volcano-villarrica

Flying a wingsuit over an active volcano has long been a dream for Roberta Mancino. After years of training, she embarked on a mission to Chile’s Villarrica stratovolcano to fly through the sulfur-infused smoke that pours from its crater. Villarrica proved to be the place where this dream came true. Watch as Roberta jumps from a helicopter at 15,000ft and flies her wingsuit through the volcanic smoke and turbulence above one of South America’s highest active volcanoes. Filmer: Sebastian Alvarez

At 2:30 am on my last day of this Chile trip my older brother and I started the climb towards the summit the 10,000 foot tall iconic cylindrical volcano outside of Pucon. With a bit of luck, conditions lined up just enough to launch off the East side of the crater and actually soar the rim of one of the World’s most active volcanos. This was truly a flight of a life time and one of those moments when you don’t know if you’re awake or stuck in a dream.

https://www.wikiwand.com/en/Villarrica_(volcano)

https://www.wikiwand.com/tr/Villarrica_Yanarda%C4%9F%C4%B1

Posted by: bluesyemre | October 18, 2019

İstanbul Düşünce Akademisi #İDA Raporları

5kdIi_Xo

İstanbul Ticaret Odası tarafından iş dünyasının bilginin üretilmesi ve üretilen bilginin uygulanabilir ticari faaliyetlere dönüştürülebilmesi yönündeki ihtiyacını karşılamak amacıyla İstanbul Ticaret Üniversitesi ile birlikte İstanbul Kalkınma Ajansının desteğini alarak kendi alanında Türkiye ve dünya çapında iddialı bir oluşum olan İTO Bilgiyi Ticarileştirme ve Araştırma Vakfı altında İstanbul Düşünce Akademisi faaliyete geçirmiş bulunmaktadır. Temel olarak Bilgiyi Ticarileştirme Vakfı altında Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM) ile birlikte İstanbul Düşünce Akademisi (İDA) adlı çift taraflı bir yapılanma söz konusu olup;

BTM yenilikçi fikirler için bir çekim merkezi olma, fikirlerini tek başlarına hayata geçiremeyecek genç-yaşlı tüm girişimci adayları ile “melek yatırımcıları” buluşturma, fikirlerin ticari kazanca evrilmesi yolunda en çok ihtiyaç duydukları anda kuluçka merkezi olma amacını taşımaktadır.

DpnAvbxXoAARy7t

İstanbul Düşünce Akademisi ise ekonomik, sosyal ve siyasal araştırmalardan, düzenli yayınlara, sektörel sorun ve trendlerin küresel ulusal ve yerel boyutta izlenmesine, yenilikçi politikaların geliştirilmesine, rekabetçiliğin arttırılmasına, pazar dönüşümü ve çeşitlendirmeye yönelik olarak iş dünyasının ihtiyaç duyduğu çalışmaları gerçekleştirmek amacıyla faaliyete başlamıştır.

https://www.istda.org/nitelikli-raporlar

EHGeSEBUEAAeDML

Amerikan uydu ve uzay aracı operatörü Astro Digital şirketinin Palisade uydusu, Rocket Lab‘ın ürettiği Electron mekiği ile Dünya yüzeyinden bin kilometre fazla yükseklikteki Orta Alçak Yörünge‘ye gönderildi.

Yeni Zelanda’nın kuzeydoğu sahilindeki Mahia Yarımadası’nda bulanan şirkete ait platformdan yapılan fırlatış, şirketin bugüne dek yaptığı en yüksek irtifalı uydu fırlatışı oldu.

Rocket Lab’ın geliştirdiği Electron roketi, Amerikalı girişimci Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX gibi özel mekik ve uzay aracı üreticilerinin yaptığı roketlerin gibi ağırlığı birkaç tona ulaşan yükler yerine 150 kilograma kadar daha hafif yükleri taşıyabiliyor.

Karbon fiber malzemeyle inşa edilen ve elektrikli bir motora sahip olan roket, gövdesini hafif kılan bu özellikleri sayesinde daha düşük maliyetlerle uzaya fırlatılabiliyor.

Şirketin kendi işlettiği platformdan yapılan bir fırlatışın maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar. Kıyaslama yapmak gerekirse NASA’nın Mars’a insanlı uzay araçları yollamak üzere inşa ettiği SLS mekiğinin uçuş başına maliyetinin 500 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor.

Şirketin Yeni Zelanda’da fırlatma üssü, özel bir şirkete ait ilk platform olmuştu.

Lift-off of the ‘As The Crow Flies’ mission occurred at 01:22 UTC on October 17 2019 from Rocket Lab Launch Complex 1 on New Zealand’s Mahia Peninsula.

Rocket Lab’s Electron launch vehicle launched the “As The Crow Flies” mission from Launch Complex 1 on Mahia Peninsula, New Zealand, on 17 October 2019, at 01:22 UTC (14: 22 NZDT). The “As The Crow Flies” mission launched a single microsat for satellite manufacturer and operator Astro Digital.

https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/rocket-lab-en-yuksek-irtifali-uydu-firlatisini-yapti/1617327

Posted by: bluesyemre | October 17, 2019

Bilgi Bilimi

bilgi bilimi

Kütüphane bilimi kapsamına giren haber, iş ilanları ve yazılarımızı paylaştığımız ve bunun yanı sıra BBY bölümünü okuyan öğrencilerin mesleki anlamda donanımlarını geliştirmek ve kütüphane bilimine merak duyanlara yönelik 3 ay önce oluşturduğumuz  https://bilgibilimi.net sitemizi görüşlerinize sunarız. Öneri ve eleştirilerinizi bekliyoruz.
Site Kurucusu ve Yöneticisi: Enes Sivri

Posted by: bluesyemre | October 17, 2019

Brand Advocacy Report by GlobalWebIndex (GWI)

brand advocacy

When reading this report, please note that we use a mixture of global data, and data specific to the U.S. and UK. We typically use global data to analyze the brand advocacy landscape across demographics, regions and countries, and use data specific to the U.S. and UK to understand advocacy in regards to specific industries. GlobalWebIndex’s research and methodology, including information on our country coverage, internet penetration rates, our sample structures, and much more. Throughout this report we refer to indexes. Indexes are used to compare any given group against the average (1.00), which unless otherwise stated refers to the global average. For example, an index of “1.20” means that a given group is 20% above the global average, and an index of “0.80” means that an audience is 20% below the global average.

Brand Advocacy Report

arastirma_ve_aday_arastirma_universiteleri

* Aday Araştırma Üniversitesi

ARAŞTIRMA VE ADAY ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİNİN İKİ YILLIK PERFORMANSLARI AÇIKLANDI

16 Ekim 2019 / Ankara

YÖK tarafından yükseköğretime çeşitliliği getiren “Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma Projesi” kapsamında belirlenen “Araştırma ve Aday Araştırma Üniversiteleri” 26 Eylül 2017 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilmiştir.

Bu proje kapsamında yer alan üniversitelerimizin performansları Yükseköğretim Kurulu bünyesinde oluşturulan İzleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından belirlenen kriterler çerçevesinde yıllık olarak takip edilmektedir.

Bu kapsamda YÖK’te “Araştırma ve Aday Araştırma Üniversiteleri 2017 ve 2018 Yılları Performans İzleme ve Değerlendirme Sonuçları”nın açıklandığı bir toplantı gerçekleştirildi.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M.A. Yekta Saraç’ın başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya, YÖK Üyeleri ile Araştırma / Aday Araştırma Üniversitelerinin Rektörleri ve ilgili Rektör Yardımcıları katıldı.

Toplantının açılışında konuşan YÖK Başkanı Saraç, “Yeni YÖK” olarak ana projelerimizden birinin Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma Projesi olduğunu belirterek araştırma üniversiteleri ve bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler olmak üzere iki koldan yürüttüklerinin altını çizdi.

Yükseköğretim kurumlarının daha şeffaf, hesap verebilir ve her düzeyde daha fazla sorumluluk almaları gerektiğini dile getiren Başkan Saraç, bu bağlamdan olmak üzere proje kapsamında yer alan üniversitelerimizin performanslarının Yükseköğretim Kurulu bünyesinde oluşturulan İzleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından belirlenen kriterler çerçevesinde yıllık olarak takip edildiğini ifade etti.

On Birinci Kalkınma Planında Araştırma Üniversiteleriyle ilgili 4 politika tedbirinin yer aldığını söyleyen YÖK Başkanı Saraç, Araştırma üniversitelerinin yetkinlikleri göz önünde bulundurularak öncelikli sektörlerle eşleştirilmeleri sağlanmasının hedeflendiğini belirtti.

Üniversitelerin, yüksek katma değerli üretimi destekleyecek nitelikte Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri gerçekleştirebilmeleri için mevzuat hazırladıklarına dikkat çeken Başkan Saraç, Araştırma Üniversitelerinde doktora sonrası sözleşmeli araştırmacı istihdamının artırılarak araştırmacı kadrosu tahsis edileceğini aktardı.

Kalkınma Planı’nda dünya akademik başarı sıralamalarında 2023 yılı itibarıyla en az iki üniversitemizin ilk 100’e ve en az beş üniversitemizin de ilk 500’e girmesine ilişkin hususun yer aldığını sözlerine ekleyen YÖK Başkanı “Araştırma üniversiteleri öncelikli olmak üzere bu hedefe ulaşma potansiyeli yüksek üniversitelerimiz belirlenecek ve tespit edilecek bu üniversitelerimize 5 yıl süreyle özel destek programı uygulanacaktır.” diye konuştu.

YÖK Başkanı Saraç’ın toplantıda yaptığı konuşmanın metni için tıklayınız.

Başkan Saraç’ın ardından YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Naci Gündoğan “Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerinin 2017 ve 2018 Yılları Performans İzleme ve Değerlendirme Sonuçları”nı içeren sunumu gerçekleştirdi.

3 ana başlık altındaki 33 göstergeye göre performans değerlendirmesi yapıldı

Bu yıl içerisinde ilgili üniversitelerimizden talep edilen 2017 ve 2018 yılı verilerini içeren raporlar üzerinde yapılan doğrulamalar ve kıyaslamalı analizler sonucunda 11 Araştırma ve 5 Aday Araştırma Üniversitesinin performans değerlendirmesi yapılmıştır.

Araştırma Üniversiteleri Performans İzleme Endeksi ile Araştırma ve Aday Araştırma Üniversiteleri “Araştırma Kapasitesi”,“Araştırma Kalitesi” ve“Etkileşim ve İşbirliği” olmak üzere 3 başlık altında toplam 33 göstergeye göre sıralanmıştır.

Birinci başlık, “Araştırma Kapasitesi” başlığı değerlendirilirken; üniversitede bulunan bilimsel yayın sayısı, atıf sayısı, ulusal proje sayısı, ulusal projelerden elde edilen fon tutarı, uluslararası proje fon tutarı, ulusal ve uluslararası patent başvuru sayısı, ulusal patent belge sayısı, uluslararası patent belge sayısı, faydalı model/endüstriyel tasarım belge sayısı, doktora mezun sayısı ve doktora öğrenci sayısına bakılmıştır.

İkinci başlık olan “Araştırma Kalitesi” boyutunda; Incites dergi etki değerinde %50’lik dilime giren bilimsel yayın oranı, Incites dergi etki değerinde %10’luk dilime giren bilimsel yayın oranı, ulusal bilim ödülü sayısı, öğretim üyesi firma sayısı, öğrenci/mezun firma sayısı, YÖK 100/2000 Doktora Burs Programı öğrenci sayısı, TÜBİTAK 2244 Sanayi Doktora Programı öğrenci sayısı, TÜBİTAK 1004 Teknoloji Platformu Projesi kapsamında alınan fon tutarı, bilimsel yayınların ve tezlerin açık erişim yüzdesi, dünya akademik genel başarı sıralamalarında ilk 500’e girme sayısı ve akredite edilmiş program sayısı göstergeleri dikkate alınmıştır.

“Etkileşim ve İşbirliği” başlığında ele alınan üçüncü boyutta ise; üniversite-üniversite işbirlikli yayın oranı, üniversite-sanayi işbirlikli yayın oranı, uluslararası işbirlikli yayın oranı, üniversite-sanayi işbirlikli patent belge sayısı, uluslararası işbirlikli patent belge sayısı, kamu fonları kapsamında üniversite-sanayi işbirlikli Ar-Ge ve yenilik projelerinden alınan fon tutarının ilgili proje sayısına oranı, kontratlı üniversite-sanayi işbirlikli Ar-Ge ve yenilik projelerinden alınan fon tutarının ilgili proje sayısına oranı, uluslararası öğrenci oranı, uluslararası öğretim üyesi oranı ve dolaşımdaki öğretim üyesi/öğrenci sayısı göstergeleri dikkate alınmıştır.

Değerlendirme sürecinde dış paydaşların görüş ve önerileri de alındı

Araştırma Üniversiteleri Performans İzleme Endeksi veri toplama sürecine Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerimiz, TÜBİTAK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türk Patent ve Marka Kurumu ve Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı katkı sağlamıştır. Diğer bir ifade ile YÖK bu değerlendirme sürecini paydaşlarının görüşlerini ve önerilerini alarak sürdürmektedir.

Proje kapsamındaki üniversitelerin ilk iki yıldaki performansları

Oluşturulan endeks kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerimizin “2017 ve 2018 yılı” performanslarına göre aşağıdaki gibi sıralanmıştır.

Performanslarda bir önceki yıla göre artış gözlemlenmekte

Değerlendirme sonuçlarına göre programda yer alan üniversitelerin performansının bir önceki yıla göre önemli ölçüde yükseldiği görülmektedir. Performansı en yüksek ilk 5 üniversitemiz de değerlendirme yapılan her iki yıldaki konumlarını korumuşlardır.

Buna göre performansı en yüksek üniversitelerimiz: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi şeklinde sıralanmıştır.

Performansı en yüksek ilk 5 araştırma üniversitesine ilave araştırma ödeneği

Araştırma üniversitelerimizin 2017 ve 2018 performanslarına göre yapılan sıralamada ilk 5’te yer alan Araştırma Üniversitemizin teknolojik araştırma sektörü ödeneklerinde araştırma fonksiyonuna ilişkin farkındalık oluşturmak ve konuya en üst düzeyde verilen önemi göstermek için teşvik ve takdir niteliğinde bir ilave ödenek bu üniversitelerin bütçelerine konulmuştur.

Proje kapsamında Araştırma ve Aday Araştırma üniversitelerine sağlanan başlıca ilave imkânlar

Kadro Tahsisi: Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerine YÖK tarafından kadro desteği sağlanmış, 2018 yılı içerisinde Araştırma Üniversitelerine 20’şer; Aday Araştırma Üniversiteleri’ne 10’ar olmak üzere toplam 270 ilave Araştırma Görevlisi kadrosu tahsis edilmiştir. Bu bağlamda, Tıp Fakültesi olan Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerine de yine 5’er adet olmak üzere toplam 45 adet ilave atama izni verilmiştir.

Yurt Dışında Doktora Eğitimi: Milli Eğitim Bakanlığımız ile koordine bir şekilde yürütülmekte olan “MEB Yurt Dışı Lisansüstü Öğrenim Bursluluk Programı (YLSY)” aracılığıyla Araştırma Üniversiteleri adına kaç kişinin yurt dışında eğitim göreceği bilgisi 2018 YLSY Kılavuzunda yayınlanmış ve bu kapsamda Araştırma Üniversiteleri ve Aday Araştırma Üniversitelerine toplam 272 kontenjan verilmiştir. 2019 YLSY Kılavuzunda ise üniversitelere tahsis edilen 400 kontenjandan 136’sı Araştırma Üniversiteleri ve Aday Araştırma Üniversitelerine tahsis edilmiştir.

TÜBİTAK Destekleri: Bunlara ek olarak ilk defa 2018 yılında TÜBİTAK tarafından “Mükemmeliyet Merkezi Destek Programı” kapsamında Araştırma ve Aday Araştırma Üniversiteleri önceliğinde çağrıya çıkılmış ve başvuruda bulunan Araştırma ve Aday Araştırma Üniversiteleri desteklenmiştir.

Ayrıca 2019 yılında, TÜBİTAK tarafından üniversitelerin araştırma performansına dayalı olarak belirlenen kurum hissesi oranlarında, Araştırma ve Aday Araştırma Üniversitelerine yönelik özel bir istisna tanımlanmış ve proje bütçelerine ek olarak kurum hissesinin en yüksek dilimi olan %50 oranında kurum hissesi verilmiştir.

Türk Yükseköğretiminde “Şeffaflık” ve “rekabeti” çok önemsiyoruz

YÖK olarak Türk Yükseköğretim Sistemine kazandırılan “çeşitlilik” amacının hedefine ulaşmasında en büyük rol, misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma projesine düşmektedir. Bu projenin başarıya ulaşmasında en büyük etken ise “şeffaflık” olarak belirlenmiştir. Bütün verilerin analitik bir tarzda kamuoyu ile paylaşılması üniversiteleri akademik çıktılara dayalı rekabet ortamında birbirleriyle yarışmaları sonucunu doğurmaktadır.

YÖK olarak iki kanalda yürüyen çeşitlilik, bilindiği üzere “araştırma üniversiteleri”, “bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler ve ihtisaslaşma” kategorilerinde sürdürülmektedir. Bu süreçlerde belirlenen üniversiteler için “araştırma üniversitesi” unvanının ilanihaye taşınılacak bir etiket olmayacağı bu proje kamuoyuna tanıtılırken açıklanmıştı.

Her yıl araştırma üniversitelerinin performanslarına dair raporlar kamuoyu ile paylaşılırken aynı zamanda üç yılın sonunda bazı üniversitelerin;

(a) Düşük performansları dolayısıyla araştırma üniversitesi vasfını kaybedebileceği,

(b) Aday araştırma üniversitesi iken üstün performansları dolayısıyla üste çıkabileceği,

(c) Aday araştırma üniversitesi olmadığı halde adaylığa talip olanların performanslarına göre aday araştırma üniversitesi olabileceği,

bir süreç kurgulanmıştır.

Bu kurguda araştırma üniversitesi ve aday araştırma üniversitesi sayısında herhangi bir artış yapılmayacak, bulunduğu pozisyonu koruyan, kaybeden ve kaybedilen pozisyonlara yükselen yeni üniversiteler olacaktır.

Yeni YÖK olarak, Türk Yüksek Öğretiminin memleketimizin kalkınmasına ve bilime katkısı için “şeffaflık” ve “rekabet”in çok önemli olduğuna inanıyoruz.

https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2019/arastirma-universiteleri-degerlendirme-toplantisi.aspx

ANKOS Akademi BBY Webinar Serisi-3 ANKOS Akademi Çalışma Grubu işbirliği ile düzenlenen ANKOS Akademi BBY Webinar Serisi-3 , 15 Ekim 2019 Salı günü gerçekleştirilen ANKOS Akademi’den Sayın Mustafa Kemal ÇELEBİ’nin moderatorlüğünde Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nden Sayın Prof. Dr. Berat BİR’in konuşmacı olduğu “Bilgi ve Belge Yönetiminde Liderlik Becerileri ve Yetkinlikleri” başlıklı webinar kaydıdır.

15 Ekim Webinar

Posted by: bluesyemre | October 16, 2019

İki Parça Can #FikretKızılok

Rüya bütün çektiğimiz
Rüya kahrım rüya zindan
Nasıl da yılları buldu
Bir mısra boyu maceram 
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi
Bilmezler nasıl sevdik
İki yitik hasret
İki parça can

 

Posted by: bluesyemre | October 16, 2019

#Kuzey #140journos

İstanbul’un kuzeyindeki ve İstanbul Kuzey Ormanları’ndaki değişimi belgeleyen video serisi…140journos SO fotoğrafçısı Kürşad Bayhan’ın, İstanbul’un kuzeyindeki değişimi incelediği görsel hikayesi…

https://140journos.com/kuzey/home

https://140journos.com/kuzey-fragman-d58862f9f010

7cdf0616-d256-46b0-a90d-ececfc16ba8a

Dijitalleşme çağında kütüphanelerin kent yaşamındaki önemi artıyor. Özellikle sıra dışı kütüphane mimarileri bilgi edinmenin yanı sıra sosyalleşme amacıyla da insanları kendine çekmeyi başarıyor. Kütüphaneler bulundukları yerlerde hem  kültürel yaşamı hem de ekonomik yaşamı canlandırıyor.  Yeni açılan kütüphane binalarının etrafında yeni kafeler, restoranlar hizmet vermeye başlıyor.

Dünyadaki gelişmelerin benzerinin ülkemizde de yaşandığını görüyoruz. Son yıllarda yeni kurulan ya da yeniden rehabilite edilen kütüphaneler toplumda gündem oluşturmayı başarıyor. İnsanlar ülkemizde kütüphaneleri artık daha sık ve daha kolay ziyaret eder hale geliyor.

Dolayısıyla 56. Kütüphane Haftası’nın ana temasının “Kent Kültürü ve Kütüphane” olarak belirlenmesinin ve bu bağlamda konunun kütüphanecilik camiası ile beraber şehir plancıları, mimarlar, sosyologlar gibi çevrelerce de ele alınmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

https://senolkaradeniz.wordpress.com/2019/10/15/kutuphane-haftasi-icin-tema-onerisi-kent-kulturu-ve-kutuphane/

Posted by: bluesyemre | October 15, 2019

Açık #İnovasyon Prof. Dr. Şirin Tekinay

isik_universitesi_rektoru_prof_sirin_tekinay_gorevinden_ayrildi_h89263_8a5c7

Bu hafta köşemi Sayın Prof. Dr. Şirin Tekinay’a bırakıyorum. Sabancı Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesidir. Aynı zamanda, Dünya Mühendislik Dekanları Konseyi (GEDC – Global Engineering Deans Council) 2019 – 2022 seçilmiş dönem Başkanıdır. Sayın Tekinay’ın “Açık İnovasyon ve ÜSİMP Açısından Önemi”ni vurguladığı yazısını teşekkürlerimle aşağıda sunuyorum.

Açık inovasyon nedir? 2000’li yıllarda akademik başarı için olsun, kârlılık için olsun, gelişimin ve ilerlemenin AR-GE ile inovasyona dayalı sağlanabileceği kabul edildi. Zira bilişim ortamında rekabet için dönüşüm ve değişim sürekli hale geldi; sürekli yenilikçi olmanın gereğinden kaçış kalmadı.

Bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan dönüşüm sayesinde artık bilginin kimsenin tekelinde olmayıp her yerden erişilebilir olması sayesinde bireyler ya da kurumlar tek başlarına kapalı inovasyon döngüsünden çıkmak zorunda kaldılar (1). (Chesbrough, kitabında, kapalı inovasyondan açık inovasyona geçişin ilk, belirgin, başarılı uygulamaları olarak IBM ve Intel örneklerini verir.) Açık erişim araçlarını kullanarak birlikte hareket etmeye; iş birliği ve ortaklıklar kurarak fikir, veri, yaklaşım, yöntem, altyapı alış verişi yapmaya başlayınca toplam hızın ve verimliliğin herkes için arttığı gözlemlendi.

Açık inovasyonda, bilgi ya da ürün, değişik kuruluşlar tarafından hem iç hem dış AR-GE kaynaklarından ve paydaşlardan yararlanarak edinilir. Açık inovasyonda temel ilke, kurum içinde veya dışında olması gözetilmeden istenen çözüme yönelik uzmanlarla çalışabilmektir. Kurumun dışından sağlanan AR-GE ve inovasyonun kuruma kattığı değerler, kurumun çıktısını, üretimini, kârını, pazar payını arttırır.

Açık inovasyonun AR-GE’den ürüne ve pazara giden geleneksel sürece getirdiği yenilikler sırasıyla şunlardır:

  • Kurumun iç insan ve fiziksel kaynağıyla mümkün olan araştırmaya dış kaynaklar da girdi olarak kabul edilir.
  • Araştırma çıktıları, başka kurumlara lisanslanabilir, böylece geleneksel sürecin nihai çıktı evresinden çok önce gelir elde edilebilir.
  • Yine araştırma evresinin doğrudan çıktısı olan yeni teknoloji şirketleri, iştirakler ve ortaklıklar oluşabilir ve bu da kuruma yeni “pazar” alanı açar.
  • Hem araştırma hem geliştirme evrelerine dışarıdan teknoloji girdisi sağlanabilir.

Böylece bir kurumun çalışması diğerleri ile iç içe yürütülünce aynı sürecin sonucunda bileşenlerin toplamından büyük uygulama alanları, ürün gamları ve pazarlar karşımıza çıkar (2). Açık inovasyon ve tasarım odaklı düşünme (Open innovation and design thinking) Açık inovasyon ile el ele ilerleyen ve etkinleştiricisi olarak kabul görmüş olan tasarım odaklı düşünme (Design Thinking) yaklaşımından da söz etmeliyiz: Tasarım Odaklı Düşünme (TOD), özellikle Araştırma-Geliştirme (AR-GE), Ürün Geliştirme (ÜR-GE) ve bunlara bağlı olarak da eğitim alanlarında değişikliklere gidilmesini gerektiriyor. Tasarım odaklı düşünmeyi üç ana temasıyla tanımlayabiliriz: İhtiyaç analiziyle başlar, empati kurmayı gerektirir. Çözümün (yani tasarlanacak şeyin) kullanıcılarını belirleyerek başlar. Kullanıcı, bir sonraki süreç, başka bir makine ya da insan olabilir. Çok sayıda fikrin ele alınmasını, üretilmesini, ortak akıldan yararlanılmasını, bunun için de takım çalışmasını gerektirir. Beyin fırtınası en çok kullanılan yöntemdir. Başlangıçtan sonuca doğrusal bir süreç değildir. Deney, test, deneme yanılma; çok sayıda geri döngü gerektirir. ÜSİMP açısından önemi Üniversiteler, enstitüler, teknoparklar ve değişik araştırma ve geliştirme merkezlerinin bilgiye ulaşmada ve kullanmada sağladığı kolaylıklar ile internet teknolojilerinin yaygınlaşması açık inovasyonun en büyük tetikleyicileri olmuştur (3). Açık inovasyon, ÜSİMP’in misyonu olan üniversite-endüstri iş birliğini doğrudan etkinleştirmesinin yanı sıra, ÜSİMP’in desteğine ihtiyaç göstermektedir. Özellikle ülkemizde çağdaş fikri mülkiyet düzenlemeleri gibi yasal altyapısal eksiklerle ilgili farkındalık oluşturmak, katkıda bulunmak ÜSİMP’in stratejik planına dahil edilebilir. Örneğin lisanslama konusunda son 20 yılda dünya çapında yayılan telif hakları kanunlarının dijital çağa ayak uydurması için verilen çabalara ülkemizden son 10 yıldır katılım başlamış olup, pek çok engelle halen mücadele etmektedir. Bilginin paylaşımına, tekrar kullanımına ve adaptasyonuna olanak veren lisanslama araçlarını sunan ve kâr amacı gütmeyen uluslararası bir organizasyon olan Creative Commons (4) ve ülkemizde bir avuç ilerici üniversitenin kütüphane ve dokümantasyon dairelerinin, ilgili rektör yardımcılarının ön ayak olmasıyla yol alan Creative Commons Türkiye (5), açık inovasyonun gerçekleşmesinde önemli paylaşımlardır. Açık inovasyonun, açık bilimin alt kümelerinden biri olduğunu düşünürsek (örtüşen açık veri, açık tasarım vs. gibi kümelerin yanı sıra) paylaşımın gerçekleşeceği bilişsel platformların sağlanması, yaygın kullanımı da ÜSİMP’in destekleyebileceği alanlardır. Hızlı prototipleme, kavram kanıtı gibi teknoloji hazırlık seviyeleri üniversite-endüstri iş birliği bölgesine düşen (THS 4-7) çalışmalarda da dünyayı saran FabLab örnekleri ülkemizde üniversitelerimizde başlamıştır. 3B yazıcı, lazer kesici, vs. bilgisayar kontrollü üretim cihazlarının yer aldığı, araştırmaya, yaşam boyu eğitimle üniversitelerin dışına, halka, gençlere, hatta çocuklara yapıcı hareketin yayılmasını sağlayan bu sivil toplum hareketine üniversitelerimizin etkin katılımı, dünya FabLab ağında açık inovasyon ilkesiyle (açık erişim esaslarıyla tasarımlara erişimle) mümkün olacaktır.

Prof. Dr. Şirin Tekinay

Kaynaklar

  1. “Open Innovation: The New Imperative for Creating and Profiting from Technology” Henry William Chesbrough, Harvard Business Press, 2003
  2. “The Rational Optimist,” Matt Ridley, Harper Press, 2010
  3. Neden Açık İnovasyon? Dr. Ahmet Çubukçu, InnoCentrum Blog, Feb 9, 2018
  4. https://creativecommons.org
  5. http://creativecommons.org.tr
  6. https://fabfoundation.org

http://www.sanayigazetesi.com.tr/acik-inovasyon-makale,1712.html

Posted by: bluesyemre | October 15, 2019

7 cool things #libraries are doing, beyond the #books

32267099_10156564823255229_3158118392238440448_o

Libraries are awesome, don’t you agree? I recently watched this video by Ariel Bisset about What Librarians Wish You Knew About Libraries, and it inspired me to go on a deep-dive into the cool work of libraries, even beyond the books! There are so many cool library initiatives in this world, but today I’m sharing seven cool initiatives I found and love.

LIBRARIES HIRING SOCIAL WORKERS

Libraries serve the critical needs of community members, and so many libraries have started to hire social workers to best serve their constituents. The Queens Public Library in New York has a government-funded social work program, which can help residents apply for jobs, study for the GED, or help low-income kids get excited about reading. Because—according to The Social Order—nearly half of Queens residents are foreign-born, one of the most practical services the library social worker team offers is English language learning services. Libraries have always been a staple for helping community members better their lives, and these new programs are the next natural iteration of this work.

LIBRARIES PRESERVE HISTORY, CULTURE, AND GENEALOGY

The Jamestown S’Klallam Tribal Library in Sequim, Washington, preserves the history of Native Americans in the Pacific Northwest. According to The Sequim Gazette, “there are collections on history, basketry, ethnobotany, canoes/kayaks, genealogy, fiction by Native American writers, traditional arts and crafts, and graphic novels by Native American artists, plus sections for children and young adults.” The library also has a digital museum, so the Tribal community can access library resources online from anywhere.

LIBRARIES ARE A CATALYST FOR THE LOCAL COMMUNITY

Who knows the local community better than librarians who serve a cross-section of local constituents every single day? According to Publishers Weekly, the New Haven Free Public Library underwent an in-depth community needs assessment to develop its strategic plan for the years 2018–2023.  This put “community-centric” needs at the forefront of the plan, including goals such as: “teach practical skills, facilitate economic and career success, build an innovative and creative city, and welcome newcomers and help them adapt,” among others.

LIBRARIES PROVIDE A SAFE PLACE TO HOLD LGBTQ RESOURCES AND SERVE THE LGBTQ COMMUNITY

The Gulfport Florida Public Library LGBTQ Resource Center is the one-of-a-kind in Florida. Among myriad amazing programming, the center provides a welcoming and safe space for LGBTQ community members, shares advocacy resources, hosts art shows and film series to showcase LGBTQ works, and provides a scholarship for LGBTQ youth.

LIBRARIES RAISE AWARENESS ON ENVIRONMENTAL ISSUES

My hometown library, the Cedar Rapids Public Library in Cedar Rapids, Iowa, received the highest certification for green standards and uses its LEED Platinum Certification as an environmental educational tool. The library has a  24,000-square-foot green roof—full of native plants—with massive ducts to harvest rainwater and prevent run-off. The goal is for the library roof to harvest 100% of the rainfall that touches the roof surface. The library also utilizes green HVAC systems, daylight harvesting techniques, and solar light tubes among other environmentally-friendly technologies.

LIBRARIES WORK HARD TO MAKE MATERIALS WIDELY ACCESSIBLE

The Georgetown Public Library in Georgetown, Texas, built a WOW!mobile (“Words on Wheels” bookmobile) to bring library resources to constituents who may have a difficult time getting to the physical library. The bookmobile serves seniors, residents with limited mobility, and children and teens alike.

LIBRARIES HELP IMMIGRANTS EARN CITIZENSHIP

The San Francisco Public Library is known for their “All Are Welcome” initiative, which helps immigrants feel comfortable settling in the United States. As part of the program, librarians help immigrant residents learn or improve their English skills, and prepare for the long path to citizenship. The library provides resources to help study for the naturalization exam, and civics questions from the test translated into six different languages. It also provides a guide for contacting your elected representatives, and other helpful resources to help newcomers understand the civics system.


These are only seven of the coolest initiatives I found online, but libraries across the country are doing awesome things to serve constituents—way beyond providing valuable books and educational materials every day.

https://bookriot.com/2019/10/08/library-services/

Posted by: bluesyemre | October 15, 2019

Liverpool MakeFest – 5 years in the making by #DeniseJones

Discover-library-620x465

Discover library at Liverpool Makefest 2019. Photo credit: Liverpool Makefest

So before I start, what is a MakeFest? It’s a free one day festival in a library or museum which enables people of all ages to explore how science, technology, engineering and arts and crafts are shaping our world. This is done through exhibits, demonstrations and hands on activities. Crucially it is organised by a team of volunteers from the local ‘Maker’ community.

None of us involved in Liverpool MakeFest knew how impactful it would be personally, professionally, organisationally, regionally and nationally when we began 5 years ago. I’m glad to say Liverpool MakeFest was born in the library because of a chance meeting between myself and co-founders Caroline Keep and Mark Feltham.

How did it start?

I was in the children’s library overseeing a lantern making workshop for Chinese New Year when I was approached by 2 enthusiastic people set on persuading me that Liverpool central library would be the perfect venue for a community ‘making’ event, and asking if we would we be up for it.

Mark Feltham is a senior lecturer in John Moores University, where he and Caroline Keep had established a maker project group. Caroline teaches secondary school physics and started the first makerspace in a UK school which is embedded into the curriculum. She’s also a consultant and advisor to many learning, EDTech and Science, Technology, Engineering and Mathematics (STEM) organisations. Her success in this area saw her awarded TES New Teacher of the Year in 2018.

It was an exciting idea and difficult to resist. Besides, as a geeky mum to 2 teenage boys, the mention of robotics, drones and Raspberry Pi’s rang the bell and I knew immediately there would be an audience for it!

After doing a bit more research and getting the ok from our service management team it was all systems go…

The first year

We began planning what was supposed to be a modest event with the 3 of us bringing a mix of skills. Caroline is great at getting people on board, linking up ideas and people and has many ‘lightbulb moments’. Mark is also enthusiastic but realistic and practical. My role included troubleshooting, negotiating, event planning – and toning down panic when we got nearer to MakeFest on 28 June 2015.

Once word got out, we were swamped by requests from the north-west Maker community eager to participate. The main Maker event in the UK then was in the north-east but it was a profit making event. We wanted ours to follow a different model, to match the public library ethos – free for the public and exhibitors, and workshop-based rather than selling products.

We didn’t know how the event would turn out and if the public would turn up to participate – but they certainly did with double the number of makers and over 1,000 people attending. It was a fantastically rewarding day, our hashtag #LivMF trended locally on Twitter in the afternoon and we got a big spread in The MagPi. The rest is history as Liverpool MakeFest has grown from strength to strength.

Makefest activities

During the 5 years of Liverpool Makefest we’ve had demonstrations and workshops of emerging creative technologies including VR, computer gaming, drones and DNA pendants. As well as more traditional craft activities like sewing, knitting, and photography and  showcases on drilling, astronomy and women in tech. My own favourites are the Cassandra complex and the disco knitting machine.

As it has developed we’ve been able to include music, dance, film, parades, Cosplay and Steampunkery. We’ve also developed a great media strategy and presence with a podcast  thanks to the ‘voice’ of Liverpool MakeFest, Dan Lynch and some great films from our multi-media expert Hayley Trowbridge. There’s a tight team around us now and a great support network. It would not be the fabulous event it is without them.

Five years on MakeFest is one of the biggest events in the library’s calendar. We’ve built up to a steady visitor and participant figure of 4,000 and we’re the biggest community Maker meetup and promotional event in the country. Our Maker participants travel from across the UK to share the day with us and it’s developed into something rather special, with spin offs and activities into the north-west and beyond.

We’ve even had an 8 page spread in Hackspace magazine – it’s pretty weird to pick up a magazine in a newsagents and see yourself in it!

Makefest 2019

For our 5th anniversary event we held a world record attempt to build the tallest 3D printed rocket. We think it was successful but it will be verified in the autumn so watch this space! There were also 3,450 people attending and 60 Makers. To accompany Liverpool Makest the library service curated and installed an exhibition that celebrated women in science and ran throughout the summer.

Impact of Liverpool MakeFest on the library 

Getting involved with Liverpool MakeFest has absolutely been worth it for Liverpool library service. The Maker community now recognises how they have a similar ethos with public libraries. Makers often comment on their love for the venue and the general ‘library vibe’. I’ve also been introduced to the value of educational and creative technologies that have informed and influenced what we offer as a service – for example in 2014 we gained a code club.

We successfully bid for funding from the DCMS-backed Libraries: Opportunities for Everyone fund for our Maker Difference project. This expanded MakeFest 2017 by running events in community libraries and reaching hundreds more young people. Our Hack to Hack community and heritage project (Arts Council England funded) was a stunning fusion of arts, cultural, performance, puppetry digital and making.

Artists and creatives who have worked on MakeFest have come back to work with us on solo projects. Such as digital artist Sam Meech created his Portals project for Light Night in Liverpool Central Library in May 2019. This was a major piece of digital art that is touring other library venues and has been longlisted for the prestigious Lumen international digital art award.

Added to this, we have also made cultural contacts through Liverpool MakeFest that have developed into new projects and have involved partnerships with artists, arts and health organisations, volunteers, teachers and performers.

Plans for the future

There will almost certainly be a Liverpool MakeFest in 2020 in the library. What form it will take is still in development but we are thinking of having a heritage theme to fit with the new decade.

Libraries are becoming recognised as important digital enabling organisations; indeed, Libraries Week 2019 is celebrating the role of libraries in a digital world.

Establishing a MakeFest in your library can give you the perfect vehicle to hang any of these digital activities on and a perfect inclusive event to build funding bids around. We’d like to see as many library services running their own MakeFests with their own local image and for public libraries across the country to take ownership of ‘MakeFest’ as a library led brand – open to all, free and inclusive. Some already have – particular shout outs to Stoke and Chester!

How to run your own Makefest

Where do you begin? Caroline, Mark and I have produced a guide that will help you take your first steps. It’s hard work, takes a lot of planning and, as with every other event or project, something will go pear-shaped at some point. However, I absolutely guarantee it will pay off with great rewards for you and your users. The Liverpool MakeFest team will be delighted to help and advise you along the way, you can get in touch by email, via our contact us page or twitter.

Go on, go for it! Make your own Library MakeFest. You know you really want to.

https://dcmslibraries.blog.gov.uk/2019/10/11/liverpool-makefest-5-years-in-the-making/

https://lpoolmakefest.org/

  • 15. Safranbolu Altın Safran Belgesel Film Festivali, B Kategoride en iyi film
  • 15. Safranbolu Altın Safran Belgesel Film Festivali, Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği Ödülü. 2014
  • 3. HAK-İş Emeğe Saygı Kısa Film Yarışması, (Fuat Demirhan) En İyi Kurgu Ödülü. 2014
  • 19. Boston Türk Festivali, Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Belgesel Dalı, Jüri Özel Ödülü. 2014
  • 8. Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali, Finalist ve Gösterim Seçkisi. 2014
    Hak İş Film Festivali En iyi Kurgu Ödülü

Şerefe Karşı Suçlar

serefe

Şerefe Karşı Suçlar

Posted by: bluesyemre | October 15, 2019

Global 50 The World Ranking of the #Publishing Industry 2019

Global 50

The “Global 50” World Ranking of the Publishing Industry 2019 is book publishing’s most important and widely read business resource!

The Global 50 brings critical information and analysis on today’s leading, worldwide publishing companies. It covers consumer book, educational, academic, and professional publishing ventures, each with a detailed portrait highlighting each company’s history, key data, and recent company developments.

An initiative by the French publishing trade magazine Livres Hebdo, the Global 50 is co-published by Bookdao (PR China), buchreport (Germany), Publishers Weekly (USA) and PublishNews (Brazil), and has been researched by Ruediger Wischenbart Content and Consulting.

For the first time, the full version of the Global 50 report is made available for free to any publishing professional around the world, thanks to the support of these sponsors:
C&C Offset Printing – knk Publishing – DiTechBook Process Solutions – Lapiz Digital Services.

Global 50 The World Ranking of the Publishing Industry 2019

Posted by: bluesyemre | October 14, 2019

Yabancıların gözünden Türkiye #140journos

Dünyanın klişe oryantalist figürlerle tanıdığı Türkiye; yıllardır yalnızca Kapalıçarşı ve kebaptan ibaret bir resim.

Dili, kültürü, gelenekleri ve insanıyla Türkiye kendini dünyaya nasıl ifade ediyor? Türkiye’de yaşamak, bir yabancının gözünden neye benziyor?

140journos’tan “yabancıların gözünden Türkiye“

🎧istanbul (not constantinople) – nat simon
🎧chase – giorgio moroder
🎧pump original mix – valentino khan
🎧mario üsküdar’a gider iken – onur kerimov
🎧ekmek lucky – böbrek soundsystem
🎧doom city – king gizzard & the lizard wizard
🎧hoppipolla – sigur ros

https://140journos.com/yabancilarin-gozunden-turkiye-9e1c89cfb058

B yılmaz foto

Kütüphanelerde 7/24 saat hizmet uygulaması ile ilgili olarak daha önce genel yaklaşımımızı bir kütüphane türü (halk kütüphanesi) üzerinden BBY Haber’deki köşe yazımızda ortaya koymuştuk. Ancak orada konunun çok kısaca dile getirdiğimiz bir unsurunu ayrıca büyüteç altına almanın yararlı olacağı söylenebilir. Bunun temel nedeni, söz konusu ayrıntının “insan sağlığı” ile ilgili olmasıdır. Bunun dışında konu güncelliğini yitirecek bir konu gibi de görünmemektedir.

Öncelikle şunu açıkça belirtmek isteriz: “Hangi tür kütüphane olursa olsun, ‘kütüphane içinde’ kesintisiz 7 gün 24 saat hizmet yaklaşımı ve uygulamasını genel olarak yanlış bulmaktayız.” Bunun gerekçelerini daha önce sözünü ettiğimiz yazıda belirtmiştik. Ve genel olarak da “bu uygulamanın kütüphaneleri gerçek işlevlerinden ve niteliklerinden uzaklaştıracağını” öne sürmüştük. Bu yazıda ise konuyu, “biyolojik saat” olgusu/gerçeği ile ilişkilendirerek ele almak istiyoruz.

Bilindiği gibi tüm canlılar için “biyolojik saat” gerçeği vardır. Biyolojik saat, “gün” denilen 24 saatlik gündüz/gece döngüsünde canlıların ve elbette insanların fizyolojik (yaşamsal) süreçlerini belirleyen fiziksel ve biyolojik bir olgudur. İnsan vücudunun işleyişi yani fizyolojik mekanizması, biyolojik saat adı verilen doğal bir ritimle yönetilir. Biyolojik saat, canlıların hormonlarının, vücut sistemlerinin (kas, sindirim, sinir vb.) ve vücut metabolizmalarının en uygun saatler arasında verimlilik gösterdiği zaman göstergesine denir. Biyolojik saat aynı zamanda canlıların hormonal dengesini sağlar ve hormonların salınacağı zamanı ayarlar. Bu ve bunun benzeri bütün metabolik işlemleri düzenleyen biyolojik saattir.

İnsanoğlu yaşamını biyolojik saat ile uyum sağladığı takdirde düzenleyebilir. Biyolojik saate en uygun olarak uyuma saatleri örneği verilebilir. İnsanoğlunun vücut sistemi  gündüz çalışmak ve gece de dinlenmek üzere programlanmıştır. Yaklaşık olarak 23:00-05:00 saatleri arasında, yani gece karanlıkta salgılanan melatonin hormonu, vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlar ve diğer yararlarının yanı sıra kansere karşı koruyucu direncini artırır. Gece yeterince karanlık olmaması durumunda ise  bu hormon ya hiç salgılanmaz ya da miktarı azalır. Bu nedenle, örneğin kanser hastalarının kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları istenmektedir. Gece vardiyasında çalışan kadınlar üzerinde yapılan klinik araştırmalar, bu çalışma diliminin göğüs kanseri riskini artırdığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) biyolojik saat bozulmasına neden olan vardiya çalışmalarını “olası kansorejen” olarak listelemektedir  (Koçer, 2019). Ayrıca uykudan uyanmadan önce de, insan biyolojik saati kortizol hormonu salgılayarak metabolik hızı arttırır, böylece başlayacak gün için enerji gereksinimi hissetmeyiz.

Kısaca, biyolojik saat sağlığımızı korumanın ve yaşam kalitemizi artırmanın en doğal ve gerekli yoludur.

Türkiye’deki kütüphanelerde özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan 7/24, yani kütüphanelerin 7 gün 24 saat açık kalması yaklaşım ve uygulaması henüz ciddi olarak bilimsel bir tartışma konusu olamamıştır. Oysa bu son derece gerekli bir tartışmadır. Genellikle üst kademe yöneticilerin (vali, kaymakam, il kültür ve turizm müdürü, rektör vb.) iyi niyetle ve bazen de “benzer kurumlar yapıyor biz de yapalım” yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilmesini istedikleri bu uygulama, konunun doğrudan ilgilisi ve uygulayıcısı durumunda olan uzmanlar ve çalışanlarla birlikte de yeterince değerlendirilmemektedir.

Biyolojik saat olgusu/gerçeği çerçevesinde söylemek gerekirse; kütüphaneleri 7/24 saat açık tutmak hem kullanıcıların hem de çalışan personelin sağlığını olumsuz etkileyebilecek bir uygulama anlamına gelir. Kütüphaneleri çok büyük oranda ders çalışma mekanı/etüt durumuna düşüren bu uygulama, kullanıcıların uyumaları gereken zamanda uyanık kalmalarını özendiren/cesaretlendiren, personeli de uyanık kalmaya zorunlu tutan bir hizmet niteliğine dönüşmektedir. Kütüphaneler, farkında olmadan kullanıcılarının ve personelinin sağlığını, biyolojik saatlerini, metabolik ve hormonal sistemlerini, çeşitli fizyolojik süreçlerini ve yaşam ritimlerini olumsuz etkileyebilecek bir uygulamaya neden olmaktadır.

“7/24 saat uygulamasını özellikle kullanıcıların istedikleri, hatta baskı yaptıkları, onların kütüphaneye kendi tercih ve iradeleri ile geldikleri, dolayısıyla bunda (biyolojik saati olumsuz etkilemede) kütüphanelerin sorumluluğunun olamayacağı” biçiminde bir karşı sav öne sürülebilir. Bu görüş doğru görünmekle birlikte şöyle düşünmemize engel değildir: Kütüphaneler 7 gün 24 saat açık kalınca öğrenciler de (en azından önemlice bir bölümü)  ders çalışma saatlerini buna göre değiştirmekte, “gece nasılsa kütüphane açık, o zaman, orada ders çalışırım,” gibi bir yaklaşım geliştirebilmektedirler. Yani, bu uygulama öğrencilerin ders çalışma zamanlarını geceye kaydırmaları yönünde özendirici ve cesaretlendirici olabilmektedir. Ayrıca, gözlem ve görüşmelerimiz çerçevesinde belirtmek gerekirse, bu uygulama, kütüphanelerde çalışan personel tarafından genelde doğru ve gerekli de bulunmamakta, kullanıcıların aksine ve çoğunlukla irade ve tercihlerinin dışında çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Kütüphane kurumu, insanların uyumaları gereken zamanda uyanık kalmalarını özendirecek/destekleyecek ve personel açısından da zorunlu tutacak, insanların biyolojik saatlerini bozacak yaklaşımlarda bulunmamalıdır.

Kısaca, insanın biyolojik saate uygun yaşaması sağlık açısından son derece önemli bir gerekliliktir ve kütüphane içinde 7/24 saat hizmet uygulaması hem kullanıcılar ve hem de personel açısından bunu olumsuz etkileyebilecek riskler barındırmaktadır.

Burada yanlış anlaşılmaması gereken nokta şudur: Kütüphaneler olanakları varsa elbette 7/24 saat hizmet (danışma, ödünç verme vb.) verebilir ve hatta vermelidir. Ancak bunu kütüphane içinde, kütüphaneyi açık tutarak değil bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak, uzaktan, evden, yurttan, ofisten vb. mekanlardan bağlanarak, elektronik yolla sağlamalıdır. Ve unutulmamalıdır ki, kütüphanelerin ders çalışma ve etüt merkezi olma gibi bir işlevleri de aslen yoktur. Bu, kütüphanelerin niteliğini düşüren bir durumdur.

Konunun istisnaları olabilir; çok özel durumlarda bazı kütüphaneler 7/24 açık kalabilir. Ve çok isteniyorsa özellikle üniversitelerdeki sınav dönemlerinde birkaç haftalık 7/24 uygulaması “ara çözüm” olabilir.

Konunun, “biyolojik saat” gerçeği dışında, ele alınması gereken birçok boyutunun olduğunun farkındayız; ama “önce insan”, “önce insan sağlığı” yaklaşımı her şeyin ötesinde bir öneme sahiptir. Konunun burada dile getirilmeye çalışılan bu yanıyla da düşünülmesinde büyük yarar bulunmaktadır.

Kaynakça

https://evrimagaci.org/biyolojik-saat-ve-kronobiyoloji-nedir-51

https://www.bilgiustam.com/biyolojik-saat-nedir/

https://xyazar.com/biyolojik-saat-nedir

Koçer, Dursun. (2019). “Işık kirliliği”, Herkese Bilim ve Teknoloji. Sayı 185. 11 Ekim 2019.

https://www.bbyhaber.com/bby/2019/10/14/biyolojik-saat-ve-kutuphanelerde-7-24-saat-hizmet-uygulamasi?

Posted by: bluesyemre | October 14, 2019

#OpenAccess #Research Videos

http://www.openaccessweek.org/

Yandaş basının alanını genişletip Doğan Grubu’nun el değiştirmesiyle ana akım bağımsız medyanın tamamen ortadan kalktığını ve haber alacak mecramız kalmadığını mı düşünüyorsunuz?

Can Yayınları’ndan çıkan Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı kitabının yazarı Ümit Alan’ın hikayenin böyle olmadığını anlatıyor.

0000000645688-1

Uyku kaçıran bir Türkiye masalı…
Bir varmış, bir yokmuş…
Gazetecilik bu hale nasıl gelmiş?

Gezi günlerinde izlediğimiz penguen belgeselinin gerçek künyesi… O belgeselin yayınında ve yapımında emeği geçen kara tarih: Gazeteciliğin Osmanlı saltanatındaki ilk yıllarından cumhuriyet yıllarına; darbe dönemlerindeki pozisyonundan siyasi iktidarlarla ilişkilerine; 6-7 Eylül 1955’teki rolünden Maraş, Çorum, Sivas, “Hayata Dönüş” katliamlarındaki duruşuna; Ahmet Kaya lincinden Hrant Dink’in hedef haline getirilişine; 28 Şubat sürecinden Andıç olayına; 1990’larda sendikanın bitirilmesinden AKP döneminin havuz medyasına… Tarihimizdeki pek çok kırılma ânından gazetecilik üzerine notlar…

Gerçeğin peşine düşme işi gazetecilik, nasıl masal oldu? Ümit Alan, çarpıcı örneklerle, bugün dip noktasındaki gazeteciliğin adım adım düşürüldüğü halin izlerini sürüyor… Saray’dan Saray’a uzanan bir masal bu… Birileri muradına erse de biz çıkalım kerevetine diyemeyeceğimiz bir masal…
(Tanıtım Bülteninden)

https://www.idefix.com/Kitap/Saraydan-Saraya-Turkiyede-Gazetecilik-Masali/Arastirma-Tarih/Politikaarastirma/Turkiye-Politika/urunno=0000000645688

 

Posted by: bluesyemre | October 14, 2019

TİDLMS Türk İşaret Dili Uzaktan Eğitim Portali

TİD

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) işitme engelli öğrenciler ve işaret dilini öğrenmek isteyen tüm vatandaşlar için ilk kez hazırlanan Türk İşaret Dili Eğitim Portalı kullanıma açıldı. Bakanlık, 5 bin kelimeden oluşan, görsel ve video destekli güncel Türk İşaret Dili Sözlüğünü de hizmete sundu.

İlk kez 2015’te hazırlanan ve 2 bin 607 kelimeden oluşan Türk İşaret Dili Sözlüğü güncellendi. Anlatımı görsellerle desteklenen yeni sözlükte 5 bin kelime bulunuyor.

İki cilt olarak basılan sözlükteki her işaret için lise ve üniversite öğrenimini tamamlamış yetişkin işitme engellilerin desteğiyle videolar hazırlandı.

Türk İşaret Dili Eğitim Portalı kullanıma açıldı

Bakanlık, yeni sözlüğü ve işaret dili eğitimlerini 7’den 70’e tüm vatandaşların kullanımına sunmak amacıyla TÜBİTAK iş birliğinde ilk kez Türk İşaret Dili Eğitim Portalı’nı hayata geçirdi.

Türk İşaret Dili Sözlüğü’nü bu portal üzerinden dijital ortama aktaran Bakanlık, sözlüğün tüm işaret dili eğitimlerinde kullanılabilmesine imkan tanıdı.

“tid.meb.gov.tr” adresinden kullanıma açılan portalla Türkiye’de ortak işaret dilinin oluşturulmasına, bunun doğru ve kolay öğrenilmesine, kavram zenginliği oluşturularak yazılı ve sözlü anlatım becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.

Herkes Türk işaret dilini öğrenebilecek

Portalda Türk işaret dilinin gelişiminden güncel sorunlarına uzanan, etkileşimli, video ve sınavlarla zenginleştirilmiş bir içerik sunuluyor.

İşitme engelli öğrenciler, öğretmenler ve isteyen tüm vatandaşlar, görsel ve videolarla desteklenen 43 eğitim ve 14 ana eğitim temasının yer aldığı portal üzerinden Türk işaret dilini öğrenebilecek.

Parmak alfabesinin de anlatıldığı portalda, her eğitim için sınav, sınav sonrası puanlama ve değerlendirme yapılabilecek.

http://tid.meb.gov.tr/

https://www.aa.com.tr/tr/egitim/mebden-turk-isaret-dili-portali-/1608340

singley

Why Access Matters – SciHub and the risk to libraries – slides from Info Security Summit.

Why Access Matters – SciHub and the risk to libraries (PDF)

Why Access Matters – SciHub and the risk to libraries (PPTX)

https://docs.google.com/presentation/d/1ATvRLVJIn1JfM6L94ySXg0BTg61PsfVGpoLgxWDTfxg/mobilepresent?slide=id.p

Posted by: bluesyemre | October 14, 2019

Meraklı Tilki Yayınları #Masal Dinleme Platformu

Masal_dinle2-1024x396

Çocuklara Masal ve Hikaye Okuma ve Dinletme

Çoğumuz çocukluğumuzda masallar ve hikayeler dinleyerek büyümüşüzdür. Annemiz veya Babamız yatmadan önce Masal ve hikaye okuyarak büyütmüştür. Masallar’da anlatılan konular iyiliğin her zaman üstün geldiğini anlatmaktadır. Masallarda anlatılan kahramanlar olmuşuzdur yani hayalini kurmuşuzdur. Hikayelerdeki kahramanlarla büyümüşüzdür. Bu bizim hayal gücümüzü güçlendirmiştir. Bize okuyan kişi ile başka bir bağ kurmuşuzdur. Konuya göre İyiyi veya kötüyü daha iyi kavrama anlayışımız güçlenmiştir.

Masallar ve hikayelerdeki konularda iyiliğin galip geldiği, sabırlı olanların mutlaka amacına ulaştığını, yapılmış olan iyiliklerin veya kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, zekamızın çoğu zaman beden gücünden üstün olduğunu, içimizdeki sevginin ve saygının hayatımızdaki bir çok şeyden üstün olduğunu, arkadaşlıkların güzel olduğunu, birlik içinde olmanın her zaman daha çabuk ve çok şeyler başardığını, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamamız gerektiği ve elimizden geleni yaptığımız taktirde başarının bizi zaten bulacağı mesajlarını verirler.

Örneğin Keloğlan masalları okuyan veya dinleyen bir çocuk çoğu zaman çok güçlü olmamıza gerek olmadığı, eğer aklını kullanırsa bir çok şeyi başarabileceğini düşünür. Veya ‘külkedisi’, ‘pamuk prenses ve yedi cüceler’, ‘çirkin ördek yavrusu’ gibi masallar insanların başlangıçta zorluklar yaşasalar da sonunda mutlaka iyilerin galip geleceğini sabretmenin önemini vurgularlar. Masal ve hikaye okumanın çocuklar için faydaları şu şekilde sıralayabiliriz.

Çocuklara kitap sevgisini aşılar. Hikaye ve masallarda anlatılan kahramanlar gibi olmak isterler. Bu sayede onlar gibi iyiliği ve kötülüğü ayırt etme iç güdüleri gelişir. Kelime dağarcıklarını genişletirler. Gelişen sorunların sadece beden gücü ile değil akıl yolu ile çözülebileceklerini kavramaları.

Masal ve Hikaye okumanın çocuklar için Önemi

Masal ve hikaye okumak çocukların okul öncesi ve sonrası okuma kabiliyetlerini, hayal güçlerini ve olayları daha kolay çözümlemelerinde önemli fayda sağlamaktadır. Masallar ve hikayelerde gecen konular hayatın gerçekliğini, iyiliğin ve kötülüğün ayrımını, doğruyu, yanlışı, gerçek yaşamda zorluklarla nasıl mücadele edileceğini anlatır çocuklara. Masal ve hikaye okumak çocuklar için çok faydalıdır.

Günümüzde çocuklar sadece televizyon, tablet, bilgisayar ve cep telefonlar ile vakit geçirmektedir. Çocuklarımızı bunlardan uzaklaştırmak için, çocukların yaşları ne olursa olsun onlara öyküler ve hikayeler okuyalım. Masal ve hikaye okuyarak çocuklarımızla hem eğlenceli vakit geçirmiş olursunuz. Hatta çalışan anneler ve babalar çocuklarımızı ve bebeklerimizi yatmadan önce öykü veya hikaye okuyarak geçirilen vakitlerin paha biçilemeyecek olduklarını anlayacaklardır.

Masallar ile uykuya dalan çocuklar kendilerini daima güvende hissederek uykuya dalacaklar ve uykularını almış olacaklardır. Çocuklar ve bebekler için uyku masal, öykü ve hikayeleri sitemiz üzerinden okuyabilirsiniz. Çocukların bazen büyüklerin sözlerini dinlemediği oluyor. Hepimiz küçük iken annemizin ve babamızın sözlerini dinlemediğimiz olmuştur. Aslında anne ve babalar bizlerin iyiliğini düşündüğü için yapmamamız gereken şeyleri söylerler. İşte çocuklarınız bu tür davranışlarda bulunduğu zaman, sözlerinizi daha iyi anlamaları için tehlikelerden uzak durmaları için kendinizin o konu hakkında bir masal veya hikaye uydurarak onlara daha iyi anlatmalarını sağlaya bilirsiniz.

Dünyanın En Güzel Masalları ve Hikayeleri

Meraklı Tilki Yayınları, dünyanın en güzel masal ve hikayelerini size sunmaktan gurur duyar. Sitemizdeki masal ve hikayelere sürekli yenilerini ekleyerek geliştiriyoruz.

En güzel masalları ve hikayeleri okuyalım, okutalım, dinleyelim, dinletelim.

Mutlu okumalar, mutlu dinlemeler…

Sitemizdeki Tüm Hikaye ve Masallara Erişmek İçin Tıklayınız.

http://www.nosyfox.com/

UNESCO METU Library

 

The Middle East Technical University Library, Ankara Turkey – (mission) July 1962 – June 1965

https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000007683

EGfWBOAXkAA8qrs

EGIfWkNXUAA8npQ

Karsu, 1990 yılında Hollanda’da doğmuş, Türk kökenli, çok yetenekli bir sanatçı. Yalnızca şarkıcı değil; aynı zamanda çok iyi bir piyanist, besteci, aranjör ve söz yazarı. İlk albümü, canlı kayıtlardan oluşan “Live aan ’t IJ”. Henüz 19 yaşındayken kaydedilen bu albümde caz, blues, funk ve etnik ritimlere rastlamak mümkün. 2012’de çıkardığı ilk stüdyo albümü Confession’ın ve 2015 yılında çıkan Colors’ın içinde yer alan şarkıların neredeyse tamamını kendisi yazıp besteledi. 2016’da Hollanda’nın en önemli müzik ödülü olan Edison – World/Jazz ödülünü kazandı ve böylece Avrupa caz sahnesindeki yerini sağlamlaştırdı.

Karsu’nun sesi, genç yaşına rağmen diğer seslerden çok farklı; renkli, güçlü, etkileyici bir ses. Dinleyenlerin yorumlarına göre “Karsu’yu gözlerinizi kapatıp dinlerseniz New Orleans’ta dev bir caz müzisyenini dinlediğinizi zannediyorsunuz”.

Yedi yaşında piyano ile tanışan Karsu’nun hikayesi, daha o 17 yaşındayken, ödüllü belgeselci Mercedes Stalenhoef’un ilgisini öylesine çekti ki, hayatı bir belgesele konu oldu. 2012’de, çekimleri 5 yıl süren ve Hatay’ın Karsu Köyü’nden New York’a kadar Karsu’nun hayatının takip edildiği “Karsu: I Hide A Secret” belgeseli, Uluslararası IDFA belgesel festivalinde gösterime girdi ve daha sonra pek çok ülkenin festivallerinde gösterimi yapıldı.

Karsu on altı yaşında babasının Amsterdam’daki restoranında piyano çalmaya başlayıp, daha sonra küçük çaplı sahnelerde ve oradan büyük sahnelerde performanslarını sergilerken, gazeteler, dergiler, radyolar ve televizyonlar onun yeteneğinin farkına varmaya başladılar ve programlarına konuk etmek için davetiyeler gönderdiler. Hollanda-Amerika Trust Organizasyonu, Karsu’yu New York’taki dünyaca ünlü Carnegie Hall konser salonuna bir konser için davet etti. Bu olay Hollanda medyasının çok ilgisini çekti ve Karsu birçok televizyon programında canlı performanslar vererek geniş yankı uyandırdı. Yurtdışından davetlerin gelmesi de uzun sürmedi: Amerika, Endonezya, Almanya, Belçika, Surinam, İngiltere, Brezilya ve daha birçok ülkede konserler verdi. Türkiye’de de Ankara Caz, Alanya Caz, Akbank Caz Festivali gibi önemli festivallerde, Zorlu PSM, Caddebostan Kültür Merkezi, Aya İrini, Cemal Reşit Rey Konser Salonu gibi önemli sahnelerde birçok kez sahne aldı ve büyük ilgi gördü. Sadece İstanbul ve Ankara’da değil, Trabzon, Kapadokya, Konya, İzmir, Eskişehir, Denizli, Bursa, Antakya, Mersin gibi birçok şehirde de konserler verdi.

2018 yılında, “Karsu Plays Atlantic Records” adlı projesiyle 40’tan fazla salonda sahne aldı. Bu konserlerde, dünyaca ünlü Atlantic Records plak şirketinin kurucusu Ahmet Ertegün’ün hayat hikâyesi anlatılıyor hem de Atlantic Records’dan çıkan efsanevi hitler Karsu dokunuşuyla yeniden yorumlanıyor. Herkes Rolling Stones’u, Aretha Franklin’i, Eric Clapton’u, Cher’i, BeeGees’i tanıyor, fakat birçok kişi ABD’deki ilk Türk büyükelçisinin oğlu Ahmet Ertegün’ün tüm bu sanatçıların başarısının arkasında olduğunu bilmiyor… İşte Karsu bu proje ile, Ertegün’ün yolculuğunu, Atlantic Records’dan çıkan efsane şarkılarla sahneye birlikte taşıdı. Karsu 2018’in Mayıs ayında bu çok özel konseri ilk kez Türkçe olarak Zorlu PSM’de sahneledi. Seyirciler Ahmet Ertegün’ü, Amerika’da caz dünyasını sahne arkasında zenginleştiren bir Türk olarak yakından tanımış oldular. “Karsu Plays Atlantic Records” turu, Londra Cadogan Hall’da sona erdi.

Karsu bu özel tura, yeni albümünün çalışmalarına başlamak için ara verdi. Bu albümde ilk kez Karsu imzalı Türkçe parçalar ağırlıkta olacak. Yeni albümün tanıtım konseri 22 Ekim 2019’da İstanbul Zorlu PSM, 26 Ekim’de ise Amsterdam’da gerçekleşecek.

Singer and pianist Karsu (Amsterdam, 1990) has performed in more than twenty countries in her young career, has performed three times at the famous Carnegie Hall in New York and has performed twice at the North Sea Jazz Festival. Her debut album ‘Confession’ was released in 2012, which received favourable reviews such as four (of the five) stars from NRC and Nu.nl, De Telegraaf wrote “amazing album” and Trouw “Confession is a new star”. In September 2015 her second studio album ‘Colors’ was released, which was again good received (De Telegraaf “We will enjoy her for a long time” and music magazine OOR “a very colourful sequel in a long and surprising career”) and for which she received the Edison Jazzism Audience Award in June 2016.

In 2017 she played in the theatres ‘Play My Strings’, in which she gave a deeper substantive interpretation of her theatre concert for the first time. Het Parool gave Karsu four (out of five) stars: “Her voice is a powerful weapon that sounds crystal clear and very accessible in English, while he moves and mystifies in Turkish.” And “Bridge builder is too weak of a word, Karsu doesn’t even see the water. “

Karsu is currently on stage with ‘Karsu plays Atlantic Records’.  This tour got high score on reviews. The NRC paper wrote about thisperformance “Karsu definitely brings high quality in her performance full of dynamics”, the Brabants Dagblad “versatile and swirling performance” and Theater Paradise online magazine wrote “the music is great”.

Karsu is a multi-talent. The Dutch musician with Turkish roots is not only a gifted singer and pianist, but also a composer, musical arranger and lyricist. Karsu wrote almost all the compositions for her debut album CONFESSION (2012), as well as for her latest album COLORS (2015).

Since her early youth Karsu has been performing on local and international stages. She started playing for an audience as a young girl in her father’s restaurant, Kilim, in Amsterdam, Holland. From there she made it to the Concertgebouw in Amsterdam, she played the North Sea Jazz Festival and the Istanbul Jazz Festival and she performed – a few times already – at the legendary Carnegie Hall in New York.

Already from a very young age it became obvious that Karsu has music flowing through her veins. As a child she was fascinated by piano music. “I saw those pianists on television with their long, flowing hair, these Einstein-like types and I thought, “That’s really cool” I was instantly fascinated by the tunes they played,” is how Karsu describes her love for her favorite instrument.

When she was 7 years old Karsu got her own piano and started taking music classes immediately. She learned to play classical pieces by Chopin, Mozart, Bach and Beethoven, alongside traditional Turkish songs and contemporary jazz songs. Karsu started singing more or less by chance, following a school competition. “When I was in high school, I participated in an open music competition. I wanted to compete on piano, but to my surprise, I won in the vocal category. I had been practising the piano for years and here I was, winning with my voice.”

Karsu suspected the members of the jury of giving her false compliments. “At that time tv-formats like Idols just started to become popular. Sometimes less talented singers also competed and they would tell the jury: “You might think I’m a bad singer but people in my favourite cafe always tell me that I’m great.” I thought, maybe the jury gives me compliments just to be nice to me? I mean, you can not judge yourself, is it? But suddenly I was asked to perform as a singer.”

Karsu’s voice appeared to be very distinctive for such a young girl: adult, deep and strong. Close your eyes and you under the impression that you are listening to a ‘big, old jazz mama’ from New Orleans.

At age fourteen Karsu started to perform in public. Initially, she played and sang in the Turkish restaurant of her father but it didn’t take long before she was playing smaller en bigger venues in Holland and elsewhere. More and more people – including journalists from newspapers and magazines and editors of radio and TV shows – discovered her unusual talent.

The Dutch-American Community Trust invited Karsu to perform at Carnegie Hall, New York. The Dutch media picked up on this and Karsu became a welcome guest on Dutch prime time tv-shows. Other countries followed suit: Karsu was invited to do concerts in the United States, Indonesia, Germany, Belgium, Surinam, Britain, Brazil and Turkey.

Karsu’s first musical tour in 2011-2012 was a great success: the Amsterdam Concertgebouw was sold out. Turkey and Turkish media became interested: one of the most popular Turkish tv-shows ‘Şeffaf Oda’, with host Güneri Givaoǧlu, invited Karsu to the program. Since then Karsu travels regularly to Turkey to perform in larger halls and at festivals. Over the years she became a well-known and respected performer in the country of her ancestors. Her concerts in Istanbul, Ankara and other Turkish cities are invariably sold out weeks in advance.

In 2012 Karsu released her debut album CONFESSION. Like on her live CD ‘LIVE AT THE IJ’ on this album Karsu mixes jazz, blues, funk and ethnic influences. The album got rave reviews.

Also in 2012, the documentary ‘Karsu, I hide a secret ‘, by director Mercedes Stalenhoef, featured at the IDFA documentary festival in Amsterdam. Stalenhoef followed Karsu over a period of 5 years: during her last year in high school, in the Turkish village of her parents Karsuköyü, untill her performance at Carnegie Hall in New York. The documentary was shown worldwide in many festivals.

Karsu has since toured at home and abroad. In her last theater tour 2014-2015, called ‘From New York to Istanbul’, she recollects her experiences during the many trips she made. If Karsu is not performing somewhere, she is working on new material.

On Karsu’s latest studio album, COLORS, jazz again is the guideline, but her compositions have gained more color: they are poppy, playful and cheerful. The title of the CD refers to Karsu’s bicultural background, with roots in Turkey and Amsterdam. She mixes different styles of music and works with international musicians. With COLORS Karsu wants to show the world how colorfull her life is.

Karsu supplied almost all the basis material for the songs on COLORS. For the first time, she wrote orginal Turkish-language songs, such as “Birak beni böyle (“Leave me alone”) and ‘Bekledim” (“I’ve been waiting for you”). This Turkish flair gives COLORS a special, emotional character.

Jazzy pop songs like ‘Diamonds’, ‘Coffee Around Nine’ or ‘Monday’ will lighten many people up because of their cheerful melodies and danceable rhythms.

On COLORS Karsu continues her work with producers Niels Nieuborg and Jasper Cremers (Nelson & Djosa). This duo previously produced albums for Giovanca and Ntjam Rosie.

In the Netherlands, in 2015, Karsu was distinguished as one of the ten most influential Turkish-Dutch personalities of the past 50 years.

Late May 2015 Karsu, along with a number of renowned Turkish artists, opened the Holland Festival in the Carre Theater in Amsterdam. The show was, according to national newspaper ‘de Volkskrant’, a true feast. “While the band, including the singers, performs like a well-oiled music machine, the concert takes on wings when Turkish-Dutch jazz singer Karsu Dönmez, in shocking pink, sets herself behind the piano. A Chopin-like piano intro seamlessly merges with Dönmez wavy Turkish vocals, in which she combines power with control. In Divane Aşık Gibi (“Foolish Lover”) each note is emotionally charged. Through her voice you get to feel the attraction and the rejection of the lovers, even without understanding the language. As a true solist Dönmez rises above her backup band. “

Thanks to her exceptional voice, her passionate piano playing and catchy compositions, in combination with her cheerful, passionate look, Karsu has quickly become a celebrated and beloved international performer.

On September 11, 2015 COLORS will be officially released. The first single from the new album, Turn it around, is already out. The video was shot in the Kersenbloempark in the Amsterdamse Bos.

Karsu will present her the album, together with her band, on September 16, 2015 at the Paradiso Concert Hall in Amsterdam. This concert is also the kickoff of the new club tour.

ALBUMS

https://www.instagram.com/karsudonmez/

https://www.facebook.com/karsu.karsu/

http://www.karsu.nl/

https://www.wikiwand.com/tr/Karsu

Posted by: bluesyemre | October 10, 2019

#Nazım Oratoryosu – #FazılSay

4b18d457cb95244a0a52d027502df733

maxresdefault (8)

Fazıl Say, piyano
Genco Erkal, anlatıcı
Serenad Bağcan, solist
Güvenç Dağüstün, solist
İbrahim Yazıcı, şef
Nazım Hikmet Korosu
Fazıl Say Festival Orkestrası
Çocuk solistler

Fazıl Say’ın “Nazım” başlığı altında bestelediği eser, şarkıcıların ve şiir sunucusunun yanı sıra, geniş bir karma koronun ve senfonik orkestranın ifade olanaklarını kullanırken, kimi yerde usulca duyurulan lirik bir havayı, kimi yerde yüksek ses gürlüğüyle haykıran bir toksözlülüğü içerir. Müzik, hem şiirlerin yoğun anlatım gücünü vurgulamayı üstlenmiş, hem de başlıbaşına duygusal yükselişi temsil etmiştir. “Nâzım”, opera, oratoryo gibi sahne müziklerine yakınlık göstermekte, ancak kuruluşu ve içeriğiyle onlardan ayrılmaktadır. Birbirine bağlı beş bölümden oluşan ve “özgür form” yapısıyla yaklaşık 70 dakika süren eser, makâmsal, tonal ve atonal tekniklerle genelde halk müziğimizin renklerinden yararlanmakta, şiirle müziğin görkemli bileşimini yansıtmaktadır.

Besteciye göre, şair olarak “Nâzım Hikmet” atmosferinin yaratılması ve onun müzikle bir portresinin çizilmesi, şiirlerdeki ifade derinliğini müzik diliyle anlatmaya bağlıdır. Şiirle müziğin sarmallığından kaynaklanacak atmosfer, yorumcuların içtenliğiyle yaratılabilir. Şiirlerdeki güçlü ifade özelliklerini duyarlılıkla dile getiren Genco Erkal, arkasında her an müziğin esintisini duyumsayacak, söylediği şarkılarla şiir ile melodiyi kaynaştıran Serenad Bağcan ise Fazıl Say’ın piyano eşliğiyle bütünleşecektir. Karma koronun ve senfonik orkestranın zengin ses rengi olanakları ise şiirsel ve müzikal anlamı bütünüyle birleştirecektir. Tıpkı Nâzım’ın mısralarındaki iç sesler ve yarım kafiye mayasının şiiri bütünlemesi gibi… Tıpkı coşkuyla kabaran ve gürül gürül akan bir şiirin sizi alıp sürüklemesi gibi…

Eserde seslendiricilerin anlatım olanakları, şiirlerin içerdiği anlam akışına göre değişik derecelerde kullanılmıştır. Kimi yerde bir kız çocuğu tek başına çıkıp bütün saflığı ve doğallığıyla seslenerek “Hiroşima” trajedisini anlatmakta, kimi yerde karma koro ve orkestra kadroları, görkemli ses gürlüğüyle hayatın çoksesliliğini dile getirmektedir. Bütün bu sesler içinde başrol, şiirleri sunan Genco Erkal’a verilmiştir. Çünkü bu tür müzik formlarında “söz”, eserin belkemiğidir.

Ahmet Say

Program

1. Bölüm Gençlikte
I – Üç Selvi
II – Açların Gözbebekleri
III – Kerem Gibi

2. Bölüm Hapishanede
IV – Diz Boyu Karlı Bir Gece
V – Pazar
VI – Ben İçeri Düştüğümden Beri
VII – Yatar Bursa Kalesinde

3. Bölüm İnsan Üzre
VIII – Hapisten Çıktıktan Sonra
IX – Kız Çocuğu
X – Hiroşima
XI – Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz?

4. Bölüm Memleket Üzre
XII – Vatan Haini
XIII – Şehitler
XIV – Davet
XV – Memleketim

Final

XVI – Yaşamaya Dair

Posted by: bluesyemre | October 10, 2019

#EURead Europe Reads

logo_eureads

In Europe today, more than 73 million adults are illiterate. This is no surprise when you consider that over 1 in 10 students across the continent drop out of school. Forecasts suggest this will lead to a 30% increase in low skilled jobs by 2020. Helping children to develop a love of reading can change this story.

Why Reading is relevant for Europe

Reading and literacy are vital for all citizens in Europe. The ability to read is a prerequisite for education, personal development, integration, participation in society and economic growth in today’s media-led and culturally diverse society. Furthermore, reading trains everyone to understand complex facts and circumstances, which is essential in forming democratic behaviour. In order to address this challenge, EURead, the European network for reading and literacy agencies, and its members in all major European member-states, have developed programs and campaigns to raise the profile of reading and literacy.

https://www.euread.com/europe-reads/

Posted by: bluesyemre | October 10, 2019

70 People from Around the World video series

In this episode of Many People from Many Countries Say Things, 70 people from 70 countries say “cheers!” in their native language. Learn how to say cheers in French, Spanish, German, Italian, Russian, Japanese, Vietnamese, Korean, Turkish, Polish, Thai, and many more dialects. If you’ve ever wondered ‘how do I say cheers’ around the world, this how-to video will have you clinking glasses like a local in no time.

In this episode of Many People from Many Countries Try Things, 70 people from 70 countries try to do their best impersonation of an American accent. The most predominant impression is of the American Valley Girl accent. The American men accent resembled a surfer bro. According to citizens from around the world, most Americans think everything is great and America is the greatest. Some even believe Americans act and talk just like President Donald Trump.

More than 70 people try to say 70 tongue twisters from 70 countries. In this tongue twisters challenge, citizens from all around the world attempt funny tongue twisters in different languages. Most English speakers know about Sally selling seashells at the seashore and Peter Piper picked a peck of peppers, but what about the best tongue twister in Japanese, Spanish, Finnish, Polish, Chinese, German, and dozens more different languages?

In this episode of Many People from Many Countries Say Things, 70 people from 70 countries say their country’s most popular stereotypes and common clichés. Find out how the world pigeonholes the Chinese, Indian, Brazilian, Indonesian, Pakistani, Nigerian, Russian, Japanese, Mexican, Australian, German, French, Italian, Spanish, and other nationalities.

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people from 70 countries sing their home country’s national anthem in their home country’s first language. Enjoy national anthems for Canada, Australia, China, Brazil, Argentina, Russia, Germany, Austria, Argentina, Cuba, Chile, India, Pakistan and more, then put on your judge wig and pick the best national anthem in the comments.

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people from 70 countries demonstrate what cats and dogs sound like in their home country. For some people, ‘woof’, ‘meow’, and ‘bark’ might come to mind but there are plenty more out there that could surprise you. Find out what a cat or dog sounds like in France, Spain, China, Italy, Turkey, Germany, Mexico, Thailand and more! Who knew the difference in dog or cat noises from around the world could be so interesting?

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people reveal how to tell if someone is from their country. Signs include their posture, how they stand, how they walk, the volume of their voice, their facial expressions and features, their mannerisms, their hair color, the shape of their eyes, what they wear, their body language and gestures, their accent, their slang, how they greet someone, and how much they can drink. This helpful guide will show you how to know if someone is from France, Russia, Germany, Japan, China, Italy, Spain, and many more countries.

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people reveal how to say hello and goodbye in their country. This helpful guide will show you how to greet and bid adieu to someone from France, Russia, Germany, Japan, China, Italy, Spain, and many more countries.

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people from 70 countries reveal how to count money in their country. Find out how to count cash in different languages from around the world like.

In this episode of Many People Many Places, 70 people recite their country’s tourism slogan.

In this episode of Many People, Many Places, 70 people show Condé Nast Traveler how to sing the Happy Birthday song in their country. Find out how to belt out the best birthday wishes in German, French, Spanish, Italian, Hindi, Bengali, Punjabi, Mandarin, Russian, Japanese, and more!

In this episode of Many People, Many Countries, 70 people show Condé Nast Traveler how to count to ten in their country’s primary language. Find out how to count to ten in German, French, Spanish, Italian, Hindi, Bengali, Punjabi, Mandarin, Russian, Japanese, and more!

In this episode of Many People from Many Countries, 70 people from 70 countries demonstrate how a sneeze sounds in their homeland and how people respond in their home country’s first language. Find out what to do and how to say ‘bless you’ in Spanish, German, French, Japanese, Italian, Chinese, Russian, and more languages.

 

Posted by: bluesyemre | October 10, 2019

Alternative #Math (A short film directed by #DavidMaddox)

alt math

A well meaning math teacher finds herself trumped by a post-fact America. In his math test, little Danny has put 22 as the answer to the question “What is 2 + 2?” When his teacher corrects him, he throws a tantrum and complains to his parents. They come in an accuse her of imposing her biased agenda on their son. And so things escalate, from the principal, to the review board, to the public demonstrating outside with signs like “Students Count Teachers Divide.” And – blink and you’ll miss it – “God hates facts”.
Against stupidity the gods themselves contend in vain. Reason is dismissed as radical liberalism, logic as pc fascism.

This biting comedy takes swipes at everything from anti-Darwin creationists, to the media, populist-fodder public, and politicians. Just in case we were in doubt, the school chosen as the location has a portico resembling The White House, and the chair of the review board has a hairstyle not too dissimilar to another coiffure we’ve seen too much of recently.

In a nice touch, the Principal is portrayed like the evil science-denying twin of Big Bang Theory’s Sheldon. He toadies to the parents, he knows the teacher is right, but he won’t stand up for truth.

Allyn Carrell keeps her head up as the teacher, as much bemused as outraged. And writer/director David Maddox keeps things moving through an ambitious production. The school used in the film must have given a lot of cooperation, so there is hope for the American education system after all.

https://www.imdb.com/title/tt7044478/

https://shortfilmreviews.video/film/alternative-math/

Mountain-Graphic-2-e1570028493514

Just how big a problem is predatory publishing? Simon Linacre reflects on the news this week that Cabells announced it has reached 12,000 journals on its Journal Blacklist and shares some insights into publishing’s dark side.


Predatory publishing has seen a great deal of coverage in 2019, with a variety of sting operations, opinion pieces and studies published on various aspects of the problem. It seems that while on the one side, there is no doubt that it is a problem for academia globally, on the other side there is huge debate as to the size, shape and relative seriousness of that problem.

On the first of those points, the size looks to be pretty big – Cabells announced this week that its Journal Blacklist has hit the 12,000 mark. This is less than a year since it hit 10,000, and it is now triple the size it was when it was launched in 2017. Much of this is to do with the incredibly hard work of its evaluations team, but also because there are a LOT of predatory journals out there, with the numbers increasing daily.

On the last of those points, the aftershocks of the Federal Trade Commission’s ruling against OMICS earlier this year are still being felt. While there is no sign of any contrition on the part of OMICS – or of the $50m fine being paid – the finding has garnered huge publicity and acted as a warning for some academics not to entrust their research with similar publishers. In addition, it has been reported that CrossRef has now cut OMICS membership.

However, the shape of the problem is still hard for many to grasp, and perhaps it would help to share some of the tools of the trade of deceptive publishers. Take one journal on the Cabells Journal Blacklist – the British Journal of Marketing Studies.

Cabells-Blacklist-Screenshot

Sounds relatively normal, right? But a number of factors relating to this journal highlight many of the problems presented by deceptive journals:

  • The title includes the word ‘British’ as a proxy for quality, however, over 600 journals include this descriptor in the Blacklist compared to just over 200 in Scopus’ entire index of over 30,000 journals
  • The journal is published by European-American Journals alongside 81 other journals – a remarkable feat considering the publisher lists a small terraced house in Gillingham as its main headquarters
  • When Cabells reviewed it for inclusion in the Blacklist, it noted among other things that:
    • It falsely claimed to be indexed in well-known databases – we know this because among these was Cabells itself
    • It uses misleading metrics, including an “APS Impact Factor” of 6.80 – no such derivation of the Web of Science metric exists, apart from on other predatory journal sites
    • There is no detailed peer review policy stated
    • There is no affiliation for the Editor, one Professor Paul Simon, and searches cannot uncover any marketing professors with such a name (or a Prof. Garfunkel, for that matter)

This IS a problem for academia because, no matter what the size and seriousness of predatory publishing may be unless researchers learn to spot the signs of what it looks like, they will continue to get drawn in and waste their research, funding dollars, and even career, on deceptive publishing practices.

https://blog.cabells.com/2019/10/02/the-journal-blacklist-surpasses-the-12000-journals-listed-mark/

Older Posts »

Categories

%d bloggers like this: