Posted by: bluesyemre | September 30, 2016

#Kiss (#Prince cover)

Posted by: bluesyemre | September 30, 2016

Langtolang #Multilingual #Dictionary

langtolang

Langtolang is a multilingual dictionary translating from/to English, Albanian, Arabic, Breton, Catalan, Chinese Simplified, Chinese Traditional, Corsican, Czech, Danish, Dutch, Esperanto, Estonian, Finnish, French, Gaelic, Georgian, German, Greek, Hebrew, Hungarian, Icelandic, Indonesian, Italian, Japanese, Korean, Kurdish, Latvian, Lithuanian, Malagasy, Norwegian, Polish, Portuguese Brazil, Portuguese Portugal, Romanian, Russian, Serbo Croat, Slovak, Slovenian, Spanish, Swahili, Swedish, Turkish, Vietnamese, Yiddish, Walloon, Welsh languages.

http://langtolang.com/

14463219_1222230324495186_7744873914499828586_n

Değerli meslektaşlarım;

Hepinize Bitlis’ten sevgiler ve saygılar..

Ağustosta Bitlis’teki 4.   yılımı tamamladım. Bu zamana kadar kullanıcılarım ve kütüphanem için elimden geleni değil, daha fazlasını yapmaya gayret gösterdim. Daha fazlasını yapmalıyım diye düşündüm hep. Çünkü kütüphanecilere bakış açısını değiştirmek için daha fazla çalışıp güzel hizmetler üretip, onlara gerçek kütüphaneci nasıl olur ispat etmeliydim. Yeri geldi fazla mesai yaptım, işime iş kattım, zaman zamanda işim olmasa dahi kütüphanenin genelini düşünerek yapılması gereken işlere yardımcı oldum.

Sözün özü; Tüm yaptıklarım, hem kullanıcılarım için hem de mesleğimiz içindi. Bu kez sadece Kütüphanecilik ve Halk Kütüphaneleri için bir farkındalık çalışması yapacağım. Bisiklete olan düşkünlüğümü sosyal medyadan bilen meslektaşlarımız vardır. Bisikletimle Van Gölü’nün çevresini dolaşacağım. 1 Ekim Cumartesi sabah saat 7’de Bitlis’ten hareket ederek Erciş ve Van’da birer gece konaklayarak turumu 3 günde tamamlamayı hedefliyorum. Yerel basında da yer alacak olan bu turu Twitter başta olmak üzere diğer sosyal ağlarda da paylaşarak daha çok kişiye ulaşmaya çalışacağım.

Farklı bir etkinlik olması sebebiyle, Meslektaşlarımın bana sosyal medyada destek olmasını rica ediyorum. Aşağıda paylaştığım diyez-etiketiyle (hashtagle) paylaşımlar yapmanız beni çok mutlu edecek ve sizlerin benimle olduğunu görmek daha çok güç verecektir.

#halkkütüphanemiçinpedallıyorum

Saygılarımla.

Hakan YÜCEL

Kütüphaneci

Bitlis İl Halk Kütüphanesi

value

This study examined the predictive relationship between library use by individual students and their retention status in university settings. The methodology builds on a small number of previous studies to examine library use at the individual level to determine if use of specific library services is predictive of retention for freshmen and sophomores. Binary logistic regression yielded results that indicate a strong positive predictive relationship between library use of any kind with both freshmen and sophomore retention. These results suggest that academic libraries add value to institutional retention efforts.

http://crl.acrl.org/content/77/5/631.abstract

aylakkarga-14344

Daha yeni cep telefonu, daha hızlı araba, daha çok ayakkabı, yeni moda giysiler, daha büyük evler… Durmadan tüketiyoruz. Dünyamızın karşılayamayacağı kadar tüketiyoruz ve dünya bize yetmiyor ama başka bir dünya da yok.

Daha fazla tüketebilmek için zamanımızı, hayatımızı tüketiyoruz. Cep telefonumuzdan memnunuz ama yenisi çıkınca kendimizi almak zorunda hissediyoruz. Arabamız bizi istediğimiz yere ulaştırıyor ama daha hızlısını, daha güçlüsünü almak istiyoruz. Evimizde mutluyuz popüler bir sitede rezidans almak için için on yıllarca ödeyeceğimiz borcun altına giriyoruz. Satın aldıkça daha popüler, daha güçlü, daha güzel, daha cesur, daha mutlu olacağımızı sanıyoruz.

Yeni aracın 4×4 olunca mı dağlara çıkıp kamp yapacaksın? Daha pahalı kıyafetler giyince daha çok mu arkadaşın olacak? Rezidansta oturunca daha mutlu mu olacaksın? Her ay ödemen gereken faturalar arttıkça daha mı özgür olacaksın? Satın aldığımız ancak mutluluğumuza, yaşam kalitemize bir katkısı olmayan “şeyler” yüzünden her ay daha fazla fatura ödemek, daha az parayla geçinmek, daha çok çalışmak zorunda kalıyoruz.

Daha mutlu olabilmek için satın aldıklarımız, ödediğimiz borçlar, mutlu olamayıp daha çok satın almamız ve ödememiz gereken daha fazla borç derken hayatlarımız akıp gidiyor.

Daha çok satın alabilmek için daha hızlı yaşıyoruz, hayata yetişebilmek için kendimize ve sevdiklerimize daha az zaman ayırıyoruz. Zihnen ve fiziken daha çok yoruluyoruz daha mutsuz oluyoruz. Buna rağmen ne kadar kazanırsak kazanalım kazandığımız para yetmiyor. Daha çok çalışıyoruz, daha hızlı yaşıyoruz. Sürekli bir yerlere yetişmemiz, başka bir yerde olmamız gerektiğini hissediyoruz. Nerede olursak olalım sanki başka bir yerde olmamız gerekiyormuş, kaçırdığımızı bir şeyler varmış gibi hissediyoruz.

Gelin biraz yavaşlayalım. Yavaş yaşayalım. Satın almadan önce “Buna gerçekten ihtiyacım var mı? Bunu alınca daha mutlu mu olacağım? Hayatımda ne değişecek?” diye soralım. Mutluluğu satın almaya çalışmak yerine bizi mutlu yapacak şeyler yapalım.

Sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla daha çok vakit geçirelim. Yerel ürünler tüketelim, küçük esnafa destek olalım, sokaklarımıza sahip çıkalım. Köylülerimize çiftçilerimize sahip çıkalım. Sadece doğayı koruyalım diye tweet atmak yerine doğayı yaşam tarzımızla, gerçek hayatta koruyalım. Bozulunca atmak yerine tamir edelim, geri dönüştürelim. Giymediğimiz kıyafetleri bir kenara ayıralım ihtiyacı olanlara verelim.

Hem kendimiz hem başkaları için daha iyi bir yaşam kuralım. Durup bir soluklanalım, hayatın tadına varalım

http://yavasyasa.com/

14507900002120172368-b

En kutsal günlerimizde onun sesi hep bizimledir; düğünlerimizde, aşık olduğumuzda, kederlendiğimizde, toprağımızda, hasretimizde, gönlümüzde… “Neşe dert aşk yazılır Neşet Ertaş okunur!”
Oyun, Neşet Ertaş’ın ailesinin ve editörü Hasan Saltık’ın izinleri ve katkılarıyla; Neşet Ertaş’ın gerçek hayat hikayesinden ve kendi türkülerinden yola çıkılarak, yazar tarafından yeni bir kurguyla kaleme alınmıştır. Neşet Ertaş bir oyuna, bir esere sığamayacak kadar engin bir hayat. Onun hayat felsefesini, insanlığını, gönlünü, sanatını, bir eserle anlatabilmek mümkün olmadığı için; bu oyunda ancak ondan esinlenerek bir sanat eseri oluşturulmaya çalışılmıştır. Onun türküleriyle büyüyen, onunla aynı bozkıra bakmış insanlarla…
Hayatının en önemli unsurlarından biri olan “aşk” teması seçilmiştir.
Bu oyun Neşet Ertaş’a yakılmış bir ağıttır, bir saygı duruşudur.

Yazan : ŞİRİN AKTEMUR TOPRAK | | Yöneten : UMUT TOPRAK | MÜZİK : NEŞET ERTAŞ

http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-detay-bolum_konu-nese-dert-ask.html

Posted by: bluesyemre | September 30, 2016

Sonbaharın en iyi 5 #Kamp noktası

Doğa tutkunlarının görünce hayran kalacakları 5 kamp noktası…

bolu-aladag

BOLU – ALADAĞ

yenice-ormanlari

YENİCE ORMANLARI

camkoru-tabiat-parki

ÇAMKORU TABİAT PARKI

bozdaglar

BOZDAĞLAR

artvin

ARTVİN

http://www.advenport.com/makale/sonbaharin-en-iyi-5-kamp-noktasi

Baskı

Radar teknolojisi, havacılık ve savunma, makine, petrol, kimya, elektrik – elektronik, seramik, inşaat, yapı ve dizayn, çevre ve tekstil mühendislikleri, malzeme bilimi, endüstriyel güvenlik, biyoteknoloji ve ecza, tıbbi alet ve gereçler, kozmetik, yer bilimi, mühendislik yönetimi, kâğıt ve plastik sanayisi, vb. konularda e-kitapları ve referans kaynaklarını içeren dünyanın en kapsamlı interaktif yapıya sahip mühendislik platformlarından biri olan Knovel’ın  önemli ve öne çıkan özelliklerinin yanısıra öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından daha efektif kullanılmasını amaçlayan eğitim programına davetlisiniz

Tarih: 6 Ekim 2016 14:00-16:30

Yer: Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Konferans Salonu

Program:

  • 14:00-14:10: Açılış Konuşması – Emre Hasan Akbayrak, Atılım Üniversitesi Kadriye Zaim Kütüphanesi Müdürü
  • 14:10-15:00: Mühendislik disiplinlerinde araştırma faaliyetleri ve Knovel’ın akademik çalışmalara etkisi – Doç. Dr. Turan Erman Erkan, Atılım Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Başkanı
  • 15:00-15:30 Çay-Kahve arası
  • 15:30-16:30 Knovel’daki yeni gelişmeler ve öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından daha etkin kullanılması için ipuçları – Hesham Nassar (Regional Manager, Engineering Solutions, Egypt, Turkey, Middle East and Central Asia)

https://app.knovel.com/web/

http://library.atilim.edu.tr/iletisim

Posted by: bluesyemre | September 28, 2016

800 yıllık #zeytin ağacı meyve verdi

800-yillik-agac-meyve-verdi-7707712

Mersin merkez Toroslar Belediyesi’nce 20 ay önce bir hızarcıdan odun olarak kesilmek üzereyken alınan ve yeniden toprakla buluşturulan 800 yıllık olduğu tahmin edilen zeytin ağacı meyve verdi.

Odun yapılmak için Adana’dan getirilen zeytin ağacının köklü olduğunu gören belediye görevlileri, 4 ton ağırlığında 800 yıllık zeytin ağacını alarak 20 ay önce 2 yaşında bir zeytin ağacıyla aşılayarak parka dikti. Ağaç, yoğun şekilde bakım uygulayıp kök salma ilaçları ve özel sulama çalışmalarının ardından ilk meyvesini verdi. Mersin tarihinden daha eski olan ağacın yeniden hayat bulup zeytin vermesinin önemli olduğunu belirten Belediye Başkanı MHP’li Hamit Tuna, ilk hasadı kendi elleriyle yaptı.

Yeni kesilmiş, öz suyunu kaybetmemiş zeytin kökünü tekrar toprakla buluşturduklarını kaydeden Başkan Tuna, “Anadolu coğrafyasının Türk yurdu olduğu günlere denk gelen bir tarihi geçmişe sahip olan zeytin ağacı, kendi kökünden çıkan dalda zeytin verdi. 2 yaşında bir zeytin fidanı dikmiştik o da gövdeye bağlandı. 800 yıllık manevi hatırası olan, belki padişahların bile zeytin yediği, atalarımızın zeytin yediği bu ağaçtan şu an insanlar zeytin yeme şansı bulacak. Zeytin aynı zamanda barışın simgesi. Ülke olarak birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, milletin birlik olması yönünde çekici de bir ağaç oldu” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/cevre/606648/800_yillik_agac_meyve_verdi_.html

Posted by: bluesyemre | September 28, 2016

The 21st Century’s 100 greatest #films by #BBC

_90893384_alamycredit

Mulholland Drive (David Lynch, 2001)

The 21st Century’s 100 greatest #films by #BBC

100. Toni Erdmann (Maren Ade, 2016)
100. Requiem for a Dream (Darren Aronofsky, 2000)
100. Carlos (Olivier Assayas, 2010)
99. The Gleaners and I (Agnès Varda, 2000)
98. Ten (Abbas Kiarostami, 2002)
97. White Material (Claire Denis, 2009)
96. Finding Nemo (Andrew Stanton, 2003)
95. Moonrise Kingdom (Wes Anderson, 2012)
94. Let the Right One In (Tomas Alfredson, 2008)
93. Ratatouille (Brad Bird, 2007)
92. The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (Andrew Dominik, 2007)
91. The Secret in Their Eyes (Juan José Campanella, 2009)
90. The Pianist (Roman Polanski, 2002)
89. The Headless Woman (Lucrecia Martel, 2008)
88. Spotlight (Tom McCarthy, 2015)
87. Amélie (Jean-Pierre Jeunet, 2001)
86. Far From Heaven (Todd Haynes, 2002)
85. A Prophet (Jacques Audiard, 2009)
84. Her (Spike Jonze, 2013)
83. A.I. Artificial Intelligence (Steven Spielberg, 2001)
82. A Serious Man (Joel and Ethan Coen, 2009)
81. Shame (Steve McQueen, 2011)
80. The Return (Andrey Zvyagintsev, 2003)
79. Almost Famous (Cameron Crowe, 2000)
78. The Wolf of Wall Street (Martin Scorsese, 2013)
77. The Diving Bell and the Butterfly (Julian Schnabel, 2007)
76. Dogville (Lars von Trier, 2003)
75. Inherent Vice (Paul Thomas Anderson, 2014)
74. Spring Breakers (Harmony Korine, 2012)
73. Before Sunset (Richard Linklater, 2004)
72. Only Lovers Left Alive (Jim Jarmusch, 2013)
71. Tabu (Miguel Gomes, 2012)
70. Stories We Tell (Sarah Polley, 2012)
69. Carol (Todd Haynes, 2015)
68. The Royal Tenenbaums (Wes Anderson, 2001)
67. The Hurt Locker (Kathryn Bigelow, 2008)
66. Spring, Summer, Fall, Winter…and Spring (Kim Ki-duk, 2003)
65. Fish Tank (Andrea Arnold, 2009)
64. The Great Beauty (Paolo Sorrentino, 2013)
63. The Turin Horse (Béla Tarr and Ágnes Hranitzky, 2011)
62. Inglourious Basterds (Quentin Tarantino, 2009)
61. Under the Skin (Jonathan Glazer, 2013)
60. Syndromes and a Century (Apichatpong Weerasethakul, 2006)
59. A History of Violence (David Cronenberg, 2005)
58. Moolaadé (Ousmane Sembène, 2004)
57. Zero Dark Thirty (Kathryn Bigelow, 2012)
56. Werckmeister Harmonies (Béla Tarr, director; Ágnes Hranitzky, co-director, 2000)
55. Ida (Paweł Pawlikowski, 2013)
54. Once Upon a Time in Anatolia (Nuri Bilge Ceylan, 2011)
53. Moulin Rouge! (Baz Luhrmann, 2001)
52. Tropical Malady (Apichatpong Weerasethakul, 2004)
51. Inception (Christopher Nolan, 2010)
50. The Assassin (Hou Hsiao-hsien, 2015)
49. Goodbye to Language (Jean-Luc Godard, 2014)
48. Brooklyn (John Crowley, 2015)
47. Leviathan (Andrey Zvyagintsev, 2014)
46. Certified Copy (Abbas Kiarostami, 2010)
45. Blue Is the Warmest Color (Abdellatif Kechiche, 2013)
44. 12 Years a Slave (Steve McQueen, 2013)
43. Melancholia (Lars von Trier, 2011)
42. Amour (Michael Haneke, 2012)
41. Inside Out (Pete Docter, 2015)
40. Brokeback Mountain (Ang Lee, 2005)
39. The New World (Terrence Malick, 2005)
38. City of God (Fernando Meirelles and Kátia Lund, 2002)
37. Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives (Apichatpong Weerasethakul, 2010)
36. Timbuktu (Abderrahmane Sissako, 2014)
35. Crouching Tiger, Hidden Dragon (Ang Lee, 2000)
34. Son of Saul (László Nemes, 2015)
33. The Dark Knight (Christopher Nolan, 2008)
32. The Lives of Others (Florian Henckel von Donnersmarck, 2006)
31. Margaret (Kenneth Lonergan, 2011)
30. Oldboy (Park Chan-wook, 2003)
29. WALL-E (Andrew Stanton, 2008)
28. Talk to Her (Pedro Almodóvar, 2002)
27. The Social Network (David Fincher, 2010)
26. 25th Hour (Spike Lee, 2002)
25. Memento (Christopher Nolan, 2000)
24. The Master (Paul Thomas Anderson, 2012)
23. Caché (Michael Haneke, 2005)
22. Lost in Translation (Sofia Coppola, 2003)
21. The Grand Budapest Hotel (Wes Anderson, 2014)
20. Synecdoche, New York (Charlie Kaufman, 2008)
19. Mad Max: Fury Road (George Miller, 2015)
18. The White Ribbon (Michael Haneke, 2009)
17. Pan’s Labyrinth (Guillermo Del Toro, 2006)
16. Holy Motors (Leos Carax, 2012)
15. 4 Months, 3 Weeks and 2 Days (Cristian Mungiu, 2007)
14. The Act of Killing (Joshua Oppenheimer, 2012)
13. Children of Men (Alfonso Cuarón, 2006)
12. Zodiac (David Fincher, 2007)
11. Inside Llewyn Davis (Joel and Ethan Coen, 2013)
10. No Country for Old Men (Joel and Ethan Coen, 2007)
9. A Separation (Asghar Farhadi, 2011)
8. Yi Yi: A One and a Two (Edward Yang, 2000)
7. The Tree of Life (Terrence Malick, 2011)
6. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Michel Gondry, 2004)
5. Boyhood (Richard Linklater, 2014)
4. Spirited Away (Hayao Miyazaki, 2001)
3. There Will Be Blood (Paul Thomas Anderson, 2007)
2. In the Mood for Love (Wong Kar-wai, 2000)
1. Mulholland Drive (David Lynch, 2001)

The best that cinema has had to offer since 2000 as picked by 177 film critics from around the world. For our poll to determine the 100 greatest American films, we surveyed 62 film critics from around the world. This time, we received responses from 177 – from every continent except Antarctica. Some are newspaper or magazine reviewers, others write primarily for websites; academics and cinema curators are well-represented too. For the purposes of this poll we have decided that a list of the greatest films of the 21st Century should include the year 2000, even though we recognise that there was no ‘Year Zero’ and that 2001 is mathematically the start of the century. Not only did we all celebrate the turn of the millennium on 31 December 1999, but the year 2000 was a landmark in global cinema, and, in particular, saw the emergence of new classics from Asia like nothing we had ever seen before.

We believe that the new classics on this list are destined to become old classics. Whether or not that happens is ultimately up to you, the moviegoers. But one thing is certain: cinema isn’t dying, it’s evolving.

http://www.bbc.com/culture/story/20160819-the-21st-centurys-100-greatest-films

http://www.bbc.com/turkce/vert-cul-37222603

 

the-battle-of-algiers-gillo-pontecorvo-ve-creation-of-adam-michelangelo

Filipinli grafik sanatçısı Eisen Bernardo tarafından gerçekleştirilen, ünlü Rönesans dönemi tabloları ve günümüz film afişlerini birleştiren zevkli bir çalışma.

http://filmhafizasi.com/unlu-tablolar-ve-film-afisleri-birlesirse/

https://www.behance.net/eisenbernard

Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek, sevdiği filmlerden bir listeyi açıkladı. Videolu bir anlatımla seçtiği filmleri açıklayan Žižek, onlarla ilgili kısa yorumlarda bulunuyor. Ardından film eleştirisi üzerine düşüncelerini dile getiriyor.

Filmler listesinde ilk seçiminin Trouble in Paradise (1932) olduğunu belirten Žižek, filmin bir başyapıt ve kapitalizmin çok iyi bir eleştirisi olduğunu söylüyor.

İkinci tercihinin Sweet Smell of Success (1957) olduğunu aktaran Žižek, filmin Amerikan basınının yozlaşmasının iyi bir betimlemesi olduğunu kaydetti.

Seçtiği üçüncü film Picnic at Hanging Rock’u (1975) gösteren Žižek, bunu seçme sebebini ise sadece erken dönem Peter Weir filmlerini beğenmesi şeklinde açıklıyor.

Žižek, Murmur of the Heart’ı (1971) ise ensest konusunu işleyen bir Fransız filmi olarak nitelendiriyor. Sıradaki filmi The Joke (1969) olarak gösteren Žižek, bunun Milan Kundera’nın aynı zamanda ilk ve tek iyi romanı olduğunu belirterek, ondan sonra düşüş yaşadığı şeklinde yazarı eleştiriyor.

The Ice Storm (1997) filmini ise şahsi sebeplerde seçtiğini söyleyen Slavoj Žižek, “James Schamus filmin senaryosunu yazarken benim bir kitabımı okuduğunu ve teorik kitabın onun için ilham verici olduğunu bana söylemişti. Bundan dolayı bu filmle şahsi bir bağım bulunuyor.” diye konuştu.

Great Expectations (1946) filmini de Charles Dickens’i çok sevdiği için seçen Žižek, bundan dolayı bütün klasik Charles Dickens filmlerini de sevdiğini söyledi.

Bir sonraki önerisini Roberto Rossellini’nin tarih filmleri koleksiyonu olarak açıklayan Žižek, bu tür uzun, sıkıcı televizyon filmlerini sevdiğini kaydetti.

Charles Chaplin’in yapımcılığını, yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği 1931 yapımı sessiz film City Lights (1931) ile ilgili söylenecek bir şey olmadığını belirten Slavoj Žižek, tüm zamanların en iyi filmi yorumunu dile getirdi.

Carl Theodor Dreyer filmleri koleksiyonunu seçen Žižek, bu seçimini de Danimarka’ya sevgisinden (Dreyer Danimarkalıdır) olduğunu ifade etti. Danimarka’nın 1920-30’larda sinematik süper güç olduğunu hatırlatarak, sonradan gerilediğini bildirdi. Ayrıca Dreyer filmlerini sevdiğini kaydetti.

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón’un Y Tu Mamá También (2002) filmini sevdiğini de söyleyen Slavoj Žižek, son filmi de Antichrist (2009) olarak açıkladı.

Film izlemeyi çok sevdiğini söyleyen Žižek, bazen hile yaptığını ve eğer film sıkıcıysa ileri sardığını da itiraf ediyor. Film kötü bile olsa iyi bir yorum yazma imkanı sunduğunu ifade eden Sloven filozof ve kültür eleştirmeni, bundan dolayı de eleştiriyi sevdiğini kaydetti. Bu sebepten filmden çok bu ek yorumları sevdiğini vurguladı.

Žižek şöyle devam ediyor: “Örneğin Werner Herzog’un Fitzcarraldo. Bence bu gösterişli taklit, benzer film Aguirre, the Wrath of God çok daha iyi. Ancak ismi galiba Burden of Dreams (1982) olan Fitzcarraldo’nun yapımı ile ilgili belgesel, bence bu filmden çok daha iyi. Bundan dolayı ben eleştiriyi severim. Filmi unutun. Ben yozlaşmış bir teorisyenim. Filmi sallayın, ben filmin çevresindeki şeyleri öğrenmeyi severim. Nasıl yapıldığını.”

Kendisine açıkça hangi eleştiri koleksiyonu önerildiğini sorulursa “Eisenstein: The Sound Years” cevabını vereceğini söyleyen Žižek, “Çünkü orada bütün bu görsel problemler, Ivan the Terrible’in yapımını öğrenirsiniz. Ayrıca kaybolan baş yapıt Bezhin Meadow’un (Rusça Bejin Lug ismini de söylüyor, Bejin Çayırı) parça parça, resim resim, filmi keser gibi yeniden yaparsınız. Bence Bejin Lug, Eisenstein’ın sinema tarihinin mega üç trajedisindendir. Bejin Lug, bundan dolayı ki, Ivan the Terrible’in üçüncü kısmını çekmesine izin vermemişlerdi. Ve tabii ki Orson Welles’in The Magnificent Ambersons’su (1942). Eğer bitseydi tabii bana göre Citizen Kane’den (1941) daha iyi olacaktı.” şeklinde konuştu.

Bundan dolayı eleştiriyi sevdiğini vurgulayan Žižek, çünkü tamamen teorik olarak yozlaşmadığını belirtti. Filmle ilgili yapılan şeylerin, yorumların çoğu zaman filmden daha iyi olduğunu söyledi.

http://www.edebiyathaber.net/filozof-ve-kultur-elestirmeni-slavoj-zizekten-film-onerileri-dr-javanshir-gadimov/

Posted by: bluesyemre | September 27, 2016

Our #Oceans will have more #Plastic than #Fish by 2050

37538e75-73af-4cf7-b366-59900e0233b2

The world’s oceans will contain more plastic than fish by the year 2050, a new study suggests.

As of 2014, the ratio of plastic to fish by weight was roughly one to five. But the World Economic Forum and Ellen MacArthur Foundation report warned that by the year 2050 all the plastic in the ocean could outweigh all of its fish. The production of plastic is expected to double in the next 20 years and almost quadruple over the next 50. A quarter of the world’s plastic is used for packaging and only 14 percent of plastic packaging is recycled, a third of which “escapes collection systems.”

http://diply.com/sciencep/article/more-plastic-fish-2050

http://money.cnn.com/2016/01/19/news/economy/davos-plastic-ocean-fish/

Posted by: bluesyemre | September 27, 2016

Why #Publishers must go mobile

apps-1-jpg_resized_460_

In its annual summary of ISBNs registered for self-published works, Bowker reported that nearly 730,000 were issued in 2015, up from 153,000 in 2010. The numbers cover ISBNs issued for both print and digital formats.

The ISBN is a useful way to monitor sales across the supply chain, but works published on a single platform can forgo the identifier and rely on platforms such as Amazon to report performance. Because the creators of many self-published works do not apply for ISBNs, the number of new works published each year is believed to be greater than Bowker is able to report.

When the number of self-published works was lower, this gap in the data was something the publishing community could live with. As the number of self-published titles has grown, however, there’s a sense that the share of sales for these works is also growing.

The debate about the true size of the self-published market continues. Traditional publishers and advocates for independent works have each tried to position the market as more or less tilting their way. To date, we’ve not seen much of a discussion about why knowing the size of the book market matters.

Here’s one reason it matters: mobile content discovery and consumption.

http://www.publishersweekly.com/pw/by-topic/digital/retailing/article/71561-why-publishers-must-go-mobile.html

Posted by: bluesyemre | September 27, 2016

The Indie #E-Books evolution by Alex Daniel

149b8adde69cf73ca4268124f9a7a5d3-w4001x-2

A look at how new services and a growing market are making it an even better time for self-published authors to go digital. Indie authors are finding that now is a good time to dive into e-books. As readers continue to embrace the format, e-book platforms expand their offerings, and indie authors get savvier with the technology, authors and publishers are seeing more opportunities—but also a fair number of challenges—in the self-published e-book market.

At the beginning of September, Pew Research Center reported that 28% of U.S. adults had read an e-book in the past year—a five-point increase from four years ago. Additionally, earlier this year Technavio predicted that the e-book market in the U.S. would grow by almost 14% between now and 2020—surpassing $13 billion.

http://booklife.com/publish/e-books/09/26/2017/the-indie-e-books-evolution.html?

kansas-city-library-garage-1

Kansas City Public Library parking garage facade by Kashif Pathan (CC BY-SA 2.0)

Library of Things” program in Sacramento, California has started to loan out all kinds of stuff that people may want to use, once in a while, but not own. An initiative of the Sacramento Public Library, the program aims to broaden the scope of libraries in useful ways. Their collection includes a laminating machine, music instruments, digital cameras, sewing machines and other appliances and technologies. Some items are loaned out while others can be used on site, like a book-printing machine and a 3D-printing lab.

“It’s rare that a government agency with a very clear mandate – books – gets the chance to experiment with something like this,” – Lori Easterwood of the Sacramento Public Library

http://99percentinvisible.org/article/libraries-things-real-sharing-economy-digital-age/

Posted by: bluesyemre | September 27, 2016

Tanrının burçlara verdiği görevler #astroloji

burclar-tarih

Tanrı, bir sabah oniki cçocuğun önünde durdu ve her birine yaşamın
tohumlarını ekti. Çocuklar kendilerine verilen armağanı almak için birer
birer öne çıktılar.

https://anetteinselberg.com/2015/09/24/tanrinin-burclara-verdigi-gorevler/

zeoli-op-image

In this week’s opinion piece, Michael Zeoli (of YBP Library Services) takes a close look at how collection development practices have evolved in academic libraries in recent years, especially since the advent of the ebook and proliferation of digital content. Regardless of how familiar book professionals are with complex purchasing models in academic settings, it is important that we understand how we ‘got here’ before we can understand how best to move forward. We also must acknowledge that we all willingly participated in the creation of complex business models for buying and managing content. We must now all participate in simplifying them. The reality is, as Michael explains, that the academic library book world is shrinking, even as more content is created and new technologies are implemented. This raises serious questions about the future of the academic library and the roles we all play in shaping it. Perhaps the most important sentence in the piece is: “All parts of our ecosystem have an active role to play; none should act out of fear and remain passive.” Full article below. —Ed.

Academic library staff has been shrinking for 2 decades, while the quantity of scholarly content has grown exponentially.  In the 1960s Richard Abel & Company began the Approval Plan service as a systematic approach to help libraries manage the volume of new books published.  Libraries rely on vendor services (i.e., companies catering to libraries) to discover and acquire much of scholarly content.  Since the 90s, libraries have also depended on vendors to provide shelf-ready services for print books, customized cataloging, to manage financial transactions electronically, and to maintain online interfaces to support collection development and acquisitions processes.  Ebooks brought another layer of labor and complexity to library workflows.

http://www.noshelfrequired.com/academic-libraries-are-shrinking-while-content-is-growing-how-did-we-get-here/

Posted by: bluesyemre | September 27, 2016

What would #LosAngeles be like without #immigrants?

play-button-300x300

Old habits are hard to break. Just ask the Big 5 trade book publishers who just can’t seem to walk away from a business dependence on print books. Sales reports and reader surveys agree that readers continue to enjoy print book over e-books. The reasons for that preference, though, aren’t as obvious as some accounts may make out.

http://beyondthebookcast.com/why-readers-stick-to-print/

la-pelosa-beach-copy

https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/2017/world-ranking#!/page/0/length/-1/sort_by/rank_label/sort_order/asc/cols/rank_only

http://www.atilim.edu.tr/

http://www.atilim.edu.tr/?lang=en

Posted by: bluesyemre | September 26, 2016

Lüks sitede oturmaya başlayınca prensese dönüşen kadın

a39x4mpn8agrr22t-636102358550833594

Sözlük yazarı ”isolde”, evlendikten sonra hal ve hareketleri komple değişen kadınlarla ilgili acımasız tespitlerde bulunmuş. “hımmm ne yani, bakıcı bizimle mi yemek yiyecek?” şahkezban burjuvagil / beylikdüzü’nde bir toplu konut (120 metrekare)/ 2013, merhaba dostlarım, öncelikle bana bu yazı için ilham veren akasya sitesi sakinlerine  ve cennet mahallesi e-5 manzaralı kıçkıça bir toplu konut projesinin boş kafalı karı ve kalantor herif paratoneri “ben ceren sultan, evimin altında müstesna bir avm var, karşı balkon komşusunun kocasında da gözüm” temalı reklamını yazan ekibe teşekkür etmek istiyorum: merci

https://seyler.eksisozluk.com/luks-sitede-oturmaya-baslayinca-prensese-donusen-kadin

gxgkv8l2xzyfl1zv-636101521029302594

Her daim kafasında bir şeyler olan, bir türlü rahat bir kafaya erişemeyen insanların ortak yönlerini Sözlük yazarları paylaşıyor.

1) her zaman, her yerde kafasının içinde konu ve konumla alakasız bir sürü şey vardır;
en yakın arkadaşın nasıl aldatıldığını göz yaşları içinde anlatırken, sen bir yandan onu dinliyor gibi yapıp bir yandan arkadaki masanın ceviz ağacından mı olduğunu, kahve içmeyi, saatin kaç olduğunu ve aynı anda bir sürü şeyi daha aklından geçirirsin.

2)pratiktirler; hemen her konuda baştan savma bir çözümleri vardır. bira kapağını kilit karşılığı ile açmak gibi harika yöntemlerle hızlı ve bir o kadar da kirli sonuçlar elde ederler.

3)çok yönlüdürler; fotoğrafçı olmaya karar verip bunun için yanıp tutuşurken, bir anda aslında kısa film çekmenin de ne harika bir fikir olduğunu düşünüp bununla alakalı derin araştırmalara girebilirler. odaklanma sorunları hayatları boyunca yakalarını bırakmaz. çevrelerindeki herkes potansiyellerinin farkındadır fakat maymun iştahları yüzünden hemen her şey proje evresinde kalır.

4)bir dönem gece kuşu, bi dönemse yalnız kurt pozlarına girerler; çevrelerindeki kimse buna bir anlam veremez. gecelerin aranan isminden kıvrak bir hamleyle ev kuşuna evriliverirler.

5)geçmişlerindeki herhangi saçma ve küçük bir hata ansızın akıllarına gelebilir;
obsesiftirler, gece uyumakta güçlük çekerler ve yaratıcı olmalarına rağmen odaklanma problemi yaşadıklarından bunu üretime dökemezler.

6)genelde mükemmelliyetçidirler.
bir olayı on çeşit yerden yorumlayabilirler. on çeşit yerden çıkan olaylar hakkında on çeşit senaryo üretip o on çeşit senaryoya karşı on çeşit çözüm oluştururlar. böylelikle her şeye hazırlıklı olurlar, hiçbir şey onlar için şans değildir.

7)konuşamaz mesela. kullanmak istediği ifadeler o kadar fazla ve o kadar hızlı olarak aklından çıkıp somutlanma, vücut kazanma eğilimindedirler ki..neticesinde kelimeler anlamsız cümle öbekçikleri oluşturur.karşıdaki insan ”ne diyo lan bu, kafası iyi galiba” derken siz aslında tam yeri ve zamanında kullanacağınız ifadelerin hızını kontrol edemezsiniz.

8)yalnız kalmayı severler. bu asosyallik kisvesi altında vuku bulmaz ya da bir kaçıştan tamamen bahsedemeyiz de.bence bu çok daha güzel bi nedenden kaynaklı, çok daha kolaylaştırıcı yaşamı yani asosyal falan da değildir kişi.tercih eder yalnızlığı, diyelim.
mesela, karşınızda oturan insanlar ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, kafasın çalışan kişiler su gibi, ekmek gibi bilgi ile beslenirler belli aralıklarla.aksi takdirde, beyin körelir, hayatın akışında her şeyi olduğu gibi kabul eden kaderci insanlara bürünür bünye.ama aslolan, her düzenin içinde ”küçük şakacıkları, düzensizleri, gözden kaçmaları” bulabilmektir.yani fazla düşünmenin ta kendisidir!ama bunun için bu cümlenin iki öncesine gitmek gerekir.

9)gözlem yapar. oturur, freud gibi olayları ele alır demiyorum ama duru bi an.anların nicelliği kişiden kişiye, durumdan duruma göre değişir.ama izler.havayı koklar, takip eder, sorar -cevap önemli değildir burada-, analiz yapar ama temeli gözlemdir.

10)konuşmayı sevmez.ya da gereksiz konuşmayı. muhabbeti sevmediğinden değil, karşısındaki kişiyi gözlemlediği ve kafasında oluşan soruyu kabaca cevapladığı için cevabı kendi bulmuştur.zaman kaybı gelir.

11)sakindirler, genelde.kafalarında o kadar çok olasılık ve yorumlama geçmiştir ki, neredeyse her olayın iyi, kötü, en iyi, en kötü ve daha kötü, çok daha kötü…gibi sürüp giden olasılıklarını kafalarından geçirmişlerdir.kısacası hayata karşı ”çok da şey yapmamak gerek” der ve geçerler.

12)soz vermek konusu en bunaldiklari konulardan biridir. plansiz hareket etmek isterler cunku her an her sey degisebilir kafalarinda.

13)odaklanma sorunudur. her ne kadar günlük aktivitelerini yerine getirmeye çalışsalar da beyin kafasına göre hareket ettiği için yaptıkları şeye genellikle odaklanamazlar. genelde kafaları karışıktır. çağrışımlarla daha çok karışabilir; bir ses, bir koku, bir mekan vs. konuşmaları dağınıktır bu nedenle yer yer anlaşılmama problemi çektikleri görülür.

14)düşündükleri her şeyin nedenini sonucunu anlamaya çalışırlar. temellendirme, somutlama ve çözümleme ihtiyacı duyarlar. yine bu durum da fazla düşünmelerine ve ayrıntılarda boğulmalarına sebep olur.

15)uykusuzluktan bayılana kadar yatağa girmek istemezler çünkü yatak onların korkulu rüyalarıdır, gün içinde düşündüklerinin 10 katı (ölçmedim tabii sallama) fazla düşünürler.gece uyuyamama ya da uyumak için çaba göstermeme eğilimleri bundan kaynaklanır. düşüncelerindeki düzensizlik ise ruh durumlarına yansır. bir anda inanılmaz üzgünken, akla gelen başka bir şey aniden keyiflerini yerine getirebilir. böyle anlarda da ben ruh hastası mıyım acaba diye düşünmeye başlarlar.

kısacası kafalarının içi sorularla dolu bir çöplük gibidir.

https://seyler.eksisozluk.com/yalnizca-fazla-dusunme-sorunu-yasayan-insanlarin-anlayabilecegi-seyler

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: