Hollanda’da kütüphanelerde ne gibi hizmetler sunuluyor bu videoda.

cloud-convert

CloudConvert supports the conversion between more than 200 different audio, video, document, ebook, archive, image, spreadsheet and presentation formats. Check the supported formats for more details.

There is no need to install any software on your computer! Upload your files to CloudConvert and we will do the job for you. Don’t worry, your files are safe and only you can access them. They will be deleted again as soon as your conversion is finished.

https://cloudconvert.com/

Posted by: bluesyemre | April 21, 2018

2018 AIA/ALA Library Building Awards

myohlhkmnang3iy7u3lt

The ALA/AIA Library Building Awards are co-sponsored by the American Library Association (ALA) and the American Institute of Architects (AIA). The annual competition recognizes excellence in the architectural design and planning of libraries.  Awards for distinguished accomplishment in library architecture by an architect licensed in the United States will be made for any library in the United States or abroad.  The program is managed by the LLAMA Buildings and Equipment Community of Practice Library Buildings Awards Committee.

Six projects to receive the 2018 AIA/ALA Library Building Awards. This awards program was developed to encourage and recognize excellence in the architectural design of libraries, reflecting the evolving role of the library as a community space.

The six recipients of the 2018 AIA/ALA Library Building Awards are:

Austin Central Library – Austin, Texas
Lake|Flato Architects, and Shepley Bulfinch

____________________________________________________________________________________________Eastham Public Library – Eastham, Massachusetts
Oudens Ello Architecture

Hastings Public Library Renovation/Addition – Hastings, Nebraska
The Clark Enersen Partners

Laurel Branch Library – Largo, Maryland
Grimm + Parker Architects

Pico Branch Library – Santa Monica, California
Koning Eizenberg Architecture, Inc.

Tulsa City-County Central Library – Tulsa, Oklahoma
MSR Design

Recipients will be honored June 25 during the 2018 ALA Annual Conference in New Orleans.

http://www.ala.org/llama/awards/aiaalalibrary

https://www.aia.org/resources/187311-2018-aiaala-library-building-awards

5ad1d86dd3806c1c5058b60e

Kil tabletler zamanından, elektronik kitaba kadar insanoğluna can suyu oldu kitap. Hâlâ da oluyor. Üstelik bu vefalı dosta ulaşmak zor değil. Ancak günümüz gençleri ve çocukları tehlikeli sularda ‘dijital ortamlarda’ su yüzünde durabilmeyi bile öğrenmeden sörf yapmaya kalkışıyorlar. Bu çocuklar, çift diplomalı yüksek lisanslı bile olsalar eğitim yoksunu olarak tek kanatlı kuş gibidirler. Diplomayla edindiği tek kanatla uçamaz.

Bireylerin, ailenin ve toplumun kültürel verileri uçaklardaki kara kutularda olduğu gibi, sürekli belleğimize kaydediliyor. Bireysel ve toplumsal tökezlemelerimiz de en ince ayrıntısına kadar belleklere işleniyor. Bizim bellek alanımızda oldum olası, demokrasi kılıcı gibi tepemizde duran bir yüz karamız var. Bu ayıbımız, ulusça okuma engelli olmamızdır. Bu eksiklikten kaynaklanan açmazlar da bellek katmanlarımıza kazınıyor. Bu sorunlar aslında öylesine önemli ki! Göz ardı edile edile bugünlere taşınması, uluslararası alanda başımızı öne eğmemize neden oluyor.  Gerçekten de nüfusa endeksli okuma oranı düşüklüğünden hiç kurtulamadık.

YÖNTEMLERİMİZ YAPAY VE ZORLAMA
Oysa dünyadaki uluslar katında okuma oranı kavramı gözle görülüp elle tutulur nitelikte kesin bir “uygarlık ölçütü”dür. Biz değişik konularda dünyayla boy ölçüşürken, Cumhuriyetimiz kurulalı beri bu konuda dünyada oluşturulan “okuma oranı listelerinin” alt sıralarında yer almaktan kurtulamadık. Sonuç ortada. Evrensel ölçütlere göre hâlâ gelişmekte olan ülke olarak değerlendiriliyoruz. Oysa pek çok alanda önemli aşamalar kaydettik. Ancak insan yetiştirme yani ‘eğitim-öğretim’ alanında yazık ki hâlâ mehter adımlarıyla ilerliyoruz. Çünkü çabalarımız ve yöntemlerimiz özgün değil. Yapay ve zorlama. Örneğin, örgün öğretimde uygulanan müfredat programları bir türlü yerine oturamamış durumda. Bu nedenle sıklıkla uygar ülkelerden alınan örneklerle yamalanıyor. Toplumsal bünyemizle uyum sağlamakta zorlanan örnekler payanda edinilip deneme-yanılma yöntemiyle gemiye yol verilmek isteniyor. Ama olmuyor. Bunun en güncel kanıtı, belli zaman aralıklarıyla uluslararası nitelikte öğrenci kesimiyle yapılan PISA sınavlarından elde edilen sonuçlar.

VARSA YOKSA BİLGİ BİRİKİMİ YARIŞI!
Bir gerçek daha var uygarlık yolunda ayağımıza bağ olan: Müfredat programlarıyla düzenlenen eğitim öğretim ilkelerinde ‘eğitim’ konusu hep ‘ıskalanıyor’. Varsa yoksa bilgi birikimi yarışı! Oysa insan yavrusu hayata hazırlanırken iki koldan ele alınmalı. Birincisi eğitim, ikincisi öğretim. Ülkemizde terazi hep bilgi biriktirmekten yana ağır basıyor. Oysa eğitim, ‘hayat bilgisi’dir. Çocuğa gerçek hayatla ilgili deneyimlere dayalı sağlam ipuçları verir. Aynı zamanda okulda edinilen bilgilerin uygulama alanıdır eğitim. Başka bir değişle, öğretimin ezberlenmiş kuru bilgilerden kurtarılıp işe vurulmasını sağlar.

KİTAP OKUMA AİLEDE BAŞLAR AMA…
Eğitim ve kitap okuma alışkanlığı ailede başlar.  Ama günümüzde, ekonomik, sosyal, teknolojik vb. koşulların halkımızı plansız programsız ve denetimsiz kuşatması nedeniyle başlayamıyor. Bu başıboşluk sonucunda okuma alışkanlığı şöyle dursun teknolojik kuşatmada bulunan yeni kuşaklar ne yiyip içtiğinin bilincinde olmayan ‘obezlere’ dönüşüyorlar.  Başka bir değişle teknolojinin efendisi değil, tutsağı olma konumundalar. Aileler ve çocuklar kesinlikle siber risklerin bilincinde değil. Teknoloji elbette yararlı hem de çok gerekli. Halkımızın temel besini olan ekmek de yararlı ve gerekli. Ama istatistiklere göre, sürekli ekmek ağırlıklı beslenen kesimlerde yetişen çocukların zihinsel, bedensel hatta ruhsal yapılarındaki gelişim, normalin altında oluyor yazık ki. Bu gerçek, bilimsel ölçülere dayalı anketlerle ortaya çıkarılmıştır.

SU YÜZÜNDE DURMAYI ÖĞRENMEDEN SÖRF YAPIYORLAR
Sözün özü, yeni kuşaklar bilgi birikimine dayalı sınavları aşarak ekmek getirecek diplomaya ulaştıklarında bir kanat edinmiş oluyorlar. Ama uçmak için bir kanat yeterli değil. Çünkü dizimizin dibinde solumakta olan çocuklar, gençler, aslında başka dünyalarda yaşıyorlar. Olmazsa olmaz niteliği taşıyan akıllı telefon, bilgisayar oyunları vb. içi boş eğlencelerle haşır haşır neşir olmaya koşullanmışlar. Üstelik tehlikeli sularda ‘dijital ortamlarda’ su yüzünde durabilmeyi bile öğrenmeden sörf yapmaya kalkışıyorlar.

Bu çocuklar, çift diplomalı yüksek lisanslı bile olsalar eğitim yoksunu olarak tek kanatlı kuş gibidirler. Diplomayla edindiği tek kanatla uçamaz. Eğitim kanadının da gelişip güçlenerek, çocuğu genci yepyeni ufuklara, görkemli hedeflere taşıyacak konuma getirmesi gerekiyor. Günümüz koşullarında bu düşün gerçekleşmesini sağlayacak olan altın  anahtar ‘kitap’tır. Çünkü kitap en etkin eğitim aracıdır.

KİTAP OKUYARAK SINIRSIZ DÜŞÜNCELER ÜRETİLEBİLİR
Kil tabletler zamanından, elektronik kitaba kadar insanoğluna can suyu oldu kitap. Hâlâ da oluyor. Üstelik bu vefalı dosta ulaşmak zor değil. Aş–ekmek istemez,  okuruna küsmez, onu küstürmez, geçmişten günümüze zihnimizi besler, gönlümüzü okşar, coşkularımızı şahlandırır. Okura yaratıcı kişi olma becerisi kazandırır. Kitap, aile bireylerinin bile çocuğa veremediği ‘hayat bilgisi’ni en etkili biçimde verebilir. Örneğin okuldaki derslerde kavram, kural ve ilkelerini öğrendiğimiz Türkçemize kitap okuyarak hızla egemen oluruz. Dil bilinci edinip düşünmeye, sorgulamaya bir şeyin, nedeni araştırmaya yöneliriz. Kitaplardaki yaşam örneklerine ve özenle kullanılan sağlam Türkçeye tanık olduğumuzdan, yaşam içinde sapı samana karıştırmadan, “kahve dövücünün hıh deyicisi” olmadan, onurlu bir kimlik ediniriz. Okuma sürecinde edinilen yeni yeni sözcükleri kullanarak sınırsız düşünceler üretilebilir. Sözcük dağarcıkları dolu olanlar düşünceleriyle, düşleriyle dünyayı değiştirebilir.

OKUYAN İNSAN ÇIKMAZLARDAN KURTULMA USTASI OLUR
Kitaplardaki iyiyle, kötüyle, konu kahramanlarıyla tanışarak adeta insan sarrafı kesilebilir… Hayatta çürük tahtaya basmama bilincini, kitaplarda çürük tahtaya basanların serüvenlerini okuyup kahramanlarla özdeşleşerek edinebilir. Kitaplardaki sorunları ve çözüm yöntemlerini, sıcağı sıcağına uygulama akışı içinde öğrenip kavrayabilir. Kitaplar hayat savaşında yenik düşmemeleri için okurlarına bağışıklık kazandırır. Aynen aşı gibi onları korur. Çok okuyan insan çıkmazlardan, açmazlardan kurtulma ustası olur.

HAYAL KURMA YETİSİNİ BİLER
Kitaplar, okurun hayal kurma yetisini biler. Bilimde, teknikte, sanatta elde edilen buluşların kesinlikle önce hayali kurulur. Sonra o hayal peşinde koşulup yaratma, üretme keşfetme, icat etme eylemlerine kalkışılır. Hayal kurmaktan, üretmekten, yaratmaktan yoksun kişiler başkalarının hayalleriyle üreti ve yaratılarıyla yetinirler. Bu tipler, “ver yesin, ört uyusun” deyişini, yaşam ilkesi edinmiş, kaygısız insanlar kitlesini oluştururlar.

ÇOCUKLARIN ÇEVRESİNDE KİTAP OKUYAN ÖRNEKLER YOK
Kitap okuyan insan sıra dışı insan olma özeliğine sahiptir. Girdiği toplumlar içinde diliyle düşünceleriyle görgü ve bilgisiyle yıldız gibi parlar. Eee? Tüm bu gerçeklere karşın biz neden hâlâ kitaba sırt çeviriyoruz? İnsanı insan kılan okuma eylemine neden böylesine soğuk davranıyoruz? Çünkü gözlerimizi, yarınları umursamadan günü gününe zaman geçirme büyüsü bürümüş. Yediden 70’e yaşamımızın odak noktasında varsa yoksa akıllı telefonlar, kelle uçuran bilgisayar oyunları, televizyon dizileri vb. Bu büyülü ortamda hayatın gerçeklerini görebilmek olanaksız. Üstelik ülkemizdeki çocuk çoğunluğu, çevresinde kitap okuyan örneklerden yoksun. Bu nedenle ne kitap dünyasıyla ne de hayatla barışığız. Bu görüşlere ve savlara inanmakta zorlanıyorsanız, çevrenize eleştirel gözle şöyle bir bakın lütfen.

ÇOCUĞUN ÖRNEK ALMASI GEREKİYOR
Çocuk her şeyi olduğu gibi okumayı da aile bireylerinden öğrenir. Uygar ülkeler bunu biliyor. Onun için çocuklarına bebek çeyizi yaparken içine banyo kitapları koyuyorlar. İki yapraklı bezden fakat bozulmayacak nitelikte kitaplar oluyor bunlar. Onlar buradan hareket ediyorlar. İnanıyorlar ki, çocukluktan başlar kitap okuma alışkanlığı. Çocuklara “kitap oku” demekle bir yere varılmıyor, onlara en iyi örnek biz olabiliriz. Okuduğumuz bir kitabı da evirip, çevirip ya eşimize ya da arkadaşımıza keyifle, istekle ve şevkle anlatmamız gerekiyor. Evde sofrada herkes okuduğu kitaptan söz ettiğinde çocuk ilgi duyacaktır. Ailenin “oku, oku” demesiyle o gemi yürümüyor, çocuğun örnek alması gerekiyor.

İYİ KİTABI TADAN ÇOCUK ABUR CUBURLARA BAKMAZ
Diğer önemli konu da kitap seçimi. Kitap alırken çocuğa seçtirelim ama gözümüzün ucuyla da içeriğine şöyle bir bakalım. Çünkü günümüzde ‘kar amacıyla’ düzenlenmiş kitaplar da var. Bunlar çocuklara yarardan çok zarar verebiliyor. Bir kitapevinden nitelikli kitabı bulup almakta yarar var. İyi kitabı tadınca abur cubur kitaplara dönüp bakmazlar. İlle onu isterler. Nasıl ki bebeğimize daha anne sütü içerken katı yiyecek veremiyoruz, çocuğa da küçüklüğünden başlayarak yaşına uygun ilgilendiği konularda kitaplar verelim.

http://www.gultendayioglu.com/

http://www.hurriyet.com.tr/egitim/ailelerin-kara-kutusu-kitap-ve-kitapliklar-40804858

Posted by: bluesyemre | April 21, 2018

#Teknoloji Bağımlılığı(mı?) #BülentYılmaz

by

Son yıllarda sık sık gündeme gelen, tartışılan, özellikle anne-babaları, öğretmenleri en çok uğraştıran ve endişelendiren konulardan birisi de “teknoloji bağımlılığı” olarak düşünülen gerçek olsa gerek. “Çocuğum bilgisayarın başından kalkmıyor, kendini internetten alamıyor, çok fazla televizyon izliyor ya da yemek yerken dahi cep telefonu ile ilgileniyor, derste sürekli cep telefonu ile oynuyor,” gibi şikayetler söz konusu.

Bu sorunlara çözüm olarak da, örneğin, “çocuğunuzu teknolojiden uzak tutun, hiçbir biçimde teknoloji ile karşılaştırmayın, buluşturmayın,” diyenler var. Bazen çözüm olarak sunulanların ruhunda, olumsuzluklara dikkat çekmekten çok öneri sahibini “geri”ye düşüren bir teknoloji reddiyesi ve hatta düşmanlığı hissediliyor.

Konunun uzmanları şöyle diyor: “Şimdilik teknoloji bağımlılığı değil teknolojinin KÖTÜ KULLANIMIDIR söz konusu olan.”

Ancak konuyu bağımlılık açısından da değerlendirelim.

Her şeyden önce teknoloji bir amaç olamaz; o, insana hizmet eden bir araçtır. Bu nedenle “teknoloji, kendi başına iyi ya da kötü değildir.” Teknolojiyi iyi ya da kötü hale getiren insanın kendisidir. Bıçağı ekmek kesmek için de kullanabilirsiniz, insan öldürmek için de. Dolayısıyla söz konusu olan teknolojinin iyi ya da kötü kullanımıdır. Bir başka deyişle, insanın teknolojiyi iyi ya da kötü amaçlarla ve biçimde kullanması durumudur irdelenmesi gereken. Çünkü bağımlılık sorunu biraz da araç ile amacın karıştırılmasından kaynaklanıyor.

Tabi açıkça söyleyelim: Her türden bağımlılık kötüdür. Maddeye, nesneye bağımlılık da kişiye ya da bir eyleme bağımlılık da sağlıksız sonuçlar doğuruyor. Her şey bir yana, bağımlılık kişide iradenin yok olmasıdır. Oysa insan, iradesi ile yani seçme, istediğini yapma-istemediğini yapmama, tercih etme gücü ile insandır. Varoluşunu, bireyliğini bu özgür iradesi ile gerçekleştirir ve geliştirir. Dolayısıyla iradeyi yok eden bağımlılık durumunun savunulacak olumlu bir yanı yok. Bağımlılığı bağlılık ile karıştırmamak da gerek bu arada.

Peki, yazının başında şikayetler olarak sıralanan durumlar gerçekten bir bağımlılığa mı işaret ediyor? Yoksa bu “şimdilik” başka bir şey mi?

Ve yine yukarıda söz edilen çözüm önerisi (çocukları teknolojiden uzak tutmak) doğru, uygulanabilir ve gerçekçi mi?

https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2018/04/19/teknoloji-bagimliligimi-2/

Posted by: bluesyemre | April 21, 2018

Kütüphaneciler Kitap Okumasın! #KazımŞentürk

 

Kütüphaneciler-kitap-okumasın-300x171

Merhabalar,

Kütüphaneciler kitap okumasın başlığını görenler ne demek istiyor bu adam diye düşünebilir hakları da vardır. Ben olaya başka bir pencereden bakacağım.

1997 yılında İstanbul Üniversitesinde Kütüphanecilik Bölümü Dokümantasyon ve Enformasyon Anabilim dalına başladım.  Okuduğum anabilim dalını yazdım ki havalı olsun 🙂

Bilmeyenler için 2018 yılı içindeyiz. Okula başladığım yıldan beri “Oku” ve “Okumak” teriminin “Kütüphaneciliğin” önüne geçtiğini düşünüyorum.

Bu duruma biz Kütüphaneciler neden olduk. Her Kütüphane Haftasının sloganı farklı olsa da basına yansıyan,  halkın ve devlet büyüklerimizin dilinde Okumak ile ilgili kelamlar bolca geçiyor.

Bu durum aslında mesleğe zararda veriyor. Geçenler de pazarcı mesleğimi sordu. Göğsüm kabararak “Kütüphaneci” dedim.  Bana döndü dedi ki akşama kadar “Kitap mı okuyorsunuz”

Pazarcı haklı. Bizler sürekli gündeme “Kütüphane Haftalarında” kitap okuyarak geliyoruz.  Adamın aklına bunun gelmesi doğal…

Aynı şeyi akademik unvanı en üst seviyedeki hoca da sordu “Akşama Kadar Kitap Mı Okuyorsunuz” İnsanın evet akşama kadar hiç çalışmıyoruz. Kütüphanede başka hiç bir iş yok. Bizde mesaimizi kitap okuyarak tamamlıyoruz diyesim geldi. Tabi ki demedim olur mu hocam şunları şunları da yapıyoruz deyip savunmaya geçtim.

Ne acı demi insanın o kadar iş yapıp kendini savunması 🙁

Bu yüzden meslektaşlara önerim Lütfen Kütüphane haftalarında farkındalık oluşturacağız diye okumayın….

Kütüphanelerin işlevleri değişti…. Artık farklı terimler bulup reklamını yapalım.

http://ihalekutuphane.com/2018/04/19/kutuphaneciler-kitap-okumasin/

DbSSqPcX0AEQK6B

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne-üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile.

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

İyi ki doğdun

 

http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/index.html

https://www.antoloji.com/ahmed-arif/

https://listelist.com/ahmed-arif-siirleri/

Bugün binlerce genç ve çocuk, sosyal medyadan kendilerine atılan yorum ve mesajlarla siber zorbalığa uğruyor. Siber zorba olma! #FarkınaVar

Posted by: bluesyemre | April 16, 2018

Okuma Kültürü Derneği @okuma_kulturu

-njxnnGF_400x400

Okumak, yeni dünyalar keşfetmektir.

Yeni yerlere gitmek, yeni insanlarla tanışmak, hayvanlarla konuşmak, farklı hayatların, farklı kültürlerin içine girmek, geçmişe, bugüne ve geleceğe yolculuk yapmaktır.

Eğlenmek, öğrenmek, başka gözle bakmak, yaratmak, şaşırmak, merak etmek, heyecanlanmak, hayaller kurmak, kahraman olmaktır.

Yeni olan her şeyi duymak, görmek, dokunmak, koklamak, tatmaktır. Kapalı kapıları açar, engelleri kaldırır, özgürleştirir. Her sayfa, her görüntü, her ses, her canlı, her mekân dünyamıza eklenir.

Okudukça, dünya büyür.

Okumak, dünyanı büyütür.

Her çocuğun, dünyasını büyütmeye; okuyarak büyümeye, gelişmeye, hayatı tanımaya ve anlamaya hakkı var.

Her çocuğun, kitaplara ulaşmaya, kitaplarla buluşmaya hakkı var.

Her çocuğun, okumaya hakkı var.

http://okumakulturu.org.tr/

https://www.facebook.com/okumakulturudernegi/

https://www.instagram.com/okumakulturudernegi/

Posted by: bluesyemre | April 13, 2018

Kültürel Buzdağı

Kültürel Buzdağı

muafiyet

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı  Bilgilendirme Notu:

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı dünkü kararla ilgili bilgilendirme notunda kişisel kullanıma mahsus kitaplar için muafiyet limitinin ise 150 Euro’ya çıkarıldığını duyurdu. Ayrıca bedeli bin 500 Euro’yu ve miktarı 30 kilogramı geçmeyen kişisel kullanıma mahsus kitaplar için gümrük vergisi oranı da yüzde 18 yerine yüzde 8 olarak uygulanacak.

EĞİTİM VE BİLİMSEL ARAŞTIRMAYA AYRICALIK
Bakanlık, karar ile ticarete konu edilmemek şartıyla, eğitim ve bilimsel araştırma amaçlı olup kamu kurum ve kuruluşlarına, kütüphanelere, müzelere, eğitim veya bilimsel araştırma ile uğraşan kuruluşlara gönderilen veya bunlar tarafından temin edilen kitap veya basılı yayının gümrük vergileri ve katma değer vergisinden muaf ithaline ve bu eşyanın operatör yetkisi alan hızlı kargo firmaları ve posta idaresi tarafından basitleştirilmiş usulde Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi (ETGB) ile beyanına da imkân sağlandığını duyurdu.

11 Nisan 2018 tarihli Resmi Gazete: 4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar

Posted by: bluesyemre | April 13, 2018

#Okul ve #kütüphane – Faruk Çakır

okul-kutuphane-ornek-tasarimlari

Okul binaları yapma noktasında hızlı ve nisbeten zengin sayılsak da maalesef kütüphaneler konusunda aynı zenginliğe sahip değiliz.

Son yıllarda değişmesini umduğumuz bazı araştırma neticelerine göre toplumun yüzde 39’u hiç kitap okumuyor, yüzde 47’si de hiç dergi okumuyor.

Yine TÜİK’in 2015 yılı rakamlarına göre Halk Kütüphanelerine üye sayımız 1 milyondan biraz fazla ve bu rakam ülke nüfusunun yüzde 2’sinden bile az. 2016 yılında 40 ülkede yapılan “Cehalet Endeksi Araştırması” sonuçlarına göre Türkiye 40 ülke arasında maalesef en cahil 9. ülke olmuş. (Ipsos MORI- İngiltere 2016)

Millî Eğitim Bakanlığı’nın OECD işbirliğinde Türkiye çapında 15 yaşında öğrencilerden topladığı verilere göre evinde en fazla 10 kitap olan ailelerin oranı yüzde 27. Evlerin yüzde 54’ünde kitap sayısı 25’i geçmiyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın Dünya Bankası ile yaptığı bir çalışma olan TİMSS’e göre (Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması) okullardaki kütüphaneler bakımından çok fukarayız. Bu araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 24’ünün okullarında kütüphane bulunmuyor. Kütüphanesi olmayan bir okulun başarılı olduğu düşünülebilir mi? (kulturservisi.com)

Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz de bir açıklamasında kitap okuma alışkanlığı ve kütüphaneler konusunda önemli tesbitlerde bulunmuş. Çocuk yayıncılığı sektöründe en büyük problemin, üretim sürecinin uzun olmasından kaynaklandığını dile getiren Melike Günyüz, “Yetişkin kitaplarda, kurgusunu beğendiğiniz hikâyeyi kapak yaptırıp hemen bastırabilirsiniz. Fakat çocuk kitabı yayıncılığında, basım süreci çok uzundur. Çünkü çocuk kitapları kısa metinlerden oluşur. Bu metinlerde estetik dili yakalamak çok zordur” demiş.

Kitap yayıncılarının bir başka derdi de orijinaline uygun olmayan ‘kopya yayın’ların yapılması. “Merdiven altı yayıncılık” olarak isimlendirilen bu yöntemle ‘kitap özetleri’ sayılabilecek nüshalar bilmeyenlere ‘orijinal nüsha’ olarak satılıyor. Özellikle çocuk kitapları sektöründeki bu rekabete dikkat çeken Günyüz, “Bir editör, grafiker, pazarlamacı istihdam etmeyip piyasada olanları toparlayan ve piyasada olanların benzerini taklit eden bir yayıncılıktan söz ediyoruz. (…) Meselâ okullara kitap tanıtımına gidiyoruz. Öğretmen diyor ki ‘Sizinki de Pinokyo, o da Pinokyo. O iki lira, sizinkisi niye üç buçuk lira?’ Onların gözünde hepsi aynı kitap, fakat benim gözümde; çevirmene para verdiğim, resimlettiğim, (…) sürekli yatırım yaptığım bir ürün” şeklinde konuşmuş.

2018 yılında bile kütüphanesiz okulların olması hakikaten kabul edilebilir bir şey değil. Tabiî ki mesele sadece okullarda kütüphaneler kurmakla da halledilmiş olmaz. Ne edip etmeli ‘kitap dostları’ yetiştirmeliyiz. Ayrıca var olan ya da açılması düşünülen kütüphanelerin mutlak surette öğrencilerle dost, her zaman kapıları açık olması gerekir. Çocuklarımız için okul öncesinden başlayarak kitap okuma alışkanlığı kazandıracak faaliyetlere öncelik vermek şartır. Eğitim sisteminde ‘kitap okuma saati’ değil, ‘kitap okuma, anlama ve anlatma dersi’ olsa yeridir. Kitap okuma alışkanlığını kazanan bir öğrenci mutlak surette kendisini geliştirir. Bunu sağlayamadıktan sonra bütün ‘test’leri çözmüş olsa bile böyle bir öğrenci uzun dönemde kârlı olabilir mi?

İsimden ve resimden ibaret olmamak, öğrencilerin istifade edebilmesi şartıyla kütüphanesiz okul kalmamalı vesselâm.

http://www.yeniasya.com.tr/faruk-cakir/okul-ve-kutuphane_458907

orhan-veli-kanks-104th-birthday-6094338051276800.2-law

orhanvelielyazisi

Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şairMelih Cevdet ve Oktay Rifatile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı.[3] Şair otuz altı yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâyedenememakale ve çevirialanında birçok eser sığdırdı.[4]

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecazteşbihmübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. “Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak” amacıyla yola çıkan Kanık’ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu.[5] Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı.[6] Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.[7]

Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi.[I][6][8][9] Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı.[5] Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı.[5] Sait Faik Abasıyanıkda Orhan Veli’nin bu yönüne dikkat çekerek onu “üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair” olarak tanımladı.[10]

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli “tek tür” şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık’ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır.[11] Oktay Rifat bu durumu “Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi.” ve “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıkladı.[12][13]

https://www.wikiwand.com/tr/Orhan_Veli_Kan%C4%B1k

http://www.siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik/

https://www.antoloji.com/orhan-veli-kanik/

https://www.poemhunter.com/orhan-veli-kanik/

http://www.orhanveli.net/talathalman/introduction.html

Posted by: bluesyemre | April 13, 2018

21 Rules for being a better #ThoughtLeader

leader

1. Don’t refer to yourself as a thought leader.

2. Write complete paragraphs (looking at you, LinkedIn poets).

3. Ease up on the allegories.

4. Take the passive-aggressive email subscribe box off your blog.

5. If you’re going to critique something, call out real names and companies.

6. Don’t create your own buzzwords.

7. Remember that nobody cares about your business awards.

8. Remove all inspirational quotes from your social posts.

9. Stop writing on glass walls with a dry erase marker.

10. Don’t brag about how you only sleep four hours a night.

11. Hashtag responsibly.

12. Limit yourself to two goofy headshots on your website.

13. Think really, really hard before you launch a new podcast.

14. Never talk about how many followers you have.

15. Don’t post your personal phone number online and ask people to text you.

16. Take the number of pop-ups on your site, divide by two, and subtract by whatever number leaves you with one.

17. Only ask your followers questions if you actually care about their answers.

18. Write your own blog posts.

19. Don’t try to convince people that simple insights are profound.

20. Be honest about whether you’re really a bestselling author.

21. Seriously, be honest.

https://contently.com/strategist/2018/04/10/thought-leader-rules/

Ülkemiz akademik bilgi altyapısının güçlendirilmesi, AR-GE  faaliyetlerinin temel girdisi olan bilgi ihtiyaçlarının ulusal düzeyde  karşılanması amacıyla yürütülen ve Kalkınma Bakanlığı desteği ile genişletilen EKUAL Projesi faaliyetlerin anlatımına yönelik bir tanıtım videosu paylaşılmıştır.

http://cabim.ulakbim.gov.tr/ekual/

Posted by: bluesyemre | April 12, 2018

A Turkish Couple Arguing by Aleksey Igudesman

  • Fasten Seatbelts is Aleksey Igudesman’s virtuoso solo show. This is a duet from the show with special guest Rusanda Panfili.
  • Filmed at Radiokulturhaus Wien.
  • This piece is a duo called “Chilekli Devekushu” composed by Aleksey Igudesman from his duet book “Asia & More” Igudesman’s duos are available from Universal Edition.
  • video by: sebastian leitner
  • additional camera: peter maler

http://www.alekseyigudesman.com/

Posted by: bluesyemre | April 12, 2018

Fasa Fiso – #Teoman

fasafiso-webkapak

Şarkılarıyla rock müziğe damgasını vuran Teoman bu defa kendi hayatına dair hikâyelerini anlatıyor. Çocuk Teoman’dan rock yıldızı Teoman’a uzanan yolculuğunu anlatırken, zaman zaman şarkı sözleriyle röportajlardan alıntılar da anılara eşlik ediyor. 

Teoman şarkılarını yazarken kendi karanlığının sesine kulak veren, inişli çıkışlı ilişkilerimize, ayrılıklarımıza, yaralarımıza, özlemlerimize dokunan bir rock yıldızı… Bugüne dek hikâyelerini hep şarkılarıyla anlatan Teoman, şimdiyse yaşamından küçük izleri, küçük anı parçalarını Fasa Fiso adlı kitabında bir araya getiriyor.

Fasa Fiso’da tanıdığınızı sandığınız Teoman’dan çok daha fazlasını bulacaksınız, hatta aydınlık yanlarını bile… 50 yaşının olgunluğunda, geçmişe duyduğu özlemin her zerresini yaşayarak, eğlenceli yanlarını da ortaya koyarak hayatını ve hayatımızı özetleyen Teoman, kulağımıza eğilip “O peşinden koştuklarımız var ya, o yaşadıklarımız, onlar hep” diyor o içimize işleyen sesiyle, “hep Fasa Fiso.

http://hepkitap.com.tr/kitaplarimiz/teoman-fasa-fiso

Posted by: bluesyemre | April 12, 2018

Etkili #Özgeçmiş (#CV) Hazırlama

2016-c3b6zgec3a7mic59f-cv-c3b6rnekleri

  • Özgeçmiş en fazla 2 sayfa olmalı. (Akademik CV daha uzun olabilir) Gereksiz bilgiler eklemekten kaçınılmalı,
  • Uzun paragraflardan kaçınılmalı (CV incelemelerine en fazla 1-3 dakika süre ayrılıyor),
  • Birinci ya da üçüncü tekil kişi ağzıyla yazılmalı,
  • Genellikle “Times New Roman” veya “Arial” gibi kolay okunabilen karakterler kullanılmalı, 11 ya da 12 punto ile yazılmalı,
  • Kelime ve cümlelerin altı çizilmemeli (İnternet adresleri hariç),
  • İmla kurallarına dikkat edilmeli,
  • Başvurulan pozisyona uygun bir ön yazı hazırlanmalı. Genel başvuru yapılıyorsa ön yazında hangi alanda çalışmak istendiği belirtilmeli,
  • Takım elbiseli çekilmiş fotoğraflar eklenmeli. Silik, bulanık, arka planı karışık fotoğraflar eklenmemeli,
  • E-posta adresine özen gösterilmeli, isim ve soyadından oluşan ciddi, telefonda da kodlaması kolay bir e-posta adresi kullanılmalı.

http://www.cvornekleri.gen.tr/cv-ornekleri/

http://www.kariyer.net/cv-ornekleri

http://akademi.herkesicinkutuphane.org/ozgecmis_hazirlama.html

Collaboration-Space1

logo-ms_0

Cem ÖZEL, Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi/ 

Günümüzde üniversite kütüphaneleri/bilgi merkezleri hızlı bir dönüşüm içindedir. Son yıllarda ortak çalışmanın ve sosyalleşmenin kütüphane/bilgi merkezleri çatısı altında sıkça yaşandığı gözlemlenmektedir. Üniversite kütüphaneleri/bilgi merkezleri 7 gün 24 saat hizmet vererek  adeta bir yaşam merkezine dönüştüler. Bununla birlikte içinde bilgi ve teknolojinin olduğu her oluşumu desteklemeye açık olan kütüphane/bilgi merkezleri, ulaşılması bireysel olarak zor olan teknolojileri herkesin kullanımına açmakla, amacı ve işleyişine uygun bir süreç içerisindedirler. İnternetin ilk çıktığı zamanlarda, kütüphanelerde halkla buluşması da bunun en güzel örneğidir.  Dünyada yaygınlaşan Makerspace hareketinin kütüphanelerde kendine yer bulması da bu örneğimizi pekiştirici yöndedir.

Farklı disiplinlerden bireylerin bir araya geldikleri, bilgi ve becerilerini paylaşarak işbirliği yaptıkları ve amaca uygun araç, gereç, yazılım vb. kullanarak sıfırdan başlayıp yeni bir şeyler ürettikleri yerler olan Makerspace alanları dünyada oldukça yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Bu tanımda da anlaşılacağı üzere disipline bakılmaksızın her programdan öğrencinin burada birlikte hareket ederek, yeni fikirler, yeni ürünler oluşturup sonrasında bu çıkan ürünleri pazarlayabilme birlikteliğini sağlaması açısından son derece önemlidir. Sosyalleşme olanağı da sağlayarak fakülteler arası bir dayanışmanın da önünü açacaktır. Mühendislik öğrencileri ve sanat ve sosyal bilimler öğrencileri belki de ilk defa bu kadar yakın ve aynı projelerde birlikte çalışabileceklerdir. Kütüphane/bilgi merkezlerindeki bilgiye ulaşmanın ve üzerinde teorik çalışmaların yanı sıra uygulamalı araştırmayı da içinde barındırıyor olması bu mekanların önemini daha da arttıracaktır.

Dünyada bu oluşum, özellikle çoğunluğu üniversite kütüphaneleri bünyesinde olmak üzere üniversitelerin çatısı altında ve halk kütüphanelerinde faaliyet göstermektedir. Ülkemizde de makerspace mekanları liselerde, üniversitelerde ve özel girişim olarak yaygınlaşmaya başlamıştır.

Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi bünyesinde kurulan Makerspace alanı Collaboration Spaceadıyla hizmet vermektedir. En önemli özelliği ise yurt dışındaki yapılanmalara paralel olarak Türkiye’de bir üniversite kütüphanesinde/bilgi merkezinde kurulan ilk alan olmasıdır. Hem ulusal ve uluslararası bağlantılı video konferansların  hem de eğitimlerin ve etkinliklerin yapılacağı seminer odası da dahil olmak üzere toplamda 325 m2’lik bir alana kurulmuştur. Sahip olduğu ekipman, araç ve yazılımlarının nitelik ve niceliğiyle de her disiplinden kullanıcılara hitap etmesi açısından örnek bir yapılanma içerisindedir. Bu alanın öncelikli amacı Makerspace kültürünü yaymaktır. Makerspace kültürü bireysel üretimden ve yaratımdan çok, işbirliğinin önem kazanmasıyla birlikte ortak çalışmaların yürütüldüğü, eğlenme ve öğrenmenin yanı sıra özgün projelerin geliştirilmesinin amaçlandığı bir kültürdür. Bu alanda başlatılan ve büyütülmesi amaçlanan projeler için ise üniversitenin daha kapsamlı atölyeleriyle de bağlantı kurmak son derece verimli olacaktır. Bir anlamda bu alan ile birlikte üniversiteye bağlı diğer atölyeler ile de işbirliği sağlanacaktır. Collaboration Space’in Bilgi Merkezi çatısı altında kurulması bu alanın çok çeşitli disiplinlerden gelen öğrencilerin rahatlıkla ve çekinmeden girebilecekleri yerler olması açısından da, mühendislik fakültesindeki laboratuvar ya da atölyelere nazaran, çok daha erişilebilir olmasını sağlamıştır. Başta Sabancı Üniversitesi mensupları olmak üzere, yapılması planlanan işbirlikleri bünyesinde dış kullanıcılara da açık olacaktır.

Bünyesinde, farklı özellikleri bulunan 3D yazıcılardan, 3D tarayıcılara, sanal gerçeklikten robotiklere, “raspberry pi”dan “arduino”ya, lazer kesicilerden matkap setine, amaca uygun donanımlı bilgisayarlardan yazılımlara kadar çok çeşitli araç, gereç, yazılım ve donanım barındırmaktadır. Ayrıca bir fotoğraf stüdyosu ve ses kayıt odası ile birlikte yukarıda da bahsettiğimiz gibi hem ulusal ve uluslararası bağlantılı video konferansların  yapılacağı hem de eğitimlerin ve etkinliklerin yapılacağı seminer odası bulunmaktadır.

Diğer kurumlara örnek teşkil etmesi açısından ülke genelindeki üniversite kütüphanelerinde de yaygınlaşması temenni edilmektedir.

http://cospace.sabanciuniv.edu/

http://www.bbyhaber.com/bby/2018/04/12/turkiyede-bir-ilk-sabanci-universitesi-bilgi-merkezinde-yepyeni-bir-mekan-collaboration-space

ljx180401webTechMemoryLab

Pictures on a phone. Journals on a hard drive. Videos shared on social media. It’s so easy and convenient to document and publish our lives digitally these days. Yet what happens when media formats become obsolete? Individuals and entire communities risk major losses of historical and cultural documentation. Unless, that is, the public is equipped to sustain digital memories by transitioning them to new formats. The District of Columbia Public Library (DCPL) believes libraries should offer both the tools and knowledge needed to preserve these important and irreplaceable documents.

“You can’t just toss your memories in a shoebox and stick them on a shelf anymore,” says DCPL’s digital curation librarian Lauren Algee. “VHS tapes and magnetic media are at great risk of degradation, so saving them is kind of now or never. If these materials don’t survive into the future, what will we, as curators, have to collect from?”

Taking the necessary steps to care for physical keepsakes, journals, calendars, and home movies as well as Word documents, digital photographs, email, and social media accounts also helps patrons more easily locate items, use them in projects, and preserve them for cultural and genealogical records.

That’s where DCPL’s Memory Lab comes in.

SELF-SERVICE STEWARDSHIP

Algee, who at the idea’s inception in 2015 was the only DCPL staffer with “digital” in her title, came up with the initial concept of a self-service lab in which library patrons could transfer outdated media to current formats and also learn to catalog and store them properly. She partnered with DCPL’s technology and innovation manager Nicholas Kerelchuk and developed the outline for a project whose primary goals were to work with DCPL staff to create digital preservation stations, create staff and patron guides for personal archiving best practices, design programs for educating the public about tools and requirements for digital stewardship, and serve as a national model for other public institutions.

They then put together a proposal for a National Digital Stewardship Residency (NDSR) project, secured an operational budget for the lab, and got organizational buy-in for supporting the lab. When their NDSR application was approved, National Digital Stewardship resident Jaime Mears joined the team as project manager. Together they invented DCPL’s Memory Lab, a DIY model providing not only the equipment for digitizing home movies and scanning photographs and slides but also an online resource to educate patrons on how to care for physical and digital documents and guide them through properly archiving those assets. The DIY model gives patrons online step-by-step instructions on how to use the tools while empowering them to control the entire process.

https://lj.libraryjournal.com/2018/04/lj-in-print/memory-lab-technology-focus/#_

https://www.dclibrary.org/labs/memorylab

lib ma

“Storytelling in a library context means capturing the initial spark of inspiration, then allowing that spark to guide you. Together we surface new ideas, build relationships, and deliver sustained community engagement.”
Matt Finch

Libraries and the Sustainable Development Goals (a storytelling manual)

 

Posted by: bluesyemre | April 11, 2018

Tozlu raflardan dijital arşive – Orhan Orhun Ünal

resized_c89f2-da76011fharita_proje_tarama

Soy ağacımızı sorguladığımız ve son dönemde popüler olan e-devlet hizmetlerinin ardında dev bir arşivcilik sektörü bulunuyor. Ustalıkla taranan tarihi belgeler, dijital ortama aktarılıyor. Milyonlarca sayfalık Osmanlı arşivi, kamunun evrakları derken; arşivcilik şimdiden geleceğin meslekleri ve yatırım alanları arasında gösteriliyor.

E-devlet kapısı, soy ağacımızı öğrenmek için açıldı. Olanlar oldu. Her 10 kişiden biri sistemden sorgulama yaparken, hemen ardından gelen miras öğrenme uygulaması da 20 günde 1,6 milyon kişiye ulaştı. Yüzlerce yıllık bilgilere ulaşmamızı mümkün kılan şey, aslında dijital arşiv hizmetlerinin varlığı. Gelişen teknoloji sayesinde artık eski belgeler, taranıp sanal dünyada muhafaza edilebiliyor ve e-devlet örneğindeki gibi istenirse vatandaşların erişimine izin verilebiliyor. Bu haberde, Mısır’daki paşa dedenizi bile bulabilirsiniz.

MİLYONLARCA SAYFA BEKLİYOR

Dijital ortama aktarılmak üzere bekleyen tarihi el yazmaları, kitaplar, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi belgeleri gibi milyonlarca sayfa aynı zamanda dev bir sektöre işaret ediyor. İşin kütüphanecilik boyutunu da hatırlatalım. Arşivcilik mesleği önem kazanırken, belgeleri bilgisayar ortamına aktaran ekipmanlar ve yazılımlar, bunu kullanan uzman personel derken piyasanın istihdam ve yan sanayi imkanları da son sürat gelişiyor.

ANAHTAR TESLİM E-KÜTÜPHANE

Artık size özel dijital kütüphane kuran veya arşivinizi elektronik ortama aktaran şirketler mevcut. Bu firmalar, yetişmiş personeliyle belli bir maliyet ve süre içinde hizmet veriyor. Yeditepe ve Dijital Arşiv Firmaları Genel Müdürü Ali Mete, ülkemizde kamu ve özel sektörün son dönemde e-dönüşüm için büyük yatırımlar yaptığını paylaşıyor. Ali Mete, Osmanlı arşivleri, Cumhuriyet dönemi belgeleri, kamunun milyonlarca sayfalık evraklarının dijital ortama aktarılmak üzere beklediğini söylüyor.

KAMU KURUMLARI KOLLARI SIVADI

Hemen belirtelim, ciddi büyüklüğe sahip üniversite kütüphaneleri, koleksiyoncular ve şirketler elektronik kütüphane kurmak için kolları sıvamış durumda.

Mete, ülkemizin dijital arşivcilik konusunda ne kadar zengin olduğunu şu sözlerle açıklıyor: “İlk akla gelen Başbakanlık Osmanlı Arşividir. Ayrıca, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Milli Kütüphaneler sayısız tarihi eseri bünyesinde barındırıyor. Vakıflar, Tapu (Defter-i Hakani), Şeriye sicilleri (İstanbul müftülüğü), gibi kurumların kökleri (adları değişmiş olsa bile) Osmanlı devletine kadar uzanıyor ve ciddi bir arşive sahipler. Bunlardan bazıları bütçe oluşturup elindeki malzemeyi tasnif etmeyi planlarken, bir kısmı yol almaya başlamış bile.”

Bir makinesi 20 bin avro

Ali Mete’ye maliyetleri sorduğumuzda bunun işin büyüklüğüne göre değiştiğini belirterek, “Arşivin doğrudan hesaplanır bir maliyeti yoktur. Bunun yerine unsurlarının maliyeti vardır” diyor ve ekliyor: “1 yılda 10 milyon sayfa dijitalleştirecek bir belediye, 20-25 eleman ile istediği kalite ve seviyeye göre 800 bin ila 2.5 milyon TL arasında bir rakamla karşılaşabilir.” Konuya kendi firmalarından şöyle bir örnek veriyor: “İstanbul Fransız konsolosluğundaki Osmanlı zamanından kalma kitapları dijitalleştirip e-belge ve e-kütüphane hizmeti olarak sunduk. 3 ay süreliydi biz 30 günde tamamladık. Genel olarak işin niteliğine göre fiyatlar belirlense de temel girdi ve masraflar, 1 uzman eleman. Ayrıca 2 uzman makine, mesela A2 kitap tarayıcı 20 bin avro’dur.”

BASİT BİR İŞLEM DEĞİL

Dijital Arşiv hizmetleri ile Bilişim Vadisine kabul edilen ilk şirketlerden birinin Genel Müdürü olarak, dijital kütüphane kurulumu ve arşivcilik işlemlerinin titizlik, deneyim ve uzmanlık gerektirdiğini ve düşünüldüğü gibi basit bir tarama işlemi olmadığını vurguluyor. Ali Mete, konunun önemini bir örnekle açıklıyor: “Özel donanımlı makinelerle, aylar süren titiz işlemlere ve bu işte yetişmiş nitelikli insan sermayesi ile tamamlanan işlemler söz konusu. Her bir arşivcilik işi kendine özel zorlukları ve iş akışlarını gerektirebilir. Mesela, bir dönem İGDAŞ bütün eski görüntü ve seslerini dijital ortama aktartma yapmıştı. En son bu şekilde büyük bir proje olarak Diyanet Vakfı elindeki bütün medya arşiv malzemelerini dijitalleştirdi.”

Dünyada bir ilk: Osmanlı’nın mezar taşları taranıyor

Ülkemizde arşivciliğe yapılan yatırımlara her geçen gün bir yenisi de ekleniyor. Eyüpsultan’da mezarlıklarda ve türbelerde Osmanlı döneminden kalma yaklaşık 10 bin tarihi mezar taşının, 3 boyutlu çalışmayla koruma altına alındığını öğreniyoruz. Proje, dünyada da bir ilk olma özelliği taşıyor. Çıkarılan dijital arşiv sayesinde, çalınması ve hasar görmesi durumunda mezar taşı birebir yeniden yapılabilecek ya da onarılabilecek.

https://www.yenisafak.com/ekonomi/tozlu-raflardan-dijital-arsive-3224164

30594469_1619125098203251_3502743021038649484_n

30581975_1619125101536584_7094443746743451423_n

lavarla

Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi bünyesindeki bir birimin, yani Ankara Dijital Kent Arşivi (ADKA)’nin burada ne işi var diye düşünebilirsiniz. Hemen açıklayalım!

ADKA, 2011 yılında Ankara’nın geçmişine ışık tutmak, bugününü yansıtan her türlü bilgi malzemesinin derlenmesini ve korunmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Bilgi malzemesi dediysek sadece kitap değil elbette. Ankara markası ile üretilen gazoz şişelerinden tutun da eski Ankara fotoğraflarının, Ankara’ya dair haritaların olduğu bir koleksiyondan bahsediyoruz ve sürekli genişleyen koleksiyonumuzdan Ankara’ya gönül veren herkesin haberi olsun istiyoruz.

Peki biz neler yapıyoruz?

http://ankaraarsivi.atilim.edu.tr/

https://lavarla.com/ankaranin-dijital-hafizasi-lavarlada/

Posted by: bluesyemre | April 11, 2018

ODTÜM: #ODTÜ Mezunları Ağı / #METU Alumni Network

logo (3)

ODTÜ mezunlarını tek bir çatı altında birleştirecek olan “ODTÜ Mezunları Ağı” ODTÜM’e, 2 ay içerisinde 9000’den fazla ODTÜ mezunu kayıt olmuştur. ODTÜM sayesinde ODTÜ mezunları eski arkadaşları ve hocaları ile görüşebilir, görüş ve görsel paylaşabilir, Üniversitelerine destek olabilirler. Aynı zamanda bir kariyer platformu olan ODTÜM’e, dünyanın dört bir köşesinde yaşayan ODTÜ mezunlarından 70’den fazla iş ilanı duyurusu bırakılmıştır. İş fırsatlarını daha verimli kullanmak üzere Mayıs ayı içerisinde son sınıf lisans öğrencileri de sisteme dahil edileceklerdir.

Android ve iOS için özel hazırlanmış ücretsiz uygulamalar ile, ODTÜM’ü cep telefonundan da kullanmak mümkündür.

https://odtum.network/

http://mezun.metu.edu.tr/

HFaustMomHeadshot-768x768

Here are 10 lesser known ways your library supports you and your family.

  1. Are You Smarter than a 5th Grader? I’m not ashamed to admit that my five-year old has been asking stumpers for essentially as long as he could talk. At some point, if the old quiz show is any indication, I’ll need a serious assist. Your public library and the Michigan eLibrary (MeL) provide access to homework help resources across all subjects and for all ages, from Pre-K through AP test prep and college planning.
  2. Start or Grow a Business. If you juggle having a family and owning a business, you’re already a total Rockstar. Partnering with your Business Librarian can make you even more amazing. Most libraries provide free access to powerful business databases that big corporations pay mega-money to use. Whether you’re exploring a new concept or taking a current venture next-level, your librarian can point you in the right direction to conduct demographic research, analyze industry trends, understand legal and financial processes, optimize your marketing and more.
  3. Avoid Internet-Induced Hypochondria. The only thing scarier than you or your child having a mysterious ailment or new diagnosis, are the Google results you’d get when searching said ailment. Dealing with health concerns is stressful enough without worrying about the scientific validity of your research. Rely on the information professionals at your library to guide you to resources you can trust. When it comes to your physical or mental health, managing elder care or supporting your child, libraries are an excellent and totally non-judgmental resource.
  4. Find a New Job. Job searching is daunting. If you are unemployed, underemployed or unhappily employed, let your library help. In addition to offering a range of tools to help you navigate the process, most libraries also have resources to help with resume review and interview prep.
  5. Get Better at the Job You Have. Libraries offer lifelong learning options in person and online. Online…as in classes you can take at your own pace, from your couch, while wearing pajamas. In addition to 1:1 training and workshops, many offer hundreds of online college-level courses covering topics like Accounting and Finance, Business, Technology, Healthcare, Law, Communications and more. If you don’t need credits toward a degree but want to build your skills and your resume (and maybe get a certification), library courses are perfect.  P.S. MeL also offers professional development for teachers.
  6. Treat. Yo. Self. So your library can’t offer a Parks and Rec style day of extravagance, but they can help you invest in yourself in other meaningful ways. Finding me-time is hard when you’re a mom, wife, daughter, sister, boss, employee and friend—you’re often the last person on your list of people to care for. Libraries have programs on arts and hobbies, cooking, fitness and much more. Once you start looking, you’ll be amazed at the variety of options for developing personal interests.
  7. Stop the Real or Fake Headache. Librarians have been in the business of teaching information literacy—how to find, analyze and apply information—for-literally-ever. They were made for this fake news moment. It’s more difficult than ever to tell if content is legit, and it’s an especially important skill for older and younger people who may be new to getting their news through social media. Teach your child what it means to be a good digital citizen and use library periodical databases to get your news from vetted sources (or at least to validate that Facebook post before you share it).
  8. Support Your Child’s Special Needs. Raising an atypical child can be lonely for both of you. Ask your library about a Sensory Friendly Hour—many offer resources catering to individuals who have difficulty in large groups, are on the autism spectrum, have sensory processing challenges or other special needs. If they don’t have a program already, they’ll appreciate your suggestion to add one.
  9. Budget-friendly Fun. Family Night. Date Night. GNO. If you’re on a budget (and who isn’t?), go to the library. Attend events, see movies, go to game night, play a bit of #bookface, do a craft, enjoy a wine tasting or learn how to make craft beer. Whatever floats your boat. This is another area where you’ll find endlessly creative and FREE options.
  10. Binge Watch Your Favorite Shows. Your library can save you mad cash. Most anything you pay a monthly subscription fee for—cable TV, streaming movies, music, eBooks—your library can give you for free. I’m not brave enough to cut the cord yet myself, but the library even offers classes on that to help you get the confidence you need to take the leap.

But here’s the thing, state and local libraries can only be this awesome if we fund them. The White House budget currently proposes to eliminate the Institute of Museum and Library Services (IMLS) and all federal funding for libraries. Using the resources they offer is great way to show libraries some much-deserved love. Another way to show your love is to tell Congress to fund libraries and save the IMLS.

You’ve now got 10 more reasons to keep your library thriving.

https://detroit.citymomsblog.com/10-things-most-parents-dont-know-they-can-do-at-a-library/

Posted by: bluesyemre | April 10, 2018

#Akustikhane 10. Sezon

182345_419677018054147_312699662_n

Akustikhane 2010 yılında başlamış, kimi zaman ünlü kimi zaman hiç tanışmadığınız müzisyenlerin sesli ve görüntülü kayıtlarını yaparak sizinle paylaşan, Zafer Yılmaz’ın sunuculuğunu yaptığı, Televizyonda başlamış bir müzik programıdır. Bu kanalda da bu programın kayıtlarını ve kamera arkası görüntülerini bulabilirsiniz.

Eğitimci-Röportajı-logo-1-300x88

Eğitimci Röportajı sitesi, çağdaş eğitimcilerin düşüncelerini ve deneyimlerini röportaj yoluyla geniş kitlelere aktarmalarını sağlayan bir platformdur. Eğitimci Röportajı sitesi sayesinde öğretmenler, eğitim sektörü çalışanları, akademisyenler, eğitim kurumu yöneticileri gibi eğitim sektörünün geniş bir yelpazesinden kişilerin fikirleri; ebeveynlere, öğrencilere, diğer eğitimcilere ve kurum yöneticilerine ulaşır.

Sitenin temel amacı; eğitim ile ilgili güncel bilgilerin ve fikirlerin paylaşılması ile eğitimcilerin, ebeveynlerin ve öğrencilerin gelişmesine yönelik katkı sağlamaktır.

Eğitimci Röportajı sitemiz aşağıdaki özellikleriyle hizmetinizdedir:

Güncel: Eğitimcilerden alınan bilgiler günümüze ait bilgilerdir. Röportajlar yapıldıktan kısa bir süre sonra yayına girmektedir. Röportajlarımız sayesinde eğitim ile ilgili en taze haberlere ulaşmış olacaksınız.

Gerçek: Röportajlarımızda hayaller ve vaatlerden ziyade, doğrudan olan-bitenleri konuşuyoruz.

Yerel: Şehrinizde çocuklarınızın katılabileceği hangi etkinlikler var? Çocuğunuz için şehrinizdeki hangi kolej daha uygun? Sitemizin detaylı arama kısmından da bu bilgilere kolayca ulaşabileceksiniz.

Birinci Ağızdan: Farklı branşlardaki eğitimcilere gidip tek tek fikirlerini sormak ya da sohbet etmek isterdiniz ancak imkanlar ve zaman kısıtı buna engel oluyor. Eğitimci Röportajı sitesi, doğrudan eğitimcinin ağzından eğitim dünyasını sizlere sunuyor.

http://www.egitimciroportaji.com/

Posted by: bluesyemre | April 10, 2018

Culture clash: Why are some societies strict and others lax?

DacDTR8XUAAezbI

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: