Posted by: bluesyemre | October 7, 2018

Bilgi ve tevazunun sonsuzluğu #AndreasTietze – #İlberOrtaylı

5bb9156067b0a91a34a8054f

Andreas Tietze

Ömrünün son dört yılında çok sıhhatli değildi ama çok yoğun çalışıyordu. Lügatin ‘K’ bölümü bitmişti. İkinci dizisi hemen hemen hazırdı. Son iki ciltlik bölümünü ise ardından kalanlar tamamladı. TÜBA’nın bu altı cildi yayınlaması Türkiye Türkçesinin tarihi gelişimi ve etimolojisi için şu ana kadar hazırlanan en değerli çalışmanın bilim dünyasına ve halkın istifadesine sunulması demektir. 1972 yılı ekim ayında Viyana Üniversitesi Oryantalistik Bölümü’nde asansörde karşılaştığım mütevazı bir beyefendiye enstitüdeki bir sınıfı sordum. Cevap verdi, konuştuk. Doğrusu hiç Orta Avrupa’nın âdetlerine uygun bir tanışma değildi. Daha çok Balkan ve Ortadoğu ülkelerinde rastlanan bir selamlaşma, ardından aradığımız yeri sorma ve “Burada ne yapıyorsunuz?” gibi sorularla sohbeti uzatma üzerineydi. İsmini de sordum. “Andreas Tietze” deyince uyandım. Literatürden tanıdığım bir isimdi. Birden vaziyet aldım. Karşımdaki çok alçakgönüllü bir büyük adamdı. Kütüphanede çalışıyordu. ABD’den o yıl yurduna ve okuduğu üniversiteye misafir öğretim üyesi olarak gelmişti. Ertesi gün devam ettiğim Osmanlı diplomatikasıyla ilgili sorular sordum.

Burada bile ancak rahmetli Nejat Göyünç ve Halil Sahillioğlu’nda rastlayacağım bir tevazu ve sabırla yardım etti. Bir hafta sonra “Siz nasıl olsa okuyorsunuz, bana yardım eder misiniz?” dedi. Gelibolulu Mustafa Âli’nin “Nushat’üs Selatin”i ve “Halât-ı Kahire”si gibi metinler üzerindeki karşılaştırmalı çalışmasının bir süre için asistanlığını yaptım. Bilgisi gibi tevazuunun da sonu yoktu. Bir müddet sonra Salomon Schweigger’dan ünlü seyahatnamenin İstanbul kısmının çevirisi için bazı terimleri sordum. Sadece bir Türkolog değil Germanist’ti. Slavistik’te profesör Frantisek Vaclav Mares’in dersine devam etmeye karar vermiştim; eski Slovenceyle ilgili sorduklarıma cevap verdi. Viyana Üniversitesi’nde Slav dilleri de okumuştu. Ta ABD’den kendisini gelip arayanlar çıktı. Bir tanesi Bizantinist’ti. Etrafta rastlanmayacak bilgisi silo dolusu buğday gibiydi. Türkoloji’nin yüzünü güldüren son simalardan biri olduğu apaçık ortadaydı. Bilgisinin derinliğiyle herkesi hayrete düşüren adamda bir dervişin tevazuu ve gülümsemesi vardı. Kısa bir müddet sonra ailesini tanıdım. Eşi Süheyla Hanım ikisi kız, ikisi oğlan dört çocuğuyla bir aileydiler.

TÜRKOLOJİ’NİN BAŞINA

Ben tanıdığımda 50’li yaşların sonundaki bu dinamik ve sağlıklı bilgin büyük bir sabır ve enerjiyle kütüphane, arşiv ve kendisine profesör Duda’nın verdiği oda arasında koşuşurdu, devamlı lügat ve makaleleri üzerinde çalışırdı. Ertesi yıl Herbert W. Duda’dan boşalan Türkoloji’nin başkanlığına tayin edildi. ABD’den yurduna döndü. Türkiye’ye ve Türkoloji’nin kaynaklarına daha çok yakınlaşmıştı. Verimli lügat çalışmasını bir ara gerçekten mesleki dünyasına hizmet için kesti. Herkesin bildiği fakat kendisinden sonra kimsenin devam ettiremediği “Turkologischer Anzeiger” serisine başlamıştı. Muhtelif dallarda Türk tarih ve edebiyatıyla ilgili Türkoloji dünyasındaki makalelerin künyelerini taratıp tasnif ediyordu. Herkes yardıma koşmuştu. Ben de elimden geldiği kadar literatürü tarayıp toplayanlardan biri olmayı boynuma borç bildim.

EN DEĞERLİ ÇALIŞMA

Yıl 1975’ti. Senelerce devam eden bu çalışma maalesef elimizdeki Türkçenin etimolojik sözlüğü çalışmalarının bir ara durmasını gerektirmişti; nihayet lügat çalışmalarına yoğunlukla dönüldü. Bu sefer de umulmayan ve pek beklemediğimiz hastalıklar baş gösterdi. Andreas Tietze Hoca ömrünün son dört yılında çok sıhhatli değildi ama çok yoğun çalışıyordu. Lügatin “K” bölümü bitmişti. İkinci dizisi hemen hemen hazırdı. Son iki ciltlik bölümünü ise ardından kalanlar tamamladı. TÜBA’nın bu altı cildi yayınlaması Türkiye Türkçesinin tarihi gelişimi ve etimolojisi için şu ana kadar hazırlanan en değerli çalışmanın bilim dünyasına ve halkın istifadesine sunulması demektir. Bu bir başlangıçtır. Bundan sonraki safha gerçekten hiç değilse onun geniş dilbilgisine yakın bir birikime sahip olanlar tarafından götürülecektir.

TÜBA’YA TEŞEKKÜRLER

TÜBA’nın basıma hazırladığı lügatin Simurg ve Avusturya Bilimler Akademisi tarafından sadece iki cildi çıkmıştı. Mevcut tarama ve derlemeleri tamamlayarak lügatin kaybolmasını ve Andreas Tietze’nin uzun gayretinin tozlu raflarda kalmasını önlediği için TÜBA yönetimine teşekkür etmek gerekir. Tietze bir büyük bilgin aileden geliyor. Babası Hans Tietze, ünlü sanat tarihçisi Ernst Gombrich’in hocası sayılır. Üniversitedeki derslerinin dışında bürokraside kalmayı büyük işleri için tercih etmişti. Savoy Prensi Eugen’in ünlü Belvedere Sarayı’nı Avusturya Modern Sanat Müzesi haline çevirmek onun işidir. Annesi Erica Tietze-Conrat barok sanatının ünlü uzmanlarındandır.

‘TÜRK’E YÖNELMESİ ŞANS

Tietze’nin gymnasium’daki gençlik yılları üstün başarılı bir eğitimdi. 19. yüzyılın büyük bilginleri gibi ölü ve diri dillerin 7 tane kadarını o zaman öğrendi. Üniversitede ise İtalyan merkantilizmi üzerine bir doktora çalışması yapmıştı; mükemmel bir tahlil olduğunu biliyorum. Türkoloji ve Şark dillerine yönelmesi bizim dünyamız ve Türk meslektaşlar kadar Avrupalılar için de bir şanstır. Her sorulana cevap verirdi. Bu mektuplaşmaları da bıkmadan usanmadan devam ettirmiştir. “Lingua Franca” Akdeniz dünyasının birliğini, Braudel’den çok daha etkili bir biçimde ortaya koyan bir önemli çalışmadır çünkü dil ve diller arası iletişim, değişimin bilinmesi her şeyden daha önemlidir. Balkan dillerine hâkim olduğu için bu dünya ile Türk dili arasındaki iletişimi en sağlıklı şekilde ortaya koyan odur. Kolay geçileceğini de sanmıyorum. Avusturya oryantalizminin son parlak simasıdır ve hiçbir zaman da önyargılı, bağnaz tutuma iltifat etmemiştir. Çünkü filoloji beşer düşüncesindeki sağlıklı ve pekin düşünme yöntemini geliştirir.

5500 KİTABIM YANMIŞTI

CUMHURBAŞKANLIĞI’nın yeni kurulan Merkez Kütüphanesi’ne kitaplarımı bağışlamam anlayamadığım, daha doğrusu tasvip edemeyeceğim tepkilere neden oluyor. Uygundur diyenlerin yanında kütüphanelerin perişan vaziyetinden haberdar olmayanların tavrı da ortaya çıkıyor. Kimseyi kınamak için söylemiyorum ama şu bir gerçek: Üniversite kütüphanelerden zaman zaman kitaplar ayıklanır, yer olmadığı söylenerek istenmeyen (hangi istenmeyen bilinmez) kitaplar saf dışı bırakılır. Bazı vakıf kütüphanelerine verilen kitaplar bir gün sahaflardan satın alınıp önünüze getirilir. Taşra üniversitelerine kitap vermeliymişim. Önce bu üniversitelerin kitaba ne kadar bütçe, personel ayırdığına ve literatürü ne kadar takip ettiğine bakınız.

Türkiye’de Bilkent Üniversitesi dışında kayda değer kütüphanesi olan bir üniversite tanımıyorum. Bazılarının iddiasına bakarsan 1 milyon kalemin içeride olduğunu zannedersin. Koç ve Başkent üçte bir oranla onu izliyor.

YAŞAM SENEDİM YOK

Gerisini söylemeyeceğim. Türk Tarih Kurumu da üniversiteleri takip ediyor. Birçok üniversitedeki kitap şahsi kütüphanelerle bile yarışacak durumda değil. Koruma tedbirlerinin çok iyi olmadığını Galatasaray Üniversitesi’nin lütfuyla meydana getirdiğim hukuk tarihi kitaplığının akıbeti gösteriyor. 5 bin 500 kitaptan oluşan koleksiyondan bir yangın sonrası hiçbir şey kalmamıştı. Benim yaşıma gelmiş bir insanın geniş bir kitaplığı halen elinde tutması son derece uygunsuzdur. Ne kadar yaşayacağıma dair senedim yok. Bazı iyi kütüphaneler ise artık kitap kabul edemiyor. Kapasiteleri dolmuş durumda. Bizzat bağış için müracaat ettiğim özel kitaplığın yetkilileri, “Önce evinize gelip kitaplarınıza bakalım” gibi gülünç bir mazeret ileri sürdüler. İnsanlar kütüphaneci olmak için etraftaki kitap yazan ve kitapları olanları tanımalı.

DEVLETLE PAYLAŞMAYA DEVAM

ABD’deki Library of Congress’e kitap verecek halim olmadığına göre tüm halkımızın yararlanacağı Cumhurbaşkanlığı Merkez Kütüphanesi’nin İstanbul şubesine hiçbir karşılık beklemeden, yurtdışından bavul bavul taşıdığım, 50 yıldır biriktirdiğim, birçoğu nadir olan kitapları bağışladım. Bir ilavede daha bulunayım, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ilk olarak 1977-1979 yılları arasında Ahmet Taner Kışlalı’ya danışmanlık yaptım. Memuriyet ve maaş söz konusu değil, devletle her zaman bildiğimi paylaşmaya devam edeceğim.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/bilgi-ve-tevazunun-sonsuzlugu-andreas-tietze-409790


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Categories

%d bloggers like this: