it. You acquire true mastery by performing the procedure yourself.

The author of ‘Ultralearning’ calls this principle directness. It is essential for mastering any skill. Yet, most online courses teach skills far from direct.

What to look out for instead:

You don’t learn by watching things. You learn by doing them. So the more you engage with the content, the likelier it will stick with you.

What’s your desired outcome behind taking the course? Check whether you have assignments that are directly linked to your desired skill. Pick a class as close to your end goal as possible.

If you take a course on e-mail newsletters, write your e-mail and ask for feedback. If you take a drawing class, do your first drawing. If you take a course on online writing, write your first article.

Just like the minimum viable product, find a minimum viable action. What is the simplest thing you can do based on what you’ve just learned?

Foster a bias towards action. You learn best when you do the work.

“Just keep working at it, and you’ll get there is wrong. The right sort of practice carried out over a sufficient period of time leads to improvement. Nothing else.”

— Anders Ericsson

4) They Don’t Understand the Science of Learning

Masters might not be the best teachers. More likely, they’re beginners when it comes to instructional design and the science of learning.

Most online courses are built on the assumption that our brains work like recording devices. But students don’t acquire their desired skills by consuming content. Instead, learning is at least a three-step process — we acquire, encode, and retrieve.

Learning scientist Roediger writes: “Learning that’s easy is like writing in sand, here today and gone tomorrow. Learning is deeper and more durable when it’s effortful.”

Learning through passive content consumption isn’t effortful. That’s why most online courses are a mere form of entertainment.

What to look out for instead:

Look out for active learning elements. Check whether the course uses evidence-based learning strategies such as:

  • retrieval practice ⇾ recall something you’ve learned in the past from your memory
  • spaced repetition ⇾ repeat the same piece of information across increasing intervals
  • interleaving ⇾ alternating before each practice is complete
  • elaboration ⇾ rephrasing new knowledge and connecting it with existing insights
  • reflection ⇾ synthesize, abstract, and articulate key lessons taught by experience
  • self-testing & calibration ⇾ answer a question or solve a problem before looking at the answer and identify knowledge gaps

“Mastery, especially of complex ideas, skills and processes, is a quest. Don’t assume you’re doing something wrong if learning feels hard.”

— Roediger et al.

Conclusion

Most online courses don’t help you reach your desired outcome. You can spend thousands of dollars and hours without learning anything at all.

Learning doesn’t help you per se — it’s taking the right courses that can make all the difference:

  • Check whether the course curriculum goes beyond why and what and teaches the how to do stuff.
  • Evaluate whether you’ve got regular touchpoints with your instructor and learning opportunities with fellow students.
  • Understand whether you’ll practice your desired skill.
  • Look out for evidence-based learning elements such as spacing, retrieval, or reflection.

I’m building a course on how to write online based on evidence-based practices to make the most of your time. You won’t sit in front of pre-recorded videos and struggle to stick with them. If you’re interested in joining a group of 25 people, you can pre-register here.Age of Awareness

Medium’s largest publication dedicated to education reform | Listen to our podcast at aoapodcast.com

Thanks to U-Ming Lee, Eszter Brhlik, and Clément Bourcart. 

WRITTEN BY

Eva Keiffenheim

Learning Enthusiast, Writer with +650K Views | Here to elevate your love for learning | Get your free learn-letter: http://bit.ly/learnletter

https://bit.ly/3uXNm8I

Posted by: bluesyemre | October 11, 2021

#Kahve içmek için 10 önemli neden

Kadir Yüceer

İHS Teknoloji CEO’su Kadir Yüceer, “Şirketimizin verileri dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir cihazda. Bu verilerin uç noktada güvenliğini nasıl sağlayacağız?” sorusunu gündeme taşıyarak mobilitenin pandemiyle beraber çalışma hayatının da bir parçası olduğuna dikkat çekti.

‘Kimlik ve Erişim Yönetimi’ projelerinin önemine dikkat çeken İHS Teknoloji CEO’su Kadir Yüceer, “Bir çalışanın ihtiyacı olmayan bir yetkiye, erişime sahip olması; o çalışan için de bir risk, güvenlik zafiyeti oluşturuyor. Gereksiz yetki konusu; bugün baktığınızda ‘Zero Trust’ olarak sektörde bir eğilim, söylem olarak hayatına devam ediyor” değerlendirmesini yaptı. Yüceer, BThaber’in ‘3 Gazeteci 1 Konuk-3G1K’ başlıklı dijital etkinliğinin konuğu oldu ve BThaber Yayın Koordinatörü Ayhan Sevgi, BThaber Ankara Temsilcisi Sedef Özkan’ın sorularını yanıtladı:

  • Güvenlik ve tehdit saptama çalışmalarınızda pandemi dönemi nasıl bir etki yarattı? Özellikle de kurumsal altyapı ve yedekleme ihtiyaçlarında…

Ne üzücü ki pandemide çok olumsuz etkilenen sektörler oldu ama BT sektörü çerçevesinde konuyu değerlendirecek olursak farklı reaksiyonlar gösterildiğini söylemem gerekir. Bazı kurumlar hazır olmadıkları ve hızlı reaksiyon gösteremedikleri için olumsuz etkilendiler. Diğer yandan BT departmanı olan birçok kurum için tersi oldu. Bu noktada dijitalleşmenin pandemiyle birlikte hızlanması bir yana pandeminin getirdiği özel ihtiyaçlar da ortaya çıktı. Merkezi çalışma metotları ya da yaklaşımları daha genele yayıldı, herhangi bir noktadan herhangi bir lokasyondan çalışma, genel itibarıyla da evden çalışmaya dönüştü. Dolayısıyla bu noktada kurumların adapte olması gereken bir süreç ortaya çıktı. Klasik altyapılarını daha yeni nesil teknolojilerle, yönetilen hizmetlerle geliştirmeleri ve dönüştürmeleri gerekti. Bunu daha sonra yapmayı planlarken pandemi nedeniyle hemen yapma gerekliliği doğdu. Bu noktada 2020’nin mart ayından beri yoğun bir şekilde hizmetlerimizi sunmaya devam ediyoruz. 1999 yılında kurulan bulut bilişim firmamız İHS Telekom’dan gelen 20 yılı aşkın bulut tecrübemiz zaten var. Biz bunu son 5 yılda katma değerli hizmetlerle birlikte buluttan yönetilen hizmetler ya da yedekleme hizmetleriyle birlikte müşterilerimize sunuyoruz. Pandemide tüm bunlara talep bizim de beklemediğimiz şekilde hayli arttı. Biz burada hem hazır paket yazılım çözümlerle hem de Ar-Ge’sini kendimiz yaptığımız özel çözümlerle birlikte kurumların hızla dijitalleşmesi için çalışıyoruz. Kurumların bazı sistemlerini buluttan yönetilir hizmet olarak alabilmelerini sağlıyoruz; kıymetli olan varlıklarını, verilerini yedekleyebilmeleri ve bu verilerin güvenliğini sağlamak üzere hizmetlerimizi veriyoruz. Veri şirketlerin en kıymetli varlığı. Veri kaybı geriye getirilemeyecek olan çok büyük değer kaybı anlamına geliyor. Bu noktada yedekleme tarafında güncel riskleri de adresleyecek şekilde hizmet veriyoruz. Masanın diğer tarafındaki arkadaşlar biliyorsunuz hiç durmuyorlar, yeni ataklarla şirketlere saldırılara devam ediyorlar! Dolayısıyla bu noktada tek çözüm yedekleme olmamakla birlikte, verinin kaybının önüne geçmek üzere, verilerinizi hiçbir şekilde kaybetmeyeceğiniz yedekleme çözümlerini, altyapı tasarımını, İHS Teknoloji tecrübesini, kurumlara sunmaya devam ediyoruz.

Önlemin kapsamı, çerçevesi, metodolojisi noktasında regülasyonlar çok önemli

  • Bilgi güvenliği konusunda kurumsal farkındalığı hem de yerel ve uluslararası regülasyonlar ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz? Erişim yönetimi konusunda her ölçekte şirket ne kadar yetkin?

Farkındalık çok önemli bir sözcük. Farkındalık aslında şirketlerin, kurumların alacağı önlemler, yapacağı yatırımlardaki aksiyon için birinci adım diyebiliriz. Risklerin, mevcut durumun; bir aksiyon alınması gerektiğinin öncelikle farkında olunması gerekir. Bilgi güvenliği konusundaki farkındalığın da tüm sektörlerde, son 5-6 yılda özellikle ciddi bir yükseliş gösterdiğini görüyoruz. Bilgi güvenliği artık herhangi bir sektördeki herhangi bir ölçekteki şirketin konusu olmaya başladı. Çünkü atak alanı genişledi. Sadece çok büyük finansal kuruluşlar hedef alınmıyor, orta ve küçük ticaret işletmelerinin bile internet üzerinden ya da kendi ağlarına sızma yöntemiyle ataklara maruz kaldığını görüyoruz. Tabii bu farkındalık yükseliş gösterirken bunu destekleyici şekilde regülasyonlar da hayatımıza girdi. Avrupa’da GDPR, Türkiye’de KVKK, aynı zamanda bazı sektörler özelinde yönetmelik ve regülasyonlar da hayatımızın içinde. Bu aslında şirketlerin, kurumların bu tarz regülasyonlar ve yönetmelikler olmadığında bir şey yapmayacağı, önlem almayacağı anlamına gelmiyor. Kurumlar ciddi iş planları ve yatırımlar yapıyorlar ama bu noktada regülasyonların, yönetmeliklerin çok önemli bir destekleyici rolü olduğunu düşünüyorum. Bir önlem alınacak ama bu önlemin kapsamı, çerçevesi, metodolojisi ne olacak? Bu noktada regülasyonlar çok önemli ve çok kıymetli. Türkiye’de bu konuda çok ciddi çalışmalar var. Erişim ve yetki konusu da bilgi güvenliğinin bir alt başlığı. Yetki ve erişim; veriyle kullanıcılar arasındaki köprü. Yetkileriniz çerçevesinde ve sahip olduğunuz erişim yöntemleri çerçevesinde verilere ulaşıyorsunuz. İşte bu köprü çok önemli. Bu yetkilere erişimi çok doğru analiz etmeniz ve çok doğru yönetmeniz gerekiyor. Bu noktada kurumlar IDM; ‘Identity Management’ ya da ‘Identity Access Management’ dediğimiz ‘Kimlik ve Erişim Yönetimi’ çözümleri kullanıyorlar ve bizde bu noktada 5 yıldır çok önemli bir markayla Türkiye’de projeler gerçekleştiriyoruz.

Yapay zekâyı eskiden hayal ederdik ama şu anda hayatımızın içinde

Buna ek olarak görevler ayrılığını kurumunuzda uygulayabiliyor olmak önemli. Kişinin hem uygulayıcı hem denetleyici olmaması gerekir. Bu sistem; zaman, değer kazandırırken ve aynı zamanda bilgi güvenliği bakış açısıyla da zafiyetlerinizi en düşük seviyeye indiren kıymetli ve önemli bir yaklaşım. Son yıllarda yükselen bir taleple birlikte önümüzdeki yıllarda da kurumların, bu tür IDM uygulamalarını hayata geçireceklerini görüyoruz. Farkındalık zaten son yıllarda iyi bir seviyeye geldi. Regülasyonlar ve yönetmeliklerle birlikte de çerçevesi doğru şekilde belirlenmiş oldu ve şirketlerin bu alandaki çalışmaları tam gaz devam ediyor. Yapay zekâ da bu konunun vazgeçilmez bir parçası. Aslında yapay zekâ çok farklı dikeylerde önemli bir konu olmaya başladı. Bilgi güvenliğinde de yapay zekânın önemi yadsınamaz. Yapay zekânın insanların yaptığı işin yerini almasından ziyade insanların işine yardımcı olması, onları asiste etmesi, zaman kazanımı ve katma değer ortaya çıkarması önemli. Çok farklı dikeylerde, sektörlerde, iş alanlarında artık uygulamaya geçmiş durumda. Eskiden hayal ederdik ama şu anda hayatımızın içinde olduğunu görüyoruz. Bu noktada da hem bilgi güvenliği çözümlerinde hem de ‘Kimlik ve Erişim Yönetimi’ yazılımlarında yapılan hareketlerin bir anomali tespitiyle birlikte takip edilmesi önemli. Burada yapay zekâya başvuruyoruz.

  • ‘Yeni normal’ eğiliminde dijital çalışma alanı hizmetleri nasıl bir yere ve öneme sahip? Bu konuda kurumsal ilgiyi ve çözümlerinize yönelik talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık siz neredeyseniz ofis orası. Dolayısıyla çalışma alanı olarak sadece ofisi düşünen birçok kurum yatırımlarını yaparken, güvenlik önlemlerini alırken, sabit çalışma alanlarını, ofisi değerlendiren birçok kurum yeni bir güçlükle karşı karşıya kaldı: Benim şirketimin verileri dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir cihazda. Bu verilerin uç noktada güvenliğini nasıl sağlayacağız? Dijital çalışma alanı dediğimiz eğilim, bizim 8-9 yıl önce başladığımız mobil cihaz yönetimi temasının evrime uğramış hali diyebilirim. Kullanılabilirlik ve güvenlik, dengesi kolay oynayabilen, dengesini kurması zor olan bir terazi. Yıllar önce ‘Mobil Cihaz Yönetimi’ dediğimiz konu; şu anda dijital çalışma alanı ve o alanın doğru yönetimi olarak hayatına devam ediyor. 60’a yakın proje yaptık. Çok çeşitli sektörlere proje gerçekleştirdik; finans, e-Ticaret, havayolu, taşımacılık, perakende, sigorta, eğitim gibi. Mobilite artık hayatın bir gerçeği. Pandemiyle birlikte artık çalışma hayatının da bir parçası oldu. Bu nedenle şu anda daha moda bir konu oldu. Biz bu noktada bu cihazların doğru bir noktada merkezden yönetimi için çözüm, destek ve danışmanlık sunuyoruz ama İHS Teknoloji’nin bir katma değer vizyonu var. Biz hiçbir zaman bir çözümü kur, çalıştır projesi yapmıyoruz; anahtar teslim, İHS Teknoloji’nin kendi kaynaklarıyla ciddi bir katma değer ortaya koyduğumuz projeler gerçekleştiriyoruz.

  • Bankaların uzaktan müşteri edinimi artık mümkün. Bu konuda potansiyeli nasıl değerlendiriyorsunuz; gerek bankaların ilgisi gerek banka müşterilerinin beklentileri paralelinde? Siz bu kapsamda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz ve ihracat sürecinizi nasıl yürütüyorsunuz?

BDDK’nın düzenlemiş ve yayımlamış olduğu yönetmelikle birlikte 1 Mayıs itibarıyla bankalar uzaktan müşteri edinimine başladılar. Bu gerçekten çok kritik ve önemli bir adım. Sadece sektörel olarak bakmamak lazım. Bireysel hayatlarımızın dijitalleşme süreci kapsamında da, çok kapsayıcı ve önemli bir adım oldu. Siz artık bir bankanın müşterisi olmak istiyorsanız, artık bir şubeye gidip kimliğinizi ispat edip bir sözleşmeye ıslak imza atmak yerine bankanın mobil uygulamasını indirip yeni çipli kimlik kartınızı okutup ardından bir biyometrik doğrulama gerçekleştirerek kimliğinizin gerçek olduğunu ve sizin de gerçekten biyometrik doğrulmayla birlikte o kimliğin sahibi kişi olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Artık teknoloji bunu sağlayabilecek noktaya gelmiş durumda. Ardından bir video görüşme süreciyle birlikte müşteri temsilcisiyle bir takım soruları yanıtlayarak aşamaları tamamlıyorsunuz ve bankanın müşterisi oluyorsunuz; bu kadar kolay! Bir uygulama indirip dakikalar içerisinde müşteri olduğunuz bir süreç! Buradaki kazanım had safhada! Bu konuda 3 yıl öncesinden başladığımız Ar-Ge çalışmalarımız vardı. Biz kendi teknolojimizi ihraç da ediyoruz. ‘Uzaktan Kimlik Tespiti’ dediğimiz bu konu, bizim Ar-Ge çalışmalarımızın ve küresel pazarda bir oyuncu olmak planımızın önemli adımlarından, önemli başlıklarından bir tanesi.

‘Uzaktan Müşteri Edinimi’ bir kullanım senaryosu, aslında ortaya çıkan fayda ve teknoloji şu: Bir kişinin gerçekten o olduğunu ispatlamak için artık fiziksel olarak sizi bir yere çağırmama, kimliğinizi elime alıp bakmama gerek kalmadı. Uzaktan sizin kimliğinizi tespit edebiliyorum, doğrulayabiliyorum. Bu, kullanım senaryoları limitsiz olan bir adım. Buradaki potansiyeli doğru anlamak gerekiyor. BDDK’nın yayımlamış olduğu yönetmelik ve ‘Uzaktan Müşteri Edinimi’ni; bir kelebek etkisinin başlangıcı olarak yorumlayabilirsiniz. Farklı sektörlerde ve senaryolarda bu teknolojileri görüyor olacağız. Biz de yerli teknolojimizle bu hizmeti sağlar durumdayız. Gördüğümüz kadarıyla banka müşterilerinden de yoğun bir ilgi var. Çalışmalarımızı gerçekleştirirken sadece Türkiye’de değil farklı coğrafyalarda da hizmetlerimizi vermek üzere teknolojilerimizi geliştirdik. Dolayısıyla bizim teknolojimizde pasaport kullanımı da mümkün. ‘Uzaktan Kimlik Tespiti’ ya da ‘Dijital Kimlik’ konusunda dünyanın hemen hemen her yerinde çalışmalar, regülasyonlar, yönetmelikler mevcut. Biz onları takip ederek onlara uyumlu olarak çalışmalarımızı gerçekleştirerek ve teknolojimizi hem Türkiye’de hem de dünyada katma değerli olacak şekilde şirketlerin kullanımına sunduk. İHS’de fikir çıkmayan gün sayısı çok az! Biz gelişmekte olan ya da yaygınlaşacağını öngördüğümüz daha başlangıç aşamasında olan konular ve teknolojiler hakkında Ar-Ge yapmak ya da Türkiye’de var olmayan özgün hizmet ve çözümleri Türkiye’ye getirmek adına, sık sık girişimlerde bulunuyoruz. Kimliğinizi, ‘Yakın Alan İletişimi’ ile doğruladığınız zaman kimliğin sahte olma ihtimali yok; bu çok güvenli bir teknoloji ve biz bu alanda çok ciddi Ar-Ge yaptık. Ardından biyometrik doğrulama kısmı var. Bizim teknolojilerimiz diğer teknolojilerden ciddi biçimde ayrılıyor; Ar-Ge’ye de buna özel ciddi kaynak ve zaman ayrılıyor. Türkiye’de ve küresel olarak iki alt başlıkta bilgi verebilirim: Türkiye’de ‘Uzaktan Müşteri Edinimi’ konusunda finans kuruluşlarıyla çok ciddi iletişimde olduk. Bunun bankalarla sınırlı kalmayacağı, finansman, faktoring, leasing, tasarruf, finansman gibi kurum ve kuruluşlarla yakın zamanda bir yönetmelik çerçevesinde bu konunun gündeme geleceğini öngörüyoruz. Yine elektronik haberleşme sektöründe çok ciddi kullanımı olacak. Dünyada da hazırlıklar yıllardır var.

Posted by: bluesyemre | October 10, 2021

Z Dergisi (Kültür Sanat Şehir – Mevsimlik Tematik Dergi)

https://www.zdergisi.istanbul/

Şanlıurfa’da Göbeklitepe’nin ardından 11 tepenin daha keşfi yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Harran Ovası’nda 100 kilometre genişliğinde bir alana yayılan bu 12 tepeye Taş Tepeler adını verdi. Yedi yerde kazı çalışmaları başladı.

Taş Tepeler, dünya üzerindeki ilk yerleşik yaşam ve sosyal topluluk örneklerine ev sahipliği yapmış bir bölge. Barınakların konutlara dönüştüğü, gerçek köylerin ortaya çıktığı ilk yerler işte buradaki taş tepeler.

Taş Tepeler’de bulanan anıtsal yapıların, insanların bir araya geldiği komünal mekanlar olduğuna inanılıyor.

Yerleşik yaşam beraberinde yeni besin elde etme ve saklama stratejilerini de beraberinde getirmiş. İnsanlığın ilk kap kacak kullanımı ve temel ticaret girişimleri gerçekleştirme becerileri de burada ortaya çıkmış.

Ve burada her geçen gün yeni keşifler yapılıyor.

DW Türkçe, yeni kazılan tepelerdeydi. Kazılardan sorumlu arkeologlar ile görüştü.

Posted by: bluesyemre | October 10, 2021

Arttırılmış Gerçeklik Abartı mı? #CemÖzel

Son zamanların en çok konuşulan konularından biri de “augmented reality” yani arttırılmış gerçeklik.

Çok da güzel dilimize adapte olmuş. Aslında istersek ne de güzel çeviriyoruz yabancı kelimeleri. Tutulmaya görsün, sonrasında alıp başını gider. Neyse konumuz, dilimize giren yabancı kelimelerin Türkçeleştirilmesi değil. Onu başka bir zaman ele alırız.

Öncelikle arttırılmış gerçekliğin ne olduğunu buraya alalım.

Vikipedi’den aldığım tanımda şöyle diyor Arttırılmış Gerçeklik için: “Gerçek dünyadaki çevrenin ve içindekilerin, bilgisayar tarafından üretilen; ses, görüntü, grafik ve GPS verileriyle zenginleştirilerek meydana getirilen canlı veya dolaylı fiziksel görünümüdür. Bu kavram kısaca gerçekliğin bilgisayar tarafından değiştirilmesi ve artırılmasıdır.”

Hafta içinde online bir toplantıya katıldım ve toplantıda Avrupa’nın önemli eğitim ve araştırma kurumlarından biri olan İsviçre’deki EPFL (Ecole Polytechnique Federale de Lausanne)’den bir yetkili çok güzel bir sunum yaptı. Sunumda arttırılmış gerçeklik ile ilgili bazı videolar paylaştı. Bu videolardan biri görülmeye değerdi. Elimden geldiğince bu videoyu size görünür kılmaya çalışacağım.

Videonun baş kahramanı bir bahçıvandı. Bahçıvan, çevresinde binaların olduğu ve sadece çimen ekilmiş bir bahçeyi tasarlamaya çalışıyordu. Hangi ağaç türünü nereye diksem, nereye banklar koysam şeklinde uzun uzun düşüneceğine, arttırılmış gerçekliğin nimetlerinden yararlanma yolunu seçti. Öncelikle işlem yapacağı yeşil alanın bir drone vasıtasıyla kuş bakışı olarak görüntüsünü kaydetti. Sonra bu görüntüyü bilgisayara kaydedip arttırılmış gerçekliğin içinde sürece dahil etti. Sanal olarak görülen ağaçları bahçenin her yerinde denedi. Neresi güzelse oraya koydu. Beğenmedi, yerini değiştirdi. Yanına iki bank koydu.

Sonra sistemin yardımıyla diktiği ağaçların hangi mevsimde nasıl göründüğünü gözlemleme fırsatı buldu: çiçek açarken, yaprak dökerken, cılız bir çocuk gibi görünürken…

Zamanı ileri alarak örneğin 5 yıl sonra ağaçların ne kadar büyüdüğünü, büyürken ne gibi etkilere yol açtığını seyretti. Hatta bahçenin yanındaki binalardan birinin mutfak penceresine ağaçların gölgesi vurunca, ağacı oraya dikmekten vazgeçti.

İzledikçe dilim tutuldu. Gelecekte olabilecekleri şimdiden yaşamamıza vesile olan bir teknolojiyle karşı karşıyayız. Bu teknoloji sayesinde çok bilmiş atalarımızın da bazı sözlerini yabana atıverebileceğiz. Ülkemiz “Kervan yolda düzülür” mantığıyla hem emek, hem zaman hem de para kaybetti.

Eğer yeni çıkan bu teknolojileri gençlere anlatabilirsek, hayatımıza uyumlu hale getirebilirsek çok faydalı olacağını düşünüyorum.

https://egitimajansi.com/cem-ozel/arttirilmis-gerceklik-abarti-mi-kose-yazisi-3262y.html

Posted by: bluesyemre | October 10, 2021

#Wikipedia and #Libraries: Partnerships to reach the future

Originally presented in 2020 at the Convegno Stelline (Bibliostar) 2020, this session “Wikipedia and Libraries: Partnerships to reach the future” highlights how OCLC has invested in partnerships with Wikimedia projects, and shares success stories from different types of institutions that all share a goal of connecting communities of knowledge.

The accompanying conference paper “Wikimedia and Libraries: From Vision to Practice” makes an argument that libraries and Wikimedia make great partnerships that can collaborate to strengthen shared information access goals. The paper also shares illustrative examples from OCLC’s direct experience on efforts that partner librarians and Wikimedians working in common purpose.

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

Mimar Sinan Belgeseli

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

Zeytin Ağacı Belgeseli

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

Anadolu Arkeolojisi #ÜmitIşın #TRT2

TRT2 Ekranlarında yayınlanan Anadolu Arkeolojisi programı arkeolog ve rehber Ümit Işın’ın sunumuyla sizlerle.

https://www.youtube.com/c/HakanAybars/videos

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

Anadolu’nun Kadim Hikâyesi

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

Salak İnsanlar Nasıl Başarılı Oluyor? #AkademikLink

İnsanlar nasıl başarılı oluyorlar? Bunca gereksiz özgüvene sahip insan nasıl oluyor da kariyer basamaklarını bu kadar hızlı çıkıyor? Hiçbir şey bilmeyen ama sanki çok şey biliyormuş gibi hava yapan insanlar nasıl oluyor da karar alıcıları etkileyip hızla koltukları kapıyor. Tüm bunların en temel bilimsel açıklaması kruger etkisi….

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

BookFI (The largest ebook library)

Bookfi is one of the most popular Multi-lingual online libraries in the world. It has more than 2230000 books. We aim to increase the number of books and quality of service. Bookfi is a non-profit project and exists due your support. Thereby this project is completely free with uninterrupted access to literature.

http://en.bookfi.net/

Posted by: bluesyemre | October 8, 2021

POSTANE (Camekan Sokak No: 9 İstanbul, İstanbul 34421)

Galata’da yer alan İngiliz Postanesi’nde 2020’den beri süren restorasyon çalışmaları tamamlandı ve İngiliz Postanesi, konumlandığı çevrenin ve temas ettiği canlıların iyilik hâlini besleyen açık, paylaşımcı, üretken ve onarıcı bir mekân olarak yeniden işlevlendirildi ve Postane adıyla açılıyor.

Postane, yağmur suyunu biriktirip kullanarak doğal gıda yetiştirilen bir teras bahçesi; dayanışma temelli mutfak ve kafeteryası; yerel üreticiler, sosyal girişimler ve kooperatiflerle tüketicileri buluşturan adil ticaret birimi; ortak üretimi teşvik eden çalışma ve toplantı alanları; uzmanlık kütüphanesi; hikâye anlatıcıları için podcast ve video stüdyosu ve kamusal etkinlikler için çok amaçlı salonu ile sosyal, çevresel ve kentsel etki odaklı çalışmalara ve ortak kültürel üretimlere ev sahipliği yapacak.

Postane’nin açılışıyla birlikte binaya özel üretilen bir dizi yerleştirme de açılış ile birlikte görülebilecek. Aslı ÖzdoyuranEkin KanoEmirkan CörütMehmet KentelYasemin Özcan ve Mekanda Adalet Derneği’nin işleri, Volkan Işıl ve Onur Temel’in Postane’nin restorasyonu ve açılış sürecinde çalışan kişileri çektiği kısa videolar bina içerisinde sergilenecek.