Posted by: bluesyemre | April 21, 2018

Ailelerin kara kutusu: #Kitap ve kitaplıklar #GültenDayıoğlu

5ad1d86dd3806c1c5058b60e

Kil tabletler zamanından, elektronik kitaba kadar insanoğluna can suyu oldu kitap. Hâlâ da oluyor. Üstelik bu vefalı dosta ulaşmak zor değil. Ancak günümüz gençleri ve çocukları tehlikeli sularda ‘dijital ortamlarda’ su yüzünde durabilmeyi bile öğrenmeden sörf yapmaya kalkışıyorlar. Bu çocuklar, çift diplomalı yüksek lisanslı bile olsalar eğitim yoksunu olarak tek kanatlı kuş gibidirler. Diplomayla edindiği tek kanatla uçamaz.

Bireylerin, ailenin ve toplumun kültürel verileri uçaklardaki kara kutularda olduğu gibi, sürekli belleğimize kaydediliyor. Bireysel ve toplumsal tökezlemelerimiz de en ince ayrıntısına kadar belleklere işleniyor. Bizim bellek alanımızda oldum olası, demokrasi kılıcı gibi tepemizde duran bir yüz karamız var. Bu ayıbımız, ulusça okuma engelli olmamızdır. Bu eksiklikten kaynaklanan açmazlar da bellek katmanlarımıza kazınıyor. Bu sorunlar aslında öylesine önemli ki! Göz ardı edile edile bugünlere taşınması, uluslararası alanda başımızı öne eğmemize neden oluyor.  Gerçekten de nüfusa endeksli okuma oranı düşüklüğünden hiç kurtulamadık.

YÖNTEMLERİMİZ YAPAY VE ZORLAMA
Oysa dünyadaki uluslar katında okuma oranı kavramı gözle görülüp elle tutulur nitelikte kesin bir “uygarlık ölçütü”dür. Biz değişik konularda dünyayla boy ölçüşürken, Cumhuriyetimiz kurulalı beri bu konuda dünyada oluşturulan “okuma oranı listelerinin” alt sıralarında yer almaktan kurtulamadık. Sonuç ortada. Evrensel ölçütlere göre hâlâ gelişmekte olan ülke olarak değerlendiriliyoruz. Oysa pek çok alanda önemli aşamalar kaydettik. Ancak insan yetiştirme yani ‘eğitim-öğretim’ alanında yazık ki hâlâ mehter adımlarıyla ilerliyoruz. Çünkü çabalarımız ve yöntemlerimiz özgün değil. Yapay ve zorlama. Örneğin, örgün öğretimde uygulanan müfredat programları bir türlü yerine oturamamış durumda. Bu nedenle sıklıkla uygar ülkelerden alınan örneklerle yamalanıyor. Toplumsal bünyemizle uyum sağlamakta zorlanan örnekler payanda edinilip deneme-yanılma yöntemiyle gemiye yol verilmek isteniyor. Ama olmuyor. Bunun en güncel kanıtı, belli zaman aralıklarıyla uluslararası nitelikte öğrenci kesimiyle yapılan PISA sınavlarından elde edilen sonuçlar.

VARSA YOKSA BİLGİ BİRİKİMİ YARIŞI!
Bir gerçek daha var uygarlık yolunda ayağımıza bağ olan: Müfredat programlarıyla düzenlenen eğitim öğretim ilkelerinde ‘eğitim’ konusu hep ‘ıskalanıyor’. Varsa yoksa bilgi birikimi yarışı! Oysa insan yavrusu hayata hazırlanırken iki koldan ele alınmalı. Birincisi eğitim, ikincisi öğretim. Ülkemizde terazi hep bilgi biriktirmekten yana ağır basıyor. Oysa eğitim, ‘hayat bilgisi’dir. Çocuğa gerçek hayatla ilgili deneyimlere dayalı sağlam ipuçları verir. Aynı zamanda okulda edinilen bilgilerin uygulama alanıdır eğitim. Başka bir değişle, öğretimin ezberlenmiş kuru bilgilerden kurtarılıp işe vurulmasını sağlar.

KİTAP OKUMA AİLEDE BAŞLAR AMA…
Eğitim ve kitap okuma alışkanlığı ailede başlar.  Ama günümüzde, ekonomik, sosyal, teknolojik vb. koşulların halkımızı plansız programsız ve denetimsiz kuşatması nedeniyle başlayamıyor. Bu başıboşluk sonucunda okuma alışkanlığı şöyle dursun teknolojik kuşatmada bulunan yeni kuşaklar ne yiyip içtiğinin bilincinde olmayan ‘obezlere’ dönüşüyorlar.  Başka bir değişle teknolojinin efendisi değil, tutsağı olma konumundalar. Aileler ve çocuklar kesinlikle siber risklerin bilincinde değil. Teknoloji elbette yararlı hem de çok gerekli. Halkımızın temel besini olan ekmek de yararlı ve gerekli. Ama istatistiklere göre, sürekli ekmek ağırlıklı beslenen kesimlerde yetişen çocukların zihinsel, bedensel hatta ruhsal yapılarındaki gelişim, normalin altında oluyor yazık ki. Bu gerçek, bilimsel ölçülere dayalı anketlerle ortaya çıkarılmıştır.

SU YÜZÜNDE DURMAYI ÖĞRENMEDEN SÖRF YAPIYORLAR
Sözün özü, yeni kuşaklar bilgi birikimine dayalı sınavları aşarak ekmek getirecek diplomaya ulaştıklarında bir kanat edinmiş oluyorlar. Ama uçmak için bir kanat yeterli değil. Çünkü dizimizin dibinde solumakta olan çocuklar, gençler, aslında başka dünyalarda yaşıyorlar. Olmazsa olmaz niteliği taşıyan akıllı telefon, bilgisayar oyunları vb. içi boş eğlencelerle haşır haşır neşir olmaya koşullanmışlar. Üstelik tehlikeli sularda ‘dijital ortamlarda’ su yüzünde durabilmeyi bile öğrenmeden sörf yapmaya kalkışıyorlar.

Bu çocuklar, çift diplomalı yüksek lisanslı bile olsalar eğitim yoksunu olarak tek kanatlı kuş gibidirler. Diplomayla edindiği tek kanatla uçamaz. Eğitim kanadının da gelişip güçlenerek, çocuğu genci yepyeni ufuklara, görkemli hedeflere taşıyacak konuma getirmesi gerekiyor. Günümüz koşullarında bu düşün gerçekleşmesini sağlayacak olan altın  anahtar ‘kitap’tır. Çünkü kitap en etkin eğitim aracıdır.

KİTAP OKUYARAK SINIRSIZ DÜŞÜNCELER ÜRETİLEBİLİR
Kil tabletler zamanından, elektronik kitaba kadar insanoğluna can suyu oldu kitap. Hâlâ da oluyor. Üstelik bu vefalı dosta ulaşmak zor değil. Aş–ekmek istemez,  okuruna küsmez, onu küstürmez, geçmişten günümüze zihnimizi besler, gönlümüzü okşar, coşkularımızı şahlandırır. Okura yaratıcı kişi olma becerisi kazandırır. Kitap, aile bireylerinin bile çocuğa veremediği ‘hayat bilgisi’ni en etkili biçimde verebilir. Örneğin okuldaki derslerde kavram, kural ve ilkelerini öğrendiğimiz Türkçemize kitap okuyarak hızla egemen oluruz. Dil bilinci edinip düşünmeye, sorgulamaya bir şeyin, nedeni araştırmaya yöneliriz. Kitaplardaki yaşam örneklerine ve özenle kullanılan sağlam Türkçeye tanık olduğumuzdan, yaşam içinde sapı samana karıştırmadan, “kahve dövücünün hıh deyicisi” olmadan, onurlu bir kimlik ediniriz. Okuma sürecinde edinilen yeni yeni sözcükleri kullanarak sınırsız düşünceler üretilebilir. Sözcük dağarcıkları dolu olanlar düşünceleriyle, düşleriyle dünyayı değiştirebilir.

OKUYAN İNSAN ÇIKMAZLARDAN KURTULMA USTASI OLUR
Kitaplardaki iyiyle, kötüyle, konu kahramanlarıyla tanışarak adeta insan sarrafı kesilebilir… Hayatta çürük tahtaya basmama bilincini, kitaplarda çürük tahtaya basanların serüvenlerini okuyup kahramanlarla özdeşleşerek edinebilir. Kitaplardaki sorunları ve çözüm yöntemlerini, sıcağı sıcağına uygulama akışı içinde öğrenip kavrayabilir. Kitaplar hayat savaşında yenik düşmemeleri için okurlarına bağışıklık kazandırır. Aynen aşı gibi onları korur. Çok okuyan insan çıkmazlardan, açmazlardan kurtulma ustası olur.

HAYAL KURMA YETİSİNİ BİLER
Kitaplar, okurun hayal kurma yetisini biler. Bilimde, teknikte, sanatta elde edilen buluşların kesinlikle önce hayali kurulur. Sonra o hayal peşinde koşulup yaratma, üretme keşfetme, icat etme eylemlerine kalkışılır. Hayal kurmaktan, üretmekten, yaratmaktan yoksun kişiler başkalarının hayalleriyle üreti ve yaratılarıyla yetinirler. Bu tipler, “ver yesin, ört uyusun” deyişini, yaşam ilkesi edinmiş, kaygısız insanlar kitlesini oluştururlar.

ÇOCUKLARIN ÇEVRESİNDE KİTAP OKUYAN ÖRNEKLER YOK
Kitap okuyan insan sıra dışı insan olma özeliğine sahiptir. Girdiği toplumlar içinde diliyle düşünceleriyle görgü ve bilgisiyle yıldız gibi parlar. Eee? Tüm bu gerçeklere karşın biz neden hâlâ kitaba sırt çeviriyoruz? İnsanı insan kılan okuma eylemine neden böylesine soğuk davranıyoruz? Çünkü gözlerimizi, yarınları umursamadan günü gününe zaman geçirme büyüsü bürümüş. Yediden 70’e yaşamımızın odak noktasında varsa yoksa akıllı telefonlar, kelle uçuran bilgisayar oyunları, televizyon dizileri vb. Bu büyülü ortamda hayatın gerçeklerini görebilmek olanaksız. Üstelik ülkemizdeki çocuk çoğunluğu, çevresinde kitap okuyan örneklerden yoksun. Bu nedenle ne kitap dünyasıyla ne de hayatla barışığız. Bu görüşlere ve savlara inanmakta zorlanıyorsanız, çevrenize eleştirel gözle şöyle bir bakın lütfen.

ÇOCUĞUN ÖRNEK ALMASI GEREKİYOR
Çocuk her şeyi olduğu gibi okumayı da aile bireylerinden öğrenir. Uygar ülkeler bunu biliyor. Onun için çocuklarına bebek çeyizi yaparken içine banyo kitapları koyuyorlar. İki yapraklı bezden fakat bozulmayacak nitelikte kitaplar oluyor bunlar. Onlar buradan hareket ediyorlar. İnanıyorlar ki, çocukluktan başlar kitap okuma alışkanlığı. Çocuklara “kitap oku” demekle bir yere varılmıyor, onlara en iyi örnek biz olabiliriz. Okuduğumuz bir kitabı da evirip, çevirip ya eşimize ya da arkadaşımıza keyifle, istekle ve şevkle anlatmamız gerekiyor. Evde sofrada herkes okuduğu kitaptan söz ettiğinde çocuk ilgi duyacaktır. Ailenin “oku, oku” demesiyle o gemi yürümüyor, çocuğun örnek alması gerekiyor.

İYİ KİTABI TADAN ÇOCUK ABUR CUBURLARA BAKMAZ
Diğer önemli konu da kitap seçimi. Kitap alırken çocuğa seçtirelim ama gözümüzün ucuyla da içeriğine şöyle bir bakalım. Çünkü günümüzde ‘kar amacıyla’ düzenlenmiş kitaplar da var. Bunlar çocuklara yarardan çok zarar verebiliyor. Bir kitapevinden nitelikli kitabı bulup almakta yarar var. İyi kitabı tadınca abur cubur kitaplara dönüp bakmazlar. İlle onu isterler. Nasıl ki bebeğimize daha anne sütü içerken katı yiyecek veremiyoruz, çocuğa da küçüklüğünden başlayarak yaşına uygun ilgilendiği konularda kitaplar verelim.

http://www.gultendayioglu.com/

http://www.hurriyet.com.tr/egitim/ailelerin-kara-kutusu-kitap-ve-kitapliklar-40804858


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Categories

%d bloggers like this: