Posted by: bluesyemre | August 17, 2016

Kitabınızı nasıl okursunuz? Yekta Kopan

ykkitap

Kitap okurlarını kalıpların içine sıkıştırmaya gerek yok. Ama yine de farklılıklara şöyle bir bakabiliriz. Belki bu gruplardan biri size yakın gelecektir.

Çantasından kitabını eksik etmeyenler
Özellikle toplu taşıma ve iş-okul servisi kullanan kitapseverlerdir. Onlar için okumak günün yorgunluğundan sonra insanlardan uzaklaşıp kitapla baş başa kalmak anlamına gelir. Ayrıca bu sayede, büyük şehirlerin ömrümüzden ömür çalan trafiğine karşı durmanın yolunu da bulmuşlardır. Taşıdıkları çantanın kapasitesine göre her boyutta kitabı taşıyabilirler.

Yatmadan okuyamayanlar
Okuduğu kitabın dünyasına girebilmek için, bedeninin de rahat etmesini isteyen okurdur. Ayrıca okurken her an uykum gelebilir düşüncesi, en azından birazcık kestiririm beklentisi de vardır. Zaman içinde oturarak okuma yeteneğini tümden kaybederler. Okumak-uyumak birbirinden ayrılmaz iki kardeş haline gelir.

Okumak için her saniyeyi kullananlar
Kibar bir tanım bulmaya çalıştım ama bu grubun asıl adı “tuvalet okurları”dır. Tuvalette geçirecekleri süreyi bile okuyarak değerlendirmek isterler. Özellikle haftalık-aylık dergiler ya da kısa bölümlerden oluşan kitaplar tercih edilebilir. Tuvalette küçük bir kütüphaneleri bile vardır. Böyle bir okurluk anlayışının değeri, ilerleyen yaşla birlikte tuvalette kalma süresi de uzadığında anlaşılacaktır.

Okumayı ayine dönüştürenler
Kendini kitabın satırlarına bırakmadan önce “çevre düzenlemesi” yapan okurlardır. Küçük bir meyve ya da kuruyemiş tabağı, çay-kahve ya da bir kadeh şarap, fonda o günkü ruh haline ya da okunacak kitaba göre seçilmiş bir müzik, belki mumlar ya da tütsü ve hafif bir ışıklandırma. Kimi zaman çevre düzenlemesi işini öyle abartılar ki, kitap okumaktan uzaklaşırlar. Ancak bir okumaya başlayınca, kimse kaldıramaz onları kitaplarının başından.

Kalabalıkta okuyanlar
Kitap okumak için çevrede insanların olmasına gereksinim duyarlar. Bu nedenle de genelde kafelerde ya da kahvelerde okurlar kitaplarını. Birkaç bardak çayla sayfalarca okuyabilirler. Arada bir başlarını kitaplarından kaldırıp boş gözlerle çevrelerine bakarlar. Aslında o sırada okudukları kitabın bir sahnesini canlandırmaktadırlar gözlerinde.

Tatil okurları
Kitap okumak için yaz tatilinin gelmesini beklerler. Kış mevsimi, kitap okuma konusunda “bahane üretme mevsimi”dir onlar için. Bütün kışı, yaz boyunca okuyacakları kitapların sayısını belirlemekle, listeler oluşturmakla geçirirler. Kış boyunca okumamış olmanın vicdan azabıyla, valizlerini normal bir okurun on günde okuyamayacağı kadar kitapla doldururlar. Sonunda bir ya da iki kitapla geçer tatil günleri. Dönüş yolculuğunda, yeni bahaneler hazırlamaya başlarlar.

Battaniye okurları
Tatil okurlarının tam tersine, okumak için kış mevsimini-soğuk havayı tercih ederler. Kareli bir battaniyenin okumayı artıran bir gücü olduğuna inanırlar. Evin herhangi bir köşesinde o battaniyeyi dizlere çekmek, sırta almak, hatta yanında oturmak yeterlidir. Çoğunlukla “kedi-sever” olan bu okurların genç yaşta okuma gözlüğü kullanmaya başlaması kaçınılmazdır.

Kalem-kağıt-defter eşliğinde okuyanlar
Okurluk onlar için bitmek bilmez bir öğrencilik halidir. Masanın başına geçerler ve bilumum kırtasiye malzemesini çevreye yayıp “çalışmaya” başlarlar. Evet, okumak onlar için bir iştir, çalışırlar. Not almalar, satırları çizmelerle geçer okuma saatleri. Daha ileri aşamalarında, kitap türlerine göre ayrı defterler, kitabın kağıt cinsine uygun kalemler gibi uzmanlaşmalara gidebilirler.

Okur gibi yapan okurlar
Kitabın ilk 20 sayfasında bir “kulak” yapılmıştır, oradan ileri gitmek pek mümkün olmaz. Hemen dağılır dikkatleri. Çok iyi niyetli, okumayı gerçekten isteyen ama kendilerini gerçek dünyanın hayhuyundan bir türlü koparamayan okurlardır. Okudukları sayfayı yeniden okumak, akıllarında tutamamak gibi sorunları vardır. Aslında bir kitabı bitirmeyi başarsalar gerisi gelecektir.

Daha onlarca grup oluşturulabilir. Zaten bu grupların hiçbiri, birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz. Kitapları “yutar gibi” okuyan bir okur, kimi zaman bir “duraklama dönemi”ne girebilir. Yatmadan okuyamayan bir okur, sırt çantasında kitap olmadan evden çıkmayan bir okur olabilir aynı zamanda. Gerçek okurlar için, keskin ayrımlar yoktur. Onlar için sadece “kitaplar” vardır.

Kitap okuyanın ömrü uzuyormuş.

Yale Üniversitesi Toplum Sağlığı Fakültesi’nden Becca R. Levy söylüyor bunu. Araştırmada yaşları 50 ve üzeri olan 3 bin 635 kişi üzerinde 12 yıl boyunca testler yapılmış. Kitap okumayan gençlerle karşılaştırıldığında, her hafta üç buçuk saat kitap okuyan bireylerin ölüm oranlarında yüzde 17’lik bir düşüş, üç buçuk saatten fazla okuyan kişilerde ise ölüm oranlarında ise yüzde 23’lük bir düşüş gözlemlenmiş. Aslında bu araştırma için bütçe ayırmaya falan gerek yok. Hayatında bir kitap okumuş birine sormaları yeterdi. “Yahu bir kitap okudum, ömrüm uzadı.” cevabını alırlardı anında.

Kitap okumak insan ömrünü gerçekten uzatır mı bilemem. Ama yaşanan günleri daha anlamlı, daha özel ve güzel kıldığı kesin.

Nasıl okursanız okuyun, ama kendinizi bu anlamlı ve hayatı güzelleştiren dünyadan uzak tutmayın.

Sahi, siz kitabınızı nasıl okursunuz?

http://blog.kia.com.tr/yasam/kitabinizi-nasil-okursunuz


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Categories

%d bloggers like this: