Posted by: bluesyemre | August 17, 2022

Disney has overtaken Netflix

Posted by: bluesyemre | August 17, 2022

Customer Experience Automation Impact Report

Posted by: bluesyemre | August 17, 2022

Current Comprehensive Approach to COVID-19

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

Types of learning disorders

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

WiNDUP (Award-winning animated short film by Unity)

Watch the full-length film, WiNDUP, Unity’s newest animated short. WiNDUP highlights the fragile nature of life, love, and what it means to never give up. This film is created in real-time 3D in out-of-the-box Unity 2019.2. WiNDUP was created on standard computers by setting strict rules about poly-count and what features they could afford to use. Examples including using pixel displacement instead of tessellation shader; using joints animation instead of animation caches.

Learn more about WiNDUP: https://on.unity.com/2Z2RMx1

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

The Mirror (Directed by Andrey Tarkovsky Full Movie)

“The Mirror” movie represents reflections, thoughts of the person named here as the Author. He does not appear personally, only his tired voice sounds. And on the screen, as if in a mirror, are pictures of his past. At first, the memories seem scattered: love for the mother, which the Author does not know how to express, a piercing feeling for the father, dissatisfaction with himself for the undeveloped relationship with his son … Gradually it becomes clear – this is a person’s account of himself, a difficult judgment of conscience, maybe even a sentence. The film occupies a special place in the work of Andrei Tarkovsky. In it, he captured his aged mother Maria Ivanovna Vishnyakova-Tarkovsky, behind the scenes the voice of his father, the poet Arseny Tarkovsky, reciting his wonderful poems sounds. It’s a confession film, a revelation film…

IMDb rating: 8,0

Year of production: 1974

Directed by: Andrei Tarkovsky
Writted by: Andrei Tarkovsky, Alexander Misharin
Music: Artemyev Eduard
Operator: Rerberg Georgy
Production Designer: Nikolai Dvigubsky

Starting: Nikolay Grinko, Yuri Nazarov, Anatoly Solonitsyn, Margarita Terekhova, Oleg Yankovsky, Alla Demidova, Philip Yankovsky, Ignat Daniltsev, Larisa Tarkovskaya, Tamara Ogorodnikova

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

#SalmanRushdie Writing under death threats (#DWDocumentary)

In 1988, Salman Rushdie’s novel “The Satanic Verses” was published. A year later, Iran’s Ayatollah Khomeini issued a “fatwah,” or death sentence, against the British-Indian author. Now, Rushdie was critically injured after being attacked at a reading.

[This documentary was originally released in 2018]

For more than a decade, the author was a fugitive. He had to go into hiding, was under police protection, and had constantly changing identities and homes. The reason was the order to kill Rushdie by Ayatollah Khomeini that came after the publication of his novel, The Satanic Verses. Khomeini declared the work blasphemous, and Rushdie a heretic. At the time, Islamic fundamentalism and its violent and deadly consequences were not on the agenda yet. Rushdie lived in constant fear and survived 20 attempts on his life.

The film is a portrait of a man who uses calmness and humor as weapons of resistance. The portrait includes interviews with Rushdie and also features archive footage that show the violent reaction and mood after The Satanic Verses was published. They show how pop singer Cat Stevens called for Rushdie’s execution – which Cat Stevens would later deny. The film also draws attention to those who should have protected Rushdie, but abandoned him – from Jimmy Carter to Prince Charles. But there are examples of instant support too, like Isabelle Adjani, who read from The Satanic Verses at the César award ceremony. In New York, the author looks back on his life and his most famous novel, which has lost none of its importance. He speaks about his life, his childhood in Mumbai, Donald Trump and literature, of course.

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

#Alaska (4K 60p HDR Dolby Vision)

Explore Juneau, Alaska with us as we navigate through an Alaskan summer. We visited the Tracy Arm Fjord, Mendenhall Glacier, Pack Creek bears, Hoonah, and some beautiful Juneau icebergs.

Posted by: bluesyemre | August 16, 2022

81 il 81 içecek

Türkiye’de son dönemde yoğun bir şekilde konuşulan sığınmacı ve göçmen tartışmalarında Samsun, farklı bir yönüyle ön plana çıkıyor.

Türkiye’nin neredeyse bütün kentlerinde, başlıca sığınmacı grubu Suriyeliler. Fakat Samsun’daki binlerce göçmen ve sığınmacının çok büyük çoğunluğu Iraklı. Kentteki Iraklılar, Suriyelilere kıyasla, sosyo-ekonomik açıdan çok farklı bir portre çiziyor. Bazıları daha iyi bir yaşam bazıları canlarını kurtarmak için geldiklerini söylüyorlar.

Iraklılar son günlerde yükselen sığınmacı karşıtlığından tedirgin olduklarını söyleseler de, ‘artık buralıyız’ diyecek kadar kente alıştıklarını ve genel anlamda mutlu olduklarını vurguluyorlar. Ancak Samsun halkı arasında misafirliğin fazla uzadığını söyleyenler de var.

Video, haber: Emre Bal, Ege Tatlıcı

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

Advancing DEI Initiatives: A Guide for Organizational Leaders

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

Yeni Çağın Çip Dalgası: Dijital Göçebeler

Fiziksel dünyadan dijital hayata göç ettik ve etmeye devam ediyoruz. Şirketler, çalışanlar, gençler ve yaşlılar kısacası hepimiz artık bu yolu yürümek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Her gün biraz daha gelişen teknoloji, pandemiyle birlikte zirveye çıktı ve artık günlük hayatımızı neredeyse bir internet bağlantısına ihtiyaç duymadan idame ettirmemiz çok zor gözüküyor. Bu denli büyük bir değişim ve gelişim beraberinde yeni kavramların da ortaya çıkmasına neden oldu.

Pandemi sonrası işimiz omzumuza astığımız bilgisayarda, hobilerimiz birkaç uygulamada, sevdiklerimiz ise cep telefonlarımızda oldu. Biz ise her yerdeyiz. Artık pek çoğumuz, gönüllü birer dijital göçebeyiz. Okullarımız, işimiz, sosyal yaşamımız kısacası hayatımızın çok önemli bir bölümü artık biz neredeysek orada…

Dijital göçebelerin sayısı tüm dünyada 35 milyonu buldu. Eğer dijital göçebeler bir ülke olsaydı, nüfus büyüklüğüne göre dünya genelinde 41. sırada olup Kanada ve Fas’tan hemen sonra yer alırdı. 28 ülke, altı ay veya daha fazla geçerliliği olan dijital göçebe dostu vizeler sunmaya başladı.

Peki kim bu dijital göçebeler? Dijital göçebelerin yüzde 49’u kadın, yüzde 51’i erkek. Popüler dört ülkede toplanıyorlar, bunlar ABD, Portekiz, Almanya ve Brezilya. Bu ülkelerin toplamı dünya genelinin yarısını oluşturuyor.  Yüzde 47’si henüz 30’lu yaşlarında. En yaşlısı ise 72 yaşında. Dijital göçebelerin yüzde 37’si yüksek lisans derecesine sahip.

Dijital göçebelerin yüzde 66’sı üç ila altı ay arasında tek bir yerde kalmayı tercih ediyor. Çoğu dijital göçebe için altı ay en uygun dönem olarak belirlenmiştir. Dijital göçebelerin yüzde 80’i bir yerde üç ay ila dokuz ay arasında kalıyor.

Dijital göçebelerin ekonomiye kattığı değer yaklaşık 787 milyar dolar. Ayrıca dijital göçebeler Türkiye, Tayvan gibi ülkelerle hemen hemen benzer ekonomik katkılar sağlıyor. Eğer dijital göçebeler bir ülke olsalardı gayri safi milli hasıla sıralamasında dünyada 22. sırada olurlardı. Bu da aslında dijital göçebelerin görünmez birer ekonomi kahramanı olduklarını ıspatlıyor.

Dijital göçebelerin çoğu kendi işlerini yapıyor. Yüzde 17’si ise şirketler tarafından istihdam ediliyor ve bu oran pandemi sonrasında da uzaktan çalışma ile büyüyerek devam ediyor. Dijital göçebelik her ne kadar iş sahipleri üzerinden ilerliyormuş gibi görünse de, alınan yeni kurumsal kararlar ve salgın sonrası artan hibrit ve evden çalışma sistemiyle maaşlı çalışanlar için de gelecek vaat ediyor. Dijital göçebelerin yüzde 23’ü başka bir yere kıyasla evlerinde ya da konaklama yerlerinde çalışmayı tercih ediyor.

Dijital göçebeler arasındaki en yaygın meslekler pazarlama, bilgi teknolojileri, tasarım, yazarlık ve e-ticaret.  Yüzde 14’ü ise mimarlık, tıp, hukuk, şehir planlama, mühendislik gibi dijital göçebeler ile pek de fazla ilişkilendirilmeyen mesleklere sahipler. Gün geçtikçe ve dijital göçebelerin sayısı arttıkça yeni meslek gruplarının da bu kervana katılacağını tahmin etmek pek de sürpriz olmaz.

Dijital göçebelerin aylık ortalama kazançları 1.875 dolar yani yıllık 22 bin 500 Dolar. Yaşam kararları özgürlük üzerine kurulu ve baktıkları iki ana faktör; yaşam maliyeti ile hızlı ve erişilebilir internet.

Dijital göçebeler çalışma tercihleri bakımından ikiye ayrılmış durumda. Bir kısım dijital göçebe odaklanmak için white noise, arka plan enerjisine ihtiyaç duyarken, diğer grup ise odaklanma için mükemmel sessizliğe gereksinim hissediyor.

Peki, bu konuyla ilgili gelecekte bizi neler bekliyor? 10 yılı aşkın süredir bu unvanla yaşayanlara artık evden çalışanlar, dünyayı gezmek isteyen emekliler ve online eğitim alan  çocuklara sahip ebeveynler katıldı. Fakat burada belirtmeliyiz ki; okul çağında çocukları olan ebeveynler için dijital göçebelik biraz daha uzak bir kavram ve bu kervana en son kendilerinin katılmasını bekliyoruz. Bu durum oldukça normal, çünkü okula giden çocuklar için yerleşik hayatın önemi tartışılmaz… Ancak bunun da kırılması imkansız değil. Mekandan bağımsız, seyahatin sık olduğu bir çocukluk çağının yetişkinliğe geçişte katacağı vizyon elbette oldukça üst düzeyde. Online eğitim gibi imkanların da bu durumu kolaylaştıracağı açıkça ortada.

Sonuç olarak dijital göçebeler kendilerine ait bir ülke olma yolunda ilerliyor. Yaşanan en temel sorun bu yolu nasıl yürüyeceklerini bilmemeleri ve birbirlerini kolayca bulamamaları.

Dijital göçebelik, yaşam tarzıyla doğrudan ilgili bi kavram. Dolayısıyla bu yolda ilerlemek için yaşam tarzını değiştirmek ve doğru platformlarla ilerlemek gerekiyor. İşte Freelanders da en başta ajans olarak bize gelen bir iş iken şimdi kurucu ekibinde olduğumuz, bu amaca hizmet eden bir oluşum.

Freelanders, yeni dünyanın açtığı bir yol aslında. Özgür, dünyayı gezen, eğitimli, kültürlü dijital göçebeler için harika bir buluşma noktası! Hem sosyal hayat, hem de profesyonel yaşam buradan akıyor. İş ortağınızı da Freelanders üzerinden bulabiliyorsunuz, şehrin en iyi bagel’ını yapan dükkanını da… Bunların yanı sıra buluşmalar da sosyal hayatı besleyen unsurlar arasında yer alıyor elbette…

Freelanders aslında bir kapı açıyor. Instagram, Facebook, Linkedin, Twitter gibi popüler sosyal medya kanallarından farklı olarak kişilerin kendilerini daha yalın bir şekilde ifade etmesini sağlayan, hobilerinizin iş yaşamınızla bir araya geldiği bir yol.

https://hbrturkiye.com/blog/yeni-cagin-cip-dalgasi-dijital-gocebeler

Zor Ama Yine De Sor serisinin bu haftaki bölümünde konuğumuz Üstün Dökmen. Psikoloğun terapi esnasında dini ya da siyasi simge takmaması gerektiğini belirten Dökmen, ofisinde Atatürk resmi bile olmadığını dile getirdi. Dünyanın en büyük sorununun insanların dürüstlüğünü kaybetmesi olduğunu söyleyen Dökmen, ikinci büyük sorununun da pozitif bilimden uzaklaşmak olduğunu ifade etti.

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

Turkish doctors emigrate amid low pay and rising violence

Copyright © 2022 ZUMA Press, Inc./Alamy Live News

The number of physicians leaving Türkiye has surged in the past decade over concerns about working conditions. Kaya Genc reports from Istanbul.

In the entirety of 2012, just 59 physicians applied to the Turkish Medical Association to receive certificates of good standing, documents that allow them to practise abroad. As of August, 1402 have left the country this year. By the end of 2022, around 3000 physicians are expected to have received good standing certificates, which represents a 50-times increase in the number of physicians leaving Türkiye compared with 2012.

Türkiye’s economic meltdown and a rise in cases of violence against health professionals are causing the phenomenon according to public health experts and analysts from the Turkish Medical Association. The Turkish lira lost nearly half its value against the dollar in the past year. In August, 2022, inflation hit a two decade high of 79·6%, according to the state-run Turkish Statistical Institute; however, the figure reported by the Inflation Research Group, a Turkish non-government organisation, is 176%.

On July 27, 2022, a group of family physicians sent a letter to Türkiye’s President Recep Tayyip Erdoğan. “As 55 000 family physicians who work closely with Türkiye’s 84 million citizens, we have not seen a determination to solve our problems from the Health Ministry”, they wrote. “We cannot afford rents of our family health centres, let alone basic costs. Family physicians stand on the line of poverty, even hunger today.” In protest, they have gone on strike five times over the past year, warning that their “family health centres are on the brink of closure, caused by our inability to pay rent”. In response Erdoğan stated: “I asked about the minimum wage of a Turkish doctor. They said it’s between 8000 and 9000 liras [£364–410]. And the maximum is between 25 000 and 30 000 [£1140–1368]. I speak openly here: if they want to leave, let them leave. We’ll employ newly graduated students in their stead.” Kayıhan Pala, a Public Health Scientist from Bursa Uludağ University, Türkiye, took issue with this approach. “Despite technological advances, medicine is a humanistic field based on master–apprentice relationships,” he told The Lancet. “If you compare a physician with 20 years of experience and knowledge to a young physician just starting, that is unacceptable and would degrade the quality of medicine in Türkiye.”

Violence is another crucial factor. Violent incidents against health professionals are rising. On July 6, 2022, a relative of a patient shot and killed cardiologist Ekrem Karakaya in his office after accusing him of causing his mother’s death during an angioplasty operation. In response, the Turkish Medical Association announced a 2-day strike on July 7–8, 2022. The White Code, a system used by health-care workers to notify security staff about developing or past violence cases, has become a necessity for doctors. In 2020, 11 942 health-care workers sought help after being subjected to violence, and 29 826 did the same in 2021, according to a report compiled by the Republican People’s Party.

The Turkish Ministry of Health’s annual activity reports show a dramatic increase in the total number of health-care workers who used the White Code since its launch in 2012: from 7751 health workers in 2017 to 46 274 in 2019 and 72 158 in 2020. In 2020, prosecutors investigated around 7000 of the incidents. In those cases, only 10% of health workers could receive legal assistance from the Ministry of Health.

“There are around five daily incidents of physical violence reported to the White Code,” said Vedat Bulut, an immunologist and the General Secretary of the Turkish Medical Association. “The verbal violence cases are six times that: around 30 each day. These numbers reflect only official complaints; there are many times more unreported cases.” While violence is one factor, the main issue, according to Bulut, is economic hardship. “In Türkiye, their [health-care professionals] work is seen as cheap labour. In terms of buying power, the physician’s wages is a third of what it was in 2003.”

For example, the rent for a typical apartment in Ümraniye, an unassuming Istanbul neighbourhood, is around 8000 lira (£366), which exceeds the wage of an entry-level physician. “This is why, aged 30, physicians need to share rented apartments with two or three of their colleagues,” Bulut explained. “Physicians think, ‘if I can’t make it in a big city and do not want to work in a small town, why shouldn’t I try working abroad?’”

In its study on physicians leaving Türkiye, the Turkish Medical Association identified a rise in the number of medical scholars and specialist physicians leaving the country, issuing a warning about a possible shortage of physicians in surgery, internal medicine, child health, anaesthesia, radiology, and ophthalmology. “Especially in the fields of anaesthesia, emergency care, otorhinolaryngology, and gynaecology, there is a big trend in leaving Türkiye”, Bulut said. “Another thing we have observed from February onwards was medical scholars leaving the country. Numerous individuals who hold associate professorships or professorships sent in their requests to leave.” These developments, Bulut said, would come at the cost of qualified human capital in Türkiye and a deficit in specialised fields. “Just last month, 16 anaesthesia specialists left. As you know, anaesthesia and intensive care were crucial in Türkiye’s fight against COVID-19”, Bulut continued.

Saliha Erdem, an Internal Medicine Resident at Wayne State University in Detroit, MI, moved to the USA in 2019. “Growing up in Türkiye, I never had the idea of going to a different country,” she told The Lancet. “It was definitely a life-changing decision for me to leave my country and friends, and not an easy one,” she said. “It took me about 2 years to make a final decision to come here”. After graduating from Gazi University School of Medicine, Ankara, Türkiye, Erdem worked as a general practitioner in a tertiary care hospital in eastern Türkiye. While she admired how accessible and cheap the Turkish health-care system was, Erdem said she did not like “how open it is to being abused. For instance, in Türkiye, you cannot legally turn down a patient coming to the emergency department, whether the case is an emergency or not. This tremendously increases the case volume and does not give physicians enough time for proper examination and explanation.” She added that the health system in Türkiye “renders health-care workers more susceptible to fatigue and burnout”.

Pala suggested the scope of the exile might not affect the health system immediately. “2000 physicians who leave Türkiye, out of more than 180 000, does not have the potential to create a big service deficit at this point.” However, Pala pointed to the willingness of EU countries to employ Türkiye’s well trained physicians. “If this movement abroad continues over the next 10 years, the system will face serious difficulties.” While the exile will not affect the first stage of health services at this moment, Pala said, “Türkiye has a larger problem of planning its health-care personnel. There are more brain surgeons per person than the average in the EU. Still, in some fields, like psychiatry, that figure is meagre (2·5 vs 15·5 in Europe), and fields like occupational diseases are almost non-existent (0·007 vs 5). The problem of planning physician numbers according to demographics and health necessities is as crucial as the exile of doctors.”

Pala recently polled sixth year students at Bursa Uludağ University. “Half of them said they intended to work abroad. More than one-third have applied for German language classes. Among my students, the top destinations are Germany, the UK, and the USA.”

Turkish government ministers have responded to criticisms by pointing to Türkiye’s 126 medical faculties, which have around 16 000 medical graduates every year. However, after the 2022 Proficiency in Medicine Exam, which graduates use to choose their specialisation, 1859 positions of 12 294 were left unfilled. Most unfilled positions were in surgical departments, including 127 of 279 brain surgery posts according to the Ankara Medical Chamber.

“In fields like brain surgery, it’s becoming difficult to find doctors willing to teach,” said Bulut. “In 10 years, when the current staff retires or dies, there will be a service gap. Many people will experience problems and face a health service offering quantity albeit with a reduced quality.”

Bulut proposed a 200% wage increase to recreate a sense of belonging for exiled doctors. “If Türkiye’s educated people can face the future with trust, and government policies can only achieve that trust, then the exile of physicians from Türkiye will decrease,” he said.”

Every time I see or hear about violent news toward health-care workers in Türkiye, it deeply upsets me and reinforces my decision to stay here,” Erdem said. “I tell myself that Türkiye is unfortunately no longer a safe place to practise for physicians.” She added, “I don’t like to call the process a brain drain. Every person has a different reason and story to practise medicine in another place… Leaving your country, friends, and family members behind is never an easy decision and it should not be only connected to health-care problems. However, in a country, if physicians are starting to leave the country solely due to problems in the health-care system, this is pretty concerning, and should promote officials to take appropriate measures promptly.”

https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(22)01524-0/fulltext

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

Liderler İçin Aktif Dinleyicilik Kılavuzu

Dünyanın geçirdiği dönüşümler, liderlik algısını ve liderlere yönelik beklentileri güncel olarak etkiliyor. Liderlik için açılan yeni pencereler kaçınılmaz dönüşümlerin zorunlu yansıması, bir tür adaptasyon. Yeni liderlik algısının kriterlerini iyi karşılamayı başaran liderler ve ekipleri ilerlerken eski fikirlere güçlü bağlılığını devam ettiren liderler, çağın gerekliliklerine cevap vermekte pekala zorluk çekecek. Günümüzde sık sık gündeme gelen bir konu; liderlerin empatiye ağırlık vermesi, ekiplerinin ihtiyaçlarını dikkatle göze alması ve anlayışlı olması gerektiği.Peki, empati ve anlayış kendi kendine oluşabilir mi? İyi bir dinleyici olmak liderler için neden keyfi değil de zaruri?

Dinlemek: Kulak vermekten fazlası

Dil; duyguların taşıyıcısı, ifade ve dışa vurumun aracı, iletişimin temeli ve çözümün elçisi. Her insan sesi duyulsun ister, anlaşılmayı bekler ve kendini ifade ederek yaşaması gerektiğinin farkındadır. Kişinin sesinin baskılanması, duyulmadığını hissetmesi, en basit haliyle kırıcıdır. Ortada iletişimsel ve etik bir başarısızlık olduğunu imler. Pekala iletişimde oturmayan taşlar ve herkesi kapsamayı başaramayan bir iletişim ortamı, uzun vadede hem huzurun hem de başarının önünü kapayacaktır. Açık iletişim ilkelerine dayanarak empati ve anlayışla hareket etmesi beklenen liderler, kendini ifade etmekte olduğu kadar kulak vermekte de yetenekli olmalı. Liderin dinleme yeteneği geliştikçe ekibin de sesi daha fazla duyulur. Çok sesli bir ortama zemin hazırlayan lider, ekip üyelerine daha fazla fırsat tanımış olacaktır. Bu sayede yapıcı eleştiriye açık bir ortam, yaratıcı fikirleri değerlendiren bir takım ve daha motive bireyler kendine yer bulmuş olur.

Peki ya hangi dinleme?

Dinlemenin birden fazla türü var. Günümüz dünyasında liderlerin uyum sağlaması gereken dinleme yaklaşımı ise “aktif dinleme.” Bu yazımda dinleme türlerini incelemeyi ve aktif dinlemenin kaliteli bir liderlik için neden zorunlu olduğunu ele almak istiyorum. Çağımızın bir zorunluluğu olarak gördüğüm anlayışlı liderlik yaklaşımı ve aktif dinleme arasındaki ilişkiye de bu yazı vesilesiyle daha detaylı dokunmak istiyorum.

Öncelikle empati…

İnsanların anlaşılmaya, dünyanın ise empatiye ihtiyacı yeni değil. Öte yandan tarih karşısında insanlar hala yeni yeni kabuğundan çıkıyor bana kalırsa. Empati gibi sağlıklı iletişimin aslında temel taşlarından olan bir özelliğin herkes için gerekliliğini gündeme henüz getirebiliyoruz. Tabii zararın neresinden dönsek kâr, o yüzden alabildiğine hızlı adımlarla empatinin her geçen gün altını daha fazla çizmeli ve liderlerin bu konudaki bilincini artırmalıyız.

Anlayışlı (empathetic) lider kimdir peki? Bir lider nasıl anlayışlı olur? Ekibinin düşüncelerine, hayatındaki zorluklara, potansiyeline, duygularına ve sorularına yapmacık değil samimi bir merakla yaklaşır. Kendi fikirlerini ve yöntemini öne çıkarmak yerine her fikri dikkatle ele alır ve yol haritasını bu ortak yaklaşım ışığında oluşturmaya özen gösterir. Empatiyle hareket eden lider, ekibinin de daha kuvvetli iletişim kuracağının bilincindedir. Zira empati bulaşıcıdır. Bir alandaki öncünün tutumu, onu takip edenlerin de tavırlarını etkiler “Liderler İçin Dört Anlaşma” başlıklı yazımda empati üzerine bir düşünce deneyi kullanmıştım, ilgilenenler empati ve liderlik ilişkisini ele aldığım makaleme bakabilir). Empatinin sağlandığı bir alanda ekip kendini ifade etme rahatlığı bulacak, içinde bulunduğu ortamın bir parçası olduğunu hissedecektir. Empatiyi yeterince vurguladığımı düşünüyorum. Empatiye dair tüm açıklamalarda açık ve kaliteli bir iletişim ortamının sağlanması öne çıkan bir motif. Dinleme biçimleri ve aktif dinlemenin önemi tam da bu yüzden önem kazanıyor.

Dinlemenin üç seviyesi

Dinlemeye dair güncel anlayışa göre dinleme aktivitesinin üç seviyesinden söz edebiliyoruz: İçsel (internal) dinleme, odaklı (focused) dinleme ve global dinleme. Gündelik hayatımızda aslında yer yer hepsini sergiliyoruz. Yeri geldiğinde yeterince dinlemediğimizi, zaman zaman da sesimizin yeterince duyulmadığını, ağzımızdan çıkan kelimelerin bir türlü karşı tarafta bir anlam yakalamadığını fark ediyoruz. Pekala bazen de bize kulak verip soru soranlar oluyor veya pür dikkat karşımızdaki insanı dinliyoruz. İşin özü, bu yaklaşımların hepsi birer dinleme biçimi. Her dinleme biçimi de zaman zaman hayatımızı kurtarıyor -veya zorlaştırıyor. Öyleyse ilk seviyeye adım atalım:

Seviye 1: İçsel Dinleme

Birini dinlerken aklımız binbir türlü farklı düşünceyle meşgul oluyor. Kimi zaman isteyerek kimi zaman ise farkında dahi olmadan yapıyoruz bunu. İnsan olmanın doğal bir hâli olsa gerek, herkesin öyle ya da böyle kafası meşgul oluyor. “Akşama planım vardı, yetişebilecek miyim?” gibi alakasız bir konuyu farkında olmadan düşünüyor olabiliyoruz, karşımızdaki bize önemli gördüğü bir meseleyi ince ayrıntısına kadar açıklarken; veya “bu nokta önemliydi, ben de şöyle şöyle söylerim” gibi anlatılanın bir kısmını dinledikten sonra vereceğimiz cevaba odaklanıyoruz.            İçsel dinleme durumundaki birey, muhatap aldığı kişiden ziyade o an kafasında dolanan duruma veya vereceği cevaba odaklı oluyor. Pekala bunun sağlıklı bir yaklaşım olduğunu söyleyemeyiz. Öte yandan içsel dinleme, zorunlu olarak kötü bir dinleme değil. Bazı konuşmalarda kişiyi alakadar eden kısım çok sınırlı olabiliyor. Doğal olarak o kısımdan sonrasına yeterince odaklanmak zorunda hissetmiyoruz. Yine de içsel dinleme, liderlik bağlamında onaylanmaması gereken bir tutum. Gerçek bir empati ortamı yaratmak isteyen ve anlayışlı tutumunu bozmak istemeyen lider, kendince önemsiz bulduğu noktaları es geçerek başarılı olamaz. Zira ekibinin fikirlerini tanıması için onların sesini eksiksizce duymalı.

Seviye 2: Odaklı Dinleme

Nihayet aklımızı meşgul eden alakasız düşünceleri bir kenara atmayı başardık. Her ne kadar konuyu dinlerken vermek istediğimiz bazı cevaplar oluşsa da bize sıra gelene kadar o cevaba odaklanırsak kaçıracaklarımız olduğunu da  kabul ettik. Tebrikler! Artık söylenenleri duyuyoruz, karşımızdaki de odağımızın onda olduğunun farkında. İletişim daha sağlıklı bir seviyeye ulaştı. Bu dinleme durumundaki birey, muhatap aldığı taraf harici uyaranları ve düşünceleri göz ardı eder. Söylenen her kelimenin anlamı olduğunu bilir, anlatıcının bir anlaşılma ihtiyacı olduğunu tanır.    

Seviye 3: Global Dinleme

Liderler için odaklı dinleme büyük oranda başarı sağlayacaktır. Öte yandan biliyoruz ki insan, keşfettiklerimizin dahi ötesinde karmaşık bir varlık. Tüm iletişim sözlere dayalı değil, kelimeler ise her zaman gerçek anlamını işaret etmiyor. Sosyal işaretler, jestler, mimikler özellikle yüz yüze iletişimde ciddi bir yere sahip. Bir ortamın sözüm ona “aurası” veya “enerjisi”, sözlü iletişim ile ifade edilenden farklı olabilir. Bunun bir çok sebebi de mevcut. Mesela bir ekip üyesi, statü dolayısıyla lider karşısında kendini yeterince ifade etmekten çekinebilir; veya aralarında bir sorun olan iki kişi, bu durumu örtbas etmeye çalışarak sahte bir pozitif tavır takınmaya çalışabilir. Böyle bir durumda anlatılana ve duyulana odaklanmak, bazı noktaların yeterince açığa kavuşması önünde engel teşkil eder. Öyleyse bir lider, yalnızca odaklanarak dinlemek yerine yer yer sorular sormalı, ortamın enerjisine dikkat etmeli ve söylenenler kadar söylenmeyenlerin ihtimali konusuna da eğilmeli. Dinlemenin üçüncü seviyesi, global dinleme, bu bağlamsal kapsayıcılığı ile en başarılı dinleme formu olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda global dinleme, aktif dinlemeyi sağlamış oluyor.

Doğru soruyu sormak

Dinleyicinin yaklaşımı kadar ifade ettikleri de kritik öneme sahip. Hem sorunun içeriği hem de sorulma şekli, güven tesis eden iletişim ortamı yaratmak için önem arz eder. Doğru soru, analitik doğasıyla anlatıcının konuyu daha derinlemesine açıklamasına yol açtığı gibi, dinleyicinin samimi bir merakla yaklaştığını da vurgulamış olur. “Peki ya neden böyle düşünüyorsun?” veya “bana bunu adım adım açıklar mısın?” gibi sorular; konunun bir ucunu ele alıp o kısım hakkında fazladan sorular yöneltmek yanlış anlaşılmaların önünü kapar. Aynı zamanda dinleyicinin ilgili olduğu mesajını vererek muhatap tarafların gelecekteki iletişimi için de güven verir. Öte yandan, masum bir soru yanlış bir tonlama veya ifade yüzünden kinaye gibi anlaşılabilir. Dinleyici, soruyu açık ve anlamadığı noktaları gerekçelendirerek ilettiğinde bu tür yanlış anlaşılmalar da minimuma iner. İletişimin karşılıklı akışını sürdürmek isteyen dinleyici, tamamlayıcı sorulara (follow-up questions) yer verir. Anlık söylenilen içeriğe reaksiyon vermek yerine söylenileni analiz etmeye yönelik ve kesişen konulara uzanan sorularla iletişimi zenginleştirir.

Yerinde sorulan sorular doğru bilgiye ulaştırır

Merak ve öğrenme iç güdüsüyle beslenen sorular, tarih boyu birçok düşünür tarafından gerçeği kavramanın, doğru bilgiye ulaşmanın yolu olarak kullanılıyordu. İyi bir liderin taşıması gereken iletişimsel özellikler hem retorik hem de etik bağlamıyla özünde düşünsel tarihten besleniyor. Her ne kadar ilerleyen bilim ve teknoloji sayesinde bilgi, günden güne daha fazla kümelense de özellikle insani iletişim söz konusu olduğunda tarihten ve düşünürlerden öğrenecek çok şeyimiz var. Günümüz düşünce dünyasının ve biliminin temellerini atan Antik Yunan felsefesi, ilerlemesinin büyük bir bölümünü “Sokratik yöntem” şeklinde adlandırılan felsefe yapma metoduna borçlu. Sokrates’in kullandığı bu yöntem, dinleyicinin anlatılanın veya argümanların mantıksal temellerine dair peşi sıra tamamlayıcı sorular sormasına dayanıyordu. Sokrates, zekice kurgulanmış yerinde sorularla eleştirel düşünce kapasitesini sınırları zorlayarak kullandırmayı hedefliyordu. Bu yaklaşım günümüzdeki tümevarım mantığının da temellerini attı – evet, doğru sorular bütün bir geleceğin mantık algısını şekillendirecek kudrete sahip. Tabii Sokrates bunu bilgi ve öğrenme uğruna yaparken yer yer muhatabına ironik yaklaşıyordu. Empatiyi bu kadar vurgularken Antik Yunan felsefesinden ironiyi devşirmeyi önermem gülünç olur. Vurgulamak istediğim nokta, doğru sorunun eleştirel düşünceyi ve yaratıcılığı canlandırması; iyi bir liderin doğru soruları aktif dinlemeyle harmanlayarak fark yaratacağı. İyi bir dinleyici olmanın özellikle liderlik bağlamında koşulu sayabileceğimiz doğru sorular sorma sanatı, sırtını tarihe yaslayan arka planıyla geçmiş ile bugünü; bağlamsal tutarlılığı yakalayan doğasıyla empati ve mantığı bünyesinde barındırır.

Duymak, anlamak, yeni fırsatların önünü açmak

Liderlik dünyayı bir adım daha ileri taşıma sorumluğunu da beraberinde getiriyor. Kimi zaman liderlerin kapsamlı planlar ve büyük yenilik idealleri arasında kaybolduğunu biliyoruz. Nitekim taşıdığı sorumluluğun bilincinde olan liderler idealleri arasında sık sık gezintiye çıkacaktır. Değişim ise, sorulan doğru sorular gibi yerinde ve adım adım başlar. Günümüz dünyasının iyi lideri bunun bilincindedir. Geliştirdiği aktif dinleme kabiliyetiyle ekibinin her bir üyesine aidiyet ortamı yaratarak çok sesliliğe elverişli koşulları yaratır. Herkesin sesisin rahatlıkla duyulduğu bir alanda ise yeni fırsatlara yer açılır. Nasıl başlamak başarmanın yarısıysa, dinlemek de iletişimin yarısıdır. İyi birer konuşmacı olan liderler aynı özeni dinlemeye göstermezse iletişim, başarıya ulaşamayacaktır.

Daha fazlası için yeni dönem liderliği kapsamında özşefkat, kriz yönetimi ve topluluk ruhuna dair ele aldığım içeriklerin linklerine buradan ulaşabilirsiniz.

https://hbrturkiye.com/blog/liderler-icin-aktif-dinleyicilik-kilavuzu

İlber Ortaylı Cahille Sohbeti Kestim’in yeni bölümünde Z kuşağına dair açıklamalarda bulundu.

The OCLC Research report Library Collaboration as a Strategic Choice: Evaluating Options for Acquiring Capacity explores library collaboration as a key strategy for academic libraries in acquiring needed capacity, but also contextualizes it as one sourcing approach among a range of options available to libraries. 

The decision for academic libraries to collaborate can yield distinct benefits, but not without an often-significant investment of effort, attention, and resources. Library collaboration needs to be weighed against the pros and cons of alternative ways of acquiring capacity. In short, collaboration is a decision that needs to be approached strategically. 

This report provides insight and tools to support academic libraries in making intentional decisions about cross-institutional collaboration opportunities to acquire capacity, including:

  • A menu of common sourcing strategies available to libraries 
  • Key considerations and trade-offs associated with these strategies
  • A summary of foundational economic concepts that help deepen understanding of the collaboration option 

The stakes of choosing library collaboration to acquire capacity—whether to support research data management (RDM), digital curation and preservation, print management, or any other area of library interest—have been heightened by a host of factors, like advances in new technologies, changing user expectations, evolving research practices, and economic pressures have led many institutions to explore collaboration as a means of addressing these environmental shifts. 

Additionally, libraries have increasingly prioritized diversity, equity, and inclusion (DEI) outcomes in strategic planning; collaboration among libraries of different sizes, reach, and communities served may offer opportunities to expand services and extend impact. As interest in the collaboration option grows, it becomes even more important for academic libraries to be purposeful and strategic in their collaboration choices.

This report offers insights and resources that can help academic libraries in thinking about whether to choose the collaboration option, and, in cases where collaboration is the desired approach, in selecting the most effective forms of collaboration to meet strategic aims. The frameworks and tools offered in this report also can help with communicating sourcing decisions—especially those involving collaboration—to staff and other stakeholders. This in turn can improve transparency around sourcing decisions and, ultimately, strengthen buy-in from those impacted by the outcomes.

https://www.oclc.org/research/publications/2022/strategic-collaboration/strategic-collaboration-report.html

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

#HaniaRani live at Invalides, in Paris, France for Cercle

Hania Rani playing live from the royal courtyard of the Invalides, in Paris, France for Cercle.

Artist: Hania Rani
Band: Ziemowit Klimek, Wojciech Warmijak, Adam Jełowick, Kacper Krupa, Jarosław Kawałek
Venue: Cour d’Honneur des Invalides, France
Produced by Cercle
Executive producers: Derek Barbolla & Philippe Tuchmann
Film directed by: Pol Souchier & Derek Barbolla
Director of photography & Post-production: Mathieu Glissant (Saison Unique Production)
Cameramen: Mathieu Glissant, Mickaël Fidjili, Quentin Souchier, Jérémie Tridard, Augustin Thai
Production team: Anaïs De Framond, Dan Aufseesser, Armand Prouhèze
Technical Manager: Aurélien Moisan
Sound: Timothée Renard, Kévin de Waard
Lights: Gauthier Guerisse, Quentin Enguerrand
Photo: Maxime Chermat, Geoffrey Hubbel
Regie: Yan Karpinski, Patrick Demangue, Laurent Isnard
Communication: Pol Souchier, Lola Lebrati and Emie Monnier
Graphic Design: Anaëlle Rouquette
Label Manager: Clémence Maillard
Finance: Andy Cheremond, Kevin Benisty

00:00:00 I’ll Never Find Your Soul – Hania Rani 00:12:16 Unreleased 00:20:35 Tennen – Hania Rani 00:27:52 Leaving – Hania Rani 00:33:24 Buka – Hania Rani 00:39:58 Ghosts – Hania Rani 00:44:22 Unreleased 00:48:11 WhoMadeWho – Abu Simbel (Hania Rani Invalides Version) 00:54:53 Zero Hour – Hania Rani 01:02:29 Come Back Home – Hania Rani 01:08:00 Hawaii Oslo – Hania Rani 01:14:20 Come Back Home – Hania Rani 01:20:16 Don’t Break My Heart – Hania Rani 01:26:29 Interview

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

İş Yerinde İhtiyacınız Olanı İstemek

Hayalimdeki iş teklifini aldığımda lisansüstü eğitimimin üzerinden iki yıl geçmişti. Bu işte neredeyse her istediğim şey vardı: misyon temelli bir kurumda sevdiğim alanda çalışmak, etkileyici bir unvan, zeki iş arkadaşları, küresel seyahat, mesleki gelişim fırsatları ve işten eve yolumun kısa sürmesi.

Ancak, geçmeyi umduğum bu iş yerinde iki şey eksikti: üçüncü tatil haftası ve maaşa 10 bin dolar ek.

İşe alım yöneticisine ulaşarak isteklerimi belirttim. Birkaç gün sonra beni geri aradı ve şöyle dedi: “Sana bunlardan birini teklif edebileceğimi söylediler – tatil zamanı veya maaş artışı. Hangisi senin için daha önemli?”

Bu işi gerçekten istiyor olmama rağmen dürüstçe şöyle karşılık verdim: “Benim için ikisi de eşit derecede önemli. İkisinin de olmasını tercih ederim.”

Yöneticinin şaşırdığını anlamıştım. Beklediği cevap bu değildi. Yine de bir sonraki gün beni aradı ve istediğim maaş ve tatille işi teklif etti.

İhtiyacım olanı istemek bir riskti. Neden? Çünkü elimde yıllar süren iyi bir performans, iyi bir itibar ve hatta dayanabileceğim bir ilişki yoktu. İtiraf etmeliyim ki biraz ısrarcı davrandığımı hissettim. Bununla beraber istediklerimi ve ihtiyacım olanı belirtmek, yeni bir işe başlamak için akıllıca bir yoldu. Bunu yapmam, rolde sonraki isteklerimin gidişatını belirledi. Örneğin, işte bir yıl geçirdikten sonra ikizlerim doğduğunda haftada iki gün evden çalışmayı, kuzenim 29 yaşında melanomdan vefat ettiğinde ek yas izni almayı istemiştim. Tabii o zamana kadar yöneticimle güçlü bir ilişki kurmuştum ve sağlam bir iş itibarım vardı. Ancak, en baştan dürüstçe isteklerde bulunmasaydım, bunu daha sonra yapmak daha zor olacaktı.

Çalıştığımız şirket içinde ve dışında network geliştirmemiz, iş arkadaşlarımız ve yöneticilerimizle iyi ilişkiler kurmamız ve güvenilir bir ekip oyuncusu olarak görülmemiz ne kadar önemli ve değerli olsa da kariyerlerimizde düşündüğümüzden daha erken zamanlarda isteklerde bulunmalıyız. Bu bir mesleki gelişim bütçesi istemeniz veya yalnızca birkaç dakika önce tanıştığınız birinden mentorunuz olmasını istemeniz anlamına gelebilir.

Her halükarda, bir ilişkinin başlarında en fazlasını elde etmek için uygulayabileceğiniz dört strateji öneriyoruz.

Sağlıklı ilişkilerdeki sihirli oranı kullanın.

İlişkiler hakkında araştırma yapan John Gottman’a göre sağlıklı ve istikrarlı ilişkilerin beşe bir şeklinde sihirli bir oranı vardır. Diğer bir deyişle, bir ilişkideki insanlar arasındaki her olumsuz duygu veya etkileşime karşılık beş olumlu duygu veya etkileşim olmalı.

Bir kişiden sizin için bir şey yapmasını istemek hakkında düşünmeye vakit harcayacağınıza bu zamanı olumlu etkileşimlerinizi artırmak için kullanın.

İşte bir kişiyle olumlu etkileşimleri artırmak için yapabilecekleriniz:

1. Ona ilgilenebileceği bir makale gönderin.

2. Cuma günü hafta sonu için ne planladığını sorun ve siz de planlarınızı paylaşın.

3. Kişinin veya şirketin ismi için Google’da uyarı oluşturun ve haberlerde çıktığında kendisine bildirin.

4. Onu düzenlediğiniz veya katıldığınız canlı veya sanal bir etkinliğe davet edin.

5. Kişinin yaptığı ve takdir ettiğiniz bir şey için ona teşekkür edin ve yarattığı etkiyi anlatın.

Sonrasında ricada bulunun. Böylece ricanız olumlu etkileşimlerin bağlamında olacak ve ilişki hesabınız küçülmüş gibi hissetmeyeceksiniz.

Ricada bulunun, talep etmeyin.

Bir insan talepte bulunduğunda diğer kişi evet demeye zorunluymuş gibi hisseder. Öte yandan ricaya karşılık diğer kişi “evet” veya “hayır” diyebilir veya karşı bir teklifte bulunabilir. Ricada bulunmak diyaloga, esnekliğe ve müzakereye yer bırakır. Ricada bulunmak ayrıca diğer kişinin ihtiyaçları, değerleri ve ilgilerini dikkate aldığınızı gösterir.

Örneğin patronunuza şöyle diyebilirsiniz: “Gelecek ay, bir hafta sonuna ek olarak mümkünse iki gün izin kullanmak isterim. İzin hakkım var ama ekibin planına uyduğumdan emin olmak istiyorum. Ne düşünüyorsunuz?”

Alternatif olarak network’ünüzdeki bir kişiye şöyle sorabilirsiniz: “Sizin insanları bağlantıya geçirmede iyi olduğunuzu biliyorum. LinkedIn network’ünüzdeki bir kişiyle tanışmak çok isterim. Beni bu kişiyle tanıştırmanız sizin açınızdan uygun olur mu? Eğer olmazsa anlayışla karşılarım.”

Doğrudan konuşun, birden fazla kez sorun ve cevap hayırsa yolunuza devam edin.

“Hayır” cevabının ne demek olduğunu anlayın ve “evet” cevabına ulaşmaya çalışın.

Bahsettiğim hayalimdeki işte insanları derinden ilgilendikleri bir görev için nasıl bağış isteyecekleri konusunda eğitmenlik ve koçluk yapıyordum. Eğitimin önemli bir kısmı para isterken “hayır” cevabının ne anlama gelip gelmediğiydi.

Örneğin 5 bin dolarlık bir bağış istediğinizde “hayır” cevabı şu anlamlara gelebilir:

  • Hayır, şimdi değil. (Ne zaman daha iyi bir zaman olurdu?)
  • Hayır, bu miktar değil. (Hangi miktar uygun olurdu?)
  • Hayır, bu amaç için değil. (Hangi amaçları önemsiyorsunuz?)

“Hayır” cevabı “Hayır, seni sevmedim.” anlamına gelmez.

Yeni bir profesyonel ilişkideyseniz, isteklerinize karşılık verilen “hayır” cevabını kişisel alabilirsiniz. Patronunuzun sizin deniz aşırı bir müşteri toplantısına katılmayı hak etmediğinizi düşündüğünü zannedebilirsiniz. Veya bir iş arkadaşınız ön yazınızı düzeltmeyi reddettiğinde başvurduğunuz işe giremeyeceğinizi düşündüğünü hayal edebilirsiniz.

“Hayır” cevabının ne anlama geldiğini sormadığınızda bu tür hikayeler uydurursunuz. Patronunuza neden iş arkadaşınızı iş seyahatine gönderdiğini veya iş arkadaşınıza ne tür evraklarınızı gözden geçirebileceğini sorabilirsiniz. Böylelikle bir sonraki seferde daha iyi bir ricada bulunabilirsiniz.

Olumlu duyguları besleyin.

Çoğu duygu gibi olumluluk da bulaşıcıdır. Kim size zamanını, enerjisini, dikkatini ve kaynaklarını ayırmak ister? Sizi muhtaç ve olumsuz gören biri mi yoksa sizi canlı ve umutlu gören biri mi?

Büyük olasılıkla ikincisi.

Pozitif psikoloji alanını popüler hale getiren Psikolog Martin Seligman’a göre keyif, rahatlık ve neşe tatmin edici bir hayatın temelleridir. Diğer insanlara kızgınlık ve öfke yerine görünür bir neşeyle yaklaştığınızda dikkat çekersiniz. Çaresizlikle değil rahatlıkla bir ricada bulunduğunuzda diğer insanın da rahat hissetmesini sağlarsınız. Bir kişiye düz veya nötr bir duygu yerine neşeyle yaklaştığınızda bu kişinin gününü aydınlatabilirsiniz.

En kötü durumda, ulaştığınız kişi size yardım edemez ve pozitif tutumunuzu kullanarak bu aksaklığı aşıp yolunuza devam edersiniz.

İşiniz veya hayatınızla ilgili olumlu bir şey bulmakta zorlanıyorsanız, Seligman her gün iyi giden üç şey ve neden iyi gittiklerini yazmanızı öneriyor. Seligman, bunu altı ay boyunca yapan insanların depresyon ve anksiyetesinin azaldığını ve yaşam memnuniyetinin arttığını ortaya koydu.

Kariyerimizin veya ilişkilerimizin başında ricada bulunmak zor olabilir. Ancak, ilişkilerin iyi gitmesini sağlayan bilimi bağlantı kurma sanatıyla birleştirdiğimizde hepimiz ihtiyacımız olanın hepsini ve istediğimiz şeylerin bir kısmını elde edebiliriz.

https://hbrturkiye.com/blog/is-yerinde-ihtiyaciniz-olani-istemek

www.xmind.net: Mind mapping programıdır.

https://docsend.com: Sunumlarınızı docsend üzerinden gönderdiğinizde, sunumunuza bakanları raporlayabilirsiniz.

https://app.asana.com: Çok güzel bir task manager programı, tüm ekibinizi bu site üzerinden yönetebilirsiniz.

http://instagantt.com: Bir üstteki Asana programı ile entegre olarak, tasklarınızı proje planına dönüştürebilirsiniz.

https://adioma.com: İnfografik oluşturma sitesi, projelerinizin adımlarını genel olarak anlatabilirsiniz.

https://goanimate.com: Uygulamalarınızı ya da işinizi anlatabileceğiniz küçük animasyonlar yapmanızı sağlar.

https://www.rescuetime.com: Sizi kontrol eder ve raporlar, hangi siteye ne kadar süre girdiğinizi ölçer ve sizi uyarır.

https://lnkd.in/dq8AqBPu: Bu hesap bir şirket içi yazılım sistemidir ve Software-as-a-Service (SaaS) sistemi için sahiplik (TCO) toplam maliyetini analiz etmenizi sağlar.

https://angel.co/: Yatırımcı listelerine ulaşabilirsiniz.

https://www.xpoda.com/: Kodsuz yazılım platformudur.

https://www.clerky.com/: Startuplar için hukuki evrak bildirimlerini takip edebilirsiniz.

Introduction: Why social media engagement is important

As the world progresses, so does technology. It is important to stay ahead and engage in social media. Social media engagement is important for many reasons.

Some benefits of social media engagement are that it allows for communication with many people, can help promote products or ideas, and provides a way to connect with customers or clients. Social media can also help build relationships and brand loyalty.

It is important to be strategic when engaging in social media. It means understanding your target audience and what kind of message you want to send. It is also important to consider what platforms will work best for you and your company or organization.

Engaging in social media can be a lot of work, but staying relevant and top-of-mind for your consumers or constituents is worth it. Social media can be used to build a brand identity. Brands use social media to create a company’s presence and image. They also can use it to promote products, products, or services.

1. Create interesting and unique content regularly.

You must have interesting and unique content to have a successful blog or website. This can be difficult to come up with if you are writing about topics that have been covered a million times before. However, there are ways to make your content stand out from the rest. You can focus on a particular niche and write about that. You can write about something you are passionate about, like craft beer or golf. You can also create content with a specific audience in mind. Creating a regular series of posts for social can help keep from fretting about what to post on social media for at least one post a week. You may have seen types of motivation Monday or wellness Wednesday on social media. The idea is to have a good idea for social and improve on it by making it a repeating series.

2. Use engaging visuals

Social media is all about how visual it is. Social media has transformed the proportion of content, and it’s important to keep up with the trends if you want your voice to be heard. An effective way to engage your audience is to use visuals. People are visual learners and will respond better to pictures, videos, and other graphics than they will to text alone. Adding visuals can also help break up a long article and make it more interesting to read. Photos are an excellent way to quickly share valuable information as they are easy to understand, shared via many platforms, and don’t require any written explanation for people who are not fluent in English. Similarly, ensure to include pictures in every post you create on social media pages.

3. Use social media to start a conversation

In today’s world, it’s hard to go anywhere without seeing someone looking at their phone or tablet. Social media has become a big part of our lives, whether we like it or not. But how can we use social media for good? How can we start conversations that will make a difference?

It’s easy to get caught up in the negative aspects of social media. We see posts about people being bullied, negative comments, and more. But social media can also be used for good. We can start conversations about important topics, share positive stories, and connect with people worldwide.

If you’re unsure where to start, try reaching out to someone you know who is active on social media. Have a conversation with them about why you want to start using social media for good. Brainstorm some ideas together and come up with a plan.

4. Ask me anything type of posts.

In an ask me anything series of posts, you can generate step-up interactions if you don’t know what to post on social media for your business. Target a team member’s area of the business to share ideas, promote or sell an item or service, or focus on a particularly important subject related to your company. Stories can be a convenient means to carry this out.

5. Use social media to build relationships

Like most people, you probably have a love-hate relationship with social media. You love staying connected with friends and family, but you hate the drama that can accompany it. The good news is that you can use social media to build online and offline relationships. Here’s how:

1. Get involved in groups and conversations that interest you.

2. Share your own experiences and stories.

3. Ask questions and be curious about other people’s lives.

4. Be supportive and helpful when you can be.

5. Be genuine, authentic, and always yourself.

6. Have fun!

6. Provide value to your audience

As a business owner, providing value to your audience is important. This process can be done in many ways, such as providing helpful information, offering quality products and services, or creating a brand that people can trust. By providing value to your audience, you will build a strong relationship with them that can lead to repeat business and loyal customers.

7. Capitalise on a Trending topic.

If you’re trying out a TikTok dance or simply commenting on the Oscars, sometimes this may allow you to give free rein to your creativity, rather than having to create whatever you think of.

8. Respond to comments and messages.

It’s important to take the time to respond to comments and messages left by your readers, whether on your blog, website, or social media platforms. Doing so shows that you value their input and want to engage with them in a conversation. Plus, it helps build a rapport and strengthens your relationship with your audience.

9. Host a contest or giveaway.

When it comes to marketing your business, there are a lot of options to choose from. One option that can be extremely effective is hosting a contest or giveaway. It is a great way to get people interested in your product or service, and it can also help you boost your social media following. Here are a few tips for hosting a successful contest or giveaway:

1. Choose a prize that will be appealing to your target audience.

2. Make sure the rules are clear and easy to follow.

3. Promote the contest or giveaway through your channels, including social media and email newsletters.

4. Keep track of entries and make sure the winner is chosen fairly.

5. Follow up with the winner after the contest or giveaway is over.

10. Leverage user-generated content.

User-generated content (UGC) is any form of content, such as videos, blogs, reviews, and comments, created and published by users of a company’s online platforms. UGC can be an extremely powerful marketing tool because it allows customers and prospects to connect with a company and its products or services more personally. In addition, UGC is often more trusted than traditional advertising because it is seen as more authentic and less biased.

For companies looking to leverage UGC, there are a few key things to keep in mind. First, creating a strategy for how you want to use UGC is important. Will you be using it for customer testimonials? User reviews? Social media posts? Once you’ve decided how you want to use UGC, you need to find ways to encourage users to create and share content.

11. Go live on social media.

The rise of social media has given people a new way to connect. It presents a new opportunity for businesses to reach out to potential customers. Businesses can connect with their audience in real-time by using live streaming services, providing a more personal experience.

There are a few things to remember when using live streaming for business purposes. First, it’s important to have a clear purpose for why you’re going live. Whether it’s to show off a new product, give behind-the-scenes access, or engage with your audience, having a plan will help you make the most of your live stream.

Next, consider who your target audience is and what platform they prefer.

12. Collaborate with other businesses and influencers.

As a small business owner, you may feel like you can’t compete with the big guys. But one way you can level the playing field is by collaborating with other businesses and influencers.

Working with other businesses can help you reach new audiences and get your products and services in front of more people. And teaming up with influencers can help you tap into their large followings and get your brand in front of even more potential customers.

So don’t go it alone – start collaborating today and watch your business grow!

13. Create shareable quizzes and polls.

As social media becomes increasingly popular, people are looking for ways to interact with their friends and followers. One way to do this is to create shareable quizzes and polls. It can be a great way to engage your audience and get them involved in what you’re doing. Plus, it’s a lot of fun!

14. Make your Posts more emotional

Social networking revolves around building connections. If you properly express your opinion and meanings in the content of your post, social media will be a great way to connect and interact with other people who share your interests and values. Social media posts tend to create emotional connections with customers because they relate people to shared memories or hopes for new experiences. Include a bit of emotion within such posts.

15. Create Blog Board

It is more than just sharing your own content on social media. Create a blog board to promote other blogs in your niche and build relationships with your followers. Because social media has made it much easier for brands to discover new content, please take advantage of this opportunity to find some good reads. 

16. Create a how-to or tutorial

Please share your knowledge by creating an instructional or how-to video; they may be valuable to your social media channels and your audience. 

17. Celebrate a National Day

There is a national day for everything, and it can be a terrific chance for your firm to demonstrate its individuality. These are also excellent filler content for social media when unsure what to post for your business. 

18. Repurpose your content.

Why not create some quotes-based graphics for Instagram if you have an excellent blog post? Or create a video to share on Facebook inspired by the content? When you only share on one platform, you miss the chance to reach audiences who follow you on other platforms. It does not imply that it should be a simple copy-and-paste or a cross-post; rather, it is about expressing existing ideas in novel ways. 

19. Give customers the spotlight.

Maintaining a regular customer-spotlight feature is an excellent way to show what your fans and customers are up to.

Displaying your wares in this way is a great way to gain exposure without coming across as overly promotional, and it also gives your supporters something to be happy about. 

20. Do a “This or That” poll.

These are a common source of inspiration for stories. It’s a great way to get feedback from the crowd and make your intended participants feel like they’re part of the action. 

21. Action Behind the scenes.

Viewers of online videos, whether live or post-produced, are often curious and interested in snooping. Visitors appreciate seeing something other than perfectly staged photos in the feed, so consider giving a tour of your office or showing how your store’s window display comes together. 

22. Share some industry wisdom

Making a visual with brand-related advice is a great way to set yourself up as an authority and provide value to your target audience.

Because let’s face it, no one likes to be sold to constantly. 

23. Congratulate someone who has done something impressive. 

There is probably someone in your field or on your team who has accomplished something noteworthy recently. It is a great opportunity to highlight the personality, the group dynamic, and gratitude. 

24. Review and Testimonials.

Don’t keep positive comments and reviews about yourself to yourself if they’re being made. If you ever find yourself at a loss for what to post on social media for your business, this is a great way to fill the void and gain the trust of potential new customers.

25. Showcase your team members.

It doesn’t have to be a brand-new member of your staff. One way to show appreciation for the people who have helped your brand succeed over weeks, months, or even years is to put them in the spotlight. They say people are more likely to trust a real person than an impersonal corporation. 

Conclusion

Following these 25 ideas will help you to boost your business engagement on social media in 2022. These tips are easy to follow and will help you to connect with your audience on a deeper level. Implementing even just a few of these ideas will help you to see an increase in engagement and reach on social media. You can take help of a social media agency to get this work done.

TOP 6 DIGITAL MARKETING COURSES THAT WILL PREPARE YOU FOR A SUCCESSFUL CAREER IN 2022

5 BEST SOCIAL MEDIA ANALYTICS TOOLS FOR MARKETERS IN 2022

AMAZING TRICKS TO INCREASE SUBSCRIBERS AND VIEWS ON YOUTUBE IN 2022

General FAQs

What are social media engagement strategies?

A social media engagement strategy is the plan that connects social media tactics to goals on social networks. The approach summarizes what you plan to do and how you expect to achieve it. The more detailed and specific your strategy is, the more effective it will be.

Why is social media engagement important?

Having better social media engagement means your customers have a stronger relationship with your brand. This in turn provides you with more opportunities to build brand loyalty, increase word-of-mouth referrals and increase sales.

What makes a successful social media post?

Use images, graphics and videos to tell a story where possible. Visual content is more engaging, and can often tell the story quicker and more succinctly than words alone. In fact, an image or video can often stand alone in social media posts while still conveying the full message to your audience.

SHILPA SHAH

Shilpa Shah is an associate working with Kalakar House. She likes to write on topics related to social media and digital marketing.

Posted by: bluesyemre | August 15, 2022

How Deep is The Ocean?

Bir ekibin sönük performansına katkıda bulunan bazı etmenler vardır: bireysel hatalar, gerilimli kişiler arası dinamikler, lider ve ekip üyeleri arasında iletişim eksikliği veya bunların birleşimi. Ekibiniz yeterli performans göstermiyorsa ve yöneticiniz durumun değişmesini istiyorsa kaybolmuş hissedebilirsiniz, özellikle de ekibiniz için elinizden gelen her şeyi yaptığınızı düşünüyorsanız. İşleri iyi olmadığı düşünülen bir ekipten sorumluysanız, işte yapmanız gerekenler.

Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

Yeterli performans göstermeyen bir ekibi yönetiyorsanız ve sorunlu değerlendirmeler alıyorsanız, bir adada olduğunuzu hissedebilirsiniz ama yalnız değilsiniz. Yardım istemenin zamanı gelmiştir. Öncelikle, yeterli performans göstermeyen ekiplerle ilgili ne yaptıklarını öğrenmek için akranlarınıza danışabilirsiniz. İkinci olarak, kurumun dışında rehberlik arayabilirsiniz. Mentorlara veya saygı duyduğunuz diğer liderlere ve iş arkadaşlarınıza ulaşın ve şunu sorun: “Ekibiniz yeterli performans göstermiyorsa ve kötü bir değerlendirme aldıysanız bir sonraki hamleniz ne olurdu?”

Geribildirimi kabul edin.

Kontrolünüz dışındaki etmenler yüzünden değerlendirildiğiniz için aldığınız geribildirim hakkında savunmacı ve öfkeli hissedebilirsiniz. Ekibinizden ve eylemlerinden veya eylemsizliklerinden sorumlu olduğunuzu hatırlayın. Girdileri kabul edin: Şimdi yeni bir çaba ve yeni bir plan zamanı. Savunmacı olmak işinize yaramayacaktır.

Daha sonra, gereken konularda yöneticinizin desteğini isteyin. Ayrıca güçlü yanlarınıza odaklanın. Yöneticinizle konuşurken iyi giden şeyleri vurguladığınızdan emin olun. Grubu düzeltecek doğru kişi olduğunuzu söyleyin. Patronunuz oldukça meşgul olabilir ve iyi giden şeyleri fark edecek zamanı harcamayabilir. Ona olumlu şeyleri samimi ve anlamlı bir şekilde hatırlatın.

Olumsuz düşünceler içinde kaybolmayın.

Kendinize yüklendiğiniz bir anlatıya takılıp kalmak kolaydır. İşleri daha hızlı düzeltmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz. Sadece düşünüp durmanın duruma faydası yoktur. Öncelikle neyi kontrol edebileceğinizi düşünün. Sonra bir eylem planı yapın ve ilerleyin.

Patronunuzdan daha fazla açıklık ve destek isteyin.

Yalnız olmadığınızı hatırlayın. Değerlendirmeniz hakkında utanmış veya savunmacı hissediyorsanız durun ve düşünün: “Yöneticimin ne yapmasına ihtiyacım var?” Net düşündüğünüz bir zaman eposta atın ve bir takip toplantısı planlayın. Yöneticinizin size Slack veya eposta yerine yüz yüze veya video görüşmeyle geribildirim vermesine izin verin. Böylece beden dili gibi sözsüz iletişime dikkat edebilirsiniz. Ayrıca, yüz yüze yardım istemek sizi daha ileriye taşır çünkü patronunuz için hayır demek veya ricanızı göz ardı etmek daha zor olacaktır.

Liderlik stilinize yeni bir gözle bakın.

Değerlendirmenizden sonra liderliğinizi nasıl değiştirebileceğinizi değerlendirin. Kendinize şu soruları sorun:

  • Şu anda ekibimin çalışmasına nasıl yardım ediyorum? Bir değişim yapmam gerekiyorsa bu ne olmalı?
  • Ekip üyelerini teslim edecekleri işler hakkında nasıl sorumlu tutuyorum?
  • Yöneticilere durumun ciddiyeti hakkında şeffaf olabiliyor muyum?

Beraber bir ekip hedefi oluşturun.

Grubun başarısının yükünü tek başınıza üstlenmeye çalışmayın. Ekibiniz hata yaptığında bunu ele almak ve ilerlemelerine yardımcı olmak sizin sorumluluğunuzdur. Ekip üyeleriyle beraber proaktif bir şekilde hedefler oluşturmak da bir o kadar önemlidir. Şunu deneyin: bireysel durum toplantıları için her kişiye hedeflerini ve ne noktada olduklarını tartışmaya hazır şekilde gelmelerini isteyin. Ekip lideri olarak kendinize şunları sorun:

  • Her ekip üyesi neye odaklanacağını biliyor mu? Buna yönelik açık geribildirim verdim mi?
  • Hedeflerin nasıl geliştirileceğini ve yazılacağını paylaştım mı?
  • Ekip üyelerini nasıl takip edeceğim?

Hedef belirlerken lider olarak kolları sıvamalısınız. Herhangi bir şeyi şansa bırakmayın. Bol bol iletişim kurun, düzenli olarak buluşun, özellikle de grup olarak.

Geleceğiniz hakkında düşünün.

Ekibin ve performanslarının gelişimine nasıl katkıda bulunacağınız hakkında düşünmeye takılabilirsiniz ama kendiniz hakkında da düşünmelisiniz. Yöneticiniz sadece sizin başarılı bir değişim getireceğinize inanıyor olabilir. Kariyerinizde ilerlemeye devam etmek için yöneticinizle beraber bireysel hedefler belirleyin. Performansınıza yeniden odaklanmak ekibinize de yardımcı olacaktır. Her hafta 30 dakika ayırın ve yöneticinizle bir durum toplantısı yapın. Böylece ilerleme hedefleriniz hakkında düşünecek bir alanınız olur.

Ekibinizin yeterli performans göstermemesi üzücü ve zorlayıcı olabilir, özellikle de zaten onlara koçluk yapıyor ve hedeflerine ulaşmaları için onları itiyorsanız. Durumu tersine çevirme sorumluluğunu alabileceğinize dair kendinize güvenin. Liderlik stilinizi gözden geçirin, bol bol iletişim kurun ve ekip üyelerinizle beraber işbirlikçi çözümler için çalışın. Yalnız olmadığınızı hatırlayın. Kendi hedeflerinize de odaklandığınızdan emin olun.

https://hbrturkiye.com/blog/ekibiniz-yeterli-performans-gostermediginde-ne-yapmalisiniz

Posted by: bluesyemre | August 14, 2022

Eski Ankara’yı Gezme Rehberi

Posted by: bluesyemre | August 14, 2022

Empatiyle İletişim Kurmanın 4 Yolu

Birçok iş danışmanı ve çalışan, empatinin önemli bir liderlik becerisi olduğu konusunda hemfikirdir. CEO’yu “Empati Başkanı” olarak bile düşünebiliriz. Kendini başkasının yerine koymak ve başka bir kişinin durumunu ve zorluklarını anlamak güven ve bağlılık oluşturan güçlü bir özelliktir.

Geçtiğimiz son birkaç yılda pandemi ve diğer stres yaratan olaylar empatik iletişimi daha istenilir ve gerekli kıldı, özellikle de bu iletişim video, sosyal medya ve eposta gibi kanallara geçerek sanallaşırken.

AmeriHealth Caritas’ın CEO’su Paul Tufano’nun Temmuz 2020 McKinsey & Company makalesinde açıkladığı gibi: “Bu uzun bir belirsizlik ve korku dönemiydi, ancak aynı zamanda daha güçlü, birbirine daha bağlı ve daha istekli bir işgücü oluşturmak için büyük bir fırsattı. CEO’lar liderlik rolünü üstlenip ellerini uzattıklarında, gerçekten dinlediklerinde ve insanlarla ilişki kurduklarında insanlara ilham vermek ve bağları ve sadakati güçlendirmek için muazzam bir potansiyel vardır.”

Hepimiz farklı düzeylerde empati gösterebiliriz ve her lider eşit derecede empatik değildir. Peki doğal empati eksikliği empatik iletişim kurabilmeyi ve bu tür iletişimlerden faydalanmayı engeller mi? Hayır. İyi haber şu ki her lider (doğal olarak empatik olmayanlar bile) empati mesajlarını birlik ve sorumluluk mesajları kadar güçlü iletebiliyor.

Zorlu zamanlarda, en etkili liderlik iletişiminde lider dikkat gösterir, sıkıntıyı kabul eder, önemser ve belki başta değil ama sonradan durumu hafifletmek veya en azından rahatlık sağlamak için uygun adımı atar. Böylelikle ne kadar empatik olduğunuzdan bağımsız olarak iletişiminizde şu dört noktaya dikkat edin:

Dinlemek

Özellikle empati söz konusu olduğunda, dinlemek konuşmak kadar temel bir iletişim aracıdır. Bazen sadece dikkatlice dinlediğinizi göstermek derin bir anlayış ve empatinin göstergesi olabilir. Dinlemek “durum hakkında daha fazla bilgi almak istiyorum” demektir.

Sadece şunu hatırlayın, – bunu anaokulu öğretmeniniz de söylemiş olabilir – dinlemek sadece ağzınızı kapayıp kulaklarınızı açtığınızda işe yarar.

Kabul Etmek

Liderler bir zorluğu doğrudan çözme modunda olmasalar bile sadece zorluğu ve çalışanların üzerindeki etkisini kabul ederek empati ifade ederler. Kabul ifadeleri “durumun farkındayım” mesajını iletir.

Örnekler:

Pandemiyle ilgili yaygın endişenin farkındayım ve bu endişeyi anlıyorum.

Bu yeniden yapılanma sürecinin stresli olabileceğinin farkındayım.

Bu çeyrek hepimizin için zor geçti.

Önemsemek

Liderler kabulün ötesine geçip bir zorluğun ekibi nasıl etkilediği hakkında samimi önemseme ifadeleri kullandığında empati gösterir. Liderler iletişim kurduklarında ekiplerinin ilgilenmesini ve önemsemesini isterler. Bu beklenti iki yönlüdür. Önemseme ifadeleri “Durumdan etkileniyorum” mesajını iletir.

Örnekler:

İş ve kişisel yaşamını dengeleyebilmeni derinden önemsiyorum.

Güvenliğiniz ilk önceliğimiz.

Çalışanların tükenmişliğe uğraması konusunda endişeliyim.

Eylem

Eylem genelde klasik bir empatik yanıtın parçası gibi görülmese de liderler çözüm önerileriyle empati iletebilirler. Kabul etmek ve önemsemenin ötesine geçen eylem ifadeleri “Durumu ele almak istiyorum” mesajını iletir.

Örnekler:

İnsan kaynakları ekibi LiveLearn Vakfıyla ortaklık kurarak çalışanlara bir dizi baş etme kaynağı sağlıyor.

Bu konuları incelemesi ve öneriler sunması için bir komisyon oluşturduk.

Cumaları yarım gün çalışma günlerini tüm çalışanlar için artırdık”.

Önceden yazdığım gibi her lider empati konusunda farklı düzeylerdedir. Ancak, bu onların empatiyle iletişim kurmalarına engel olmamalı. İşte konuşmanızda empatiyi artırmak için yapılması ve yapılmaması gerekenler.

Yapılması Gerekenler

  • Bir krizin veya zorluğun insanları nasıl etkilediğine odaklanın.
  • Gerçek üzüntü, kızgınlık veya endişe duygularını kabul edin.
  • “İçiniz rahat olsun” ve “Bunun üstesinden geleceğiz” gibi ifadeler kullanarak yılmazlık gösterin ve kurumsal sorumluluğunuza bağlılığınızı gösterin.
  • Kötü haberler hakkında doğrudan, şeffaf ve dürüst olun. Bilinen ve bilinmeyen arasındaki farkı açıklayın.
  • Basit cümleler kullanın. İnsanların sizi dinlemesi ve mesajınızı anlaması kolaylaşacaktır.
  • Ekibinizi bol bol takdir edin. Çalışanların takdir edilesi ve etkileyici özelliklerine dair detaylardan bahsedin.

Yapılmaması Gerekenler

  • Bir krizin sadece şirket kârını ve diğer finansal ölçütleri nasıl etkilediğine odaklanmayın.
  • Ekibinizin bir zorluğa nasıl yanıt vereceğini bildiğinizi düşünmeyin. Sorunu çözmek için fazla hızlı davranmayın.
  • Hazır metinler üzerinden konuşmayın (not kullanabilirsiniz). Yorumlarınız tamamen samimi duyulmalı. Okuma eylemi, sözcüklerden bağımsız olarak rol yapılıyormuş izlenimi yaratır.
  • Toplu iletişim ortamlarında baskın çıkmayın.
  • Krizleri mutlu bir tavır takınarak yumuşatmaya çalışmayın. Trajik olaylarda iyi tarafları göstermeye çalışmayın. Bu yanlış duyulabilir ve ayrıca güvenilirlik ve güvene zarar verebilir.
  • Verdiğiniz zor kararlar konusunda uzun konuşmalar yapmayın. Kendinize bu şekilde atıfta bulunmak sizi rahatlatıyor olabilir. Ancak bu çalışanlar için empatiyi, lider için sempatiye dönüştürür. İşiniz ekibi desteklemektir, onların sizi desteklemesi değil.

Empatinin yalnızca ekibiniz onu duyduğunda, okuduğunda ve gördüğünde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu unutmayın. Bu nedenle ne kadar empatik olduğunuz konusunda fazla endişelenmeyin. Empatiyi görünür biçimde ifade etmek için akıllı ve etkili adımlar atın.

https://hbrturkiye.com/blog/empatiyle-iletisim-kurmanin-4-yolu

What’s the significance of the discovery of a naked Cupid in a 350-year-old painting by Vermeer? After years of study, the hidden figure was revealed in the “Girl Reading a Letter at an Open Window” painting, housed at the Dresden Gemäldegalerie. It was a sensational find.

The film traces the many twists and turns that this picture has experienced in its history. The justification for re-exhibiting the painting in its new form is a sensation: the Cupid was apparently painted over after the artist’s death.

The enigmatic paintings of Jan Vermeer have fascinated art lovers for centuries. His oeuvre has been one of the most difficult for experts to conclusively decipher and has frequently been the subject of controversial discussions on a global level. Now, a gallery in the German city of Dresden has assembled the world’s top Vermeer aficionados, high-tech imaging techniques and plenty of cash. Why? Because what began as a regular restoration of a painting has now resulted in the radical alteration of an iconic image.

But who decides how paintings from the past should be analyzed? And how to respond to any surprising findings? This film ponders the prerogative of interpretation in art, in the past and the present. Will the revelation of Cupid finally help to uncover the enduring secrets of Vermeer?

Oğlunun ısrarları üzerine ona bisiklet almaya niyetlenen baba, gazetede gördüğü bir haber üzerine fikrini değiştirir ve oğluna bir saz alır. O sazı çalmaya başlayan çocuk, Anadolu’dan, köklerinden hiç kopmaz ve büyüdüğünde ülkemizin en önemli değerlerinden biri olur.

İşte o çocuk, Zülfü Livaneli.

Sunay Akın’ın; değerli müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli ile hayatı, sanatı ve darbe yıllarında yaşadıkları üzerine yaptığı; hem hüzünle hem gülümsemeyle hatırlanan anıların eşlik ettiği samimi sohbete siz de davetlisiniz.

İşte O Çocuk serisinde, Sunay Akın’ın her hafta bir dostunu konuk ederek İstanbul Oyuncak Müzesi’nde gerçekleştirdiği sohbetleri paylaşacağız. Sanatın her alanına, ülke gündemine, geçmişe ve geleceğimize dair kıymetli ve bir o kadar keyifli sohbetleriyle ve birbirinden renkli ve değerli konuklarıyla Sunay Akın’ın samimi sohbetlerini kaçırmamak için resmi kanalımıza abone olmayı ihmal etmeyin.

İşte O Çocuk Ekibi
Yapımcı: Ali Ozan Akın
Yönetmen: Mustafa Köksalan
Kamera: H. Serhat Ak
Kamera: Alperen Yılmaz
Kurgu ve Renk: Dua Özbilenler Pamuk
Işık: İsmail Şara
Ses: Kamen K. Pamuk
İçerik Asistanı: Samet Karahasanoğlu
Dekor Uygulama: Güray Morgül
Set: Barış Akbaba
Catering: Safinaz Çamlıca
Ulaşım: Hasan Kırca

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

Su Altında İnşaatlar Nasıl Yapılıyor?

İnşaat, ekonominin en eski, karmaşık ve aynı zamanda dinamik olarak gelişen dallarından biri. Piramitlerin inşasından bu yana insanlar dahiyane, çılgın, görkemli mimari ve mühendislik projeleri gerçekleştirdiler. Bazen bu inşaatları tamamlamak için en beklenmedik ve işe en elverişsiz yerlerde çalışmaları gerekti. Ancak binlerce yıl boyunca inşa edilen her şey de dünyanın yüzeyine yapıldı.

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

#Corsica (Cinematic video)

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

Russia’s Hidden Paradises

The exclave of the Curonian Spit forms the westernmost tip of Russia with the oldest ornithological research station in the world. In the far east on Kamchatka, Lake Kuril offers a paradise for the world’s largest brown bears. High in the north on Yamal live the reindeer herds of the Nenets. Climate change and gas production are rapidly changing their icy world.

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

How higher education lost its shine

There has been a significant and steady drop nationwide in the proportion of high school graduates enrolling in college in the fall after they finish high school. Credit: Yunuen Bonaparte for The Hechinger Report

LA VERGNE, Tenn. — As the football and girls’ soccer teams sweated through summer practice on the athletics fields at LaVergne High School, a small group of adult advisers inside shared tales of their own ordeals.

They spoke of high school graduates who had balked at writing essays or filling out the forms required to apply to college. Of parents suspicious about divulging what they earn so that their kids could get financial aid. Of students sure there was easy money to be made on TikTok or YouTube, or in jobs at the Volkswagen plant in Chattanooga.

Part of a cadre of advisers deployed by the state to prod more Tennessee high school graduates into college, the women in this conference room have suddenly found their jobs to be much harder.

The proportion of high school graduates in Tennessee who are going directly to college is plummeting. Last year, it was less than 53 percent. That’s down 11 percentage points since 2017.

“He starts telling me, ‘I don’t want to do this,’ ” one adviser, Portia Cook, was recounting to her colleagues from the state program, called Advise TN, about a student at the top of his class who had changed his mind about continuing his education. “ ‘You’re talking about four more years of school? No.’ ”

Similar conversations took place nationwide this summer as worried state officials grappled with a dramatic and continuing slide in the number of Americans willing to invest the money and the time it takes to go to college. It’s a trend that experts say is likely to diminish people’s quality of life and the country’s economic competitiveness.

“With the exception of wartime, the United States has never been through a period of declining educational attainment like this,” said Michael Hicks, director of the Center for Business and Economic Research at Ball State University’s Miller College of Business.

There has been a significant and steady drop nationwide in the proportion of high school graduates enrolling in college in the fall after they finish high school — from a high of 70 percent in 2016 to 63 percent in 2020, the most recent year for which the figure is available, according to the National Center for Education Statistics.

The proportion of high school graduates enrolling in college in the fall after they finish high school has dropped from a high of 70 percent in 2016 to 63 percent in 2020.

Many observers have suggested three principal explanations for the falloff: the Covid-19 pandemic, a dip in the number of Americans under 18 and a strong labor market sucking young people straight into the workforce.

But while the pandemic made things worse, the enrollment downturn took hold well before it started; there were already two and a half million fewer students at colleges and universities by the time that Covid set in than there were in 2012. Another million and a half have disappeared since then.

Demographics alone cannot explain the scale of this drop. And statistics belie the claim that recent high school graduates are getting jobs instead of going to college; workforce participation for 16- to 24-year-olds is actually lower than it was before Covid hit, the Bureau of Labor Statistics, or BLS, reports.

Myriad focus groups and public opinion surveys point to other reasons for the dramatic downward trend. These include widespread and fast-growing skepticism about the value of a degree, impatience with the time it takes to get one and costs that have finally exceeded many people’s ability or willingness to pay.   

“The expectations of going to college from their parents, it died down — that if you don’t go to college, you’re a bum,” Ever Balladares said about why many of his fellow graduates of LaVergne High, southeast of Nashville, don’t plan to continue their educations, as he does. “They don’t think that anymore.”

Tennessee is not the only place experiencing this trend. While not all states measure college-going in the same way or have data for the same years, some have also seen declines much higher than the national average.

The proportion of high school graduates going to college in Indiana dropped to 53 percent in 2020, down by 12 percentage points from five years earlier — a pace Commissioner for Higher Education Chris Lowery has called “alarming.” In West Virginia, 46 percent of 2021 high school graduates went on to college the following fall, 10 percentage points below that state’s high of 56 percent in 2010.

Fifty-four percent of 2021 high school grads in Michigan went straight to college, down 11 percentage points from 2016. In Arizona, 46 percent of high school graduates in 2020 went to college the following fall, a drop from more than 55 percent in 2017. In Alabama, recent high school graduates’ college-going in 2020 fell to 54 percent, down 11 percentage points since 2014; and in Idaho, to 39 percent, down 11 percentage points since 2017.

Americans are increasingly dubious about the need to go to college. Fewer than one in three adults now say a degree is worth the cost, according to a survey by the Strada Education Network.

“That conversation has come up more frequently — ‘Is it worth it?’ ” said Jennifer Kline, a counselor at Festus High School in Festus, Missouri, a state where the proportion of high school graduates going straight to college is down by 6 percentage points since 2017, to 61 percent. “I just have more and more parents who are saying, ‘Nope. You’re not going to do that. You’re not going to a four-year college.’ ”

Her students’ parents “just don’t value education the way they did in the past,” said Amanda DeBord, an Advise TN adviser in a rural part of Tennessee. “I feel like that’s been slipping for a few years.”

On top of all that is growing dissatisfaction among recent university and college graduates with the value of the education they received.

More than four in 10 bachelor’s degree holders under 45 did not agree that the benefits of their educations exceeded the costs, according to a survey by the Federal Reserve. Only a quarter of recent grads in another survey, by the educational publishing and technology company Cengage, said that, if they could do it again, they’d take the same educational path.

That adds up to a lot of bad reviews passed down to younger siblings and classmates, who consider family and friends the most trustworthy sources about whether and where to go to college, according to a survey by Vox Global, for the Indiana Commission for Higher Education, that also combed through social media.

“If you don’t believe your degree was worth the cost and you tell everybody that, that has a huge impact,” said Stephanie Marken, a partner at the Gallup polling organization in its education division.

Meanwhile, months of discussion about whether the Biden administration will forgive all or some student loan debt has had an unintended consequence: It has reminded prospective learners just how much people before them had to borrow to pay for college. So has the fact that many of their parents are still paying back their student loans.

“The conversation about student debt they’re hearing constantly is playing into their perception,” said Samantha Gutter, chief access and outreach officer at the Tennessee Higher Education Commission, which surveyed high school seniors about their college-going plans.

“These numbers have been around for quite some time,” said Kim Cook, chief executive officer of the National College Attainment Network. “But right now, it’s just a world where this is more headline news.”

Other headlines include the ones about resurgent scams and scandals that have forced taxpayers to assume the debt of students whose colleges and universities misled them. The U.S. Department of Education in June discharged $5.8 billion worth of federal loans borrowed by students of the defunct for-profit Corinthian Colleges, for example. Cases such as that have “really put a sour taste in the mouths of some people,” Hicks said.

Between 2015 and 2019, Americans’ faith in higher education dropped more than their confidence in any other institution measured by the Gallup polling organization — an extraordinary erosion of trust, considering that list includes the presidency, Congress, big business and the criminal justice system.

“There’s anti-elitism, anti-institutionalism, a perception that cost is out of control,” said Marken. “We’re also having a hangover from a lot of bad actors in higher ed who misrepresented their product.”

These problems, now coming home to roost, were evident for years, but colleges and universities in general have done little to address them.

They stick to a policy of advertising prices few consumers pay but that discourage many from applying. They bury students in red tape that is especially confounding for the increasing number of would-be applicants whose parents never went to college. And they often fail to make clear connections between academic disciplines and careers or keep up with the demands of the fast-moving labor market. 

“We have not focused enough on outcomes,” said Ruth Watkins, former president of the University of Utah and now president of Strada Impact, which does research into what drives student behavior. “We haven’t been clear. We can do so much better.”

A degree does, in fact, still pay off. Workers with bachelor’s degrees earn 67 percent more than people with only high school diplomas, according to the BLS. More than half of “good jobs” — meaning those with salaries of at least $35,000 for workers under age 45 and $45,000 for people between 45 and 64 — call for bachelor’s degrees, the Georgetown University Center on Education and the Workforce estimates.

When her students tell her that they plan to forgo college, said Cook of Advise TN — she calls them “my babies” and “my sweethearts” — “My pushback is, ‘You can go to work at Volkswagen, but what happens five or six years from now when you want to move up? You’re not going to be able to.’ ”

Yet since the start of the pandemic, the proportion of 14- to 18-year-olds who think education is necessary beyond high school has dropped from 60 percent to 45 percent, the ECMC Group found. More than half of teenagers who are planning on some further education say they are open to something other than a four-year degree.

Even high school graduates who plan to go to college admit to doubts.

“My whole life has been sports, but at the same time it’s still, ‘Is college really for me?’ ” said Dillon Phillips, who played basketball at LaVergne High and hopes to go pro but will start at a community college to “give me time to prepare” for the requirements of a four-year university.

The pandemic only deepened the fears of students who were already struggling with self-confidence and skeptical about college, said Thea Cole, who also counsels students for Advise TN. “Their GPAs have suffered. So some of them are, ‘I don’t know if I can get in,’ or, ‘It will be too hard.’ ” Cook is more blunt: “My kids have a shorter fuse. When things start getting complicated, they’re done.”

It’s not only recent high school graduates who are turning their backs on higher education. The number of students over 24 who are going for the first time or returning to college has also steadily declined, by a total of 12 percent in the five years between the spring of 2017 and the just-ended spring semester, according to the National Student Clearinghouse Research Center.

Covid-19 accelerated that slide, too. Fewer than four in 10 people with an associate degree or less believe that further education will help them land a stable job in an economic slump — down from half who said so before the pandemic — a Strada survey found.

“I blame higher ed for that,” said Marken. “One reason is the cost is out of control, but another is how cost is presented,” with institutions listing prices much higher than what almost any students actually pay after discounts and financial aid are accounted for.

“Most students don’t know that, and most parents who didn’t pursue higher education themselves don’t know that,” Marken said. “They’re going to count themselves out before they even apply.”

People aren’t entirely imagining that college costs are up, of course. Even when financial aid is counted, the inflation-adjusted average cost of a four-year college education has more than doubled  since 1974. The inflation-adjusted cost of a two-year degree is up by 66 percent.

New financial worries and inflation are aggravating the affordability problem. Many students who are enrolled say they’re having trouble covering tuition — especially those who attend community colleges, which have seen the most dramatic declines in enrollment. More than a third of those students say their financial situations are worse than before Covid, the Center for Community College Student Engagement found.

Community colleges and regional four-year universities “have traditionally served the populations that have faced the greatest challenges: managing child care, transportation, food insecurity. And in this moment, it’s just one thing too many to try to manage postsecondary education or training,” Watkins said.

Trying to get at the reasons so many people have stopped going to college, some states have conducted focus groups and surveys, revealing that the complexity of getting a higher education is to blame for at least some of the antipathy toward following through with it.

In Indiana, 70 percent of residents said they found trying to understand the state’s financial aid options “overwhelming.” In Tennessee, many high school students said they didn’t think they were eligible for state financial aid for which they probably actually qualified.

“We need to make it simpler for people. We see in black and white that the majority of people think it’s too complicated,” said Charlee Beasor, associate commissioner for marketing and communications at the Indiana Commission for Higher Education.

Other explanations include a lack of child care, which 38 percent of adults cite as an important reason that they’re not in college, along with the need to care for other family members, according to a Gallup survey.

Among the other findings of the Vox study for the Indiana Commission on Higher Education: Some Americans these days “balk at the idea of being told what to do by out-of-touch elites who don’t know them,” such as whether they should go to college.

“And they especially don’t want to be told their life isn’t good enough,” said Beasor — “ ‘How dare you tell me what I need to do to make my life better?’ ”

The growing disparities in college-going could widen the fissures already polarizing American society, Hicks said.

“Places like Los Angeles or D.C. or Chicago, they’re going to continue to draw a lot of college graduates,” he said. “For places that have a smaller share of college graduates, you’re going to have a more uncertain economic climate and lower wages.”

The effects are already unavoidable, said Cook, of the National College Attainment Network.

“Even if in a best-case scenario, we address this and turn it around and enrollment is back up — and that’s a giant if — just the last two years, it’s more than a million students who are not going on to graduate.”

The United States has already fallen from second to 16th since 2000 among Organisation for Economic Co-operation and Development member nations in the proportion of 25- to 34-year-olds with bachelor’s degrees. The countries ahead of the U.S. on that list have increased their bachelor’s degree attainment during that time by an average of 177 percent, an analysis by the Pell Institute for the Study of Opportunity in Higher Education found.

In one state, Massachusetts, a think tank has already projected that lower college completion rates combined with baby boomer retirements and less immigration mean that the number of workers with degrees will fall by 10 percent, or 192,000, by 2030 — much more steeply than previously projected — compared to a 25 percent increase in each of the last four decades. It warned of “serious implications for the state’s economy.”

Even before the pandemic, the nation was facing a shortage of more than nine million college-educated workers over the next decade, affecting nearly every state and costing nearly $1.2 trillion in lost economic output, the center-right American Action Forum estimated.

Economic competitors “could wish nothing better but to see the share of [American] adults who go to college drop by 12 percentage points,” Hicks said. “It is literally cataclysmic.”

This story about college enrollment decline was produced by The Hechinger Report, a nonprofit, independent news organization focused on inequality and innovation in education. Sign up for our higher education newsletter.

Oğlunun ısrarları üzerine ona bisiklet almaya niyetlenen baba, gazetede gördüğü bir haber üzerine fikrini değiştirir ve oğluna bir saz alır. O sazı çalmaya başlayan çocuk, Anadolu’dan, köklerinden hiç kopmaz ve büyüdüğünde ülkemizin en önemli değerlerinden biri olur.

İşte o çocuk, Zülfü Livaneli.

Sunay Akın’ın; değerli müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli ile hayatı, sanatı ve darbe yıllarında yaşadıkları üzerine yaptığı; hem hüzünle hem gülümsemeyle hatırlanan anıların eşlik ettiği samimi sohbete siz de davetlisiniz.

İşte O Çocuk serisinde, Sunay Akın’ın her hafta bir dostunu konuk ederek İstanbul Oyuncak Müzesi’nde gerçekleştirdiği sohbetleri paylaşacağız. Sanatın her alanına, ülke gündemine, geçmişe ve geleceğimize dair kıymetli ve bir o kadar keyifli sohbetleriyle ve birbirinden renkli ve değerli konuklarıyla Sunay Akın’ın samimi sohbetlerini kaçırmamak için resmi kanalımıza abone olmayı ihmal etmeyin.

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

Europe’s climate in 2050

The speed and magnitude of the climate change we are facing today is unprecedented. Heatwaves, droughts, floods… We are feeling its effects on our daily lives, year after year. Its impacts will increase at least until 2050 and every region of Europe will be affected. Based on the results of the latest available studies, and in particular, on the 6th IPCC report, this film, produced by scientists in the framework of the European project EUCP, aims to present to the general public the climate changes expected in Europe in 2050. The researchers explain in an accessible way the variations in temperature and precipitation as well as the extreme climate events that European inhabitants will have to face. This film provides the keys to understand how climate will reshape our landscapes and lifestyles over the coming decades. … and to enable us to better anticipate the need for human societies to adapt to this partly inevitable climate change.

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

Harput Dibek Kahvesi: Yerli Starbucks Avrupa yolunda

StoryBox’ın bu haftaki konuğu Harput Dibek Kahvesi’nin kurucusu Soyer Orhan… Farklı işlerle uğraştıktan sonra 10 bin TL’lik yatırımla başladığı yolculukta 110 şubeye ulaşan markasının hikayesini anlatan Orhan, “14 ülkeye Elazığ’dan kahve gönderiyoruz. Starbucks, nasıl ki Türkiye’de kahve isimlerini insanlara ezberleten marka haline geldi, bizlere esin kaynağı oldu. Biz de yerli Starbucks mantığıyla bu markaya rakip olarak çıktık. Ömür biter ama hayal bitmez. İlla ki daha büyük hayallerimiz var, daha yurt dışına açılacağız. Amerika, Kanada ve Almanya üzerinden şu anda kafe görüşmelerimiz devam ediyor. Amacımız oralardan birer tane markalarımızı taşıyacak yerlerin olması” sözlerini sarf ediyor.

Gör Beni serisinde bu haftaki konuğumuz Kozmik Dede. Bilime, tıbba ve psikolojiye inanmadığını söyleyen Kozmik Dede, dünyanın en iyi doktorunun insanların kendisi olduğunu ifade etti. Aklın sadece alıcı ve verici olduğunu belirten Kozmik Dede, gerçek gücün kalpten geldiğini dile getirdi.

Posted by: bluesyemre | August 12, 2022

Teens, Social Media and Technology 2022

Posted by: bluesyemre | August 11, 2022

Hikaye anlatım aracı olarak algoritmalar

Eskiden hikâye anlatımı sadece sanatsal bir amaç olarak öne çıkarken, şimdiyse pazarlamanın olmazsa olmazı olarak kabul ediliyor.

Medeniyetimiz, dünyada aynı anda yaşayan en çok insanı barındıran, hemen tüm yer altı kaynaklarının aynı anda kullanıldığı, insanlığın kırdan çok kentte yaşadığı bir döneme şahitlik ediyor. Bütün bu karmaşık ve kaotik durumun yönetilmesi, herhangi bir kriz çıkmadan koordine edilmesi, günümüzün en önemli meselesi. Bunu sağlamak içinse en büyük yardımcımız dijital akıllı sistemler.

Bugün kentlerde kullanılan akıllı sistemler, şirketlerin sahip olduğu verileri saklamak için ihtiyaç duyduğu dev veri bankaları, otomasyon sistemlerinin her geçen gün daha fazla akıllanması, yapay zekâ teknolojilerinin hayatımızın hiç olmadığı kadar merkezinde yer alması ve diğer pek çok dijital akıllı sistemlerin varlık sebebi, bu zorunluluğun bir sonucu. Gündelik hayat, eğer bir kaos ya da krizle yüzleşilmezse, bu yönde ilerlemeye, gelişmeye devam edecek ve bugün henüz adımlama aşamasında olan dijital akıllı sistemler yarın daha gelişmiş şekilleriyle hayatımızda olmaya devam edecekler.

Yaşamın sorunsuz ilerleme zorunluluğunun yanında, şirketlerin kârını optimum düzeye taşıyabilmesi, sermaye akışının düzenli sağlanması ve en önemlisi de insan ihtiyaçlarının fazla olduğu ve hemen her şeyi satın alabileceği bir algı düzeyine gelmesi için de akıllı dijital sistemler hayati öneme sahip. Zira sınırları gezegenimizin tamamını kapsayan tedarik zincirlerinin kârlı bir şekilde sürdürülmesi için tüketimin sürekli olması ve piyasaya sürülen hemen her ürünün bir şekilde alıcı bulması kaosun engellenmesi için elzem.

Medeniyetimiz birbirinden farklı yapıları bir şekilde içerisinde barındırırken aynı zamanda büyük bir standartlaşmayı da bizlere dayatıyor. Maliyetlerin düşürülmesi gerekliliği, üretilen hemen her farklı marka ürünün birbirine benzemesini zorunlu kılıyor. Benzer özelliklere sahip ürünler, her geçen gün, bir yenilik olarak insanlığın karşısına çıkartılıyor. Bu durumda da her benzer ürünün farklı kullanıcılar tarafından tercih edilmesi için manipüle edilmesi gereken kullanıcılara ihtiyaç duyuluyor. Bunu sağlamak içinse hemen her yerde karşımıza çıkan veri ekonomisi ve algoritmalar yardımıyla kişiselleştirilmiş hikayelerin üretilmesi bir zorunluluk oluyor.

Otur baştan yaz beni

Başarılı hikâye anlatımı için daha önceleri elimizde kalem, kâğıt, ilham, okumak ve elbette ciddi bir çalışma disiplini gerekliliği vardı. Günümüzdeyse artık iyi hikâyeler için biçimlendirilmiş verilere ve bu verileri anlamlandırabileceğimiz algoritmalara ihtiyacımız var. Eskiden mutlu ailelerin birbirine benzediği ve her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu olduğuna inanabiliyorduk. Ama artık algoritmalar sayesinde herkese yaşadığı durumun kendine has ve hikâyesinin biricik olduğuna inandırabileceğimizi biliyoruz.

Günümüzde özellikle büyük şirketlerin hikâye anlatımına, oyunlaştırmaya, deneyim tasarımına fazlaca yatırım yaptığı bir gerçek. Daha önce hikâye anlatımı sadece sanatsal bir amaç olarak öne çıkarken, şimdiyse pazarlamanın olmazsa olmazı olarak kabul ediliyor. Çünkü hem standartlaşmayı aşmak hem de şirketin hemen her görüşten insanı müşterisi haline getirip bir bağlılık sağlaması için hikâye olmazsa olmaz bir görev görüyor.

Hikâyeler tarihsel olarak her zaman anlam inşa etmenin, inancı var etmenin ve bağlılık kazandırmanın ana aracı olarak süre gelmiştir. Toplumlar, belleklerinde yer eden hikâyelere bağlılık duyduğu ölçüde kendisini bir topluluğun üyesi olarak hissetmekte, devletler birtakım emellerine, tarihsel hikâyelerini öne atarak meşruiyet sağlayabilmektedir. Şirketler de müşterilerinin devamlılığını sağlamak, yeni müşteriler kazanmak ve kârını maksimize edebilmek için güçlü hikâyelere ihtiyaç duymaktadır.

Şirketler nasıl hikâye yazar?

Şirketlerin duygusu yoktur ancak emelleri vardır. Emellerine ulaşmak içinse herkesin kendisine inanmasına ihtiyaç duyarlar. Örneğin petrol piyasalarında faaliyet gösteren bir şirket, meşruiyetini yitirmemek için hem ilerlemeyi önemseyenleri hem de çevrecileri arkasına almalıdır. Bunun içinse her kesime özel hikâyeler üretmesi bir zorunluluktur.

Buna en güzel örneği, Amerika’da faaliyet gösteren Exxon Mobil Corporation şirketinin reklam çalışmasında görülür. Şirket reklam çalışmalarında petrolün çevreye verdiği zarardan dolayı yeşil enerjiyi savunanları yanına almak için çevrenin korunması ve iklim değişikliğine karşı neler yaptığıyla ilgili reklamlar yaparken, ilerlemeci ve petrolün olmazsa olmaz olduğunu düşünenlere karşı da şirketin işsizliği azalttığı, Amerika’nın gücüne güç kattığıyla ilgili reklamlar hazırlamaktadır. Bu hazırladığı reklamları da veri ekonomisini kullanarak kişiselleştirilmiş profillere özel olarak sunmaktadır. Çevreci olanlar şirketin yazdığı doğaya saygılı olduğu hikâyesini okurken, ilerlemeci olanlar şirketin ülkelerine güç kattığı hikâyesine muhatap olur. Şirket yazdığı hikâyelerin doğru kişilere ulaşması için algoritmaları kullanır ve bu sayede hikâyesi ne olursa olsun her zaman kazanan meşru bir yerde kendisini konumlandırır.

Sadece Exxon Mobile değil, bankalar, oyun şirketleri, teknoloji firmaları da üründen çok ürününün hikâyesine odaklanmaktadır. Bugün özellikle Android işletim sistemi temelli geliştirme yapan telefon şirketleri, kendi telefonlarının farklı olduğunu göstermek için ürünleri etrafında güçlü hikâyeler inşa eder. Çünkü sahip oldukları Ar-Ge ürünleri, kullanılan donanımsal özellikler hemen her şirkette aynıdır ve kendilerini farklı kılmak ve pazarda güçlü pay elde edebilmeleri için inandırıcı hikâyelere sahip olmaları gerekmektedir.

Algoritmaları kullanarak anlatacağı hikâyelere odaklanan bir diğer şirket ise, film izleme platformu olarak dünyada hemen her eve uğramış olan Netflix’tir. Şirket, baştan sona sinemayla hikâye anlatmayı öncelerken, anlatacağı hikâyelerin ne kadarının kime gösterileceğini, hangi hikâyelerinse kimlerle muhatap edilmeyeceğine yine algoritmalar aracılığıyla karar vermektedir. Şirket, geliştirdiği özel algoritmalar sayesinde izleyicilerinin platformda en uzun süre kalmasını sağlamaya özen göstermektedir. Kullanıcının hangi filmden kaçıncı saniyede çıkıp bir daha geri dönmediğini, hangi sahnelere ne tür tepkiler verdiğini verileştirdikten sonra bu verileri algoritmalar yardımıyla anlamlı çıktılara dönüştürmekte ve her kullanıcıya, kişiselleştirilmiş, bir diğerinde olmayan bir hikâye izleme deneyimi vadetmektedir.

Hikâyelere en çok ihtiyaç duyanlar elbette özel şirketler değildir. Siyasi partiler de güçlü hikâyelere ihtiyaç duymaktadır. Kitleleri anlattığı hikâyelerin inandırıcılığı oranında arkasına alan siyasi partiler, günümüzde meydanlardan daha çok sosyal ağlardan hikâyelerini kitlelere sunmaktadır. Bunu yaparken de kitlelerin şirketlere verdiği verilerin yorumlanmasıyla yapmaya özen göstermekte, anlattığı hikâyenin kime ulaşacağını kestirmekte ve hikâyesini ona göre kurgulamaktadır. Cambridge Analytica şirketi, dünyada pek çok ülkede iki yüzden fazla seçim bölgesinde, liderlerin seçim çalışmaları ve propagandalarında verileri kullanarak algoritmalar yardımıyla hikâye anlatım süreçlerini inşa ederek seçimleri etkilemiştir.

Tüm bunların özeti olarak, günümüzde artık hikâyelerin dışında kurgulanan hikâyeler karşımıza çıkmakta ve anlatıcısının hikâyesinin de hikâyesini kurguladığı bir gerçeklikle birlikte yaşıyoruz. Hayatımızı sürdürmemiz için zorunlu olan dijital gelişmeler devletlerin, şirketlerin ve birçok şeyin varlığını koruması için bize karşı kullanılan aracılar olarak da görev gerçekleştiriyor. Bugün bizim verilerimizle bizi tanıyan makineler, hikâye anlatıcılarının hikâyelerini en verimli olacak şekilde algoritmalar aracılığıyla okuruna iletiyor. Okuduğumuz hikâyeler acıyı, öfkeyi, nefreti ve sevgiyi besliyor olsa da hemen hepsi üst planda kurgulanan daha büyük bir hikâyenin meşruiyeti için çaba harcıyor. Güldüğümüz, öfkelendiğimiz, nefretimizi artırdığını bildiğimi hikâyeler, bizim hikâyelerimizi bize karşı kullanarak algoritmalar karşısında bizleri güçsüz duruma düşürmek için kurgulanıyor.

Tüm bunlardan bize kalansa algoritmaların ağları arasında kendi hikâyemizin gerçekliğini arama çabamızı sürdürmek oluyor.

https://www.gzt.com/cins/hikaye-anlatim-araci-olarak-algoritmalar-3673965

Posted by: bluesyemre | August 11, 2022

eGovernment Benchmark 2022

The eGovernment Benchmark compares how governments across Europe deliver digital public services.

The eGovernment Benchmark evaluates provision and delivery of eGovernment services in 35 countries across Europe, the 27 EU member states and Iceland, Norway, Switzerland, Albania, Montenegro, North Macedonia, Serbia and Turkey. Citizens from participating countries assessed digital government services, visiting and evaluating over 14,000 websites.

Malta emerged as the top ranked country in eGovernment with a score of 96%, followed by Estonia, Luxembourg, Iceland, the Netherlands, Finland, Denmark, Lithuania, Latvia, Norway, Spain and Portugal. The average performance across EU countries was 68%.

While administrations across Europe largely rose to the challenge and accelerated digital service transformation in the face of the challenge of the coronavirus pandemic, the report garnered three key recommendations aimed at improving eGovernment provision:

  1. Prioritise user-centric design to ensure that eGovernment services are inclusive to users in all their diversity, including users with poor digital skills or those living with disabilities;
  2. Rationalise the delivery of eGovernment services so that users may access all services related to their life event via single one-stop-shops.
  3. Streamline interoperability between the different layers and departments of government in order to provide a more coherent, less cumbersome experience.

The four dimensions used to evaluate online public services were:

  1. User Centricity – To what extent are services provided online? How mobile friendly are they? And what online support and feedback mechanisms are in place?
  2. Transparency – Are public administrations providing clear, openly communicated information about how their services are delivered? Are they transparent about policy making and digital service design processes, as well as about the way people’s personal data is being processed?
  3. Key Enablers – What technological enablers are in place for the delivery of eGovernment services?
  4. Cross-Border Services – How easily are citizens from abroad able to access and use the online services? And what online support and feedback mechanisms are in place for cross-border users?
  1. eGovernmentBenchmark 2022 – Insight Report (.pdf)
  2. eGovernment Benchmark 2022 – Background Report (.pdf)
  3. eGovernment Benchmark 2022 – Executive Summary EN (.pdf)
  4. eGovernment Benchmark 2022 – Executive Summary FR (.pdf)
  5. eGovernment Benchmark (2022) Factsheets (.pdf)
  6. eGovernment Benchmark (2022) Method Paper (.pdf)
  7. eGovernment Benchmark (2022) Source Data (.xlsx)
  8. eGovernment Benchmark (2022) Non-scored indicators (.xlsx)

https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/egovernment-benchmark-2022

1. İnsan Neyle Yaşar Her dönemde güncelliğini koruyan bir eser sunan Tolstoy, İnsan Neyle Yaşar? adlı kitabında  insanın özündeki iyilik, açgözlülük, hırs ve her anlamda birleştirici bir güç olan sevgi kavramlarını ele alıyor.

2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en ünlü romanlarından olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk insanının Doğu ile Batı arasında bocalamasını irdeleyen bir eser. Konusu büyük ölçüde bir dolandırıcılık olayını temel alan kitapta ders çıkarılacak çok şey var.

3. Ermiş Halil Cibran’ın Ermiş’indeki sözleri herhangi bir dinden bağımsız olarak bilge bir rehberlik ve iç huzuru sunmaktadır. Kitap, ihtiyacımız olan bilginin zaten içimizde var olduğunu öğretir. Zamanın ötesinde bir kitap olan Ermiş, 100 yıldır raflarda yer alıyor.

4. Eğlenceli Bilimsel Deneyler Eğlenceli Bilimsel Deneyler serisi, hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bir dizi bilimsel deneyin yer aldığı bir kitap. Çocukların tek başlarına yapabileceği deneyleri barındıran kitap ile bilim ve teknolojiye olan ilgileri artacak.

5. Uçurtma Avcısı Afgan asıllı Amerikalı Yazar Khaled Hosseini’nin kaleme aldığı Uçurtma Avcısı, yazarın bizzat gözlemlerinden oluşan bir kitap. Kitap, uzun yıllardır siyasi karışıklıklar ve savaşlarla gündeme gelen Afganistan’daki insanlık dramına dikkat çekiyor.

6. Beyaz Gemi Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar sunan Cengiz Aytmatov, kitaptaki çocuğun saf ve temiz dünyasından dünyanın acımasızlığına geçişini gösteriyor.

7. Küçük Prens Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen çocuk kitaplarından olan Küçük Prens, yaş farkı olmaksızın herkesin gözdesi olmaya devam ediyor.

8. Beyaz Zambaklar Ülkesinde Beyaz Zambaklar Ülkesinde, özellikle Atatürk’ün önerdiği kitap olarak biliniyor. Petrov; eserinde ülkenin ekonomiden eğitime, sağlıktan tarıma kadar birçok farklı alandaki gelişimini kitabında herkese örnek olması için yazıyor.

9. İçimizdeki Şeytan Toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın ‘kapana kısılmışlığını’ gösteren Sabahattin Ali, kitapta iki gencin bir anda alevlenen aşkının bencillikleri yüzünden ne derece değiştiğini ve çıkmaza girdiğini gösteriyor.

10. Kan ve Gül Fantastik bir polisiye kitabı olan Kan ve Gül’de aşk romanları çevirmeni Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner. Üstelik yirmi yaş daha gençtir. Şimdi yıllar önce işlenen bir cinayeti çözmek zorundadır.

https://barisozcan.com/

https://www.youtube.com/c/Bar%C4%B1%C5%9F%C3%96zcan/videos

Gündeme ilişkin konuları yorumlamaya devam ediyoruz… Bu videomuzda karşınıza E-academy üzerinden gündeme gelen sahte üniversite diploması daha doğrusu parayı bastır al diplomayı konusu ile geliyoruz. Bilge Kağan isimli araştırmacı bir gencimizin ortaya koyduğu bu iş aslında çok yaygın ve bir çok kişi bu boşluktan doğan avantajdan yararlanıyor. Biz de bu konuyu ele alalım dedik…

Posted by: bluesyemre | August 10, 2022

12 Laws of Karma All Leaders Should Practice #JoshuaMiller

Posted by: bluesyemre | August 10, 2022

#TransformativeAgreements are not the key to #OpenAccess

Without a fuller embrace of repositories, the transition with be slow, partial and siloed, says Kathleen Shearer

For years, there has been a debate about the most effective strategy to achieve universal open access to scholarly publications. This has unnecessarily pitted two approaches against each other: the “gold” approach, based on open-access journals, and the “green” approach, based on open-access repositories. While there are strengths and drawbacks to each, both are critical – for the moment, at least.

The Plan S requirement for immediate open access has further fuelled the debate. In a recent article published in Times Higher Education, Springer Nature’s chief publishing officer, Stephen Inchcoombe, argues that transformative agreements (TAs) are the fastest route towards full open access. Yet these agreements – which allow researchers to both access journals’ subscription content and to publish in them open access – are only available to institutions or countries with the substantial funds required to pay for them. In addition, they sometimes take years to negotiate and, because most institutions will not be able to afford TAs with all publishers, they lock researchers into publishing in specific venues.

Moreover, TAs do not transform journals to open access, but make individual articles available for a fee. While such “transformative journals” are supposedly on a path to becoming fully open access, the real direction of travel is questionable. As such, transformative agreements alone will only result in a slow and partial transition to open access, with content remaining siloed in various publisher platforms.

That underlines the case for a parallel green route. Inchcoombe claims that repository content is of lower quality and has less visibility than the publishers’ version. But the accepted manuscript (the most common version found in repositories) contains the same content as the published version. In addition, articles in repositories such as arXiv, Pubmed Central and Zenodo, as well as many institutional repositories, are both highly used and highly cited.

Moreover, the repository route is much more than just a parallel system. It represents an investment in public research infrastructure that will expand over time and be responsive to the evolving needs of the research community. To optimise research communication, we need to have a diversity of content widely accessible for text and data mining. And not just articles: all valuable research outputs, such as data and code, should be made available through an interoperable network of trusted repositories.

Collectively, repositories represent a highly collaborative community. They are mostly hosted by long-lived research institutions and libraries whose missions are aligned with the aims of research and scholarship. And they are well positioned to support the innovation that is long overdue in article publishing itself. By linking articles to external peer review services and overlay journals, repositories offer a low-cost and flexible alternative to traditional academic publishing.

Moving towards a new ethos in scholarly publishing is important. The commodification of research outputs has not only led to unnecessarily high prices (first to access articles, and now to publish) and increasing market consolidation, it has also contributed to a significant decline in diversity and multilingualism in the academic publishing sphere, something critical for a healthy ecosystem. As the commercial publishers sought to increase their market share, they have taken over the smaller, more niche publications (often non-English journals, based at universities or academic societies) and transformed them into the kinds of “international”, English journals that are more likely to be recognised in the databases heavily used by universities and funders for research assessment and rankings.

The existence of a free version of a paper puts pressure on the publisher to reduce prices and improve services. This, of course, is why publishers resist the green route. They have a huge financial stake in transitioning the system to a pay-to-publish model to maintain their significant profits.

Of course, we could quickly get to universal open access if we paid publishers the vast sums in open access fees they demand. But, in a system where the actual costs of publishing represent a small portion of the per article fees charged, wouldn’t this money be better spent if it were invested back into research itself?

At the end of the day, we should be less concerned about the publishing industry’s desire to maintain its huge profits and focus on optimising publishing infrastructure and scientific funding to facilitate new discoveries and solve global problems.

As with Plan S, funders, which have an interest in maximising the impact of science, should set the terms and conditions for the availability of their funded research outputs. And universities and funders should redraw their assessment measures to recognise the quality of the research contained in the article, rather than the venue in which it is published.

The service providers will just have to adapt or perish.

Kathleen Shearer is executive director of the Confederation of Open Access Repositories.

https://www.timeshighereducation.com/blog/transformative-agreements-are-not-key-open-access

Her yıl tatile çıkmadan önce evin salonundaki çiçekleri apartman koridoruna taşır ve sulaması için site görevlisi arkadaştan yardım isteriz. Döndüğümüzde tekrar yerlerine yerleştiririz. Tatilde iyi bakılmış olmalarına karşın genelde keyifleri kaçmış, bazıları solmuş, çiçekleri dökülmüş, yaprakları zayıflamış, yani eski neşelerini kaybetmiş buluruz onları. Bize biraz kızmış, darılmış ve küsmüş gibi görünürler. Bazıları da dayanamaz bu sürece, kuruyup ölür. Aslında kızdıkları, keyiflerinin kaçmasına neden olan şey sanırım o çok sevdikleri, alıştıkları, yaşadıkları yerlerinden, salondan uzaklaştırılmaları, başka bir yere götürülmeleri, göç ettirilmeleri. Kısa süreliğine de olsa yeni yeri sevmiyor, benimsemiyorlar. Orada aradıkları güneşi, ışığı, havayı, ortamı bulamıyorlar herhalde.

Yaşadığın yerden, toprağından, coğrafyandan, havandan, güneşinden uzaklaştırılmak, uzaklaşmak zorunda kalmak ne acı ve kötü diye geçirdim içimden. Çiçekler dahi dayanamıyor buna. Yıllar önce, başka bir ülkeden getirilen ve Ankara’nın anayol ortalarına dikilen ağaçların uzun süre hiç büyümemelerini, yeşermemelerini gördükçe de aynı şeyi düşünürdüm.

Çiçeklerin bu durumu üzerine kafa yorarken, kendi ailemin yıllar önce, doğup büyüdüğü, yaşadığı Balkan topraklarından 25-30 yaşlarında, tahta bavullarla, kucaklarında ve ellerinde çocuklarla, yoksullukla, büyük bilinmezliklerle ve biraz da umutla buraya yaptıkları göçü, o göçün duygu ve zihin dünyalarına etkilerini düşündüm. Onlar da bu çiçekler gibi olmuşlardır diye tahmin ettim. Trenle geldikleri ilk durak İstanbul’da dolandırılmalarını, birkaç gün konakladıkları ahşap oteli ve Gülhane Parkı’na hayran kalışlarını anlatıp durdular yıllarca. Ailem gibi aynı coğrafyadan gelen binlerce göçmen ile küçük bir ilçede mahalle kurmaları, bildikleri o berbat tütün işini yapmaya koyulmaları ve dayanışma içinde yaşama tutunmaya, kök salmaya çalışmalarını anımsadım yeniden. Şiveleri, yemekleri, türküleri, oyunları, şakaları, öfkeleri, küfürleri, giyimleri kısaca yaşam biçimleri geldikleri yerdeki gibiydi uzun yıllar; ve aslında hala öyle.

Tam elli beş yıl sonra annemi doğduğu, ayrıldığı topraklara götürdüğümdeki sevincini, şaşkınlığını, karmakarışık ruh dünyasını, hallerini anlatamam ama “beni hacılığa götürmüş kadar oldun oğlum,” deyişi onun değer dünyası bağlamında özetler duygu durumunu. Sokaklarda soluk almadan, yorulmadan yürüyüşü, tanıdık evleri gördükçe çığlıklar atışı, bir bahçede çalışan çocukluk arkadaşına haykırışını, Balkan Dağlarına uzun uzun bakışlarını ve hele de gelin gittiği evin avlusuna girdiğindeki şaşkınlığını ve gözyaşlarını unutamam. Özlemenin ete kemiğe bürünmüş haliydi tüm bunlar. Üç günde alışıverdi hemen. Şive döndü, duyarlılıklar, muhabbetler değişiverdi, oralı oluverdi anlayacağınız.

Ayrılışı, dönüşü anlatmaya gerek yok. Yeniden göç ediyormuş gibiydi. O da, uğurlayanlar da gözyaşlarıyla sarıldılar birbirlerine. Helalleştiler. “Bir daha görüşemeyiz,” dediler; görüşemediler de sonra…

Yerinden, yurdundan, toprağından olmak zor. Göç zor. Göçmenlik zor. Türkiye göçler coğrafyası. Hepimiz bir yerlerden göçmüşüz buraya; ya da buradan bir yerlere. Dünyada savaşlar, açlık nedeniyle ve insanca yaşam için milyonlarca insanın binlerce kilometre uzaklıklara yaptıkları göçleri gördükçe annemin “bir daha görüşemeyiz artık!” sözü geliyor aklıma.

İnsanın her şey bir yana, anavatanı olan çocukluğu ile, o çocukluğu yaratan coğrafyası ile bir daha görüşememesi ne kötü bir şeydir.

İşte, çiçeklerin beni götürüverdiği yer, zaman ve kavram bu oldu sabah sabah.

10 Ağustos 2022

Posted by: bluesyemre | August 10, 2022

Anger rates of European countries

Posted by: bluesyemre | August 10, 2022

How Libraries Benefit The Community

A library is a collection of information resources, in print or in other forms that are organized and made accessible for reading or study. It is the hub of every learning institution and facilitates boosting literacy levels in countries, continents, and the world at large. Libraries offer past and present information that help and equip patrons with explicit knowledge hence assisting to articulate and handle issues in the future.

Libraries have been around for a very long time, they started in the 7th century BCE in Iraq. Back in the day, before the advent of online search engines like google which is commonly used, people with questions commonly turned to the most reliable source they knew which was their local library; be it public, academic, private, or special.  All you had to do was ask, and the librarian would answer your question directly or refer you to a book, containing the information you sought. Before the internet, we had community centers where readers could acquire information.

Even with the presence of the internet libraries are still relevant to communities. They are a repository of knowledge and provide a lot of different library services to their visitors.

Libraries offer plenty of benefits to the community, but to highlight the main ones read below.

They provide public spaces

They are safe spaces where everyone is welcome, and everyone belongs. Modern, purpose-built libraries are cultural and community hubs that anchor surrounding development and draw disparate groups to one space. Public and nation libraries are so of importance to their users since most give free access to patrons to a conducive environment, and are well equipped with facilities and space that can make their users comfortable while accessing the information materials.

The library is a disciplined area to study, and many people find it very difficult to study at home because of potential disturbances. Maybe your roommates are noisy eaters, and you cannot concentrate on your work because of their loud chewing and it is irritating you together with other reasons, the only safe place to study happens to be your nearest library.

Availability of information materials

Public libraries play an important role in providing safe, accessible, and free information resource centers for every member of communities across the continent and countries. At a library, it does not matter how much money you make, because every resource there is free of charge, including books, internet access, and educational and professional training programs. Individuals and families, no matter their socioeconomic status, can count on their libraries to provide them with the information resources they need to succeed and the answers to important questions they cannot otherwise find. The library offers books of all kinds, and you there are many sorts of books to choose from. There are types of genres such as science fiction, fiction, and a lot more that are kept in the library for people to borrow. I can say the library is the biggest resource for books, periodicals, and digital information materials, librarians will make sure every reader gets relevant information. S.R. Ranganathan’s second law of library science says, “Every person his or her book,” which means that librarians are to serve a wide collection of visitors and acquire literature to fit a wide variety of information needs. Many Libraries try to achieve this by ensuring their visitors have relevant information to benefit from.

Free internet connectivity

With life is changing to digital, most libraries now allow visitors to enjoy free Wi-Fi by creating hot spots at different points in and around the library. With the free internet access, you can easily have every available resource around you plus a quiet and comfy environment that you can easily study in. Libraries have even subscribed to E-books and journals for their visitors to access for free with the help of Libraries’ internet connectivity.

Well trained human resource

A library is run on the shoulders of librarians. Librarians add a lot more to the overall library experience. They can provide you with a lot of knowledge. You can ask them for book recommendations, and referrals and they will have all the recommendations at their fingertips. If you have an assignment and don’t know where to begin a librarian will guide you and point out all the treasures that are buried behind books. Librarians are highly intelligent people and can brighten your day with great suggestions. They make sure the books are classified, cataloged, and well arranged for easy access and retrieval. Although in some countries people don’t realize that to be a librarian you must go to college to study either information science or librarianship, they only see it as magic how librarians are so well versed with library operation and the way they take their duties with ease. Yes, we go through training and graduate at different levels with the knowledge to serve readers.

Libraries are a great place to socialize and network

In today’s life, networking is one key thing that enables the community to grow socially and economically. With your community members, you can get to know people that have the same interests you do. This will help you build relationships with people of similar interests. If you are new to society, going to the local library will be a great way to socialize with the community members and you will learn a lot about the norms of that community.

Although some countries do ask for a little service charge to subscribe to the services in libraries you cannot compare the benefit you get from these libraries. As Charles Duncan Mclver said: “Education is expensive; the only thing more expensive is ignorance.”

Mark Mwendwa

Library assistant (Head Library Technical Section) at Machakos University Library in Kenya. Have worked for more than 9 years in an academic library and around 2 years in a public library. Have written several articles in Local Dailies all advocating for Librarian recognition and employment in institution of learning.

Bookinton Çok Satanlar Seçkisi Nasıl Yapılıyor?

Türkiye’de satılan kitaplar hakkında ne yazık ki resmi verimiz yok. Bu nedenle farklı kitap satış sitelerine girerek “çok satanlar” hakkında bilgi edinmeye çalışıyoruz. Hem okurların hem de yayıncılık dünyasının merakını gidermek amacıyla tüm kitap satış sitelerini ortak listeleyen bir içerik hazırlamak için yola çıktık.

Bu listeleri Edebiyat, Kurgu dışı ve Çocuk Kitapları olarak üç kategoride değerlendirmek istedik. Farklı modellerle karşılaştırmalar yaptık ancak her kaynak kategorilerini farklı şekillerde oluşturduğu için tutarlı sonuç elde edemedik.

Bu nedenle D&R, Remzi Kitabevi, Amazon, Pandora sitelerinde yayınlanan ve İstanbul Kitapçısı mağazalarından aldığımız haftalık çok satanlar listelerini ele aldık.

Bu liste şimdilik kitapçı satış listelerini göstermiyor. İlerleyen zamanlarda kitapçılar bizimle listelerini paylaşırsa onların da çok satanlarını listelemek ve siz okurlarımıza daha kapsamlı veriler sunmak isteriz.

Listede kırmızı renkte göreceğiniz kitaplara tıklayarak Bookinton’da yayımlanmış inceleme yazısına ulaşabilirsiniz.

Verileri her Cuma günü paylaşmayı planlıyoruz. Bu çalışmayı gönüllü olarak yapan Sema Utkueri’ye Bookinton olarak teşekkür ederiz.

Her türlü görüşünüz, öneriniz veya katkınız için info@bookinton.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: