Posted by: bluesyemre | March 12, 2018

Veysi Dündar Dr. Sedef Kabaş ile söyleşti: #SosyalMedya büyük nimet

4ed0e64c-5b46-4ce5-8021-9c546a515f6a

Sedef Kabaş ile bir araya gelemedik uzun bir süre. Fotoğrafçımın rahatsızlığı randevu saatine denk gelince, aksaklığı özçekim yaparak gidermeye çalıştım. Beceriksizliğimi görünce, Kabaş aldı telefonu, 2 dakikada lazım gelen tüm fotoları çekti. Keyifli bir söyleşimiz oldu. Son çıkan kitabı, “Muazzam Muazzez” konuşmak üzere başka bir güne daha söyleşi için sözleştik. Kitabı okumam bitsin. Siz de alın, okuyun. Faydalı okumalar dilerim.

Sedef Kabaş kimdir?

1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu. Fulbright bursu ile okuduğu Boston Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği üzerine yüksek lisans yaptı. Atlanta CNN International’da çalışan ilk Türk gazetecidir. NTV, ATV, TV 8, SKY Türk gibi çeşitli tv kanallarında programlar hazırlamış olup en son TRT 2’de Medya Medya isimli programı hazırlayıp sundu. Marmara Üniversitesi’nden iletişim doktorasını aldı. 2007 yılında Sedef Kabaş Eğitim, Koçluk, Danışmanlık şirketini kurmuştur. Halen üst düzey yöneticilere iletişim koçluğu yapmakta, şirketlere iletişim ve medya alanında eğitimler vermektedir.

Veysi Dündar (VD): Londra doğumlusunuz, 1992 yılında Boğaziçi Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden en yüksek derece ile mezun oldunuz. Kazandığınız Fulbright bursu ile okuduğunuz Boston Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği üzerine yüksek lisansınızı tamamladınız. Marmara Ü. Genel Gazetecilik Bölümü’nden 2006 yılında doktora derecesi aldınız. Bütün bunlar gurur verici çalışmalar. Uluslararası İlişkilerde Türkiye’nin karnesi size göre nasıl?

Sedef Kabaş (SK): Türkiye’ye hangi açıdan bakarsanız bakın son yıllarda sınıfta kalıyor, hangi dünya endeksine göz atarsanız atın, hızla geriliyor. Misal, Türkiye şu anda dünyada en fazla gazetecinin hapsedildiği ülke. Basın özgürlüğü “hükümeti övme” özgürlüğü ile sınırlı; 7/24 onlarca gazete, televizyon, radyo ve haber sitesi iktidarın “özgürce” sözcülüğünü, şakşakçılığını yapıyor. Dünya Hukuk Endeksi’nde 2016 yılında 8 basamak daha düştük ve 99. sıradayız. Toplamda zaten 113 ülke var… Yani ülkede adil bir hukuk düzeni yok; haklının değil, güçlünün korunduğu bir düzen kuruldu. Kadın-erkek eşitliği konusunda da durum içler acısı. Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet eşitsizliği sıralamasında 144 ülke arasında Türkiye 131. sırada… Son 7 yılda kadına yönelik şiddet %1400 artmış! Ülke genelinde OHAL, yani Olağanüstü Hal olağan hale gelmiş, bir gecede çıkarılan KHK’lar kanun haline gelmiş, Meclis göstermelik hale gelmiş… Ülke itibarı sıfırlanmış, komşularla ilişkiler sıfırlanmış. Ne AB ülkeleri ne Rusya ne ABD ne de Arap ülkeleri gerçek anlamda müttefik… Ve daha vahimi ülkeyi bu hale getirenler bırakın hataları ile yüzleşmeyi, hala konuşmalarında demokrasiden, hukuktan, kalkınmadan, adaletten bahsediyorlar… Halkın gözünün içine baka baka hem de; sonra da “aldatıldık” diyorlar…

Medyanın durumu

VD: Boston Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği üzerine yüksek lisans yaptınız. Marmara Ü. Genel Gazetecilik Bölümü’nden “Dünya ve Türk Basınında, Röportaj ve Söyleşi Geleneği” üzerine yazdığınız tez ile 2006 yılında doktora derecesi aldınız. Türk basını ne durumda habercilikte?

SK: Türk Basını tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor… Daha doğru ifade etmek gerekirse, basın büyük bir baskı altında… Bu baskıcı düzene biat etmeyen gazeteciler işten atılıyor, sistemi sorgulayanlar hapse atılıyor, gazete ve televizyon kanallarına el konuluyor ya da kapatılıyor, eleştirel haber yapanlar acımasızca linç ediliyor, hedef gösteriliyor ya da tehdit ediliyor, hatta darp ediliyor! Hatırlayacağınız gibi beni de Twitter’da yazdığım bir tek cümleden dolayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde Terörle Mücadele kapsamında 10 yıldan fazla hapis istemiyle yargıladılar… Neden? Çünkü 17-25 Aralık Yolsuzluk Soruşturması “delil yetersizliği” nedeniyle kapatılmamalıydı, dediğim için… Hala da bu görüşü savunuyorum. Yolsuzluk yapmak suç değil ama bunu haber yapmak suç, terör örgütlerine silah yardımı yapmak suç değil ama bunu haber yapmak suç, çocuklara tecavüz etmek suç değil ama bunu haber yapmak suç… Tıpkı 33 yıl boyunca süren Abdülhamit’in istibdat dönemi. O dönemde, basının yok edildiği, sansürün zirve yaptığı, yazılan her satırın Saray tarafından denetlendiği, muhaliflerin ispiyonlandığı, gerçeklerin üstünün örtüldüğü, eleştirilerin tamamıyla susturulduğu günler yaşanmıştı…

VD: Deniz Yücel ile ilgili iddianame kabul edildiği halde serbest bırakıldı. Siz de bu durumu; “Bu adam AKP’nin iddia ettiği gibi “terörist” ise niye saldınız? Yok masum biri ise niye 1 senedir hapis yatırdınız? (A)daleti (K)atleden (P)arti yine tarih yazdı!!!!” diye paylaştınız. Bu arada Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak müebbet hapisle cezalandırıldı? Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

SK: Öncelikle Deniz Yücel konusunda yukarıdaki sorularıma net yanıt verecek tek bir AKP’linin dahi çıkacağına inanmıyorum. Hani Deniz Yücel ajandı, hani teröristti, hani elde görüntüler vardı. Ne oldu? Merkel serbest bırakılsın dediği için serbest bıraktıysanız, Türk Yargı sistemine bir darbe indirmiş oldunuz. Yok, eğer zaten herhangi bir suçu yoksa bu kez Türk halkına yalan söylemiş oldunuz. Yani her iki durumda da büyük bir rezalete daha imza atılmış Oldu. İktidarların dört büyük korkusu var; hukuk devleti, şeffaf ekonomi, dürüst siyaset ve özgür basın… Bu dördünün olduğu yerde iktidar tuzla buz olur… Dolayısıyla Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Ahmet Şık, Murat Sabuncu ve burada adını sayamadığım daha nice meslektaşımız hapiste…. “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” diye akla, mantığa, vicdana ziyan yeni bir suçlama türü oluşturuldu. Anayasa Mahkemesi bile bu suçu kabul etmedi… IŞİD teröristlerinin, mafya babalarının, çocuk tecavüzcülerinin, yolsuzluk yapanların serbestçe dolaştığı bugünkü Türkiye’de gazeteciler hapiste… Dışarıda var olma mücadelesi veren gazeteciler ise büyük bir baskı altında. Daha kötüsü ekranlar, gazete sayfaları gazetecilik mesleğine ihanet edenlerin elinde, üstüne de oluk gibi para alıyorlar, halka sabahtan akşama kadar yalan söylemeye devam etsinler diye…

İstanbul, İstanbul 

VD: İstanbul’da nefes almak öyle zorlaştı ki; mevsimler bile dumura uğradı desem yeridir. Gökdelenlerden gökyüzünün rengini seçemez olduk. Her boşalan alana rezidanslar apartmanlar yüksek kuleler yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “yatay yapılaşmaya geçiyoruz” derken geç kalınmadı mı? Bu vesile ile dile getirmiş olduğunuz; “Atatürk Havalimanı Central Park Gibi Olmalı – Kampanyaya imza ver!” sözlerinize sonuna kadar katılıyorum. Daha yeşil, daha yeşil, en yeşil olana dek.

SK: İstanbul’u son 25 yıldır kim yönetiyor? Son 25 yıldır, İstanbul’da yeşil alan, park, kupon arazi, askeri bölge, kamu arsası, kıyı şeridi, korular, ormanlar kelimenin tam anlamıyla talan edildi, yağmalandı… Kaçak yapılar, ucube gökdelenler, derme çatma binalar mantar gibi şehri kapladı… Dünyada eşi benzeri olmayan İstanbul’un meşhur tarihi siluetini bile göz göre yok ettiler… Son dönemde de kentsel dönüşüm adı altında “rantsal dönüşüm” gerçekleştiriyorlar. Denizin dibine tüm manzarayı kapatan, şehrin nefes almasını önleyecek yüksek binalar; parkların, koruların ortasına siteler, 5 katlı evlerin yerine 15 katlı apartmanlar inşa ediyorlar…. Öte yandan “yol yaptık” diyorlar ama İstanbul trafiği artık insanlara kâbus yaşatan düzeye geldi. Bir yerden bir yere hatta görece yakın bir mesafeye gitmek bile 2 saat sürüyor… Ama bir sene içinde 12 kez değişen peyzaj çalışmaları yapıyorlar… O da çiçek sevdiklerinden değil elbet, sebebini herkes biliyor. Ağaç diksen bir kere para vereceksin oysa çiçek hemen solup, gidiyor… Bu şekilde halkın parası çarçur edilip, bir takım şirketlerin kasaları dolduruluyor…

VD: İletişim Yoksa, Liderlik Yok! Kime lider denir? Liderlik doğuştan mıdır, yoksa geliştirilebilir mi? Pozitif liderlik nedir, neden fark yaratır? Liderleri güçlü kılan iletişim becerileri nelerdir? Türkiye’nin gelmiş geçmiş liderlerini sayın desem, kimin ismini verirdiniz?

Buyrun hepsini konuşalım…

Liderlik sırları

SK: İletişim yoksa, liderlik olmuyor… Güçlü liderler, güçlü iletişim becerilerine sahip oluyorlar… Ancak güçlü iletişim elbette sen ne söylersen seni koşulsuz alkışlamaya şartlandırılmış yığınların karşısına çıkıp, bağıra bağıra ona buna tehditler savurmak değil… İletişimin özü zaten çift yönlülüktür. Oysa bu dönemin “lider” diye tanımlanan pek çok ismi ben konuşacağım, siz de susup dinleyeceksiniz, ne dersem alkışlayacaksınız, zihniyetine sahip. Oysa etkili iletişim karşısındaki kişi veya kitlenin ihtiyaç, beklenti ve kaygılarını dikkate almak, karşı taraftan gelen eleştiri, yorum ve geribildirimleri bir zenginlik, bir gelişim vesilesi olarak görmektir. Empati gücü gerçek bir liderin olmazsa olmaz yeteneklerinden biridir. İnsanları yönetmek istiyorsan, önce onları anlamalısın. Anlamadığın hiç kimseyi yönetemezsin, yönetemediğin zaman da bağırırsın, zorlarsın, tehdit edersin, baskı uygularsın, korkutursun ama ikna edemezsin… Bir başka husus ise çok konuşmak değil az ve öz konuşma becerisini geliştirmektir. Bugün söylediğini yarın inkâr ediyorsan, sözlerinin çoğu uydurma, yalan, manipülasyon ve şahsi reklam ise etkili bir konuşmacı değilsindir. Öncelikle yeni şeyler söylemeniz ve dinleyicilerinize katkı sağlayacak nitelikte bilgiler vermeniz gerekir. Aksi çok ama boş konuşmaktır. Gerçek liderler saygı uyandırır, ilham verir, cesaret verir, motive eder, vizyon kazandırır…

VD: “Referandum boyunca dev afişler pastırıp “PKK da HAYIR diyor” diyen AKP’nin aynı sıralarda Öcalan ile görüşüp, “EVET deyin” diyen mektubu HDP’ye bir bakan eli ile ulaştırmasına açıkça ne denir?” diyorsunuz. “Selahattin Demirtaş’ın zamanlaması, neden şimdi” sualimle beraber, yukarıda bahsettiğiniz tenakuzu da açıklar mısınız? Sizce hesaplaşma vakti mi bu? Açıklanmayan daha nice şey var mıdır sizce?

SK: Gerçeklerin kötü bir huyu vardır, eninde sonunda ortaya çıkar… Ana muhalefet partisi CHP’yi PKK ile işbirliği yapmakla suçlayan AKP’nin açılım süreci gibi Türkiye’nin terörle mücadele konusunda ciddi kan kaybetmesine neden olan gayri ciddi ve gayri hukuki icraatını unuttuk mu, hayır! Dolmabahçe’de AKP ile PKK arasında Türkiye üzerine yapılan gizli pazarlıkları unuttuk mu, hayır! AKP’liler tarafından Öcalan için yapılan “güzellemeleri” unuttuk mu, hayır! Referandum süresince halka “terör örgütleri de HAYIR diyor’’ dediler… Meğer aynı sıralarda bir Bakan, Öcalan’dan HDP’ye bir mektup ulaştırıp, “EVET oyu verin” diyormuş… Kelimenin tam anlamıyla rezalet, ikiyüzlülük, riyakarlık…

VD: Afrin’deki operasyonu “Haçlı ile Hilal”in savaşı diye lanse edilmesine karşısınız. Sizde Afrin operasyonunun uyandırdığı argümanlar, hissiyat nedir, açıklar mısınız?

SK: Afrin’e yapılan operasyon geç kalınmış bir müdahaledir. Afrin’de PYD şimdi değil, bundan neredeyse 4 yıl önce 29 Ocak 2014 yılında Kanton ilan etti. Bizi yönetenler o zaman ne yaptı? Hiç! Tek bir icraat yok, hatta medyada bu olay haber bile olmadı! Dolayısıyla Türk Dış Siyaseti maalesef siyasi argümanları son derece güçsüz, TC’nin köklü mülkiye aklından istifade etmeyen, kıdemli askeri yönetici ve danışmanlardan görüş almayan, ülkemizin uzun vade çıkarlarını gözetmekten uzak ellerde…. Bu yüzden de hem can (şehit), hem toprak (Süleyman Şah Türbesi), hem itibar kaybediyoruz.

VD: ABD ile burun burunayız. Gözlerimizin içine sokula sokula silah sevkiyatına devam ediliyor. Bu kadar olumsuz hukuk ile Amerika ‘ya daha ne kadar olumlama yapılabilir? İncirlik’in kapatılması mümkün mü sizce?

SK: Bakın güçlü ülkeler az konuşur, çok iş yapar… Bizi yönetenler ise tam tersini yapıyor… Yandaş medyanın ekranlarından “Eyyy, Amerika…” diye bağırıyorlar ama iş icraata gelince tıs yok! ABD aleni suç işliyor, müttefik olma kriterini hiçe sayıyor. Buna mukabil ne yapabilirsin? Bağırmak yerine sadece 4 ay önce altına imza attığınız 11 milyar dolarlık uçak alım anlaşmasını lağv edebilirsiniz. Zaten biliyorsunuz, uçak ihtiyacı yok, zaten böyle bir bütçe de Türkiye’nin daralan ekonomisini düşünecek olursanız büyük israf… Ancak Zarrab dosyasına karşılık Trump’a bir anlamda bu anlaşma ile “bize arka çık” mesajı verildiği yorumları yapıldı. Aynı şekilde İncirlik Üssü’nü neden kapatmıyorsun? Ecevit Kıbrıs Harekâtı sonrasında ABD sürece muhalefet edince, Türkiye’deki bütün Amerikan üslerini kapattı. Neden? Çünkü, Ecevit bir devlet adamıydı! Bu dönemde hatırlarsanız Erbakan da siyaseti bir kenara bırakmış ve Ecevit’e bu konuda destek vermişti.

Sosyal medya bulunmaz nimet
VD: Bizde kitap okuma, tiyatroya sinemaya konsere gitme gibi sosyal aktiviteler çok nadirattan neşv-ü nema buluyor. Özelde okuma ve bilgi edinme kültürünü ve diğer sosyalleşme alanlarına gidişi nasıl kışkırtabiliriz? Nasıl daha çok kitap okumayı, tiyatroya sinemaya gitmeyi aşılayabiliriz?

SK: Aslında sosyal medya bulunmaz bir nimet… Tüm sanat camiası, hatta bilim dünyası daha geniş kitlelere ve özellikle genç nesillere ulaşmak istiyorsa sosyal medyayı çok etkili şekilde kullanma becerisini geliştirmeli. Artık Twitter hesabınız sizin köşe yazınız, Instagram hesabınız sizin görsel PR’ınız, facebook sizin network sahanız halini aldı… Şirketler de aynı şekilde artık ana akım medya değil, sosyal medya üzerinden kitlelere ulaşmanın daha hızlı, daha kolay, daha güncel ve daha az maliyetli olduğunu idrak etti. Sanat ölmez, mecrası değişir… Bilim de ölmez, tam aksi güçlenerek varlığını devam ettiriyor… Teknolojiden korkmak yerine teknolojinin bize sunduğu her türlü imkânı kullanarak dünyaya anlam katmaya çaba harcamalıyız…. Ben eskisinden daha az okumuyorum, ancak artık elime gazete almıyorum… Türkiye ve dünya gündemini elimdeki akıllı telefon aracılığı ile takip ediyorum. Ya da kütüphanemde binlerce kitabım var ama “sesli kitap” da takip ediyorum ya da uzun seyahatlerimde dizüstü bilgisayarım üzerinden kitap okumayı tercih ediyorum… Yani içerik, anlam güçlü yerini hala koruyor, sadece araçlar, mecralar değişiyor.

Kadın hakları

VD: Kadınların; siyasette ekonomide iş hayatında, hayatın her alanında daha çok yer edinmelerini nasıl sağlarız? Hayata katılmalarını nasıl teşvik edebiliriz? Kadın Liderler; nasıl sivrilebilir? Anne vefası, daha yumuşak bir yönetime imkân sunar mı? Meral Akşener’in parti kurabilen bir lider olması, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi, siyasete daha çok kadın kazandırır mı?

SK: Şöyle bir benzetme yapalım… Toplumları kişiler olarak düşünelim. Bir toplum var her iki elini de kullanıyor. Her iki elini kullandığı için daha üretken, daha hızlı, daha başarılı, daha verimli… İşte bu toplum hem erkek hem kadın nüfusunun aklından, becerisinden, zekasından, özverisinden, bilgi ve tecrübesinden yararlanıyor demektir. Bir başka toplum ise sadece tek elini kullanarak çalışıyor… Yani toplum içindeki kadınları eve mahkûm etmiş; eğitim fırsatı sunmamış, iş dünyasına dahil etmemiş, bilgi ve becerisini geliştirecek imkanlar sunmamış. Bu toplum, iki elini kullanan diğer toplum kadar başarılı ve mutlu olabilir mi? Elbette hayır! Kadını mutsuz olan, şiddet gören, eğitimsiz kalan, üretken olmayan hiçbir ülke ne refah toplumu olabilir ne de medeni ülkeler listesine girebilir… Türkiye bu eşiği Atatürk’ün vizyonu sonucu atlamayı başarmış bir toplum. Kadınlar Atatürk ve devrimleri sayesinde eğitim alabilen, fırsat eşitliğine sahip, özgüveni yüksek, meslek sahibi, kariyer sahibi, özgür düşünen ve seçimlerini özgürce yapabilen, ailesine ve ülkesine yararları işler başaran bireyler olabildi. Her ne kadar son yıllarda kızları erken evlendirip, eğitim hakkından yoksun bırakmayı; kadınları eve mahkûm edip, şiddete maruz bırakılmalarını hayatın olağan akışı gibi göstermeyi matah sanan yobaz bir zihniyete direnmek zorunda kalsak da eninde sonunda özgürlük ve eşitlik kazanacaktır. Zira kadın-erkek eşitliği evrensel bir değerdir.

http://www.ocakmedya.com/roportaj/2018/03/09/veysi-dundar-dr-sedef-kabas-soylesi/


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Categories

%d bloggers like this: