Sevmek Güzel Meslek sergisi, sanatçının ilk eserinden son eserine her döneminden eserleri kapsıyor. Serginin en önemli özelliklerinden birisi bugüne kadar yapılmış en kapsamlı Bedri Rahmi Eyüboğlu retrospektif sergisi olmasıdır. Bir başka ayrıcalık ise sergide ilk defa sanatseverlerin karşısına çıkacak eserlerin mevcut olmasıdır. Sergide ayrıca sanatçının mektupları, fotoğrafları, özel eşyaları, farklı disiplinlerde yaptığı eserleri yer alıyor.

Serginin küratörlüğünü, sanatçının son asistanı İbrahim Örs ve yine sanatçının eski öğrencilerinden Hanefi Yeter yapıyor. Ailesinden alınan eserlerin yanında birçok özel koleksiyondan alınan toplam 200 civarında eser sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975)

Giresun Görele’de doğmuş,  21 Eylül 1975’te İstanbul’da vefat etmiştir.

1927’de Trabzon Lisesi’nde okurken, bu okula resim öğretmeni olarak atanan Zeki Kocamemi’nin öğrencisi olmuş, onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girmiştir. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın derslerine katılmıştır. 1932 yılında Paris’e, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun yanına giderek 1 ay süreyle André Lhote’un atölyesinde resim çalışmıştır. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu (Ernestine Letoni)ile de burada tanışmıştır. Bu tarihlerde Matisse, Brague ve Chagall’ın resimleri ile Türk geleneksel sanatlarını incelemiştir.

Bedri Rahmi, 1934 yılında, Yeni Adam dergisinde ressam olarak çalışmaya başlamış ve bu dönemde şiirleri de edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştır. Akademi Diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü olan Bedri Rahmi, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmamayı göze almıştır. 1934 yılında 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katılmıştır. 1935 yılında ise ilk kişisel sergisini Bükreş’te açmıştır.

1936’daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci olmuştur. Cumhuriyet devrinin ilk yurt dışı sergisi olan ve Moskova’da gerçkeleştirilen Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katılmıştır.

1937’de Cemal Tollu’yla birlikte Akademi’nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy’nin asistanı olan Bedri Rahmi, birçok ressamın katıldığı CHP’nin kültür programı çerçevesinde “Yurt Gezileri” kapsamında resim yapmak için 1938’de Edirne’ye gitmiştir. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu’ya özgü görünümler egemendir. 1939 yılında Birinci Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaşmıştır. 1941 yılında ‘Yaradana Mektuplar’ adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştır.

1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Eyüpoğlu, 1941’de de yine ‘Yurt Gezileri’ ile Çorum’a ve İskilip’e gitmiştir. İskilip gezisi onun resim anlayışı üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Resimlerinde han avluları, halay çekenler, çocuk emziren kadınlar, saz çalan âşıklar gibi temaları işlemeye başlamıştır. 31 Ekim1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda ikincilik ödülünü kazanmıştır.

İlk duvar resmini 1943’te İstanbul’da, Ortaköy’deki Lido Yüzme Havuzu için yapmıştır. 1947 yılında ‘10’lar’ grubunun kurucularından biri olarak Bedri Rahmi, 1950 yılında Ankara’da ‘retrospektif’ (geçmişe, geriye dönük) bir sergi düzenlemiş ve büyük ilgi görmüştür. Bedri Rahmi aynı yıl Paris’te bulunan İnsan Müzesi’nde (Musée de l’Homme) ilkel kavimlerin sanatını incelemiştir. Bu incelemeleri, onu “güzel”in aynı zamanda “yararlı” da olabileceği, “yararlı” olmanın “güzel”in gücünü eksiltmeyeceği” düşüncesine ulaştırmış ve sanatını bu felsefe yönlendirmeye başlamıştır.

Mozaik çalışmalarına 1950’lerde başlayan sanatçı, 1958’de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²’lik bir mozaik pano gerçekleştirmiş ve bu yapıtıyla serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazanmıştır. Bundan bir yıl sonra Paris’teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel’de bulunan, 50 m²’lik bir mozaik pano hazırlamıştır. 1960 ve 1961’de ABD’ye gitmiştir. 1969’da Sao Paolo Bienali’nde Onur Madalyası kazanmıştır.

1940’ta 2. Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda resim dalında üçüncülük, 1943’te aynı yarışmanın 4’üncüsünde ikincilik ve 1972’de de 33. yarışmada birincilik ödülünü alan Bedri Rahmi; ölümünden sonra 1976’da Ankara’da “Yaşayan Bedri Rahmi” adıyla ve İstanbul’da da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde adına düzenlenen bir sergiyle anılmıştır. 1984’te İstanbul’da “Bedri Rahmi-Her Dönemden” adlı bir toplu sergisi açılmıştır.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Akademi’deki ilk yıllarından sonra temel bilgilerini Paris’te André Lhote’un akademisinde edinmesine karşın onun kübist ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş, Dufy ve Matisse’i kendine daha yakın bulmuştur. Paris’ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya gezilerinde yaptığı resimlerde, İstanbul görünümlerinde Dufy’nin renk ve çizgi anlayışının etkileri görülür. Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi, halk sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. Halk sanatından yola çıkarak yeni anlatım biçimleri aramış, minyatürlerden de esinlenmiştir. Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri; çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır. Ancak yalnızca motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve seramik alanlarında birçok ürün vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa da yönelmiş, kumaş üstüne baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle birlikte de yürütmüştür.

İki yıl kadar süren ABD gezisinden sonra değişik malzemelerden yararlanarak soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse de, yaşamının son yıllarında yeniden eski konularına dönmüştür. Kemençeciler, gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini de içeren bu çalışmalarında, konu soyuta yaklaştığı oranda, resmin de bir tür “nakış”a dönüştüğü izlenir.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu, 1927’de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne değin sürdürmüş, Akademi’deki atölyesinde sayısız öğrenci yetiştirerek, çağdaş Türk resmi için bu açıdan da etkili ve yararlı olmuştur.

Bedri Rahmi’nin edebiyatçı yönü de onu önemli kılmaktadır. 1928’de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine, 1933’ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılâpçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir. 1941’den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlamıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi birçok türüne duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri, kendine özgü bir biçimde kullanarak, şiir dilini halk diline yaklaştırma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemeyi sürdürmüştür.

Şiirlerinde masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanan Eyüpoğlu, insan ve doğa sevgisi, yaşama sevinci, toplumsal sorunları ele almıştır.

https://www.cermodern.org/b.r.e.html

Posted by: bluesyemre | July 27, 2017

Ankara Kitabevlerine Dair…Turan Tanyer

ankara kitabevleri

https://www.journalagent.com/jas/pdfs/JAS_1_1_113_129.pdf

Posted by: bluesyemre | July 27, 2017

#Erasmus+ Gençlik projeleri ne kadar etkili (#infografik)

erasmus

Erasmus+ Gençlik projeleri ne kadar etkili

http://ua.gov.tr/

Everyone knows that you’re not supposed to judge a book by its cover. But no one said anything about the first line. In fact, we think that the first line of a book is often the most revealing. When done right, it should tantalize, intrigue and tell you something fundamental about the pages to follow. Here are ten of the very best.

first sentence karenina

PENGUIN CLASSICS

“ANNA KARENINA” BY LEO TOLSTOY

“All happy families are alike; each unhappy family is unhappy in its own way.”

The first line to Tolstoy’s epic tragedy is famous for good reason: It’s full of wisdom, and it lets readers know that they’re in for some serious family drama. And what’s better than family drama (as long as it’s not your own)?

BUY THE BOOK

first sentence purple

MARINER BOOKS

“THE COLOR PURPLE” BY ALICE WALKER

“You better not tell nobody but God.”

Celie, the narrator of Alice Walker’s masterpiece, is a poor, uneducated black girl living in the South in the 1930s. She tells her secrets to God, because she has no one else. Here, in just a few words, we get a taste of Celie’s strong voice and her terrible heartbreak.

BUY THE BOOK

first sentence martian

BROADWAY BOOKS

“THE MARTIAN” BY ANDY WEIR

“I’m pretty much fucked.”

If you saw the movie, you already know that astronaut Mark Watney is a pretty funny guy, even when he’s been abandoned on Mars. There’s plenty of tension (and math) in Andy Weir’s novel, but we love it as much for the warm humor, which is evident from the very first line.

BUY THE BOOK

first sentence middlesex

PICADOR

“MIDDLESEX” BY JEFFREY EUGENIDES

“I was born twice: first, as a baby girl, on a remarkably smogless Detroit day of January 1960; and then again, as a teenage boy, in an emergency room near Petoskey, Michigan, in August of 1974.”

The first line to Eugenides’s Pulitzer Prize-winning novel is a textbook example of efficient writing. In a single sentence, he manages to set up the novel’s oh-so-intriguing premise (ICYMI, the book is about a hermaphrodite), as well as the time period and place.

BUY THE BOOK

first sentence mobydick

CREATESPACE

“MOBY DICK” BY HERMAN MELVILLE

“Call me Ishmael.”

And call us predictable. It’s probably the most famous first line in literary history. We included it because it’s got panache. Novels at the time were not exactly into succinct sentences (see: all of Dickens) and Moby Dick continues with some equally flowery prose pretty quickly. But with this short, mysterious declaration, Melville shows that he knows how to make an entrance.

BUY THE BOOK

first sentence4001

VINTAGE

“THE SECRET HISTORY” BY DONNA TARTT

“The snow in the mountains was melting and Bunny had been dead for several weeks before we understood the gravity of our situation.”

OK, who is Bunny and why is he dead? We’re only one line in and we have an almost physical need to keep reading. Donna Tartt’s addictive debut, about an obsessive clique embroiled in a murder mystery, hits the ground running (and with gorgeous prose, to boot).

BUY THE BOOK

first sentence pride

PENGUIN BOOKS

“PRIDE AND PREJUDICE” BY JANE AUSTEN

“It is a truth universally acknowledged, that a single man in possession of a good fortune, must be in want of a wife.”

Another oft-quoted oldie-but-goodie. Jane Austen’s first line gets us right in the thick of the complicated world of 19th-century social life, and introduces us right away to her slightly cheeky tone.

BUY THE BOOK

 

first sentence lolita

VINTAGE

“LOLITA” BY VLADIMIR NABOKOV

“Lolita, light of my life, fire of my loins. My sin, my soul.”

We never thought that the (fictional) jailhouse memoir of a creepy pedophile would end up being one our of favorite books of all time. But damn, the man can write.

BUY THE BOOK

first sentence goon

ANCHOR

“A VISIT FROM THE GOON SQUAD” BY JENNIFER EGAN

“It began in the usual way, in the bathroom of the Lassimo Hotel.”

We love the idea of anything beginning “in the usual way” in a hotel bathroom. The first line of Jennifer Egan’s Pulitzer Prize-winning collection of linked stories is, like the rest of the book, quirky and totally unique.

BUY THE BOOK

first sentence handmaids

HOUGHTON MIFFLIN HARCOURT

“THE HANDMAID’S TALE” BY MARGARET ATWOOD

“We slept in what had once been the gymnasium.”

Though the first line of Margaret Atwood’s dystopia is simple, there’s an undeniably ominous tone, and it raises many more questions than it answers—an ideal start to a terrifying, mind-bending book.

BUY THE BOOK

 

https://www.purewow.com/books/books-with-great-first-sentences

Posted by: bluesyemre | July 26, 2017

Is the #e-book a dead format?

Woman holding tablet in front of face at home

Nowadays, the ebook has a reputation for technological conservatism – so it is easy to forget that there was significant anticipation for the Kindle’s arrival ten years ago.

In a 2009 editorial, The Bookseller declared the device was “a giant leap for all”. The Kindle was frequently compared to the iPod’s transformative effect on the music industry. No wonder – the ebook format promised several advantages. Users could adjust typographic settings for improved accessibility; there was an increased level of portability; and the move to digital distribution promised the ability to purchase publishers’ extensive back catalogues.

But despite the early promise of the ebook, many are questioning whether it has lived up to these expectations. In recent years, the ebook has faced significant backlash amid reports of declining sales in trade publishing. The Publishing Association Yearbook 2016 noted a 17% slump in the sale of consumer ebooks while physical book revenue increased by 8%. Over the last couple of years, audiobooks have replaced ebooks as digital publishing’s critical darling on the back of a rapid increase in revenue. In this climate, several commentators have asked “how ebooks lost their shine.”

http://www.thebookseller.com/futurebook/ebook-dead-format-595431

CoTDe-dWcAAa0wm

http://www.leblebitozu.com/mizahin-abisi-oguz-aralin-hayati-ve-karikaturleri/

Posted by: bluesyemre | July 26, 2017

#NejdetDemirtaş (Su altı fotoğraf sanatçısı)

Dünyada ve Türkiye’de sosyo politik konuları sualtında kurgusal olarak sunan ilk ve tek fotoğraf sanatçımız Çocuk Gelinler,Madende hayatlarını kaybedenler,Çanakkale şehitleri ve kamera arkası görüntüler. Bugüne kadar birçok kez yorumlanan Çanakkale Savaşının hikayesini ilk defa sualtında farklı bir teknikle görüntüleyen Necdet Demirtaş, savaşın acımasızlığını gözler önüne sererek Türkiye ve Dünyadaki sosyal konuları su altında kurgulayarak insana ve doğaya ait sorunları konusu yapmaya devam etmektedir.

Instagram

Facebook

Posted by: bluesyemre | July 25, 2017

#Türkçe yazıldığı gibi okunmaz

turkce-yazildigi-gibi-okunmaz (1)

Türkçe, yazıldığı gibi okunan bir dil değildir. Tüm dünya dillerinde olduğu gibi, Türkçe’de de standart konuşma dili kuralları bulunmaktadır. Aşağıda, bu kuralların bazılarına ilişkin açıklayıcı bilgiler ve örnek sözcükler bulacaksınız:

Kaynaşma ünsüzlerinden <y>, eylem köklü bir sözcükte bulunuyorsa konuşma dilinde kendisinden önceki ünlü daralır.

Örnek:

arayan – arıyan,

gelmeyen – gelmiyen,

olmayan – olmıyan,

görmeyen – görmiyen gibi.

Gelecek zaman eki [AcAk], konuşma dilinde c’den önceki ünlünün daraltımıyla sesletilir.

Örnek:

yapacak – yapıcak,

gelecek – gelicek,

olacak – olucak,

dönecek – dönücek,

duracak – durucak,

gülecek – gülücek gibi.

Kaynaşma ünsüzü <y> ile gelecek zaman eki [AcAk] birlikte kullanıldığında, konuşma dilinde <y>’den önceki ünlü daralır, y ile c arasındaki ünlü düşer.

Örnek:

arayacak – arıycak,

gelmeyecek – gelmiycek,

olmayacak – olmıycak,

görmeyecek – görmiycek,

duymayacak – duymıycak,

bükülmeyecek – bükülmiycek gibi.

Ulama: Bir sözcük ünsüzle bitiyorsa, onu izleyen sözcük ünlüyle başlıyorsa, durak yoksa ya da ulamanın etkisiyle anlam farklılığı olmuyorsa, ünsüzle ünlüyle birleştirilerek sesletilir. Daha sonra, öğretmenin örnekler yazıp ulama yapılacak yerlerin altını çizmesi.

Örnek:

kalem almak,

top oynamak,

çay içmek,

ekmek almak,

dün akşam,

sonuç olarak.

Türkçede bazı sözcüklerde ses düşmesi görülebilir. Bunlardan bazıları şunlardır: Burada, şurada, orada, nerede, içeride, dışarıda. Bu sözcüklerin okunuşları burda, şurda, orda, nerde, içerde, dışarda biçimindedir.Haber metinlerinde, resmi ya da bilimsel nitelik taşıyan metinlerin aktarımında bu kural uygulanmaz.

http://diksiyon.org/turkce-yazildigi-gibi-okunmaz/

stronger together

Much has been written about collaborations between public and academic libraries. These collaborations generally take the form of joint libraries, special programs or consortia. They are motivated by the desire to do public outreach or community building or to provide better facilities, services or library resources to users from both library systems or, in the case of consortia, by economics.
Since the library website is now the most common entry point to an academic library, this paper explores the opportunities for building connections between an academic and public library’s resources by hyperlinking to public library resources. Deepening these connections supports the mission of both types of organizations, namely to foster lifelong learning. It also suggests how such virtual collaborations, namely hyperlinking, can be used to set the stage for future collaborations

http://digitalcommons.du.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1339&context=collaborativelibrarianship

00053844-620x4078

Is there a way to write the perfect bestselling book? What makes a bestseller? Can you distill what makes a bestselling book into its constituent parts? To find out, we analysed the ten bestselling books from each of the last ten years to discover what, if any, similarities they share. Could we find out how to create the perfect bestseller? After many months of meetings and arguments, we’ve put together the below formula. Simply follow its steps for a guaranteed bestselling book.

https://www.waterstones.com/blog/how-to-write-a-bestseller

41dcSVDxPuL._SX322_BO1,204,203,200_

“Reading is the nourishment that lets you do interesting work,” Jennifer Egan once said. This intersection of reading and writing is both a necessary bi-directional life skill for us mere mortals and a secret of iconic writers’ success, as bespoken by their personal librariesThe Top Ten: Writers Pick Their Favorite Books asks 125 of modernity’s greatest British and American writers — including Norman MailerAnn PatchettJonathan FranzenClaire Messud, and Joyce Carol Oates — “to provide a list, ranked, in order, of what [they] consider the ten greatest works of fiction of all time– novels, story collections, plays, or poems.”

Of the 544 separate titles selected, each is assigned a reverse-order point value based on the number position at which it appears on any list — so, a book that tops a list at number one receives 10 points, and a book that graces the bottom, at number ten, receives 1 point.

TOP TEN WORKS OF THE 20TH CENTURY
  1. Lolita by Vladimir Nabokov
  2. The Great Gatsby by F. Scott Fitzgerald
  3. In Search of Lost Time by Marcel Proust
  4. Ulysses* by James Joyce
  5. Dubliners* by James Joyce
  6. One Hundred Years of Solitude by Gabriel Garcia Marquez
  7. The Sound and the Fury by William Faulkner
  8. To The Lighthouse by Virginia Woolf
  9. The complete stories of Flannery O’Connor
  10. Pale Fire by Vladimir Nabokov
TOP TEN WORKS OF THE 19TH CENTURY
  1. Anna Karenina* by Leo Tolstoy
  2. Madame Bovary* by Gustave Flaubert
  3. War and Peace by Leo Tolstoy
  4. The Adventures of Huckleberry Finn by Mark Twain
  5. The stories of Anton Chekhov
  6. Middlemarch* by George Eliot
  7. Moby-Dick by Herman Melville
  8. Great Expectations* by Charles Dickens
  9. Crime and Punishment by Fyodor Dostoevsky
  10. Emma* by Jane Austen
TOP TEN AUTHORS BY NUMBER OF BOOKS SELECTED
  1. William Shakespeare — 11
  2. William Faulkner — 6
  3. Henry James — 6
  4. Jane Austen — 5
  5. Charles Dickens — 5
  6. Fyodor Dostoevsky — 5
  7. Ernest Hemingway — 5
  8. Franz Kafka — 5
  9. (tie) James Joyce, Thomas Mann, Vladimir Nabokov, Mark Twain, Virginia Woolf — 4
TOP TEN AUTHORS BY POINTS EARNED
  1. Leo Tolstoy — 327
  2. William Shakespeare — 293
  3. James Joyce — 194
  4. Vladimir Nabokov — 190
  5. Fyodor Dostoevsky — 177
  6. William Faulkner — 173
  7. Charles Dickens — 168
  8. Anton Chekhov — 165
  9. Gustave Flaubert — 163
  10. Jane Austen — 161

https://www.brainpickings.org/2012/01/30/writers-top-ten-favorite-books/

The Parthenon was built in Athens at the instigation of Pericles, under the supervision of the sculptor Phidias, between 447 and 38 BCE. The structure is ten meters high by seventy meters long and thirty meters wide. The temple was conceived to house a colossal gold statue of Athena, as well as the Delian League’s treasury and the city’s silver reserves—in the event of a Persian attack, these precious metals could be melted down and made into new coins to finance war. Transformed into a Christian church in the Middle Ages, then into a mosque during the Renaissance, the deconsecrated Parthenon of the modern period became a symbol of democracy and of Western cultural supremacy.

ÐÈÀÇ

Marta Minujín, born in Buenos Aires in 1943, seized this aesthetic and political archetype of democracy for her own situation: corrupted by a “national Catholic” dictatorship that reigned in Argentina up until 1983, she put the democratic ideal back into circulation at the moment when the military junta fell. Her artistic project was part of her series “La caída de los mitos universals” or “The Fall of Universal Myths,” which appropriated monumental icons to replicate them, break them up into pieces, and redistribute them into the public realm. In a certain way, the artist gives back to these symbols—reified and confiscated by institutionalization or capitalization—their status as offerings. For El Partenón de libros (The Parthenon of Books, 1983), 25,000 books, taken from cellars where they had been locked up by the military, covered a scale replica of the Greek edifice; built out of metal tubes and elevated to one side, this Parthenon was placed in a public square in the southern part of Buenos Aires.

Minujín’s monuments to democracy and to education through art revive the ceremonies of archaic societies—contrary to the banning of books by the junta’s army and different from the privatization of public property that, through speculating on the debt of the state, encourages the suppression of public-sector services and creates social shortages. In her mass-participation projects, Minujín rediscovers the initial value of a collective treasure; she melts shared capital back down into cultural currency without remainder. She lays down the verticality of public edifices that embody confiscated cultural knowledge and a hidebound heritage. She dilapidates the fortune these myths represent. By literally tilting these symbols, Minujín not only gives new meaning to these monuments, she offers them a new sensuality.

—Pierre Bal-Blanc

http://www.documenta14.de/en/artists/1063/marta-minujin

https://www.facebook.com/marta.minujin.10

http://www.bby.hacettepe.edu.tr/

Posted by: bluesyemre | July 21, 2017

Aslolan duygulardır (Duyguları konu alan animasyonlar)

 

597074ba2269a2269069eb7d

1955’ten beri beş yılda bir Almanya’nın Kassel kentini bir çağdaş sanat müzesine dönüştüren documenta sergilerinin daimi merkezi Fridericianum’un tepesinde müzenin adının yazıldığı harfleri söken Banu Cennetoğlu, bu harflere aynı tasarım ve ebatta birkaç tane daha ekleyerek müzeye bambaşka bir ad vermiş: ‘Güvende Olmak Korkutucu’.

http://www.hurriyet.com.tr/documentada-guvende-olmak-korkutucu-40525864

http://www.documenta14.de/en/

20180858_768162773345763_2315346646558310400_n

http://www.urbandictionary.com/define.php?term=eleutheromania

Amazon-Inspire-logo

Amazon Inspire is a service that provides educators a place to discover, manage, rate, review, and share educational resources. Teachers, schools, districts, and third-party publishers contribute to the Amazon Inspire library of instructional resources across the country. Amazon Inspire will help educators discover digital resources, benefit and learn from the work of their peers, and help improve the quality of education across the country.

https://www.amazoninspire.com/

http://larryferlazzo.edublogs.org/2017/07/17/amazon-makes-its-teacher-resource-sharing-site-public-today/

harris-keith_cover.indd

Whether you’re a new academic library director or a goal-minded manager, you can take concrete steps to gain and strengthen the leadership skills necessary for the job. That’s the empowering message of this new collection which offers critical reflection to illuminate the path ahead. Featuring contributions from seasoned veterans sharing several careers’ worth of lessons learned, this book

  • explores key facets of beginning leadership such as surviving the first year, the art of asking, and becoming a supervisor;
  • deals with strategic planning, team-building, shared governance, forming and maintaining important relationships, community outreach, and other crucial skills;
  • discusses safety, personnel-related legal issues, building a new library, managing change, and other potentially stressful situations; and
  • includes a chapter on cultural diversity programming.

This work offers a starting point from which academic library directors and aspirants can learn about various leadership skills and then plan their own professional development accordingly.

http://www.alastore.ala.org/detail.aspx?ID=11843

2

This study explores the collaborative nature and interdisciplinarity of the origin(s) of life (OoL) research community. Although OoL research is one of the oldest topics in philosophy, religion, and science; to date there has been no review of the field utilizing bibliometric measures. A dataset of 5647 publications that are tagged as OoL, astrobiology, exobiology, and prebiotic chemistry is analyzed. The most prolific authors (Raulin, Ehrenfreund, McKay, Cleaves, Cockell, Lazcano, etc.), most cited scholars and their articles (Miller 1953, Gilbert 1986, Chyba & Sagan 1992, Wȁchtershȁuser 1988, etc.), and popular journals (Origins of Life and Evolution of Biospheres and Astrobiology) for OoL research are identified. Moreover, interdisciplinary research conducted through research networks, institutions (NASA, Caltech, University of Arizona, University of Washington, CNRS, etc.), and keywords & concepts (astrobiology, life, Mars, amino acid, prebiotic chemistry, evolution, RNA) are explored.

https://link.springer.com/article/10.1007/s11084-017-9543-4

Posted by: bluesyemre | July 20, 2017

Why we’re all in #OpenSource now – Kristen Ratan

AAEAAQAAAAAAAAsTAAAAJDFkZDVlZmQwLWZhOTAtNGNhZi05ZmY0LWQ4OTBjZTNhZWM4NA

Bochum – Deutsches Bergbau-Museum – Starrer Ausbau einer Strecke mit Stahl, image by Daniel Mennerich

For a long time, even an open source advocate might have written a passionate plea about it from a Windows operating system. Most PCs and laptops were the domain of Microsoft, whose then-CEO Steve Ballmer once compared open source to cancer. Those days are longgone, as the company’s recent OpenDev event (tagline: “See what’s possible with open source in the cloud”) attests.

Open source has gone mainstream enough to power everything from the UK taxpayer system to breathalyzers and the New York Stock Exchange. And today, chances are good that you’re reading this on an Android device; Google’s open-source operating system now covers 86.8% of the market.

Open source is everywhere, thanks in large part to Linux — the kernel and various open-source components are now widely found in embedded systems. The car industry is a good example of why it makes sense: the most advanced part of your vehicle today just may be the onboard computer. These Linux-embedded dashboard devices offer voice recognition, mapping, text messages, climate control, collision sensors, entertainment systems and more. As they become ever more sophisticated, manufacturers need to keep costs from spiraling too high and retain control over the software architecture. With open source, they can choose from multiple vendors at every level — and still maintain direct control of the system, something not possible with proprietary software. By 2020, Linux is expected to be the leader in the market with 53.7 million devices on the road.

https://www.linkedin.com/pulse/why-were-all-open-source-now-kristen-ratan

IDB_Kitap_kapak - Mailing

Araştırmacılar ve doğa tutkunları için önemli bir kaynakça niteliğindeki “İstanbul’un Doğal Bitkileri” kitabı; İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Başkanı ve ÇEKÜL Yüksek Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik’in yıllar süren araştırmalarının bir ürünü. 1152 sayfadan oluşan kitap, İstanbul’un bitki çeşitliliğini gözler önüne seriyor. 8 bin 500 yıllık tarihi bir kent olan İstanbul’daki kentleşme politikaları, yoğun nüfus baskısıyla birlikte bazı bitki türlerini doğrudan etkiliyor. Ünal Akkemik, hazırladığı bu kapsamlı çalışmayla; bu eşsiz coğrafyayı paylaştığımız doğal hayata ve kent içinde bulunan bitkilere ilgi gösterirken, ilgiye bilgi katmayı da öneriyor. Üç iklim ve flora kuşağının kesişme noktasında bulunan İstanbul, dikkat çeken bir bitki tür sayısına sahip. İstanbul’da yaklaşık 2200 bitki türünün varlığını saptayan Prof. Dr. Ünal Akkemik, kitabında 982 tanesine yer verdi. Bitki tanımını kolaylaştıran fotoğraflarla desteklenen hacimli çalışmasını çiçek renklerine göre 9 ayrı bölümde kurguladı. Kitapta, İstanbul’da yok olma tehlikesi altındaki türleri de incelemeniz mümkün.

http://www.cekuldukkan.org/IstanbulE28099un-Dogal-Bitkileri_83.html

Dijital devrimle birlikte kütüphaneler birçoğumuz için uzaklarda kalmış olsa da o ortamın sakinliğini ve kitapların huzur dolu kokusunun yerini hiçbir yer tutamaz. Hele bir de dünyanın en iyi kütüphanelerini düşündüğümüzde içinden çıkmak istemeyeceğimiz mekanlar olduklarını tekrar hatırlıyoruz.

Admont Abbey Library

Admont Abbey Library

The George Peabody Library

The George Peabody Library

The Black Diamond (The Royal Library)

The Black Diamond (The Royal Library)

Musashino Art University Museum &amp; Library

Musashino Art University Museum & Library

Boston Public Library

Boston Public Library

http://www.hurriyet.com.tr/saatlerce-cikmak-istemeyeceginiz-dunyanin-en-iyi-5-kutuphanesi-40523971

Posted by: bluesyemre | July 19, 2017

2CELLOS (Croatian #cello duo)

“…Go and see them live, because it really is astonishing! I can’t remember seeing anything as exciting as them since I saw Jimi Hendrix live back in the 60’s…”
Sir Elton John

Crafty, Croatian cello duo 2Cellos first garnered public attention after uploading a cello-only cover of Michael Jackson’s “Smooth Criminal” to YouTube. Formed by longtime friends and seasoned players Luka Sulic and Stjepan Hauser, the pair inked a deal with Sony Masterworks in 2010 and released their eponymous debut album the following year, which featured cello-centric covers of tracks from the likes of U2 (“Where the Streets Have No Name”), Kings of Leon (“Use Somebody”), and Nine Inch Nails (“Hurt”), as well as a new version of the Michael Jackson track that helped launch their pop careers. It reached number one on the Billboard Classical Albums chart.

In2ition, released in 2013, mined the same pop/rock territory, with highlights arriving via classical crossover takes on songs from AC/DC (“Highway to Hell”) and Coldplay (“Clocks”), and the Šulić and Hauser original, “Orient Express.” The duo’s third studio album, 2015’s Celloverse, included spirited takes on Iron Maiden’s “The Trooper,” AC/DC’s “Thunderstruck,” and Mumford & Sons’ “I Will Wait.” 2Cellos next went to the movies with 2017’s Score, including material from film and television (among others, Game of Thrones, Titanic, Chariots of Fire, Braveheart, and The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring). A collaboration with the London Symphony Orchestra, led by conductor and arranger Robin Smith, it became their fourth straight appearance in the Billboard 200 and their third classical number one. ~ James Christopher Monger

http://www.2cellos.com/

https://www.facebook.com/2cellos/

https://www.instagram.com/2cellosofficial/

https://plus.google.com/u/0/+2CELLOSlive

https://itunes.apple.com/artist/2cellos/id431165069

https://www.youtube.com/user/2CELLOSlive/videos

The value of trees and plants in the urban environment is well documented: they improve air quality, shade against heat and provide an antidote to congestion, traffic and the pace of city life. Making available significant ‘green’ living space is now virtually mandatory for cities around the world. But are they up to scratch?

To answer this question reliably, researchers at Massachusetts Institute of Technology (MIT) teamed up with World Economic Forum to create Treepedia, a website which measures and compares cities’ green canopies.

 

Using Google Street View data, Treepedia is a tool for both city planners and dwellers. Urbanites can inspect the location and size of trees in their neighbourhoods as well as input their own data and request for more trees to be planted where they live.

In addition to visualising cities’ green spaces, a metric called the ‘Green View Index’ helps city planners to evaluate and compare green canopy coverage relative to other global cities.

 

% of public green space (parks and gardens)

The Green City Index

Urban Europe – statistics on cities, towns and suburbs – green cities

Treepedia (Exploring the Green Canopy in cities around the world)

kültür

Yüksek lisans yaparken, çokkültürlülük bağlamında halk kütüphanelerinde çokdillilik’i tez konusu olarak belirlediğimde, Türkiye kütüphanecilik yazınında önemli bir boşluğa denk geleceğini düşünüyordum. Öyle de olacaktı; zira Türkiye kütüphanecilik yazınında, kütüphanelerde çokdillilik veya çokkültürlülük üzerine yazılmış telif eserler ya yoktu ya da çok yetersizdi. Gelgelelim o tezi büyük oranda kişisel sebeplerle yarım bıraktım ve sonra da bütünüyle göz ardı ettim.

http://www.tk.org.tr/index.php/TK/article/view/2801

kitap_i

Ankara’daki halk kütüphanecilerine severek okudukları kitapları sorduk, ortaya güzel bir okuma listesi çıktı. Keyifli okumalar…

Not:Eserler yazar adına göre sıralanmıştır.

  1. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi –Ahmet Erhan
  2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü-Ahmet Hamdi Tanpınar
  3. Bab-ı Esrar-Ahmet Ümit
  4. Beyoğlu Rapsodisi-Ahmet Ümit
  5. İstanbul Hatırası-Ahmet Ümit
  6. Kar Kokusu-Ahmet Ümit
  7. Patasana-Ahmet Ümit
  8. Çi-Akilah Azra Kohen
  9. Fi-Akilah Azra Kohen
  10. Pi-Akilah Azra Kohen
  11. İnsan Denen Meçhul-Alexis Carrel
  12. Ölümcül Kimlikler –Amin Maalouf
  13. Semerkand-Amin Maalouf
  14. Hayatın Kaynağı –Ayn Rand
  15. Veda-Ayşe Kulin
  16. Pembe ile Yusuf-Canan Tan
  17. Gün Olur Asra Bedel-Cengiz Aytmatov
  18. Da Vinci Şİfresi-Dan Brown
  19. Müzmin Bekarlar-Danielle Steel
  20. İlahi Komedya – Cehennem, Araf, Cennet-Dante Alighieri
  21. Küçük Mucizeler Dükkanı –Debbie Macomber
  22. Cyrano Di Bergerac-Edmond Rostand
  23. Seyahatname-Evliya Çelebi
  24. Döşeğimde Ölürken-Filliam Faulkner
  25. Milena’ya Mektuplar-Franz Kafka
  26. Böyle Buyurdu Zerdüşt-Friedrich Wilhelm Nietzsche
  27. Suç ve Ceza-Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
  28. Yüzyıllık Yalnızlık-Gabriel Garcia Marquez
  29. Başkan Babamızın Sonbaharı-Gabriel Garcia Marquez
  30. Beş Sevgi Dili-Gary Chapman
  31. 1984-George Orwell
  32. Beyaz Zambaklar Ülkesinde –Grigory Petrov
  33. Az-Hakan Günday
  34. Kinyas ve Kayra-Hakan Günday
  35. Sahilde Kafka-Haruki Murakami
  36. Siddhartha-Herman Hesse
  37. Sarı Gelin-İbrahim Karahan
  38. Nietzsche Ağladığında-Irvin Yalom
  39. Martin Eden-Jack Landon
  40. Alamut: Kartal Yuvası-James Boschert
  41. Tüfek, Mikrop ve Çelik –Jared Diamond
  42. Emile ya da Çocuk Eğitimi Üzerine-Jean Jacques Rousseau
  43. Akıl Çağı –Jean Paul Sartre
  44. Kızıl Nehirler –Jean-Christophe Grange
  45. Boyalı Kuş-Jerz Kozinski
  46. Fareler ve İnsanlar-John Steinbeck
  47. Körlük-Jose Saramago
  48. Sofie’nin Dünyası –Jostein Gaarder
  49. Bir Muhteşem Güneş-Khaled Hosseini
  50. Uçurtma Avcısı-Khaled Hosseini
  51. Sevgi-Leo Buscaglia
  52. İnsan Ne ile Yaşar-Lev Nikolayeviç Tolstoy
  53. Ana-Maksim Gorki
  54. Bir Çift Yürek –Marlo Morgan
  55. Hayatın Kalbine Yürüyüş-Mehmet Doğramacı
  56. Kişisel Ataleti Yıkmak-Mümin Sekman
  57. Bazuka-Murat Uyurkulak
  58. Zafer Vaat Etmeyen Topraklar-Namık Doymuş
  59. Ölü Ozanlar Derneği-Nancy H. Kleinbaum
  60. Küpe Çiçeği-Naşide Gökbudak
  61. Kurt Seyd ve Shura-Nermin Bezmen
  62. Bir Kadın Ruhuna Ağıt-Omar Rivabella
  63. Masumiyet Müzesi-Orhan Pamuk
  64. Metal Fırtına-Orkun Uçar ve Burak Turna
  65. Memleket Hikayeleri-Refik Halid Karay
  66. Kalp, Nefes ve Ruh-Robert Frager
  67. Sen Ölünce Kim Ağlar –Robin Sharma
  68. Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali
  69. Kör Baykuş-Sadık Hidayet
  70. Son Kamelya-Sarah Jio
  71. İncir Kuşları-Sinan Akyüz
  72. Yeşil Yol-Stephan King
  73. Gökdelen-Tahsin Yücel
  74. Hasat-Tess Gerritsen
  75. Ütopya-Thomas More
  76. Şu Çılgın Türkler-Turgut Özakman
  77. Mülksüzler-Ursula Le Guin
  78. Küçük Şeyler-Üstün Dökmen
  79. Bir Gün Tek Başına-Vedat Türkali
  80. Güven-Vedat Türkali
  81. Fedailerin Kalesi Alamut-Vladimir Bartol
  82. Ağustos Işığı –William Faulkner
  83. Yaban-Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  84. Çıplak Deniz Çıplak Ada: Bir Ada Hikayesi-Yaşar Kemal
  85. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana: Bir Ada Hikayesi-Yaşar Kemal
  86. İnce Memed-Yaşar Kemal
  87. Karıncanın Su İçtiği: Bir Ada Hikayesi-Yaşar Kemal
  88. Tanyeri Horozları: Bir Ada Hikayesi-Yaşar Kemal
  89. Mutluluk-Zülfü Livaneli
  90. Serenad-Zülfü Livaneli

https://senolkaradeniz.wordpress.com/2017/07/18/kutuphanecilerden-tatil-bavullarina-konulabilecek-kitap-onerileri/

Ankara’daki Halk Kütüphanecilerinin Okuma Alışkanlığı Üzerine Bir Araştırma

 

lesesaal-737 (1)

Berlin Devlet Kütüphanesi’nin okuma salonu | Foto (kesit): © SBB-PK / C. Kösser

Küçük şehir kütüphanelerinden Milli Kütüphane’ye kadar uzanan yaklaşık sekiz bin kurum: Almanya’daki kütüphanelerin çeşitliliği göz kamaştırıyor. Fakat bütçe darlığı ve yapısal eksiklikler de kendini hissettiriyor.

Dermesinde 30 milyondan fazla kaynak bulunan ve buna her gün 1000 yeni kaynak daha eklenen Alman Milli Kütüphanesi’nin (DNB) görevi, 1913’ten bu yana yayımlanan tüm Almanca kaynakları bünyesinde toplamak. Frankfurt am Main ve Leipzig’deki iki binada faaliyet gösteren DNB, Alman kütüphaneciliğinin medarı iftiharı olsa da, örnek kütüphane olarak gösterilemiyor, çünkü Milli Kütüphane federal hükümet tarafından finanse edilirken, Almanya’da eğitim ve kültürden her bir eyalet kendisi sorumlu.

Alman kütüphanelerinin en önemli özelliği, merkezi bir sistem tarafından yönetilmemeleridir, nitekim bu kadar çeşitli olmalarının nedeni de bu. Almanya’da hiçbir zaman merkezi bir devlet olmadı ve –örneğin Fransa’dan farklı olarak– eğitim ve kültürün merkezi de hiçbir zaman başkent değildi. Bunun yerine, küçük, çok küçük yerlerde bile çok sayıda bağımsız, yerel kütüphane kuruldu.

DİNAMİK KÜTÜPHANE BİRLİKLERİ

Alman kütüphaneciler son derece dinamik birlikler etrafında örgütlenmiş bulunuyor. Kütüphane çalışanları, “Enformasyon–Kütüphane Meslek Birliği” (BIB) ve “Alman Kütüphaneciler Derneği” (VDB) adlı meslek örgütlerinde güç birliği yaparken, kurumlar “Alman Kütüphane Birliği” (dbv) tarafından temsil ediliyor. Meslek birliklerinin çatı örgütü ise “Kütüphane ve Enformasyon Almanya” (BID); Goethe-Institut ve ekz.Kütüphane Servisi Ltd. Şti. GmbH (ekz) de bu örgütte yer alıyor.

Hemen hemen bütün akademik kütüphanelerin işbirliği içinde olduğu altı bölgesel ağ var. Bu ağ aracılığıyla hazırlanmış olan ve tüm üye kurumların dermelerini kapsayan ortak katalog, gerekirse kaynakların kütüphaneler arasında ödünç verilmesini sağlıyor. Almanya’da tüm kütüphanelerin dermelerini kapsayan bir ulusal katalog yok. Bu görevi, 70’ten fazla bölgesel ve uluslararası kütüphane birliğinin yanı sıra, online kitapçıların veri tabanlarını da tarayan “Karlsruhe Sanal Kataloğu” üstlenmiş bulunuyor.

https://www.goethe.de/ins/tr/tr/kul/mag/20880552.html

AAEAAQAAAAAAAALoAAAAJDY1Nzg5YmUyLTg1OTEtNDlmNy1hNGNjLWM0YzUyZDFlNjQ3Yg

Bilinen tüm organizasyonlar (özel sektör, kamu, dernek, kulüp, ordu vs), insanların hiyerarşik yapı gereği yükselmesi ilkesine dayanır. Ancak belli bir mevkiden sonra, kişinin yetenekleri sisteme karşı yetersiz kalmaya başlar. Sonrası işte bu galeride.

Peter Prensibi der ki; her insan, ancak başarısızlığına kadar yükselebilir.

  1. Çalışan her birey, başarısız olduğu noktaya kadar yukarı çıkar.
  2. Bu prensibe göre, her insanın kariyerindeki yükseliş, bir noktada kendi setlerinin sınırına dayanacaktır.
  3. Yani hiyerarşik bir oluşumdaki her bir kişi, eninde sonunda artık yetemediği bir seviyede çalışmaya başlar.
  4. Peter prensibinin öngörüsü, hiyerarşideki tüm kademelerin bir noktada başarısız çalışanlar tarafından doldurulacağıdır.
  5. Terfi etmiş kişinin yetersizliği, sadece yeni pozisyonun zorluğundan kaynaklanmayabilir.
  6. Yani hem iyi bir eleman kaybedilmiş, hem de üstüne kötü bir yönetici kazanılmış olunur.
  7. Terfi alan bir çalışan hiçbir zaman eski görev yerine de indirilemez.
  8. İşten çıkarma gerekçesine motivasyon düşüklüğü, performans eksikliği gibi düşülen notların da gerçek sebebidir.
  9. Bu görev değişiklikleri çoğu zaman mecburiyetten gerçekleştirilir.
  10. Bir başka zorlayıcı konu: Kıdem
  11. Peter prensibi, Scott Adams’ın Dilbert karakterine de ilham verdi.
  12. Ve hatta bilişim sektörüne bile uyarlandı.
  13. Kısacası Peter prensibi birçok alanda gözlenebilecek bir durumu tarif eder.

https://onedio.com/haber/13-maddeyle-sistemi-cozup-kisinin-ne-kadar-yukselecegini-ongoren-peter-prensibi–705839

Posted by: bluesyemre | July 18, 2017

#Yoga ve #kitap – #BurcuAyan

Burcu Ayan

15780625_136169840211910_8147169330300341792_n

 

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: