435422_B

Öğretim; bilenin bilinenle, yani öznenin nesneyle, arzu edilen sonuçları üretmek üzere buluşmasını sağlamaktır. Söz konusu buluşmanın nerede, ne zaman ve nasıl gerçekleştirileceği konusunda sonsuz seçenek ve kombinasyon vardır. Ancak bunların hangisinin arzu edilen sonucu tam olarak getireceğine dair, kimi daha fazla denenmiş ihtimaller dışında hemen hiçbir şey… Bu nedenle öğretim bir arama, önerme, deneme, yeniden deneme sürecidir; oyunsu bir süreçtir. Satranç gibidir yani. Aynı tahta ve aynı taşlarla, birden fazla zihnin sonsuz seçenekte buluşmasıdır. Bir farkla… Sürekli acemi oyuncularla kurmak ve oynamak durumunda olduğunuz bir oyundur o. Öğrettiğiniz her öğrenci yerini yeni bir acemiye bırakarak ayrılacaktır yanınızdan. Sizin stratejileriniz yerleşiklik kazandıkça, yani aynı stratejilerle oyun kurma eğiliminiz arttıkça; ki uzmanlaşma dediğimiz şey de budur, acemilerle mesafeniz artacak, onlara erişmek için aşmanız gereken yol uzayacaktır. Bireyin öznelliği gerçeğinden söz etmiyorum bile. Çözüme en yakın sonuçlar için tek seçenek ise uzmanlaşmamak; öğretimi kendiniz için bir öğrenme sürecine, bir oyuna dönüştürmek ve her yeni gelenle yeniden öğrenmektir. Çünkü sizin bir bilenle oynama şansınız hiç olmayacaktır. Seçiminiz öğretmekten yana olmuştur zira.

https://www.pegem.net/kitabevi/435422-Yeniden-Ogretmeyi-Ogrenmek–kitabi.aspx

Sosyal Hizmetin Geleceği İçin Bir Fikrim Var

Sosyal Hizmetin Geleceği İçin Bir Fikrim Var kare

Ödüller

1. olan projeye

10.000 TL

2. olan projeye

5.000 TL

3. olan projeye

2.500 TL

3 projeye mansiyon ödülü

1.000 TL

“Sosyal Hizmetin Geleceği İçin Bir Fikrim Var” proje yarışması, sosyal hizmet bölümünde okuyan 4. sınıf öğrencilerinin sosyal hizmet alanında aldıkları eğitimi ve alanda uygulama yaparken edindikleri bilgi ve deneyimleri projeye aktarabilmeleri için fırsat sağlamayı amaçlamaktadır. Yarışmanın amacı, sosyal hizmet 4. sınıf öğrencilerinin bilgi ve becerilerini harekete geçirerek sosyal hizmetin müracaatçı kitlesinde yer alan bireylere yönelik sosyal sorunlara çözüm arayışında bulunmak, değişen sosyal yapının ortaya çıkardığı ihtiyaçlara karşılık vermek, sosyal içermeyi, sosyal girişimciliği ve sosyal yenilikçiliği desteklemektir.

DUYURU BELGESİ

PDF / WORD

BAŞVURU FORMU

PDF / WORD

BAŞVURU FORMUNUN DOLDURULMASI İÇİN GEREKLİ BİLGİLER

PDF / WORD

TELİF HAKKI DEVİR SÖZLEŞMESİ

PDF / WORD

Jüri Üyeleri

team member
Prof. Dr. Veli DUYAN (Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü)
team member
Prof. Dr. İsmet Galip YOLCUOĞLU (İstanbul Gelişim Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Sosyal Hizmet Bölümü)
team member
Prof. Dr. Kasım KARATAŞ (Hacettepe Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü)
team member
Prof. Dr. Kamil ALPTEKİN (KTO Karatay Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü)
team member
Doç. Dr. İshak Aydemir (Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü)

http://ufukcoskun.org/

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

Almanya #GSMH ve #Patent sayıları

EOrDp3NX0AAcyxO

Soldaki grafik Almanya’daki bölgelerin kişi başına ortalama GSMH’lerini göstermekte. Sağdaki ise Almanya’daki bölgelerde ortalama 1.000 kişi başına düşen patent sayısını gösteriyor. Her iki tarafta da miktarlar büyüdükçe Maviler koyulaşıyor.

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

Top 10 Global Consumer Trends 2020

Consumer Trends 2020

Every year, Euromonitor International identifies emerging and fast-moving trends that we expect to gain traction in the year ahead. These trends provide insight into changing consumer values, exploring how consumer behaviour is shifting and causing disruption for businesses globally. Each of the 10 trends follows the same format:

• Specific characteristics and how the trend manifests
• Business environment
• Data showing behaviour / motivation
• Case studies about how industries are responding
• A view from one of our experts
• The long-term impact

Top 10

Top 10 Global Consumer Trends 2020

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

#AzraKohen ile Bi’ Kahve 2 Sohbet

Azra Kohen, 3 Mart Cuma günü İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından çekilen Bi’ Kahve 2 Sohbet’e konuk oldu.

Yapımcı : Onur Aydın
Yönetmen : Cansu Arıca
Yönetmen Yardımcısı : Ali Genç
Görüntü Yönetmeni : Ömer Faruk Canat
Kameramanlar : Alara Aka, Ecenaz Hıyamlı, İrem Karabulut, Selin Gündoğar
Kurgu : Ali Genç, Gizem Arsu, Murat Göver, Ömer Faruk Canat
Stüdyo Şefi : Beriz Elmas, Ezgi Gezer
Stüdyo Şefi Yardımcısı : İlayda Koparan
Ses Edit : Ata Özoğlu
Sosyal Medya Danışmanları : Hilal Eyigüngör, Neslihan Dinler
Güvenlik&Rezervasyon : Bilgi Gezi Etkinlik Kulübü

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

Mui Ho Fine Arts Library, #CornellUniversity

DUermN7WsAEBk9P

What sets the Mui Ho Fine Arts Library apart from other libraries is apparent in the sheer volume of the books it contains, visible all at once inside of Rand Hall.

The second and third floors of the renovated building are now a single open space, dominated by a rectangular mass of shelves and walkways, running almost the entire length of the space and suspended from the reinforced ceiling.

On those shelves are approximately 105,000 books, with room to grow. The three dense stack levels can hold up to 125,000 volumes, befitting one of the largest circulating academic collections in the Northeast dedicated to art and architecture.

“The books and their shelving form a sculptural whole, a breathtaking tribute to the potential of the printed word and image to inspire learning, research, creativity and innovation,” said Gerald R. Beasley, the Carl A. Kroch University Librarian.

The library also contains city and regional planning, landscape architecture and photography materials; periodicals, videos and other media. The total holdings of the fine arts collection, including those in the Library Annex, comprise more than 267,000 volumes and grow by about 4,000 titles each year.

Placing more of the collection in one location – a new state-of-the-art research library – was made possible by the adaptive reuse of Rand Hall and a gift of funding in 2013 from Mui Ho ’62, B.Arch. ’66, who worked there as a student.

The new library was designed by architect Wolfgang Tschapeller, M.Arch. ’87, whose goal for the project was “a 21st-century interpretation of the grand reading rooms associated with great research collections.” Whether viewed from inside or outside Rand, especially when illuminated at night, the design “is an immediate and quite physical invitation to discover an extraordinary collection,” Tschapeller said.

The library officially opened Aug. 5. It offers elevated views of the campus through Rand’s large windows from the open-ended mezzanine stacks. Seminar rooms and staff offices are tucked away and accessible from the stacks.

A help desk, combining reference and circulation services, can assist walk-in patrons; library staff can also retrieve materials from the shelves for patrons as needed.

The space houses an important sub-collection: hundreds of black-bound thesis volumes, lining the shelves beneath the bank of windows on the North Wall, a contribution to this literal body of knowledge by students in the College of Architecture, Art and Planning (AAP).

With the college’s fabrication facilities on the first floor, the finished library project represents “the full spectrum of media and material research coming together,” J. Meejin Yoon, B.Arch. ’95, the Gale and Ira Drukier Dean of AAP, said during a recent conversation in the new space.

“The hope is that this library will be used as an extension of the students’ network of spaces,” she said. “We wanted to make this building as porous as possible and connect directly to the studios and the Arts Quad. Having the stacks in a daylit space creates an open vertical living room for our students so they can find a place to study, find books, and really take this space on in a way that’s an extension of their work and study environment.”

As a truly collaborative environment, she said, “The library is not just for AAP, but for students across campus.”

“The books and their shelving form a sculptural whole, a breathtaking tribute to the potential of the printed word and image to inspire learning, research, creativity and innovation.”

Gerald R. Beasley, the Carl A. Kroch University Librarian

The Kent Kleinman Book Stacks are named (with a gift from members of the AAP Dean’s Advisory Council) in honor of the dean of AAP from 2008 to 2018, who guided the Rand Hall project from planning through construction as part of the college’s multiyear facilities plan.

Collaborative study areas with movable soft seating line the space, along with individual study carrels and group workstations compatible with computers, phones and tablets. In addition to books, the library provides access to digital collections and online resources.

“New technologies will offer an equally important gateway to knowledge,” Beasley said. “In an intentional and playful contrast between two floating worlds – the physical world of books and journals and the weightless world of the internet – in this unique space, each derives added meaning from the other.”

The renovation project also rehabilitated the building envelope, improving Rand’s thermal and environmental performance, with a minimum expectation to meet LEED Silver certification standards. The roof of the building can also function as a flexible learning, social or experimental display space, with anchors for temporary structures, architecture projects and art installations.

Built in 1911, Rand Hall began life on campus as an engineering building, then for several decades housed student design studios and Department of Architecture faculty offices. The building also contained shop space for fabrication projects (such as architectural models and first-year architecture students’ Dragon Day designs).

When Milstein Hall opened in 2011, the Fine Arts Library moved from Sibley Dome and occupied part of Rand’s third floor. Books were stored in the Library Annex when construction on Rand began in December 2017.

This spring and summer, Library Annex staff did much of the pre-move preparation, and professional movers transported books from the Annex to Rand Hall. In deciding what to shelve in the new library, priority was given to high-demand titles that were not available electronically; periodicals less than five years old; and titles of specific interest to the AAP community.

The shops are now an expanded Material Practice Center taking up most (5,400 square feet) of the first floor, with laser cutters, 3D printers, lathes, band saws and more – “the tools for architects and artists to build and create,” Yoon said. “The tools range from industrial machinery and hand tools, to today’s most cutting-edge digital fabrication tools including CNC [computer numerically controlled] machines and robotics for construction.

“Having the library stacked on top of the fabrication facility,” she said, “showcases the production of one’s creative imagination – in essence, the production of new knowledge.”

https://finearts.library.cornell.edu/

http://news.cornell.edu/stories/2019/08/new-mui-ho-fine-arts-library-inspires-design

https://www.designboom.com/architecture/wolfgang-tschapeller-cornell-university-library-suspended-book-stacks-12-12-2019/

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

Paris Musées Digital Collections

Paris musees

Paris Musées bünyesindeki müzelerde yer alan 300.000’i aşkın eser, yüksek çözünürlüklü olarak internet üzerinden erişime açıldı…

Paris sayısız başyapıta ev sahipliği yapan bir sanat şehri. Şehirdeki 14 önemli müzeyi kendi çatısı altında toplayan Paris Musées adlı kurum, bu başyapıtlara tüm dünyanın erişebilmesini sağladı. Eserler yüksek çözünürlüklü olarak tarandı ve internete yüklendi. Dolayısıyla artık Goya, Monet, Cézanne ve diğer yüzlerce sanatçının eserlerinin yüksek çözünürlüklü dijital versiyonunu görmeniz ve kendi bilgisayarınıza indirmeniz mümkün.

http://parismuseescollections.paris.fr/en

https://bigumigu.com/haber/paris-teki-muzelerde-bulunan-321-178-eser-internete-acildi-paris-musees/

The Business of Books 2019

This white paper provides a global analysis of consumer book markets today, summarising key trends and relevant data on book markets around the world. The paper examines recent digital innovations and examples of transformation, such as e-books and audiobooks, as well as the use of streaming and subscription models, and the increasing segmentation of publishing. It identifies new opportunities and challenges arising from publishing models such as self-publishing, audiobooks and streaming, and it highlights new forms of competition resulting from screen-based approaches to storytelling, with content shared through online and TV streaming platforms like Netflix, Amazon and Disney. To conclude the paper explores detailed data, a market analysis and the lessons learned about the business of books in today’s new format-neutral and media-agnostic contexts.

The Business of Books 2019 (Publishing in the age of the attention economy)

tarihigorsel_81291866_2322113701413895_9106441975529658667_n

https://edebiyatvesanatakademisi.com/cumhuriyet-donemi-romancilarimiz/sukufe-nihal-basar-hayati-ve-edebi-yonu/616

Posted by: bluesyemre | January 23, 2020

Destroying #Istanbul to ‘Restore’ It

The Valens Aqueduct in Istanbul,Turkey

The historic Valens Aqueduct is set to be renovated—and Istanbulites aren’t happy. AYHAN ALTUN / GETTY

ISTANBUL—The Valens Aqueduct is one of this city’s most recognizable monuments, a Roman-built fixture that stretches proudly above the busy Atatürk Boulevard. Most visitors have the pleasure of seeing it, and the fourth-century structure reaches well into an array of residential neighborhoods. It is a source of pride among Istanbulites.

When news broke, however, that the aqueduct was slated for restoration, many residents were alarmed, concerned that efforts at preservation would instead compromise its integrity. That fear is not unfounded: Historic buildings and structures dating from the Byzantine era to the 20th century have been subjected to disastrous restorations in recent years here, prompting public outcry and fostering a cynical attitude toward planned projects.

“We have seen examples of so many botched restorations that we have lost faith,” Ebru Erdem-Akçay, a Turkish American political scientist, told me. When tweeting the news of the restoration, Erdem-Akçay wrote that she hoped to see the aqueduct again “before they restroy it,” coining a portmanteau of restore and destroy that many say is apt.

Istanbul is a dynamic, fascinating city of 15 million, and much beauty can be found, thanks to a rich architectural heritage and an ideal location on the shores of the Black and Marmara Seas, between which runs the Bosporus strait. Traces of history await around every corner of the city’s older parts—living, open-air museums with innumerable artifacts from Byzantine and Ottoman times. Istanbul nevertheless moves at a rapid pace, and its streets are overflowing with life and sounds, ranging from the pleasant call of vendors selling fresh pastries to the ever-present din of construction.

In recent years, those construction noises have become more prevalent. President Recep Tayyip Erdoğan and his ruling Justice and Development Party (AKP) have presided over a wave of economic growth due in no small part to a construction boom that has nearly gone bust. In Istanbul and throughout the country, hundreds of shopping malls were built, in addition to a staggering number of housing projects. New airports, public and private universities, hospitals, and transit systems sprouted up in cities. And ambitious restoration and development projects were launched one after the next. But many have not turned out well, speaking to concerns here that Istanbul’s long history is not sufficiently respected, worries that extend beyond urban planning and have real political implications.

With Turkey heading to the polls for municipal elections this month, Erdoğan is keen to maintain power in the city that he grew up in and where he rose to prominence as mayor in the 1990s. His former prime minister Binali Yıldırım is the AKP candidate to be Istanbul’s next mayor, and a loss would be a strong statement from voters, one rooted in concerns for their city and its governance.

Some of the most controversial examples of restoration here have occurred in the heart of the Beyoğlu district, home to Istanbul’s busiest and liveliest street, the pedestrian-only Istiklal Avenue.

Istiklal is lined with dozens of grand European-style buildings, a number of which house foreign consulates, and was once a street packed with cinemas and cafés that people wouldn’t enter unless they were dressed to the nines. It was closed to traffic in the early 1990s, which was instrumental in breathing new life into the area after it had picked up a rather seedy reputation in the previous two decades. Beyoğlu soon became the epicenter of Istanbul nightlife as its narrow, buzzing backstreets filled with restaurants, dive bars, and clubs. Its popularity peaked during the AKP years, though it has been gradually transformed into a sterilized shopping mecca, with new malls and an extended stretch of chain stores and fast-food restaurants along Istiklal.

Anger over unbridled development reached a tipping point in May 2013, when protests broke out against Erdoğan’s controversial plan to construct a shopping center over Gezi Park, the largest green space in the area, just a short stroll away from the beginning of Istiklal, on the other side of Taksim Square. Tens of thousands of people took to the streets of Istanbul, and the demonstrations spread to nearly every province in Turkey. Erdoğan fiercely denounced the rallies and the police response was swift and severe, but the project was abandoned and Gezi Park remains relatively untouched.

Ill-advised restorations, however, continued full speed ahead. In 2015, the Beyoğlu municipality restored its district headquarters, a neoclassical gem built in the late 19th century, but added a floor on top, a jarring contrast to the historic edifice. In another instance, a pair of businessmen purchased the splendid 1830s-era Narmanlı Han, an aging gray building near the end of Istiklal that once housed the Russian embassy and was later home to the celebrated novelist Ahmet Hamdi Tanpınar, for $57 million. But the restoration involved painting it a regrettable shade of peach and paving over the leafy courtyard, which was once home to a groundskeeper, street cats, and lush layers of wisteria. Many Istanbulites were horrified when they saw the building in its restored state in 2017. The owners plan to outfit Narmanlı Han with shops and restaurants.

Elsewhere, a century-old building near Taksim Square once held Majik, Istanbul’s first cinema, and the iconic nightclub Maksim. A furniture company bought it in 2004, and announced plans to turn it into a hotel. The historic facade was renovated and finally unveiled last year, revealing an enormous metal-and-glass structure equaling the size of the original building built on top, in what amounts to a truly head-scratching sight. A popular Twitter account called Ugly Istanbul, which documents restoration disasters and other instances of aesthetically questionable urban planning and development, dubbed the Majik/Maksim restoration one of the most hideous efforts of 2018.

“Unfortunately there is an understanding that prioritizes the reuse value or real-estate value of these buildings—particularly if they are in centrally located, high-rent neighborhoods—rather than protecting them as cultural assets to be inherited by future generations,” Mücella Yapıcı, an architect with the Istanbul branch of the Union of Chambers of Turkish Engineers and Architects (TMMOB), told me.

Yapıcı is a visible opposition figure and an outspoken critic of the untamed development that has dominated Istanbul during the AKP years. A representative of the Taksim Solidarity group that played an active role in the Gezi Park protests, Yapıcı was taken into custody for her involvement in the rallies. Though she was later acquitted, she was nevertheless summoned to give a statement in November as part of an ongoing investigation into the protests, more than half a decade after they began. (In February, prosecutors said they were calling for life sentences for 16 suspects, who are being charged with attempting to overthrow the government in relation to the protests. Among them are the journalist Can Dündar and the actor Memet Ali Alabora, who are both in exile; the jailed philanthropist Osman Kavala; and Yapıcı, who once again faces charges.)

Those requested sentences reflect Erdoğan’s hatred of the protests, and his insistence that they were a deliberate attempt to unseat him from power. Yapıcı’s inclusion among the suspects also sends a clear message to those who publicly and actively oppose the government’s controversial projects.

The relentless rattle of drills and jackhammers punctuated my conversation with Yapıcı—the TMMOB Istanbul office is located immediately behind a construction site where a billion-dollar effort aims to boost tourism by revamping a coastal section of the Karaköy neighborhood, enabling increased access for cruise ships. A historic post office and passenger terminal were demolished as part of the project.

The various construction plans break no laws, Yapıcı acknowledged. “They have projects, there are architects carrying them out, there are advisers, councils granting approval, and municipalities providing licenses.” She and others worry that after years of intense growth and transformation, which has included the demolition of historic buildings and the destructive restoration of others, Istanbul has paid no small price. And though there is no shortage of urban activists and architects like Yapıcı who risk their own freedom and well-being to stand up for the city’s history, the cards are stacked against them.

“When it comes to cultural assets, a balance can be struck,” she said. “That balance is established between the necessity for science and engineering, and capital’s drive for generating profit. But since the system does not want this at all, organizations like ours are excluded entirely.”

We want to hear what you think about this article. Submit a letter to the editor or write to letters@theatlantic.com.

PAUL BENJAMIN OSTERLUND is a freelance journalist and writer based in Istanbul.

 

https://www.theatlantic.com/international/archive/2019/03/modern-istanbul-destroy-restore/585373/

nobelyayin_com_15783

Bilgi yönetimi, 1990’lı yıllardan itibaren literatüre girmeye başlamış yeni bir olgudur. Eğitim örgütlerinde bilgi yönetimi ise 2000’li yıllardan itibaren çalışılmaya ve analiz edilmeye başlanmıştır. Yükseköğretimde Bilgi Yönetimi kitabı, bilgi ve bilgi yönetimi kavramlarını ilgili literatür ışığında inceleyen, özellikle bilgi yönetimi modellerini tanıtan, bu çerçevede yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırmayı yansıtan ve model önerisi ile tamamlayan bir çalışmadır. Üniversitelerde bilgi ve yönetimi süreçlerini keşfetme, inceleme ve analiz etme imkânı sağlayan bu kitabın, yükseköğretim kurumlarına, örgüt olarak ne bildiklerini bilmeleri ve bildiklerini etkili yönetmeleri konusunda yol göstereceğine ve kuramdan uygulamaya köprü olacağına inanıyoruz.

https://www.nobelyayin.com/Detay.asp?u=15783

Çok sayıda yayın yapmak ile çok etkili yayın yapmak arasında fark var (Mustafa Sözen hocanın paylaşımından faydalanılmıştır)…

https://www.scimagojr.com/countryrank.php?year=2018&order=h&ord=desc

Posted by: bluesyemre | January 15, 2020

That’s what I call #Presentation

Posted by: bluesyemre | January 15, 2020

#Karst Stone #Paper designed in Sydney Australia

We could kill trees too. But why should we have to? It’s possible to make paper without timber and water, without chlorine or acids, without waste, using only a third of the carbon footprint. So we did. Our paper is made of stone. It’s smoother, brighter, and more durable than traditional paper. We don’t compromise. Neither should you.

Designed in Sydney Australia, Karst Stone Paper aims to disrupt the paper industry. The need for paper isn’t going away any time soon, but the need for a sustainable paper option is nearing a tipping-point. Our products are born from a single intention, to respect people and planet. We strive to follow this principle from beginning to end.

We like to think of Karst products as complementary tools in a world of digital devices. Luxury stationery that slips into your lifestyle, constructed by some of the world’s best bookbinders and printers to make notebooks that feel part of your everyday life, rather than just writing tools. Our design is simple, functional and beautiful. We don’t want our products yelling at you with over-embellishment; we want them to collaborate with you through quiet refinement. Each aspect, from colour, to size, to aesthetic is thoughtful and intentional, designed to provoke your creativity.

Stone paper is future-friendly, made from one of the most abundant substances on earth: calcium carbonate. What you’re looking at is recycled — we repurpose waste stone produced by the mining industry and construction industry, crush it into a powder, and combine it with a non-toxic, recyclable binding agent to make stone paper. Not one drop of water and not one tree was harmed in the making of these notebooks.

Karst Stone Paper is a superior alternative to traditional pulp paper that uses no trees, water, wastes, acids or bleaches to produce. Our paper is the whitest and smoothest paper available. Not only is Karst Stone Paper a better alternative, it’s also waterproof and tear resistant. Our manufacturing process is powered in part by solar energy and leaves a 60% smaller carbon footprint than traditional paper.

Just like us, Karst products are for individuals looking to feel and express their creativity and productivity. Each notebook is a starting place to solve new problems, providing a blank page to do more and create more.

Waterproof. Tear-resistant. Made from stone. Like normal paper, only better.

https://karststonepaper.com/pages/about

https://www.instagram.com/karst.stonepaper/

https://www.facebook.com/karst.stonepaper/

Posted by: bluesyemre | January 15, 2020

Rise of Empires: #Ottoman by #Netflix

EOQI1BlXsAA8ONE

Netflix, Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in hayatını ve İstanbul’un fethini anlatan yeni dizisinin fragmanını yayımladı.

Altı bölümlük Rise of Empires: Ottoman adlı dizi, 24 Ocak’tan itibaren izlenebilecek.

Dizi hakkında bilinenleri derledik.

Kaç bölüm ve ne zaman yayına giriyor?

Dizi altı bölümden oluşacak ve 24 Ocak’tan itibaren izlenebilecek.

Dizinin oyuncuları kim, Fatih Sutan Mehmet’i kim canlandırıyor?

Dizide yer alan oyuncular arasında Cem Yiğit Üzümoğlu, Tuba Büyüküstün, Birkan Sokullu, Selim Bayraktar, Osman Sonant, Damla Sönmez, Tolga Tekin ve Ushan Çakır da bulunuyor.

Fatih Sultan Mehmet’i Cem Yiğit Üzümoğlu canlandırıyor. Üzümoğlu, Netflix’in Hakan: Muhafız ve Kanal D’nin Adı Efsane dizilerinde oynamıştı.

Belgesel ve kurgunun iç içe geçtiği bir kurguya sahip olacak dizinin anlatım bölümlerini ise Game of Thrones (Taht Oyunları) dizisinde Tywin Lannister karakterini canlandıran Charles Dance gerçekleştirdi.

Dizinin yapımcılığını STXtv ve Karga Seven şirketleri üstlendi.

Hangi dönemi konu alıyor?

Dizi, 15. yüzyılda yaşamış olan Fatih Sultan Mehmet’in hikâyesine odaklanıyor.

Sultan II. Mehmed’in 13 yaşında tahta çıkmasıyla başlayan dizi, İstanbul’un fethini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişini konu alıyor.

Dizinin yapımcısı STXtv’nin Başkan Yardımcılarından Jada Miranda, “STXtv olarak ilgimizi en çok çeken şeyler, dünyadaki karşıt görüşler arasında köprü vazifesi görebilen hikâyeler. Bu hikâye de bize kültürlerin çatışması konusunda yankılarını bugün dahi hissedebildiğimiz çok heyecan verici bir perspektif sunuyor” dedi.

Dizinin danışmanları kim?

Prof. Celal Şengör ve Dr. Emrah Safa Gürkan ise dizinin danışmanlarından.

Çekimleri İstanbul’da ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinde yapılan dizinin yönetmenliğini Emre Şahin üstleniyor.

İstanbul’da Türk ve ABD’li bir aileye doğan Şahin’in yönettiği Takım: Mahalle Aşkına filmi, 2015’te Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni ve Behlül Dal Jüri Özel Ödüllerini kazanmıştı.

Netflix son olarak geçen yıl Atiye adlı bir Türk dizisi yayımlamıştı. O dizinin aksine, Rise of Empires: Ottoman’ın dili İngilizce olacak.

İnternet film veri tabanı (IMDb) dizinin prodüksiyon şirketleri arasında Karga Seven, STX ve Netflix olduğunu aktarıyor.

https://www.netflix.com/tr/title/80990771

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51093636

large_Imms7wZz6FVsFmHN5uN3Fe7N4EF6tV-0tmSDUADqfJY

Switzerland is flying the flag for skilled workers

For a country that fits into the state of California 10 times, Switzerland punches above its weight when it comes to global competitiveness. In the World Economic Forum’s latest Global Competitiveness Report, it comes in fifth overall – but tops the ranking for skills. “Switzerland’s performance is outstanding in areas related to human capital,” the report notes.

So what is Switzerland doing right when it comes to skilling its workforce? Up to 70% of secondary school students take part in its ‘gold-standard’ vocational education training system (VET), according to a 2015 report by the Center for International Education Benchmarking (CIEB). From age 16, most young people stop full-time education, instead rotating between school, inter-company courses and hands-on experience in a workplace setting for three-to-four years, receiving both a wage and a crucial introduction to the world of work.

What do we mean by ‘competitiveness’?

What is economic competitiveness? The World Economic Forum, which has been measuring countries’ competitiveness since 1979, defines it as: “the set of institutions, policies and factors that determine the level of productivity of a country.” Other definitions exist, but all generally include the word “productivity”

The Global Competitiveness Report is a tool to help governments, the private sector, and civil society work together to boost productivity and generate prosperity. Comparative analysis between countries allows leaders to gauge areas that need strengthening and build a coordinated response. It also helps identify best practices around the world.

The Global Competitive Index forms the basis of the report. It measures performance according to 114 indicators that influence a nation’s productivity. The latest edition covered 141 economies, accounting for over 98% of the world’s GDP.

Countries’ scores are based primarily on quantitative findings from internationally recognized agencies such as the International Monetary Fund and World Health Organization, with the addition of qualitative assessments from economic and social specialists and senior corporate executives.

 

Explore the full report

‘Strong support’ from employers

The CIEB report says the VET system, in which 30% of Swiss companies partcipate, prepares a broad cross-section of students for careers in a range of occupations and sectors. “It enjoys very strong support from Swiss employers, who credit it with being a major contributor to the continuing vitality and strength of the Swiss economy.”

The country benefits from a pipeline of young-professional talent, it says, low youth unemployment in the single digits and the skilled workforce needed to produce high-quality goods and services.

https://www.timeshighereducation.com/news/no-more-graduates-needed-switzerland-goes-it-alone-he

 

https://www.weforum.org/agenda/2019/10/switzerland-economy-skills-workforce-competitive/

Posted by: bluesyemre | January 15, 2020

How #Libraries help people in #ColdWeather by #AnnaGooding-Call

image-of-library-shelves

When libraries help people in cold weather, they provide a broader, more critical service than many of their patrons ever realize. Older folks who can’t afford to heat their entire houses often simply leave home for much of the day. Latchkey kids might wander around after school in need of a place to wait for parents. Above all, unsheltered people experiencing homelessness who have nowhere to stay during the freezing cold days of December and January can suffer or even die in the throes of a cold snap.

For many of these folks, there are very few recourses when the weather turns. That’s where public libraries come into play. For people in winter weather distress, there is sometimes no better resource than a library.

INTERNET ACCESS

It may come as a surprise to non-librarians that homeless people are avid internet users. In fact, the internet is often critical to finding housing and services for this population, and for many, online work is a lifeline. Even more significantly, internet access can provide an accurate weather report for someone who lives and dies by the temperature. Sleeping in your car is rough enough at the best of times; if the mercury is about to plunge, then it might be a good time to find better shelter.

But while this is a critical service for homeless patrons in particular, everyone benefits. When the power goes out in the dead of winter, there’s sometimes no good way for patrons to find out when it’ll be restored. Having a free source of internet access is so important in these emergent situations that even if is only comes up occasionally, it’s still an important service to the community.

Kids benefit too. When school closes, the best place to study is the place that provides a free desktop computer, internet access, and a place out of the wind.

A SAFE PLACE

It doesn’t matter whether it’s an emergency or not. Patrons can come to the library to warm up, and this saves lives. For unsheltered patrons, libraries help people in cold weather by representing an escape from the drama of homelessness for a while, which winter winds tend to amplify. For unsheltered people with kids, this is a critical service. There’s only so long that you can entertain children out in the cold, and in most libraries, kids can safely play or read for indefinite amounts of time while their parents warm up and find ways out of their predicament. Some libraries even have special, free wintertime activities just for kids that can help supplement their educations.

Libraries have everything that patrons basically need: bathrooms, heat, places to sit, and something to do. They’re clean. Some even have food. However, libraries also have librarians. Recently, special trainings, like Ryan Dowd’s Librarian’s Guide To Homelessness, have become de rigueur for libraries serving cold-vulnerable populations. The ALA also has resources available. Sometimes, librarians will even help unsheltered people find places to stay after the library closes.

There’s another layer to library safety that’s important in the cold: security. In a library, a patron is assumed to be orderly until they become otherwise. They’re not loitering when they’re peaceably sitting and reading, so they can’t be arrested. If someone tries to take their stuff, librarians will call the police and the system will work for the homeless instead of against them. Elderly people who might otherwise become isolated or experience a medical emergency in the cold can engage with one another through programs and receive support through librarians. Teens have a place to stay where they won’t be vulnerable to street violence, gang recruitment, or other hazards.

View this post on Instagram

"I'm a painter by trade. In summer, work is pretty good if you can get it and I usually do but even for a painter, work is slow in the winter. My wife is five months pregnant. We have four other kids – they stay with my sister. I can't stand the thought of her taking us in, too. I want to provide for my family but we have no idea what we're going to do when the baby comes. We fell asleep on the train recently. Someone slashed my pockets and took our money. It wasn't much but it's all I had. We haven't slept in two days." ~ Greg and Janet . #bethechange #changetheworld #helpothers #helpingothers #helpinghands #helpinghand #kindnessmatters #kindness #womenofintegrity #streetprowlers #chicagolife #trib2015 #thisischicago #helpthehomeless #homeless #homelessness #homelessinwinter #makeadifference

A post shared by Chicago Kelley | Photographer (@chicagokelley) on

LIBRARIES ARE CHEAP

If, in the dead of winter, you’d care to warm yourself in a cozy building, you may be obligated to first buy a cappuccino. Coffeehouses are the readiest sources of heat for patrons who are homeless, but they cost. Worse, they hate having homeless people and teens just hang out all day. Some hate for anyone to hang out all day, regardless of demographic and relative financial situation. The same goes for bookstores. While you might be able to get away with browsing all day in a big box, many retail centers try to discourage people who park and read without ever buying anything.

Teenagers have this problem a lot. Like unsheltered people, they have neither anywhere to go nor any money to pay for a chair at a Starbucks. Some are latchkey kids and others have been turned out of their houses, temporarily or long-term, for one reason or another.

There’s no need to buy a scone if you want to sit at a library. Anybody can hang out all day. In fact, many libraries, like the Quartz Hill and Lancaster libraries, have started designating themselves as warming centers. This is particularly important because homeless shelters often close during the day.

DAY SHELTERS

The Bellingham Public Library in Bellingham, Washington, was probably one of the first libraries to designate itself a warming shelter in 2018. This was in response to the fact that a local overnight shelter run by a local church closed during the day even in the winter, and the daytime shelter was usually full. Sometimes, libraries help people in cold weather just by being there.

It is not unusual for shelters to close during the day. Sometimes, this is because they don’t have the staff to remain open. Other resource concerns factor in, too. But the upshot is that many unsheltered people find themselves out in the cold for hours every day, even during storms and subzero weather.

Warming centers in libraries are often just rooms where people can sit and get warm. But libraries have functioned unofficially in this capacity ever since they first opened, and the codification of the warming center concept appears to be largely an advocacy response.

Frankly, many financially stable people don’t like seeing homeless patrons in the library. In places like Seattle, there have been campaigns to install hostile architecture to prevent homeless people from hanging out at the library, sleeping on the building, and sitting around during the day. By setting up rooms dedicated to warming patrons, public libraries declare themselves to be supportive of unsheltered people, even though the entire library is always open to these patrons by default. It’s the latest move in a long political game.

AN ADVOCACY TIGHTROPE

Libraries risk their community relationships—and sometimes their funding—by advocating for unsheltered people. As heartless as it sounds, the superficial problem of just seeing unsheltered people—warts and all—at a library is a small corner of the challenge that some libraries grapple with as they figure out how to best help.

Movies like The Public dramatize the difficulty that librarians face when they try to use their libraries to help people in cold weather. But the truth usually isn’t so cinematic. At best, a library can be there during open hours and provide a relatively safe parking lot. At worst, the media runs a special on the scary homeless miscreants invading our precious public spaces and the library’s financial base freaks out. Losing funding means losing the resources to help vulnerable and unsheltered people even as much as libraries currently can. Successfully bringing people in from the cold means managing everyone’s needs, expectations, and demands. This is a tricky proposition at the best of times.

LONG-TERM SOLUTIONS

Any librarian will tell you how to keep patrons warm: improve social support for the elderly, enhance after-school activities for teens, provide free child care, and beef up employment and housing services for unsheltered people. But as a society, we’re not there yet. It’s possible that public libraries are one of the few places willing to provide all of that, to the best of their abilities, for free. Warming shelters are a band-aid, necessary for the moment but not a true fix.

Until that fix arrives, libraries will continue doing what they can.

Libraries help people in all types of weather. Here’s how libraries help out in heat waves, too. 

https://bookriot.com/2020/01/07/how-libraries-help-people-in-cold-weather/

NLL

Eğer yabancı dil öğrenmek gibi bir planınız varsa, bu haberimizi dikkatlice okumanızda fayda var. Birazdan sizlere detaylı olarak bahsedeceğimiz ‘Language Learning with Netflix’ adlı Google Chrome uzantısı, platformda izlediğiniz içeriklerdeki tüm altyazıları istediğiniz dile gerçek zamanlı olarak çevirebiliyor…

Yaygın kanı, dizileri veya filmleri orijinal dilinde altyazılı olarak izlemenin, yabancı dil öğrenimine katkı sağladığı yönündedir. Bu konuda Netflix’e teşekkür etmek gerekiyor. Kütüphanesindeki içeriklerle izleme alışkanlıklarımızı kökten bir şekilde değiştiren dijital yayın platformu, aynı zamanda yabancı dil öğrenme pratiğine de bir hayli yardımcı oluyor.

Ne var ki orijinal dilinde altyazılı bir film/dizi izlediğinizde, çoğu zaman kelimenin anlamını öğrenmek için durdurmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da, bir zaman sonra can sıkabiliyor. Language Learning with Netflix ise bu deneyime bambaşka bir boyut kazandırıyor.

netflix altyazı

Language Learning with Netflix, platformda oturum açtığınızda otomatik olarak çalışan ücretsiz ve basit bir Chrome uzantısıdır. İzlediğiniz her içeriğin altyazılarını hem ana dilinizde hem de öğrenmek istediğiniz dile gerçek zamanlı olarak çeviren uzantı, böylece iki dili aynı anda görebilmenizi sağlıyor.

stranger things

Uzantıyı Chrome’a eklediğinizde ana dilinizin ne olacağını soracak. Seçenekler arasında dilediğinizi seçtikten sonra Language Learning with Netflix’in nasıl kullanıldığını anlatan oldukça bilgilendirici bir klavuzla karşılaşacaksınız. Netflix’te bir dizi veya filmi açtığınızda, yukarıda Türkçe altyazıyı, hemen altında ise İngilizce altyazıyı göreceksiniz. Tabii daha seçebileceğiniz yüzlerce farklı dil olduğunu da söylemiş olalım.

chrome uzantı

Ayrıca ekranın hemen sağ tarafından, altyazıları zaman çizgisi üzerinde takip edebiliyorsunuz. Altyazılar arasında ilerlemek için herhangi bir kelimeye tıklayabilir, merak ettiğiniz kelimelerin üzerine bir kez dokunarak Türkçe karşılığını öğrenebilirsiniz. Ayrıca dilerseniz kelimelerin orijinal dillerinde nasıl telaffuz edildiğini de duyabilirsiniz.

netflix film

Öte yandan Language Learning with Netflix uzantısının kullanılabilirliği ülkeye ve içeriğe göre değişkenlik gösteriyor. İyi haber şu ki, dil becerinizi bir üst seviye taşıma potansiyeli olan bu uzantı ülkemizde kullanılabiliyor. Language Learning with Netflix hangi içeriklerde desteklendiğini öğrenmek için uzantının üzerine bir kez tıkladıktan sonra Katalog seçeneğine basın. Burada, uzantının altyazı desteği verdiği dizi ve filmleri göreceksiniz. Language Learning with Netflix uzantısını buradaki bağlantıdan ücretsiz bir şekilde Chrome tarayıcınıza ekleyebilirsiniz.

https://www.webtekno.com/netflix-yabanci-dil-gercek-zamanli-ceviri-chrome-uzantisi-h83592.html

Posted by: bluesyemre | January 14, 2020

#GAMOS (#GEODI #Arşiv ve #Müze Otomasyon Sistemi)

Gamos-Logo40px

Türkiye’nin ilk ve tek yapay zeka tabanlı Arşiv ve Müze Otomasyon Sistemi GAMOS; kullanıcılarına  araştırmalarında etkin ve hızlı hizmet sunmaktadır.

Veri giriş şablonunun sade ve anlaşılır olması, personelin zamanını daha verimli kullanmasını sağlamaktadır.

Üst veri alanlarının uluslararası standartlara uygun olması, diğer kurum sistemleriyle uyum içerisinde çalışmasına olanak verir.

GAMOS’un Admin panelinde öncelikle materyalin hangi koleksiyonlarda görüntüleneceğine karar verilir.

GAMOS İçerik

GAMOS İçerik

GEODI

Arşivlerde Yapay Zeka Uygulamaları GEODI-Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Ankara Dijital Kent Arşivi Örneği

GEODI makale

Arşivlerde Yapay Zekâ Uygulamaları GEODI-Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Ankara Dijital Kent Arşivi Örneği

ezgif.com-webp-to-jpg (3)

ABD’li bir oyuncu, nöbet geçiren takım arkadaşının evine acil durum ekibini göndererek hayatını kurtardı. Hastaneye kaldırılan İngiliz oyuncu, erken müdahale sayesinde kaldırıldığı hastanede hayatta kaldı…

Online oyunlarda sahte polis ihbarları, şu ana kadar ölümle sonuçlanan vakalara yol açmıştı. Ancak bu kez ABD’nin Teksas eyaletinde yaşayan bir oyuncu tarafından yapılan arama, İngiltere’deki takım arkadaşının hayatını kurtarmasını sağladı.

Oyun oynadıkları sırada takım arkadaşı 17 yaşındaki Aidan Jackson’ın durumundan şüphelenen 21 yaşındaki Dia Lathora, acil bir durum olabileceğini düşündü. Durum gerçekten de öyleydi ve Aidan Jackson aslında nöbet geçiriyordu. Lathora, İngiltere’nin Widnes şehrindeki güvenlik güçlerini arayarak onları Jackson’ın evine yönlendirdi.

Jackson’ın ebeveynleri olay sırasında alt kattaydı ve kapısı kapalı olan oğullarının nöbet geçirdiğinden habersizdi. Oyuncu, Lathora’ya garip hissettiğini söyleyerek mikrofonu yatağına doğru çevirdi, böylece uzanırken konuşmaya devam edecekti. Ancak Lathora, kısa süre sonra Jackson’ın yanıt vermemesi nedeniyle bir şeylerin ters gittiğini anladı.

Lathora, takım arkadaşının adresini biliyordu, ancak başka herhangi bir iletişim bilgisi yoktu. Jackson’ın bulunduğu bölgedeki bir numarayı hızlıca bularak durumu bildirdi. Polis ve ambulans hızla Jackson’ın evine geldi ve annesine neler olduğunu anlattı. Yukarı çıktıklarında Jackson’ın odasında nöbet geçirdiğini gördüler.

Jackson’ın annesi Caroline, kapıyı açtığında polis evde durumu acil ve tepki vermeyen biri olduğunu söyledi. Aidan, daha önce mayıs ayında da nöbet geçirmişti ve polis, acil durum çağrısının ABD’den geldiğini söylemesine rağmen, annenin şaşkınlığını üzerinden atması uzun sürmedi. Jackson ambulansla hastaneye kaldırıldı ve yapılan testlerin ardından evine döndü.

Jackson, olay sonrasında yapılan röportajda, “Hatırladığım tek şey, uyandığımda odamda polis ve ailem nöbet geçirdiğimi söylüyorlardı” dedi. Jackson bundan sonra önlem olarak odasının kapısı açık olarak oyun oynayacak.

https://www.webtekno.com/oyuncu-takim-arkadasinin-hayatini-kurtardi-h83560.html

Posted by: bluesyemre | January 13, 2020

#BarbarosŞansal #MFP Söyleşisi (#MünferitFikirPlatformu)

Aktivist, hak savunucusu, terzi yamağı Barbaros Şansal MFP’nin sorularını yanıtladı. 0:49 Biz sizi tanıtırken aktivist, hak savunucusu ve terzi yamağı olarak tanıttık. Tanımayanlar için 2-3 dakikada hayatınızın bir özetini verebilir misiniz? 5:45 Din veya özel olarak İslam bilginizin iyi olduğunu görebiliyoruz. Bu bilgilerinizin sebebi eğitim ve okumalarınız mı yoksa ailenizde veya büyükleriniz arasında dindar kimse var mıydı? Çocukluğunuzda din ile ilişkisiniz nasıldı? 16:26 Siz dindarlar da dahil tüm insanların haklarını savunuyorsunuz. Fakat dindar insanlar için genel olarak eşcinsellik ve hele ki eşcinsel evlilikler bir tabu. Bu konuda kendisini dinleyen dindarlara ne demek istersiniz? 21:58 Hapishane de kaldığınız sürede sizin için en zor olan şey neydi? Hapishane öncesi ve sonrası değişen bir şey oldu mu? 26:45 Türk toplumu olarak şehirleşme sürecinin hangi evresindeyiz, medeni bir toplum olmamız kısa vadede mümkün müdür? 32:50 Anahtar kelime birey diyorsunuz. Bizim de MFP olarak birey en değer verdiğimiz olgulardan birisi. Türkiye toplumundaki çok görülen birey olamama problemi nasıl aşılabilir? 36:30 Türkiye olarak nerede yanlış yapıyoruz? 39:20 Gülen Cemaati – AKP arasındaki savaşı savaş öncesi, savaş sırası ve savaş sonrası olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? 50:23 Türkiye’nin geleceğini nasıl görünüyorsunuz? Bu biteviye çatışmalar ve politik rövanşlar bitecek mi? 54:30 Sizce doğru bir eğitim nasıl olmalı? 56:46 Dindar kesimde giyimini, tarzını beğendiğiniz var mı? Örnek isim verebilir misiniz? 59:33 En çok giydirmek istediğiniz kişi kimdir? 1:01:14 Şehirleri bir kadına benzetse hangi şehri giydirmek isterdiniz? Kıyafet seçiminiz ne olurdu? Neden? 1:02:49 Maddi durumu çok iyi olmayan dindar/muhafazakar (kadın ve erkek) kesime giyinme/moda konusundaki tavsiyeleriniz nelerdir? 1:04:39 Eklemek istediğiniz?

jobs

Learn which jobs are growing fastest around the world and what that means for the global workforce…

https://business.linkedin.com/talent-solutions/emerging-jobs-report#select-country/two-zero-two-zero

Posted by: bluesyemre | January 13, 2020

The US’s top 15 emerging jobs of 2020, according to LinkedIn

RTS1NZFO-e1561469471131

Robots still need people to operate them, for now.

It’s never a bad time to be an engineer—or to have people skills.

LinkedIn’s third annual US emerging jobs report has identified the 15 fastest-growing jobs, as well as the skills and cities most associated with them. This year the company found that the number of artificial intelligence and data science roles continue to expand across nearly every industry. For the first time, robotics has made an appearance on the list, and at least five roles in the ranking include the word “engineer” in the title.

But it’s not just high-tech roles that have seen a lot more hiring action in the past five years, which is how far back LinkedIn looks to measure the emergence of roles based on user profile data and hiring growth trends. Product owners, “customer success specialists,” and sales development representatives are also in high-demand, LinkedIn says.

Only one job on the list generally doesn’t require a four-year degree, which is that of behavioral health technicians. Since 2015, hiring for this role has grown 32% a year, due in part to the increased insurance coverage for mental health, according to the report.

LinkedIn also notes that Washington DC and the surrounding metros are attracting new tech talent, including cybersecurity, data science, and artificial intelligence experts, “nearly in line” with the major tech hubs of San Francisco and New York. And mid-size US metros such as Austin, Texas, Raleigh-Durham, North Carolina, and Pittsburgh, Pennsylvania, are continuing to attract tech talent thanks in part to lower costs of living and increased remote-work opportunities.

Here is LinkedIn’s list of emerging jobs of 2020:

Artificial intelligence specialist

Annual growth rate: 74%
Skills unique to the job: Machine learning, deep learning, TensorFlow, Python, natural language processing
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York, Boston, Seattle, Los Angeles

Robotics engineer

Annual growth rate: 40%
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, Atlanta, New York City, Washington DC, Boston
Top industries hiring this talent: Information technology and services, industrial automation, computer software, financial services, automotive

Data scientist

Annual growth rate: 37%
Skills unique to the job: Machine learning, data science, Python, R, Apache Spark
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York City, Washington DC, Seattle, Boston

Full Stack engineer

Annual growth rate: 35%
Skills unique to the job: React.js, Node.js, JavaScript, AngularJS, Cascading Style Sheets (CSS)
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York City, Los Angeles, Boston, Washington DC

Site reliability engineer

Annual growth rate: 34%
Skills unique to the job: Amazon Web Services, Ansible, Kubernetes, Docker products, Terraform
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York, Seattle, Boston, Washington DC

Customer success specialist

Annual growth rate: 34%
Skills unique to the job: Software as a Service, Salesforce, customer relationship management, account management, customer retention
Where the jobs are: San Francisco, New York, Boston, Chicago, Washington DC

Sales development representative

Annual growth rate: 34%
Skills unique to the job: Salesforce, Software as a Service (SaaS), lead generation, sales
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York, Boston, Chicago, Austin

Data engineer

Annual growth rate: 33%
Skills unique to the job: Apache Spark, Hadoop, Python, Extract/Transform/Load (ETL), Amazon Web Services
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York, Seattle, Boston, Chicago

Behavioral health technician

Annual growth rate: 33%
Skills unique to the job: Applied behavior analysis, Autism spectrum disorders, behavioral health, mental health
Where the jobs are: Miami-Fort Lauderdale, Orlando, San Francisco Bay Area, Phoenix, Seattle

Cyber security specialist

Annual growth rate: 30%
Skills unique to the job: Cybersecurity, information security, network security, vulnerability assessment, information assurance
Where the jobs are: Washington DC, New York, San Francisco Bay Area, Chicago, Denver

Back end developer

Annual growth rate: 30%
Skills unique to the job: Node.js, JavaScript, Amazon Web Services, Git, MongoDB
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, New York, Los Angeles, Boston, Seattle

Chief revenue officer

Annual growth rate: 28%
Skills unique to the job: Strategic partnerships, startups, Software as a Service, go-to-market strategy, executive management
Where the jobs are: New York, San Francisco Bay Area, Atlanta, Boston, Chicago

Cloud engineer

Annual growth rate: 27%
Skills unique to the job: Amazon Web Services, cloud computing, Docker products, Ansible, Jenkins
Where the jobs are: San Francisco Bay Area, Washington DC, New York City, Dallas-Fort Worth, Chicago

Javascript developer

Annual growth rate: 25%
Skills unique to the job: React.js, Node.js, AngularJS, JavaScript, Cascading Style Sheets (CSS)
Where the jobs are: New York, San Francisco, Los Angeles, Boston, Washington DC

Product Owner

Annual growth rate: 24%
Where the jobs are: New York City, Boston, San Francisco, Chicago, Atlanta
Top industries hiring this talent: Information technology & services, financial services, computer software, insurance, hospital and healthcare

https://blog.linkedin.com/2019/december/10/the-jobs-of-tomorrow-linkedins-2020-emerging-jobs-report

https://qz.com/work/1764751/the-top-15-emerging-jobs-of-2020-according-to-linkedin/

Bülent Yılmaz 1

Geçenlerde izlediğim ve Amerika’daki siyahilerin kötü yaşam koşullarını anlatan bir filmde, baş karakter (öğretmen) siyahi gençlere temel olarak yaşamı satranç mantığı ile düşünmelerini öneriyor, “çünkü hayat, ne yazık ki bir satranç oyunu gibidir,” diyordu.  Onları, “yaşamlarında verecekleri her kararın ve gerçekleştirecekleri her eylemin (davranışın) en azından birkaç hamle sonrasını hesap etmeleri” konusunda uyarıyordu. Bunun için de onlara mutlaka satranç öğrenmeleri ve oynamaları gerektiğini anlatmaya çalışıyordu.

Filmde öğretmen, kurduğu satranç klübüne katılan ve ulusal bir yarışmaya hazırlanan en yetenekli siyahi genci, kendisine de cezaevinde iken satrancı öğreten yaşlı mahkumla tanıştırmak ve turnuva öncesi önerilerini  almak üzere cezaevine ziyarete götürür. Üçlünün cezaevindeki görüşmeleri sırasında genç ömürboyu ceza almış bu yaşlı satranç oyuncusuna “cezaevinden bir gün çıkıp, çıkamayacağını, özgürlüğüne kavuşup, kavuşamayacağını” sorar. Yaşlı satranç ustasının yanıtı çok çarpıcıdır: “Kitap okuduğum ve satranç oynadığım zamanlar cezaevinden zaten çıkıyorum!”

Bu acımasız dünyada her birimizin uzaklaşmak istediği/isteyeceği çok zor ve kötü zamanlar, mekanlar olmuştur ya da olabilir. Okumak, insanı yaşadığı böylesi kötü zaman ve mekanlardan uzaklaştırır, onun dışına çıkarır, başka zaman ve mekanlara taşır. Hem de bazen yüzyıllar öncesine ya da sonrasına; başka şehirlere, ülkelere ve hatta başka dünyalara. Buna bazıları “kaçış okuması” diyebilir. Böyle bile olsa, insan bazen kaçmak da isteyebilir ve bu yanlış değildir. Yeter ki kaçış bir yaşam biçimi durumuna getirilmesin ve okumak da sadece “gerçeklerden kaçış” nedeniyle gerçekleştirilmesin.

Ve filmdeki satranç ustasının söylediği diğer bir şey de “okumanın özgürleştirici gücü”ydü. Okumanın bu özgürleştirme etkisi, bir yandan, düşünce dünyamızı zenginleştirerek, düşünme gücümüzü artırması, bizi geçmişten bu yana getirdiğimiz önyargılarımız, kalıplaşmış tutumlarımız ve düşünsel-duygusal korkularımızdan uzaklaştırmasıyla, diğer yandan da yukarıda belirttiğimiz gibi, içinde bulunduğumuz zaman ve mekandan çıkarması ile gerçekleşir.

Ve okumak insanda satrancın kazandırdığı o yetkinliği de geliştirir. “Doğru, mantıklı, akıllı kararlar vermek, doğru tercihlerde bulunmak, kararlarımızda tüm olasılıkları düşünmeye ve en az üç hamle sonrasını hesap etmeye çalışmak” olarak özetleyebileceğimiz bu yetkinlik ancak aklı, yani düşünme ve hayal gücü gelişmiş bireyin sahip olabileceği becerilerdir. Akıl, düşünme ve hayal gücü, mantık, olasılıksal yaklaşım yetkinliklerinin en önemli kaynaklarından birisi ise okumaktır. Okumayan bir kişinin sözü edilen bu yaşamsal becerileri eksik kalacaktır.

Okumak ve satranç uzağı görmemizi sağlar. Çünkü bu da akılla olabilecek bir şeydir ve kitaplar ile satranç aklı besler, geliştirir.

Sonuç olarak, okumak özgürleştirir; bizi başka zamanlara ve mekanlara taşır; hayata sağlam bakmamıza ve basmamıza çok önemli katkılar sağlar. Satranç da öyle tabi. Bu arada, okuma ve satrancın birbirini beslediğini de unutmamak gerek.

O zaman, yaşasın kitaplar ve satranç!

11 Ocak 2019

https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2020/01/11/ozgurlesmenin-bir-yolu-olarak-okumak-ve-satranc/

Posted by: bluesyemre | January 13, 2020

ÇAYMER – #Rize #Çay Araştırma ve Uygulama Merkezi

caymer-logo

Rize ve çevresinde yoğunlaşan Çay Endüstrisi’nin rekabet edebilirlik kapasitesinin geliştirilmesi hedefiyle Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından sağlanan 10 milyon Avro’luk finansmanla Rize’de kurulmakta olan Çay Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÇAYMER) 2018’de hizmete giriyor.

Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında hayata geçirilen Rize Çay Araştırma ve Uygulama Merkezi ile birlikte, Doğu Karadeniz’in kilit sektörlerinden biri olan Çay sektörü dahilindeki yetiştiriciler, Çay üreticisi KOBİ’lerin ortak AR-GE, inovasyon, ihracat, pazarlama ve iş geliştirme yapıları geliştirilecek.
Rize Ticaret Borsası ve Rize Ticaret ve Sanayi Odası yönetiminde Çayeli Musadağı mevkiinde faaliyete geçecek olan ÇAYMER, AR-GE, Eğitim ve Danışmanlık alanlarında çay sektöründeki KOBİ’lere hizmet verecek.

http://www.caymer.com.tr/

Hi guys! I’m Chelsea. Welcome to my channel where I talk about moving from the US to Turkey. It was one of the best decisions I’ve ever made and this channel is a community area where anyone can ask questions about moving abroad to Turkey, culture, food, etc.

https://www.youtube.com/user/ambivalent14/featured

Posted by: bluesyemre | January 13, 2020

#IFLA Stratejisi 2019-2024

IFLA str

IFLA Stratejisi 2019-2024

82861396_3392439887496525_7412443031191683072_o
TRT Radyo 1 Bilim Hayattır Programı

ODTÜ Bilim İletişimi Grubu tarafından TRT Ankara Radyosu işbirliği ile hazırlanan “Bilim Hayattır” Programı’nın “Yapay Zeka” konulu ilk bölüm kaydı.

 

9782246822691-001-T

Türkiye yine milli sporlarından biri olan “ahlaksızlıktan çökmekte olan Batı medeniyeti”ni konuşuyor.

Türkiye’den bakınca yüzde 40’lara varan dinsizlik oranı, yüzde 60’lara varan evlilik dışı çocuk sahibi olma oranlarıyla her an çökmesi gereken Fransa ise günlerdir bir kitap üzerinden çok sert bir ahlaki tartışma yapıyor, geçmişini sorguluyor.

Ocak ayının hemen başında çıkan kitabın adı Le Consentement yani Rıza. 47 yaşındaki yazar, yönetmen Vanessa Springora,  kitapta 1980’li yılların ortalarında henüz 13-14 yaşındayken, o günlerde 50’lerinde olan ünlü Fransız romancı ve köşe yazarı Gabriel Matzneff’le yaşadığı ilişkiyi anlatıyor.

1917 Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’dan göç etmiş bir aileden gelen Matzneff, 1960’lardan bu yana gazete yazıları, romanları, anı kitaplarıyla Fransız entelektüel elitinin saygın bir üyesi kabul ediliyordu.

Ta ki 2020 yılında 83 yaşındayken kendisi için “çocukluğumun öcüsü”ydü diyen Springora’nın kitabı çıkana kadar…

Aslında Fransız kamuoyunu esas sarsan ünlü bir yazarın 13-14 yaşlarında bir kızla “aşk” yaşadığının ortaya çıkması olmadı. Esas herkesi sarsan ve geçmiş defterleri açtıran bunun bugüne kadar nasıl görmezden gelindiği oldu.

Çünkü Gabriel Matzneff daha 1974 yılında küçük yaştaki kızlar ve erkeklerle yaşadığı ilişkileri “16’ların Altında” adlı bir kitapta anlatmıştı. Kitap ülkenin en prestijli yayınevlerinden 140 yıllık Gallimard tarafından basılmıştı. Hatta 2005’de yeni bir baskısı daha yapılmıştı. 1990 yılında yine aynı çarpık ilişkileri anlattığı bir başka kitabı daha çıkmıştı. 2013 yılında da Fransız devleti ona ülkenin en prestijli edebiyat ödülü olan Renaudot’u vermişti.

Yıllarca süren bu kayıtsızlığı herkesin gözüne sokan ise 1990 yılından kalma bir televizyon programı görüntüsü oldu.

https://www.francetvinfo.fr/culture/livres/video-une-romanciere-quebecoise-raconte-le-jour-ou-elle-a-tente-dans-apostrophes-de-briser-l-omerta-face-a-l-ecrivain-gabriel-matzneff_3760163.html

Görüntüler, Matzneff’in 1990 yılında çarpık ilişkilerini anlattığı ikinci kitabı çıktığında, konuk olduğu Bernard Pivot’un Fransız televizyonlarının en ünlü ve itibarlı kültür sanat programı Apostrof’dan. Matzneff programda gülerek, gayet rahat bir şekilde kitabındaki bu ilişkileri anlatıyor, Pivot ve programdaki diğer edebiyat eleştirmenleri de bir sanat eseri dinliyormuşlar gibi, zaman zaman gülerek onu izliyorlar, sorular soruyorlar.

Programda bu hale tek itiraz eden ise Kanadalı yazar Denise Bombardier olmuş. “Kendimi başka bir gezegenden gelmiş gibi hissediyorum. Yazar patetik, yazdıkları da çok sıkıcı” diyen Bombardier, bu arşiv kaydı sosyal medyada mide bulantısı emojileriyle dönmeye başlayınca bir anda kahraman ilan edildi.

Biraz da bu videodaki mide bulandırıcı “normal” ortam sayesinde, tartışmanın merkezi Matzneff’in yediği haltlardan Fransa’nın bir entelektüel kuşağının ahlaki kodları sorgulamaya doğru kaydı.

Matzneff, “Yasağı yasakla” sloganları atılan, Fransa’da doğmuş 68 hareketinin öncü kuşağından bir isim olarak, cinsel özgürlüğün önündeki tabuların da yıkılması gerektiğini savunan bir entelektüel ortam içinde bu kitapları çıkarmış ve pedofil ilişkilerini bu kadar rahat biçimde anlatmıştı.

Ama bunu yaparken yalnız da değildi.

Matzneff skandalı vesilesiyle geçmiş defterler tekrar açıldı ve 1977’de 80 entelektüelin imzaladığı o açık mektup da tekrar gündeme geldi.

Mektup, 1977 yılında yaşanan Versay Davası’na verilmiş bir tepkiydi. Fransız yasalarına göre 15 yaş altı çocuklarla cinsel ilişkiye girmek suç.

Versay Davası, 1973’de bir çıplaklar kampında 40’li yaşlardaki üç erkeğin, 12-13 yaşlarındaki üç çocukla çektirdikleri çıplak fotoğrafların ortaya çıkmasıyla patlak vermişti.

Fotoğraf üzerine bu üç adam gözaltına alınmış, haklarında beş yıl hapis istemiyle dava açılmıştı. Mahkemeye gelen ikisi kız, biri erkek üç kardeş bu ilişkiye rızalarıyla girdiklerini iddia etmişlerdi.

Dava üzerine Matzneff, Le Monde ve Liberation gazetelerinde yazılar yazarak, bu adamlar hakkında istenen cezayı eleştirmiş, aydınlara buna karşı çıkma çağrısı yapmıştı. Nihayet 1977 yılında Fransa’nın önde gelen 80 aydını Le Monde gazetesinde açık bir mektup yayınlayarak “rıza varsa büyükler ve bluğ çağına gelmiş küçükler arasındaki cinsel ilişkilere ceza verilemez” dedi ve Fransız Meclisi’nden bu cezanın kaldırılmasını, tutuklanan bu üç adamın bırakılmasını istedi.

İmzacılar arasında kimler yoktu ki. Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Roland Barthes, Michel Foucault, Jacques Derrida, Louis Althusser, Gilles Deleuze, Felix Guattari….

http://www.dolto.fr/fd-code-penal-crp.html

Aslında bütün bunlar yıllardır herkesin bildiği sırlardı. 68 ruhunun “yasakları yasakla” anlayışı ile Fransız elitlerinin dokunulmazlığı birleşince, küçük bir azınlık dışında Fransız toplumunu temsil etmeyen bu fikirlere karşı sesler yükselememişti.

Ama kitap ve ortaya çıkan videoyla birlikte, Batı dünyasında taciz, tecavüz, çocuk istismarına karşı yükselen #metoo hareketinin de etkisiyle pandoranın kutusu birden açılmış oldu. Fransa bütün bu geçmişi, geçmişin ahlaki standartlarını acımasız biçimde tartışıyor.

1990’da çekilen programı sunan Pivot, görüntüleri izledikten sonra yaşadığı pişmanlığı “ 80’li yıllarda edebiyat ahlaktan daha önemli görülüyordu” diye açıkladı.

Matzneff’in kitaplarını basan yayınevi 140 yıllık tarihinde ilk kez bastığı kitapları geri toplamaya karar verdi.

Amazon, Matzneff’in kitaplarının kindle versiyonunu sitesinden kaldırdı.

Le Point dergisi Matzneff’in köşesini kapattı.

Fransa Kültür Bakanı, 2013’de Matzneff’e verilen edebiyat nişanının ve ona tahsis edilen konutun geri alınacağını açıkladı.

Bu arada savcılık da devreye girdi ve 83 yaşındaki Matzneff hakkında soruşturma başlattı.

Tartışmanın 2018’de zaten arttırılmış olan çocuk istismarına verilen cezaların daha da artırılması gündemde.

Tartışmaya katılan eski Cumhurbaşkanı Hollande, Matzneff için “kendisini inandırmaya çalıştığı gibi bir çapkın değil, sapık” dedi. Matzneff’in Cumhurbaşkanı iken Papa’yla görüşmesi sırasında Papa oturmadan oturduğu için kendisini saygısızlıkla suçlayan bir yazı yazdığını hatırlattı, 68 ruhunun bu olmadığını” söyledi.

Tartışmalar üzerine Fransız siyaset bilimci Jerome Fourquet’in tespiti iyi bir özet; Artık yeni dünyada elitler için ayrı bir hoşgörü ve dokunulmazlık kalmadı”

Aslında Fransa son örnek. #metoo hareketiyle başlayan ifşaatlarla, ABD’de dokunulmaz olduğu düşünülen Hollywood’un ünlü yapımcıları, yönetmenleri, oyuncuları, zengin işadamları geçmişte işledikleri cinsel istismar veya tecavüz suçları nedeniyle ya tutuklandılar ya da kariyerlerini kaybettiler.

Ahlak kimsenin, hiçbir toplumun tapulu malı değil. Ahlaki ilkeler kitabi olsa da, ahlak kitabi değil, pratik bir eylem. Hayatla sınanarak ortaya çıkıyor.

Her devir kendi ahlaki kriterlerini yaratabiliyor. Toplumlar, insanlar çeşitli tecrübelerle yeniden üzerine düşünerek, kendilerini sorgulayarak ahlaki standartlarını geliştirebiliyorlar.

Bunun için gereken tek bir şey var; açık bir kamusal konuşma ve tartışma imkanı.

Bütün ülkelerde çocuk istismarı, kadınlara yönelik cinsel suçlar yaşanıyor. Ama bazı ülkelerde bunların üstü açılıp, failler suçlanabiliyor, bazılarında ise vakaların üstleri örtülüyor, kimse konuşamıyor.

Günün sonunda bu meselelerini açıkça konuşabilen, kendilerini sorgulayan ve temizlemeye çalışan toplumlar bu tecrübeler üzerine yeni yasalar, yeni ahlaki ilkeler geliştirebiliyor.

Mobbing (yıldırma), bullying (zorbalık) gibi daha önce sorun edilmeyenler, ahlaken sorunlu, kanunlar açısından suç haline gelebiliyor. Sınırlar, mesafeler daha belirginleşiyor, çocukların, kadınların korunması için yasal tedbirler artırılıyor.

Belki her şey açıkça ortaya serilip, konuşulduğu için bu toplumlar dışarıdan ahlaksızlıktan çökmekteymiş gibi görünüyordur.

Ama bütün toplumlarda, kültürlerde yaşanan bu suçları ve sorunları açıkça konuşamayan, hele de itibarlı kurumlar ve kişilerin yaptıklarının yanlarında kar kaldığı, kimsenin çıkıp başına gelenleri açıkça anlatmaya cesaret edemediği, etse bile başına epey işin gelebildiği toplumlar da herhalde dışarıdan güçlü aile yapısına sahip, ahlaklı görünüyordur.

Sadece güçlü aile yapısına sahip olmak da bir toplumu ahlaklı yapmaya yetmiyor. Tanrı’nın varlığına inananların ve evlilik oranlarının Fransa’dan iki kat fazla, boşanma oranlarının iki kat az olduğu Türkiye, 2018 yılı yolsuzluk endeksinde 78’inci sıradayken, Fransa 21’inci sırada.

Yani hangi toplumların ahlaken çöküşte olduğu, hangilerinin geliştiği geliştiğini ancak Allah bilir!

Ama kendisini sürekli sorgulayabilen, açık bir tartışma ortamının olduğu, medyanın ve hukukun herkese dokunabildiği, hakim fikirlerin ve hakim sınıfların sarsılabildiği, değiştirilebildiği toplumların daha ahlaklı olacağını ve daha geç çökeceğini tahmin etmek herhalde zor olmasa gerek…

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/cokmekte-olan-batidan-bir-ahlak-tartismasi-12472

https://www.grasset.fr/livres/le-consentement-9782246822691

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: