13691701857beb6539f7c95.36542015_n

İtalyan hükümetinin oy çokluğuyla kabul ettiği yasaya göre, süpermarketler son kullanma tarihi gelen yiyecekleri çöpe atmak yerine bağışlayacak. İtalyan hükümeti, her yıl büyük miktarda yiyeceğin çöpe atılmasını önlemek için bir dizi yeni yasa çıkardı. 181 senatör tarafından onaylanan yasada, ailelerin dışarıda yedikleri ve bitiremedikleri yemekleri ağzı kapanan poşetlere koyup eve götürmesinden, çiftçilerin ve süpermarketlerin yiyecek bağışı yapmasının önündeki engelleri kaldırmaya kadar uzanan 18 madde yer alıyor. İtalya yüksek mahkemesi, 3 ay önce de açlık yüzünden bir miktar yiyecek çalmanın suç olmadığına hükmetmişti.

2 Ağustos’ta oylanan ve yalnızca 2 senatörün karşıt yönde oy kullandığı yasa ile amaçlanan, her yıl 5 milyon ton yiyeceğin israf edilmesini önleyerek bu miktarın 1 milyon tona indirilmesini sağlamak. Geçtiğimiz Şubat ayında Fransa, süpermarketlerde raf ömrü dolmasına rağmen satılmayan, elde kalan yiyeceklerin bağışlanması için benzer yönde bir yasa çıkarmıştı ve yasaya uymayan süpermarketleri 75.000 avro cezaya çarptıracağını açıklamıştı.

http://bigumigu.com/haber/italya-supermarketlerde-satilmayan-yiyecekleri-ihtiyac-sahiplerine-bagislayacak/

Posted by: bluesyemre | August 28, 2016

The Day the Crayons Quit Read Aloud

Teacher Librarian, Zoe Boese, reads to a second grade class visiting her school library.

Posted by: bluesyemre | August 28, 2016

Türkçe’nin 500 yıl önce Latin harfleriyle yazılışı

1
Birechen bes on eiledum derdimi
Iaradandan ıftemisem iardumi
Terch eiledum zahmanumi gurdumi
Ne ileyim ieniemezun glanglumi
—————————————————–
Bir iken beş on eyledim derdimi
Yaradandan istemişem yardımı
Terk eyledim zamanımı yurdumu
Ne eyleyim yenemedim aklımı
Türkçe tarih boyunca çeşitli alfabe sistemleri ile yazıldı. Runik alfabe, Arap alfabesi, Yunan alfabesi, Kiril alfabesi, Ermeni alfabesi, İbrani alfabesi, Latin alfabesi bunlardan ilk akla gelenlerdir. Bununla birlikte yayılım alanı ve kullanım süresi bakımından en fazla tercih edilen Arap alfabesi olmuştur. 1928 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Türk dilinin ihtiyaçlarına daha iyi cevap verdiği ve Cumhuriyet’in Dünya’ya daha kolay adapte olmasını sağlamak için Harf Devrimi‘ni gerçekleştirdi. Artık Türkçe, Latin harfleri ile yazılacaktı. Bundan dolayı Latin harflerinden lüzumsuz olanlar atıldığı gibi ihtiyaca göre yeni harfler de eklendi. Ancak bu devrim yapıldığı günden günümüze kadar birçok tartışmayı da beraberinde getirdi: “Peki Türk dili ilk defa ne zaman Latin harfleri ile yazılmıştı?”
1526 tarihinde, günümüzde Macaristan’ın sınırları içerisinde yer alan Mohaç ovasında, Osmanlılar ile Habsburglararasında tarihin en kısa meydan savaşlarından birisi gerçekleşti. Savaşı Kanuni Sultan Süleyman‘ın komutasındaki Osmanlı ordusu kazanmış, bu zaferle artık Orta Avrupa’da karşısına çıkabilecek herhangi bir güç kalmamıştı. Ancak savaşın askeri ve siyasi sonuçları bir tarafa, yazımıza konu olmasının sebebi ilk kez Latin harfleri ile Türkçe’nin yazılmasına yol açmış olmasıdır.

https://kadimtarihimiz.blogspot.com.tr/2016/07/500-yl-once-latin-harfleriyle-turkce.html?m=1

Posted by: bluesyemre | August 28, 2016

Zamanı dar olanlara ilaç gibi gelecek 5 #yoga pozu

Aşağı-bakan-köpek-pozu-Adho-Mukha-Svanasana-2-1280x720

Modern zamanlarda yaşamak, gün içinde her şeyin bir yarış gibi algılanmasına ve insanın kendisi için faydalı pek çok şeyi ihmal etmesine neden oluyor. Bu durumu fark eden ve metropol insanlarına özel yoga sınıfları açan New York’un en popüler yoga öğretmenlerinden Chloe Kernaghan’ın zamanı dar olanlar için önerdiği 5 şahane yoga pozuna ve faydalarına mutlaka göz atın

http://www.uplifers.com/zamani-dar-olanlara-ilac-gibi-gelecek-5-yoga-pozu/

koz-patlicanli-bruschetta-tarifi

Bazı yemekler vardır ki tadıyla damağınızı şenlendirir, midenizde festival yaratır. Bazı yemekler de restorana gittiğinizde size ecel terleri döktürür, hesap gününde hissettirir. Çünkü o yemekler ağzınızdan bir yanlış çıkıverse karşınızdaki kişinin kulakları kanayacak zannedersiniz. Aslında insanlık hali olan bu durumu yine de yadırgamak ve “Sen hala bu yemeği düzgün söyleyemiyor musun?” demek de bir moda olmaya devam ediyor. Ayol ben gurme miyim diye bağıra bağıra “caps lock” açık sormak isteseniz de yapamazsınız. Gelin bu sorunları çözelim, yurt dışından yurdumuza giren ve dirlik düzen bırakmayan bu yemeklerin okunuşlarını gün yüzüne çıkaralım.

tavuk-fajita-tarifi

Fajita: Fajita, fıjita, fıjırt (Doğru okunuşu Fahita)

gnocchi-okunusu

Gnocchi: Gınoçi, ginoçhi, gıdık (Doğru okunuşu Niyokki)

tortilla-pizza-tarifi

Tortilla: Tortella, tortilna, tontiş (Doğru okunuşu Tortiya)

cordon-bleu

Cordon Bleu: Kordon Bluğ, gordon blu, Gollum (Doğru okunuşu Kordon blö)

8italya-ravioli

Ravioli: Ravinoli, rafiyoli, Memoli (Doğru okunuşu Raviyoli)

focaccia-ekmegi-tarifi-1

Focaccia: Foçaçya, façakia, fakya (Doğru okunuşu Fokaça)

tagliatelle-okunusu

Tagliatelle: Tagritella, tağliyatelli, telli turna (Doğru okunuşu Talyatelle)

koz-patlicanli-bruschetta-tarifi.jpg

Bruschetta: Bürüşetta, bırişitta, brüksel lahana (Doğru okunuşu Brusketta)

0114908_0.jpeg

Café de Paris sos: Kafada Paris, kefede Paris, gene de Paris (Doğru okunuşu Kafe dö Pari)

ratatouille-okunusu

Ratatouille: Ratatuella, ratatulle, ratatatatat (Doğru okunuşu Ratatuy)

mascarpone-peyniri

Mascarpone: Meskerpone, maskarpon, Mahşerin 4 Atlısı (Doğru okunuşu Maskarpone)

brioche

Brioche: Bırıyoş. Biriyo. Bir (Doğru okunuşu Bığioş)

quesadilla-tarifi

Quesadilla: Kuesidella, kuesidine, kuzen (Doğru okunuşu Kesadiya)

meze-meze-terrace-enginar-carpacchio-1

Carpaccio: Karpakyo, karpeçiyo, kırbaç (Doğru okunuşu Karpaçyo)

pizza-capricciosa

Capricciosa: Kaprisko, kaprikisa, kapiş? (Doğru okunuşu Kapriçoza)

donut-tarifi-1

Donut: Danat, donut, damat (Doğru okunuşu Donat)

chateaubriand-nasil-okunur

Chateaubriand: Şateubüryan, şatöbüryan, cağ kebabı (Doğru okunuşu Şatobriyan)

http://yemek.com/yemeklerin-okunuslari/#.V8KVK5iLTIU

doğada-çocuk-

Modern insanın hızla doğal çevreden uzaklaşıp gittikçe dijital olan bir dünyaya adım attığı aşikar. Sosyal iletişimin bilgisayar ekranları, tabletler ve telefonlar ile yürütülmeye çalışıldığı; fakat bir arada olmanın, birlikte keşfetmenin ve yüz yüze olmanın azaldığı bir devire çoktan girmiş bulunuyoruz.

Yetişkinler de dâhil gençlerin ve çocukların büyük bir kısmı gittikçe kapalı ve insan eliyle oluşturulmuş mekânlarda zaman geçiriyor. Çocuklar grup halinde oynadıkları oyunları bile “çevrim içi” oynuyor. Peki, ya gelecek nesiller için bu ne ifade ediyor? Onların toplumu nasıl şekillenecek?

Her yeni nesil, bir öncekinin bıraktığını geliştirip değiştirerek yoluna devam eder. Fakat görünen o ki sanayileşmenin ve teknolojik gelişmelerin kaymağını yerken, çocuklara yapay bir dünya bıraktığımızın farkında değiliz. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre 8 ile 12 yaş aralığındaki çocukların yüzde 64’ü artık bahçede oynamıyor ve zamanının çoğunu evde çeşitli “ekranlar” karşısında geçiriyor. Peki, bu gerçekten kötü bir şey mi?

https://gaiadergi.com/dijital-dunya-ve-cocuk-olmak-cocuklar-dogayi-neden-tanimali/

Posted by: bluesyemre | August 27, 2016

A #book is a dream you hold in your hand #NeilGaiman

sami2-300x267

1925 yılında Diyarbakır’ın eski adı Pîran olan Dicle ilçesinin, eski adı Herêdan olan Kırkpınar köyünde, dünyaya geldi. Eski adı Samuel Agop Uluçyan’dı! 1927 yılında, şimdi yerle bir olan Sur’un, eski adı Hançepek olan Hasırlı mahallesine yerleşti. Hançepek, Mıgırdiç Margosyan’ın kitabına adını veren Gavur mahallesidir. İlkokulu bitirdikten sonra okumadı. Kentteki Ermenilerin çoğu gibi puşicilik yapmaya başladı. Ufak tefek, ele avuca sığmaz, yanık sesli bir delikanlıydı. Müzikteki yeteneği kısa sürede dikkatleri çekti. 20’li yaşlarında Celal Güzelses’in yönettiği Diyarbakır Musiki Cemiyeti’nin bir üyesiydi.

http://www.gazeteduvar.com.tr/sinema/2016/08/27/oleyim-ondan-sonra-yaz-ermeni-oldugumu/

oa

At this time, developers of research information systems are experimenting with new tools for research outputs usage that can expand the open access to research. These tools allow researchers to record research as annotations, nanopublications or other micro research outputs and link them by scientific relationships. If these micro outputs and relationships are shared by their creators publicly, these actions can initiate direct scholarly communication between the creators and the authors of the used research outputs. Such direct communication takes place while researchers are manipulating and organising their research results, e.g. as manuscripts. Thus, researchers come to communication before the manuscripts become traditional publications.

In this paper, we discuss how this pre-publication communication can affect existing research practice. It can have important consequences for the research community like the end of publication as a communication instrument, the higher level of transparency in research, changes for the Open Access movement, academic publishers, peer-reviewing and research assessment systems. We analyse a background that exists in the economics discipline for experiments with the pre-publication communication. We propose a set of experiments with already existed and new tools, which can help with exploring the end of publication possible impacts on the research community.

https://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1608/1608.05505.pdf

fotograf kopya 3

“…neresi sıla bize, neresi gurbet,
 yollar bize memleket”  (şiir: Murathan Mungan)

Her yıl izin vakti gelip yaklaşınca dünya haritasını sereriz önümüze ve aramızda şöyle diyaloglar dönmeye başlar:

– Bu sene daha az yorulacağımız bir yere gidelim
– Evet, şöyle deniz kıyısı olsun, tüm gün yatalım
– Kesinlikle, bu kez yorucu olmasın lütfen
– Tek bir yerde konaklayalım, öyle çok gezmeli olmasın

Veee sonuç beş gün, iki ülke, yedi şehir, her birinde sadece bir gece konaklayarak yolculuk etmek ve henüz dört ayını doldurmamış bir bebekle…Ne diyelim; yol hikayelerini seviyoruz…

http://salyangozunruyasi1.blogspot.com.tr/2016/08/bavyera-duzluklerinde-direksiyon.html

HjzDEL1oonNAwQEr-636078101581753471

Sözlük yazarı ”jzff”, yurt dışında bir cafede garson olsanız ya da bir mağazada asgari ücretli bir çalışan olsanız nasıl bir hayatınız olacağını anlatmış.

direkt şöyle bir hayat hayal edin.

istanbul’da asgari ücretle çalışıyorsunuz.

bir cafede garsonsunuz. çalıştığınız işyerine gelen müşteriler sorunsuzca ve güleryüzle halinizi hatrınızı sorarak siparişlerini veriyorlar. yok yok 1-2 tanesi değil. hemen hemen hepsi. herkes güler yüzlü. herkes mutlu.

bir mağazada kasiyersiniz. 32’sinde menopoza girmiş gibi gergin bir abla gelip, bana müdürünü çağır demiyor. müdürünüz gelince de sizi azarlamıyor. yaptığınız işlem doğru olduğu halde sizi, müşteri önünde ezmiyor müdürünüz.

asgari ücretle yaşıyorsunuz ama yaşadığınız semt şehir merkezine çok uzak değil. en fazla 30dk içinde merkezdesiniz. yaşadığınız semtte varoş ve tehlikeli bir semt değil. ve şehrin diğer ucuna ola ki bir işiniz düştü. metro ve metrobüs o kadar düzgün ki, maltepe’den atatürk havalanına 1 saat 10 dakkada gidiyorsunuz akşam iş çıkışı saati.

bu ay para biriktirdiniz. araba alacaksınız. 600 tl’ye 8 yaşında bir nissan micra mı alacaksınız? yoksa 800 tl’ye peugeuot 206 mı? bu ayki sorununuz bu.

cep telefonu yenileyeceksiniz. iphone 6 plus istiyorsunuz. 600 tl de o tutuyor. iphone sevmiyorsanız da, samsung s7 450tl. htc one 250 tl. asus zenfone huawei filan iş gören süper akıllı telefonlar 200 tl.

https://seyler.eksisozluk.com/yurt-disinda-bir-cafede-garsonluk-yapiyor-olsaydiniz-nasil-bir-hayatiniz-olurdu

ANKOS Personel Değişimi 2016

http://apdp.ankos.gen.tr/

Posted by: bluesyemre | August 25, 2016

How I teach kids to love #science Cesar Harada

At the Harbour School in Hong Kong, TED Senior Fellow Cesar Harada teaches citizen science and invention to the next generation of environmentalists. He’s moved his classroom into an industrial mega-space where imaginative kids work with wood, metal, chemistry, biology, optics and, occasionally, power tools to create solutions to the threats facing the world’s oceans. There, he instills a universal lesson that his own parents taught him at a young age: “You can make a mess, but you have to clean up after yourself.”

Posted by: bluesyemre | August 25, 2016

Students may learn better from attractive #lecturers

Female teacher posing in classroom

Alongside metrics like “uses a textbook”, the popular Rate My Professors website gives students the option to score their lecturers’ “hotness”. This might not be as frivolous as it seems, at least according to a new paper inThe Journal of General Psychology, which claims that students learn more effectively from more attractive lecturers.

Richard Westfall and his colleagues at University of Nevada asked over 100 students to listen to an audio recording of a 20 minute physics lecture, delivered by a man or woman. As the students listened, they were presented with a photograph of either a highly attractive man or woman, or an unattractive man or woman, and they were told that this was the lecturer they were listening to. No note taking was allowed. The students thought the study was about the influence of different lecture styles.

Next the students completed a multiple-choice quiz about the lecture content. The students who believed their lecturer was attractive scored better on the quiz than those who’d been led to believe their lecturer was unattractive (18.27 items correct on average versus 16.68 – a small but statistically significant difference).

Replicating the well-established halo effect of attractiveness, the students who listened to an attractive lecturer also rated him or her more highly on a range of measures, such as teaching ability, health and intelligence and said they found it easier to pay attention and would be more motivated to learn from their lecturer, as compared with students who listened to an unattractive lecturer.

https://digest.bps.org.uk/2016/08/23/students-may-learn-better-from-attractive-lecturers/

Posted by: bluesyemre | August 25, 2016

Why do old #books smell so good?

Musty, with hints of vanilla, coffee, and maybe fresh cut grass– why do old books smell the best?

15867-Charlie-Munger-Quote-In-my-whole-life-I-have-known-no-wise-people

insansepeti

Bu site ile saatlik boş vakitleri saatlik işler ile buluşturmayı hedefledik. Böylelikle milli prodüktiviteyi arttırmak, ülke kalkınmasına destek olmak istedik. Ülkemizde maalesef işverenlerin kısa süreli personel ihtiyaçlarına ikinci iş olarak ya da kısa süreli çalışmak isteyen kişi olarak cevap verebilecek kişileri buluşturan bir platform oluştrulamamıştı.
Bu ihtiyaçları karşılamak üzere bu siteyi kurduk. İş arayanlar; tek yapmanız gereken, bir hesap oluşturmak ve varsa birden fazla kabiliyetiniz için müsait zaman aralıkları ile birlikte ilan vermek. İş verenler, aradığınız personeli hangi gün hangi saat aralığında aradığınızı belirtir ilan verebilir ya da veritabanımızdan uygun personeli işe alabilirsiniz.
Hem iş veririm hem de çalışırım diyorsanız, hem iş ilanı verebilir hem ilanlara bakabilir, hem de işveren ilanı verebilirsiniz.

http://www.insansepeti.com/giris.php

Screenshot 2016-08-08 14.13.23

After almost a year of thinking, development and testing, the OSM team at Telenav is ready to present OpenStreetView to all OSM mappers! OpenStreetview (OSV) is the free and open street level imagery platform designed 100% with OSM and mappers in mind.

We officially presented OSV to the OSM community at State of the Map US where we had a 20 minute talk and a booth where we gave away crazy little remote controlled cars to everyone who signed up🙂. The cars were gone quickly – almost half of the people at SOTM US signed up! – but you can still see the talk thanks to the great SOTM US organizers who had all the sessions professionally recorded. If you have 20 minutes and don’t like reading, watching that video is going to be the best way to be introduced to what OSV is and how you can use it to improve OSM. Or if you are coming to SOTM in Brussels, you can come meet our team there (more remote controlled cars? Who knows!) and attend the workshop.

http://openstreetview.org/map/

http://www.openstreetmap.org/user/mvexel/diary/39274

Twitter

analytics

There is no perfect metric. There is no number or score which fully encapsulates the value, impact, or importance of a piece of research.

While this statement might appear obvious, research evaluation and measurement are a fact of life for the scientific research community. The administrative work in faculty recruitment, promotion, and tenure are coupled with activity reporting and institutional benchmarking – and these measures are increasingly central to a Research Office’s existence. The two most commonly used metrics used to evaluate research output are focused on funding and publications.

Funding is central to many disciplines: it is a fairly simple measure – do you have it, and how much? How do you compare with your peers? What percentage of your salary have you managed to cover through grants? If you have lab space at your institution, what is your grant-generated-dollars-per-square-foot-of-lab-space ratio?

“historical highlights for achievement were associated with volume (how much are you publishing), prestige (which journals published your work), and citations (who is referencing your work.)”

But publications presents many more nuanced challenges.  In particular, the historical highlights for achievement were associated with volume (how much are you publishing), prestige (which journals published your work), and citations (who is referencing your work.)  These three measures all have cautionary tales of note.  While volume of publications are important, associated factors about the area of science and the use of co-authorship and collaboration may all be considered.  But here, the number of publications is relatively straightforward – similar to funding disciplines.  But quality measures like, “where you are publishing,”, “who is citing your work,” present unique challenges.

https://www.digital-science.com/blog/perspectives/relative-citation-ratio-rcr-leap-forward-research-metrics/

gettyimages-486511039

In a move designed to remind young people that culture can enrich one’s life and bring people together, Italian citizens are to get a €500 (£430) ‘culture bonus’ on their 18th birthday. The initiative launches on 15 September, and the bonus can be spent on books, concerts tickets, theatre tickets, cinema tickets, museum visits and trips to national parks. Some 575,000 teenagers are expected to benefit from the scheme, and though it will cost the Italian government €290 million, parliamentary undersecretary Tommaso Nannicini believes it is money well spent.

“The initiative sends a clear message to youngsters, reminding them that they belong to a community which welcomes them once they come of age,” he told Corriere.

“It also reminds them how important cultural consumption is, both for enriching yourself as a person and strengthening the fabric of our society.”

http://www.independent.co.uk/arts-entertainment/the-italian-government-is-giving-teens-500-on-their-18th-birthday-to-spend-on-books-a7205366.html

Posted by: bluesyemre | August 24, 2016

Nature Index 2016 Rankings

Cqn5iXJWEAADhd_

academic

2016 tables: Institutions – academic

2016 tables: Institutions

2016 tables: Countries

2016 tables: Top Corporate Institutions

2016 tables: Institutions – chemistry

2016 tables: Institutions – earth & environmental science

2016 tables: Institutions – life sciences

2016 tables: Institutions – physical sciences

Nature Index 2016 Rising Stars

http://www.natureindex.com/annual-tables/2016

insta

Today, we’re excited to announce that Instapaper is joining Pinterest. In the three years since betaworks acquired Instapaper from Marco Arment, we’ve completely rewritten our backend, overhauled our mobile and web clients, improved parsing and search, and introduced tons of great features like highlights, text-to-speech, and speed reading to the product.

All of these features and developments revolved around the core mission of Instapaper, which is allowing our users to discover, save, and experience interesting web content. In that respect, there is a lot of overlap between Pinterest and Instapaper. Joining Pinterest provides us with the additional resources and experience necessary to achieve that shared mission on a much larger scale.

Instapaper provides a compelling source for news-based content, and we’re excited to take those learnings to Pinterest’s discovery products. We’ll also be experimenting with using our parsing technology for certain Rich Pin types.

For you, the Instapaper end user and customer, nothing changes. The Instapaper team will be moving from betaworks in New York City to Pinterest’s headquarters in San Francisco, and we’ll continue to make Instapaper a great place to save and read articles.

As we focus on the future of the user experience, we’ll be sunsetting our developer product, Instaparser. Starting today, we will cease signups for Instaparser and halt billing for existing customers. In order to ensure a smooth transition for current users, we will keep Instaparser running until November 1, 2016.

Lastly, and most importantly, we want to thank all of our readers for your support throughout the years. Whether you supported us back when Marco built and ran Instapaper, from the betaworks acquisition, or just found out about us recently, we truly appreciate your continued support and look forward to bringing you the same great product at Pinterest.

https://www.instapaper.com/

http://blog.instapaper.com/post/149374303661

Posted by: bluesyemre | August 24, 2016

Me gustas cuando callas – #PabloNeruda

Me gustas cuando callas porque estás como ausente,
y me oyes desde lejos, y mi voz no te toca.
Parece que los ojos se te hubieran volado
y parece que un beso te cerrara la boca.
.
Como todas las cosas están llenas de mi alma
emerges de las cosas, llena del alma mía.
Mariposa de sueño, te pareces a mi alma,
y te pareces a la palabra melancolía.
.
Me gustas cuando callas y estás como distante.
Y estás como quejándote, mariposa en arrullo.
Y me oyes desde lejos, y mi voz no te alcanza:
Déjame que me calle con el silencio tuyo.
.
Déjame que te hable también con tu silencio
claro como una lámpara, simple como un anillo.
Eres como la noche, callada y constelada.
Tu silencio es de estrella, tan lejano y sencillo.
.
Me gustas cuando callas porque estás como ausente.
Distante y dolorosa como si hubieras muerto.
Una palabra entonces, una sonrisa bastan.
Y estoy alegre, alegre de que no sea cierto.

seviyorum susmanı, yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış ağzın yeni.

benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden.
ruhuma benziyorsun, düş kelebeğim benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen.

seviyorum susmanı, uzaklıklar gibisin.
inler gibisin hem de, kuğuran* kelebeğim.
işitiyorsun beni sesim sana varmadan:
senin sessizliğinle ben de susayım derim.

seninle konuşayım o senin yüzük gbi
yalın sessizliğinde, o lamba gibi parlak.
gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde.
sessizliğin bir küçük yıldızdır senin, uzak.

seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
öyle uzak, acılı, ölüp gitmiş gibi sen.
yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile,
sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren.

Posted by: bluesyemre | August 24, 2016

Ağır Ölüm – You start dying slowly #PabloNeruda

f068
Fotoğraf: Çetin Bayramoğlu
Ağır Ölüm
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, 
her gün aynı yoldan yürüyenler, 
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, 
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, 
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,


beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, 
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği 
küt küt attıran bir demet duygu yerine 
“i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,


bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, 
hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,


okumayanlar, müzik dinlemeyenler, 
gönlünde incelik barındırmayanlar.


Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, 
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, 
ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, 
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, 
bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, 

bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,

anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.



 Şiirin son tümcesini, Rimbaud’nun “A’laurore, armes d’une ardente patience nous entrerons aux splendid villes” (“Şafak kızıllığında, ateşli bir sabırla silâhlanmış olarak gireceğiz o muhteşem kentlere”) dizesinden esinlenerek yazmıştır Neruda. 

YOU START DYING SLOWLY

You start dying slowly

if you do not travel,
if you do not read,
If you do not listen to the sounds of life,
If you do not appreciate yourself.

You start dying slowly
When you kill your self-esteem;
When you do not let others help you.

You start dying slowly
If you become a slave of your habits,
Walking everyday on the same paths…
If you do not change your routine,
If you do not wear different colours
Or you do not speak to those you don’t know.

You start dying slowly
If you avoid to feel passion
And their turbulent emotions;
Those which make your eyes glisten
And your heart beat fast.

You start dying slowly
If you do not change your life when you are not satisfied with your job, or with your love,
If you do not risk what is safe for the uncertain,
If you do not go after a dream,
If you do not allow yourself,
At least once in your lifetime,
To run away from sensible advice…

(Pablo Neruda, Chilean poet won Nobel Prize for Literature in 1971)

Older Posts »

Categories

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 3,032 other followers

%d bloggers like this: