Posted by: bluesyemre | January 21, 2019

#Çocuk ve #Teknoloji Prof.Dr. #BülentYılmaz

by

Çocuk ve Teknoloji-1

Büyükler, ebeveynler, eğitimciler, kütüphaneciler olarak çocukların ve gençlerin teknoloji ile ilişkileri konusunda gerçekten endişeliyiz. Aramızda bu endişeyi  “panik” düzeyine ulaştıranlar var. Çocuklarımızın teknolojinin neredeyse “kölesi/esiri” olduklarını düşünüyor ve bu “sorunu” çözmek için ne yapacağımızı tam olarak da kestiremiyoruz. Dolayısıyla, yeni bir ebeveynlik durumu söz konusudur ve bu yeni ebeveynler  “yeni ve güçlü bir meydan okumayla” karşı karşıyadır. Bu kapsamlı ve yeni meydan okumanın adı “dijital teknoloji” olup, yeni ebveynliğe “dijital ebeveynlik!” demekteyiz.

Özellikle küçük çocukları, torunları olan arkadaşlarıma ve ilköğretim öğretmenleri ile kütüphaneci tanıdıklara her fırsatta şiddetle önerdiğim “Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek” (YazarKristy Goodwin. Agenta Kitap yayınları) adlı kitabın içeriğinde dile getirilenleri, kendi değerlendirmelerimi de katarak paylaşmak isterim.

Sevsek de sevmesek de, kabul etsek de etmesek de dijital bir dünyada yaşıyoruz. Bu teknoloji dünyasına sonradan geçmeye çalışan “dijital göçmenler” olarak, bu teknoloji dünyasının içine doğmuş ”dijital yerli” çocuklarımız ile anlaşmamız kolay değil. Yeni ebeveynlik durumlarında ve kararlarında Goodwin’in deyimiyle,  “kendi çocukluğumuzu referans almamız”, söze “bizim çocukluğumuzda…” diye başlamamız çok gerçekçi görünmüyor ve çözüm sağlamıyor. Kabul etmeliyiz ki, onların yaşadıkları çocukluk bizimkinden cidden çok farklı.

Bir yanda, özellikle denetimsiz medya haberlerinde dolaşan, teknolojinin sağlık açısından ve diğer yönlerden zararları ile ilgili abartılı/yanlış ifadeler, diğer yanda çocuğumuzu teknolojiden uzak tutarak onun geride kalmasına neden olabileceğimize yönelik uyarılar kafamızı karıştırıyor. Genelde teknolojinin olumlu etkileri nadiren haber yapılırken, daha çok ebeveynlerin endişelerini körükleyen, korku duygularını artıran, kafa karışıklığı ve iç sıkıntısına yol açan çelişkili şeyler duyuyoruz. Ve Goodwin’e göre, çocuklarımıza karşı bu nedenle bir “tekno-suçluluk” duygusu içindeyiz.

Zor durumdayız kısaca!

Dijital dünyadan, teknolojiden uzak durmak olanaklı ve gerçekçi görünmüyor.

O zaman ne yapacağız?

Öncelikle, Goodwin’in deyişiyle, “tetikte olacağız ama paniğe kapılmayacağız!

Bunun dışında sorunun en kısa ancak en kapsamlı yanıtı şu olabilir: Teknolojiyi doğru kullanmanın yolunu bulacağız. Teknolojiyi sağlıklı ve yararlı biçimde kullanacağız. Çocuklarımıza bunu öğretmeye çalışacağız.

Teknolojiyi doğru kullanırsak, bu konuda doğru hareket edersek öğrenme açısından teknolojinin müthiş bir “destek”, ancak kötü kullanırsak çok ciddi bir “köstek” olacağını aklımızdan çıkarmayacağız. Goodwin, teknolojiyi “gübre”ye benzetiyor ve bir bitki için yerinde, zamanında ve ölçülü kullanılırsa gübrenin çiçeğin büyümesine büyük katkı sağlayacağını, eğer zamansız ve fazla kullanılırsa ona ciddi biçimde zarar vereceğini dile getiriyor.

Demek ki çözüm, teknolojiyi doğru, sağlıklı, bilinçli ve yararlı biçimde kullanmak. Teknolojiyi doğru kullanırsak yararlı, yanlış kullanırsak zararlı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Teknolojinin kendisi mutlak olarak iyi ya da kötü değildir. Onun iyi ya da kötü oluşu bizim kullanma biçimimize bağlıdır.

Peki, teknolojinin bir çocuk ya da genç için yararının-zararının söz konusu olabileceği temel alanlar nelerdir?

Goodwin’e göre 7 alan düşünülebilir. Teknolojinin doğru kullanıldığında yarar, yanlış kullanıldığında zarar verebileceği bu 7 alan şunlardır:

  1. Diğer kişilerle (başta ebeveynler olmak üzere) kurulan sosyal bağlar ve ilişkiler.
  2. Dil gelişimi
  3. Uyku
  4. Oyun
  5. Fiziksel hareketlilik
  6. Beslenme
  7. Zihinsel yetenek ve beceriler.

Şimdi kısaca teknolojinin bu alanlardaki olası olumlu ve olumsuz etkilerini (ağırlıkla Goodwin’e dayanarak) irdeleyelim ve bazı pratik önerilerde bulunalım.

SOSYAL BAĞLAR VE İLİŞKİLER

Teknoloji nasıl kullanıldığına bağlı olarak, çocukların ebeveynleriyle ve onlara bakan, onlarla ilişkide olan kişilerle ilişkilerine, ayrıca sosyal becerilerine yardımcı olabileceği gibi engel de olabilir. Çocukların beyin ve kişilik gelişimi için ebeveynleriyle erken yaşlarda sevgi dolu, korunaklı, güvenli bağlar ve ilişkiler kurmaya gereksinimleri vardır. Çocukla bu nitelikte ilişkiler kurulmazsa beyinde “toksik stres” etkisi oluşacak ve bu da çocuğun beyin gelişimine zarar verecek, gelişimi geciktirecektir.

Teknolojinin bu türden bağlara ve ilişkilere, etkileşime olumlu katkısı olabilir. Görüntülü sohbet teknolojileri (Skype, FaceTime ve diğer görüntülü sohbet platformları) çocukların dil gelişimine ve anlamlı ilişkiler kurmalarına yardımcı olabilir. Yine etkileşimli (interaktif) teknolojiler, örneğin bazı e-kitap uygulamaları hikayeye kendi sesinizi kaydetme özelliği sunmaktadır. Siz çocuğunuzun yanında olmasanız dahi kaydettiğiniz kitap okuma sesiniz çocuğunuz için sizinle bağ kurması anlamına gelebilir. Küçük çocukların ekranlardaki bazı karakterlerle yakınlaşması, eğlence etkisi yaratabilir ve   eğitim başarılarını artırabilir. Ayrıca akıllı telefonların video ve fotoğraf çekme özellikleri çocuk için anıların kalıcılaşmasına, onları tekrar hatırlamasına olanak sağlayacağı için yararlı olacaktır.

Ancak teknolojinin bağlar ve ilişkiler açısından zararları da olabilir. Bu konuda en baştaki risk teknolojinin ebeveynlerin zamanını ekran başında geçirmelerine ve bu nedenle çocuklarını ihmal etmelerine neden olmasından kaynaklanmaktadır. Buna “tekno-ihmal” denmektedir. Yani aslında çocuğun değil bizim ekran başında ne kadar zaman geçirdiğimiz sorundur. Ve teknoloji çocuklarımızla zaman geçirmemizi engelleyebilir, onları ihmal etmemize neden olabilir. Bir başka olası zarar dijital teknolojileri kullanarak “anı kaydetme” kaygısı ile davranırken, “anı kaybetme”, “anı yaşayamama” sorunu yaratmasıdır. Gerçekten çok güzel bir anı, fotoğraf çekme telaşı ile yaşayamadığımız hep olur değil mi? Teknolojiyi (örneğin bir cep telefonunu) ağlayan çocuğumuzu susturmak için “dijital emzik” olarak kullandığımızda çocuğun kendini yönetme ve duyguları (öfke kontrolü gibi) ile başa çıkma becerisini engellemiş oluyoruz. Teknolojinin bir başka olumsuz etkisi, çocuğun yüz yüze insani ilişkilerini, sosyal iletişim becerilerini geriletmesidir. Teknolojiyle çok fazla zaman geçirmek onlarda sosyal beceri eksikliğine neden olabilir. Ayrıca zararlı içeriğe (şiddet, pornografi vb.) maruz kalma ve tehlikeli kişilerle iletişim kurma olasılıkları/durumları da teknolojinin çocuklar için zararlı yanlarındandır.

Peki ne yapacağız?

Teknolojiyi çocukla birlikte kullanmaya çalışacağız. Onlar için etkileşimli teknolojiler bulacağız. Kendi teknoloji alışkanlıklarımız konusunda dikkatli ve doğru davranacağız. Ebeveyn denetimini yapacağız ve bilgisayarda dijital filtreler kullanacağız.

DİL GELİŞİMİ

Çocuklar dünyayı dil aracılığıyla anlar ve anlamlandırır. Dil gelişimi çocuklar için temel gelişim parçalarından birisidir bu nedenle çok önemlidir. Teknolojinin dil gelişiminde çocuk için hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilir. Olumlu etkilerden birisi “birlikte izleme” durumunda olabilmektedir. Çocuk ile bilgisayar oyunu, e-kitapları ve dokunmatik ekran oyunlarını birlikte izlediğimizde, oynadığımızda ya da okuduğumuzda üzerinde bol bol konuşur, tartışıp, değerlendirme yaparız. Burada dili bolca kullanmış oluruz. Eğitsel nitelikte ve yaşa uygun içerikte, çok uzun olmayan sürelerde izlenen televizyon çocuğun dil ve bilişsel gelişimine katkıda bulunabilir. Yine çeşitli animasyon, ses efektleri, arka plan müziği, artırılmış gerçeklik ve diğer etkileşimli uygulamaları içeren e-kitaplar, sesli kitaplar dil gelişimi için önemli yararlar sağlar.

Ancak dijital teknolojilerin dil gelişimi açısından elbette zararlı etkileri de söz konusudur. “Tekno-ihmal” dediğimiz durum bunun başında geliyor. Ebeveyn olarak kendimizi teknolojik ürünlere kaptırdığımız zaman çocuklarımızla daha az konuşuyor ve iletişim kuruyoruz. Bu da onların dil gelişimini olumsuz etkiliyor.

Ayrıca bebeklerin ve çocukların ekran başında oyun vb. ile çok zaman geçirmeleri daha az konuşmalarına neden olmakta, bu dil gelişimlerine zarar vermektedir.

Evde arka planda açık olan televizyon aile bireyleri arasında daha az konuşmaya neden olmakta, bu dil gelişimini engellemektedir. Televizyon kapalı iken evde ortalama 6000 kelime konuşan bir ailenin, açıkken konuştuğu kelime sayısının 500’e düştüğünü gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Buna karşın yumuşak ve hafif arka plan müziğinin çocuk dil ve zihinsel gelişimi için yararlı olduğu söylenebilir.

UYKU

Çocukların sağlıklı zihin, beyin ve beden gelişimi için büyüme hormonlarını doğrudan etkilemesi nedeniyle uykunun çok büyük bir önemi vardır. Çocukların gecede 1 saatlik uyku kaybının, onların bilişsel becerilerini iki sınıf seviyesinde aşağı indirdiği belirtilmektedir. Teknoloji çocukların uyku düzeni ve alışkanlıklarını tehdit edebilmektedir. Çocukların odasında bulunan televizyon onların uyku kalitesini ve süresini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle çocuk odasına televizyon koymak doğru görünmemektedir. Teknolojinin uyku açısından yararlarını da belirtmeliyiz. Uykuya eşlik eden “beyaz gürültü” uygulamaların uykuyu olumlu etkileyebileceği belirtilmektedir. Yine bebeği gözlem altında tutan monitörler ebeveyn uyuyan çocuğunu izleme olanağı yaratabilir. Çeşitli uygulamalar ve ekran önüne takılan filtreler uykuyu bozan/kaçıran “mavi renk salınımını” azaltabilir.

Ancak teknolojinin uyku açısından zararları yararlarından fazla görünmektedir. Yatmayı geciktirmesi, uykunun yerini/zamanını alması gibi nedenlerle teknoloji uyku düzenini bozabilmektedir. Ekranlar çocuk beynini aşırı uyarabilir ve bu da uykunun gelmesini engelleyebilir. Ekranların yaydığı kısa dalga boyundaki “mavi ışık” bedenin karanlıkta salgıladığı ve uyumaya yardımcı olan melatonin hormonunun üretimini olumsuz etkileyebilmektedir. Melatonin yeterince salgılanmayınca çocukların uykuya dalması ve kaliteli uyuması sekteye uğrayabilmektedir. Çocukların odasında olanaklı olduğunca teknolojik ürünlerin bulundurulmaması öneriliyor. Sağlıklı bir uyku için çocuklar uyumadan en az 1,5 saat önce de teknoloji ile (televizyon, bilgisayar, cep telefonu) ilişkisini kesmek, bu ekranları kapatmak gerekiyor.

Ayrıca izledikleri korkutucu içerik çocukların uyku düzenlerini bozan etkiler yaratabilmektedir. Teknolojinin uyku düzeni açısından yarattığı bir başka olumsuz etki de cep telefonu, tablet ve diğer dijital cihazlardan yayılan elektromanyetik radyasyonun çocukların uyku düzenini bozabileceği yönündedir.

Çocukların yatak odalarını teknolojisiz alanlara dönüştürmek, teknoloji yasağının başladığı saatleri belirlemek ve uygulamak, çocuğu yatmadan 90 dakika önce ekranlardan ve mavi ışıktan uzak tutmak, onları korkutucu içerikten korumak, yatmadan önce hızlı, tempolu, bol hareketli içeriği izletmemek ve sağlıklı uyku alışkanlıkları konusunda ebeveyn olarak örnek olmak uyku-teknoloji ilişkisinde alınabilecek pratik önlemler olarak söylenebilir.

Oyun, fiziksel hareketlilik, beslenme ve zihinsel yetenek ve beceriler ve genel değerlendirmemizi bir sonraki yazıya bırakalım.

Ancak bu yazının sonucu olarak şimdilik şu söylenebilir: Teknolojiyi ne kadar süre kullandığımız değil, nasıl kullandığımız ve teknoloji ile ne yaptığımız önemlidir. Eğitici, öğretici ve katkı sağlayıcı biçimde kullandığımızda teknoloji yararlı, abur-cubur amaçlı, işlevsiz ve uzun sürelerle kullandığımızda ise teknoloji zararlıdır.

Teknolojiyi ne kadar süre kullandığımız değil, hangi içeriği, hangi amaçla kullandığımız önemlidir.

Yani, “içerik” kraldır!

Kaynakça:

Goodwin, Kristy. (2018). Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek: Teknolojinin Doğru Kullanımının Yolları. İstanbul: Aganta Kitap.

10 Ocak 2019

Çocuk ve Teknoloji – 2

Yazımızın ilk bölümünde özellikle ebeveynler ve öğretmenler olarak çocukların teknoloji ile yoğun ilişkilerinden endişe ettiğimizi, teknolojinin yeni bir meydan okuması ve “dijital ebeveynlik” ile karşı karşıya olduğumuzu ve bu konuda  ne yapacağımızı çok kestiremediğimizi belirtmiştik. Yazıda ayrıca sosyal bağlar/ilişkiler, dil gelişimi ve uyku konularında teknolojinin çocuklar üzerindeki olası olumlu ve olumsuz etkilerinden söz edilmiş ve bu konularda bazı pratik önerilerde bulunulmuştu. “Önemli olan teknolojiyi ne kadar değil, nasıl kullandığımız ve hangi içerik ile uğraştığımız” demiştik.

Büyük ölçüde “Dijital Dünyada Çocuk  Büyütmek” adlı kaynaktan özetlediğimiz içerik ile kaldığımız yerden devam edelim.

OYUN

Çocuk doğuştan oyun oynama isteğine sahiptir ve bu onun için çok önemli ve ciddi bir gereksinimdir. Yetişkinler için iş, ev vb. hayat parçaları hangi değerde ise çocuk için de oyun o demektir. Yani özellikle okul öncesi dönemdeki oyun, çocuğun toplumsal, bilişsel, duygusal ve fiziksel gelişiminin temelini oluşturur. Yaratıcı oyun geçmişi güçlü çocukların yaşamlarının ileriki evrelerinde daha yüksek akademik başarıya sahip olduklarını gösteren araştırmalar vardır.

Ancak kabul edelim ki, bugünkü çocukların açık havada, plansız programsız oynamak için zaman ve olanakları azalmıştır. 1970’lerde bu yana çocukların bu nitelikte oyun oranlarında  %50 düşüş olduğu belirtiliyor. Yani günümüz çocukları evden dışarıya daha az çıkıyor ve bu bir sorun.  Elbette günümüz çocuklarının oyun anlayışları, kalıpları ve kültürleri de değişti.

Uzmanlar günümüz yaşamının en önemli özelliği/saplantısı olan “acele etmek ve başarılı olmayı” olumsuz bir durum olarak dile getirmektedirler. Bunun sonucu olarak çocukların hızlı büyümeleri konusunda bir baskı var ve “aceleye getirilen çocuk” olgusu ile karşı karşıyayız. “Çılgın bir telaş” içinde yetiştirmeye çalışıyoruz çocuklarımızı.  Yavaşlayıp, çocukluğun keyfini çıkarmalarını, özgürce oynamalarını engelliyoruz onların.  Aşırı yoğun programlanmış çocuklar, hatta robotlar yetiştiriyoruz sanki. Kırptığımız için yaşamda çok önemli olan risk almayı, özgüven kazanmayı, yenilgi, korku ve başarısızlıkla başa çıkmayı öğreten oyun deneyimlerinden mahrum kalıyorlar. Oysa çocukların günde en az 1 saat ucu açık, plansız, programsız oyun oynamaya gereksinimleri vardır.

Kısaca günümüz hayatının dayattığı “acele”nin olumsuz etkilediği en önemli unsurlardan birisi de oyun.

Günümüz teknolojisi çocukların oyunlarını, oyun anlayışlarını da değiştirdi. Siber oyunlar, dijital oyunlar, bilgisayar oyunları oynamaya başladılar. Ebeveynler bu “alemi” yeterince bilmediklerinden çocukları adına büyük endişelere kapılmaktadırlar. Oysa teknoloji diğer alanlarda olduğu gibi çocukların oyun dünyalarını destekleyebilir de köstekleyebilir de! Yani teknoloji oyun unsuru açısından çocuklara hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilecek bir araçtır.

Her şeyden önce dijital oyunları bugünün geçerli çocuk oyunları olarak görmeli ve kabul etmeliyiz. Bunda bir sakınca yoktur.

Teknolojik oyuncakların (tekno-oyuncakların) şu olası yararları vardır:

Dikkatli seçildiğinde örneğin ses kaydetme özelliği olan bir oyuncağın çocuğun konuşmasına yani dil gelişimine katkısı olabilir. Ya da etkileşimli olan, konuşan, yanıt veren oyuncaklar çocuğun eleştirel düşünmesine, yanıt vermesine olanak sağlayabilir. Ya da bazı tekno-oyuncaklar çocuğun vücudunu keşfetmesini sağlayabilir.

Bilgisayar oyunları çocukların görsel işleme becerilerini, uzamsal akıl yürütmelerini, dikkatini, görsel algılarını, hayal kurma, sosyal medya becerilerini, problem çözme ve planlama yeteneklerini geliştirebilir.

Ancak teknolojinin oyun bağlamında ciddi olumsuz etkileri de söz konusudur. Kötü ve sadece ticari kaygı ile tasarlanmış bir tekno-oyuncak çocuğun yaratıcılığını, hayal kurma becerilerini kısıtlayabilir. Bu nitelikte oyuncaklar çocukların aynı zamanda “plansız-programsız” oyunlarını da engeller, onların yerini alır. Tekno-oyuncaklar çocuklar üzerinden bir ticarileşmeyi artırabilir ve çocukların doğadan kopuşlarına neden olabilir. Bu oyuncaklar çocuklar açısından mahremiyet ve güvenlik sorunları da yaratabilir. Ve elbette bu oyuncakların elektromanyetik ya da radyoaktif etkileri de tartışılan konular arasındadır.

Peki, ne yapabiliriz?

Her şeyden önce “bilgisayarda oyun yasak!” demeyeceğiz. Ancak oynadığı oyunların şiddet, uygun olmayan cinsellik, ayrımcılık vb. içerikte olmamasına, onları düşünmeye, keşfetmeye, eğitmeye, öğretmeye, hareket etmeye ve dili kullanmaya teşvik eden nitelikte olmasına dikkat edeceğiz. Çocuğun hem geleneksel hem de teknolojik oyunları dengeli biçimde oynamasını, açık havada mutlaka oynamasını, eğitici olduğunu iddia eden ancak ticari niteliği olan oyunları tercih etmemesini sağlamaya çalışmalıyız. Kısaca, onun yaratıcılığını destekleyen, etkileşimli ve zararlı olmayan içeriğe sahip dijital oyunları oynamasında bir sakınca yoktur. Bu nitelikte oyunların hangileri olabileceği konusunda uzmanlardan yardım almak durumunda olduğumuz da açıktır.

FİZİKSEL HAREKET

Bir yandan oturmanın sigara ile eş tutulduğu ve diğer yandan da bizi hareketsizliğe sevk eden bir dünyada yaşıyoruz ve bu gerçek çocuklarımız için de geçerli. Fiziksel hareket çocuk doğduğu anda onun en başta beyin gelişimini sağlayan, ayrıca fiziksel ve ruhsal gelişimini doğrudan etkileyen bir yaşam alanıdır. Emeklemek, sallanmak, yuvarlanmak, sıçramak, takla atmak, koşmak vb. basit gibi görünen tüm fiziksel etkinlikler biyolojik gelişme ve denge duygusu geliştirme için zorunludur.

Teknoloji çocukların hareket becerilerine köstek olabilir. Onların teknoloji ile ekran başında çok fazla zaman geçirmeleri fiziksel etkinliğin yerini alabilir. Bu da obezite, kardiyovasküler  ve diğer sağlık sorunlarında artışlara ve  motor becerilerinde azalmaya neden olabilir. Örneğin ekran başında fazla kalmanın obeziteyi 3-4 kat artırdığını ortaya koyan veriler vardır. Ayrıca onlar teknolojiyi kullanırlarken yüksek kalorili, besin değeri düşük gıdalar (hamburger, cips, şekerleme vb.) tüketmeye daha çok eğilim göstermektedirler. Ayrıca çocuklar teknoloji ortamında bu gıdalara yönelik  yılda 40 bin kadar reklama maruz kalmaktadır.

Ancak aynı teknoloji çocukların fiziksel gelişmelerine yarar da sağlayabilir.

Egzersiz yaptıran oyunlar çocuklar için fiziksel etkinliği daha çekici duruma getirebilir. Ayrıca öğretici oyunlarla bu fiziksel etkinlikleri daha bilinçli yapabilirler. Yine etkileşimli televizyon programları ve oyunlar fiziksel hareketliliği artırabilir. Obezite sorunu olanlar için egzersiz izleme programları sağlık açısından hem disipline edici, hem bilgilendirici hem de olumlu sağlık sonuçları sunabilir.

Fiziksel etkinlikler açısından çocukların ekran başında geçirdikleri zamanı sınırlamak, teknoloji kullanımını bir fiziksel hareketliliğin ya da hareketsizliğin ödülü ya da cezası olarak kullanmamak, fiziksel etkinliği sürekli teşvik etmek, birlikte yapmaya çalışmak ve sağlık alışkanlıkları konusunda örnek/model olmak ebeveynlerin çocukları için teknoloji bağlamında yapabilecekleri arasındadır.

BESLENME

Beslenmenin çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimi üzerindeki rolünün önemini açıklamaya gerek yok. Kaliteli ve sağlıklı beslenmenin ilk yaşlarda özellikle beyin gelişimini doğrudan etkilediği ve hatta “inşa ettiği” bilinen bir gerçektir. Çocuklarda beyin gelişimi beslenme açısından iyi yağlara, proteine, kompleks karbonhidratlara, vitaminlere, minerallere ve bol miktarda suya kesin gereksinim duyar.

Teknolojinin diğer yapı taşlarında olduğu gibi çocuğun beslenmesinde de yarar ve zararları olabilir. Ancak teknolojinin çocukların beslenmesi konusundaki yararları ne yazık ki çok fazla görünmüyor. Her ne kadar çocukların sağlıklı beslenmesi ile ilgili tarifler veren blog yazıları, uygulamalar ve internet siteleri olsa da bunların doğruluğu ve güvenilirliği konusunda ciddi sorunlar ve kuşkular bulunmaktadır. Bu nedenle internetten çocuk beslenmesi ile ilgili alınacak bilgilerin güvenilirliğinden emin olmak gerekir.

Buna karşın teknolojinin çocuk beslenmesine köstek olabileceği epeyce durum var.  8 yaşına kadar reklamlara karşı savunmasız olan, onları seçmekten ve kabul etmekten başka seçeneği olmayan çocukların maruz kaldıkları sağlıksız gıda reklamları bu risklerin başında gelmektedir.

Çocuklar da biz yetişkinler gibi teknolojiyi kullanırlarken sağlıksız atıştırmalıkları genellikle çok daha fazla kullanırlar. Ayrıca ekran başında ne kadar yediğimizin de pek farkında olmadığımız için teknoloji aşırı yemeye yol açabilir.

Ekran başında yenen yemeklerin çocuklarda ailece yemek masasında yeme ve o sırada sohbet etme kültürünü büyük ölçüde sekteye uğrattığı açıktır. Bu da çocukların iletişim becerileri, sosyalleşme ve dil gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Bu tür yeni alışkanlıkların dikkatsiz yemeyi (dikkatini yemeğe değil ekrana vermeyi) teşvik ettiği için çocuğun yediği yiyeceğin tadını almaya odaklanmasını engellediğine ve böylece sağlıklı beslenme alışkanlıklarına zarar verdiğine dikkat çekilmektedir. Bu nedenle çocukların yemek zamanlarında ekran başında geçirdikleri zamana dur demek, yemek masasında teknolojik ürünlerin bulunmasına izin vermemek ve yemek masasını ortak sohbet yerine dönüştürmek gerek.

Ekran başında geçirilen zamanın yeme bozukluklarına ve obeziteye yol açan düzensiz beslenme alışkanlıklarını da yarattığı bilinmektedir.

Teknolojinin sözü edilen bu zararlı etkilerini en aza indirmek için yukarıda belirtilenler dışında başka yapabileceklerimiz de var kuşkusuz.

Televizyon ya da film izlerken çocuklara sağlıklı atıştırmalıklar sunmak, onları reklamların doğru olmayabileceği konusunda uyarmak,  ortak yemek alanlarında (mutfak) sohbet ederek yemek, yemekleri medya eşliğinde yememek ve fırsat buldukça çocuklarla sağlıklı yeme alışkanlıklarını konuşmak ve tartışmak yararlı olacaktır.

ZİHİNSEL İŞLEM BECERİLERİ

Çocukların bilişsel işlemler (düşünme, algılama, kavrama, anlama, analiz etme, bilgiyi işleme, zihinsel esneklik, bellek vb.) gerçekleştirebilmesi, dürtülere (içgüdülere) karşı direnmesi, duygularını ve dikkatini kontrol etmesi, bağlantılar kurup karar vermesi ve sorun çözmesi onu yaşamda var eden ve gelişimn sağlayan zihinsel işlem becerileridir.

Teknolojinin doğru kullanımı çocukların zihinsel işlem becerilerini gerçekten de artırabilir. Teknoloji özellikle belleği, dürtü kontrolünü ve zihinsel esnekliği desteklemek için kullanılabilir. Özellikle iyi tasarlanmış, yaratıcı ve etkileşimli bilgisayar oyunları tüm bunlara olumlu katkılar sağlar. Örneğin bilgisayarlı işler bellek eğitiminin akademik başarıyı artırdığını ortaya koyan araştırmalar vardır. Eğitimin oyunlaştırılmasına daha çok olanak sağlayan bilgisayarlar eğitimin daha verimli olmasına katkıda bulunur.

Çocukların fiziksel, duygusal ve sosyal sağlığına olumlu etkileri olan farkındalık artırıcı bilgisayar uygulamaları da  teknolojinin bilişsel yararlaeı arasında sayılmaktadır.

Çocukların beklenmedik durumlarda doğru düşünmeleri ve davranmaları anlamına gelen zihinsel esneklik, güçlüklerle başa çıkmayı, olaylara farklı bakış açısıyla bakmayı sağlayan bir beceridir ve teknoloji doğru kullanıldığında bu beceriyi destekleyebilir. İyi tasarlanmış bilgisayar oyunları bunun için yararlı teknoloji örnekleridir.

Kuşkusuz diğer unsurlarda olduğu gibi zihinsel işlem becerilerinde de teknolojini olası zararlı etkileri söz konusudur.

Teknoloji beynimize dikkatimizi dağıtan binlerce duyusal-görsel uyaran  ve sinyal gönderir. Bu tir uyaranların çocukların dikkatlerini dağıtma potansiyeli yüksektir. Telefonuuza gelen bir mesaj sesi, titreşim ve benzeri sinyallerin dikkatimizi dağıttığı açıktır. Bu tür sinyallerle sürekli beynin duyusal bölgesi uyarılan çocukta dürtü kontrolü gelişimi sekteye uğrar.

Teknolojinin zaten kısa olan “dikkat süresini” daha da kısalttığı belirtilmektedir. Derin düşünme becerilerinin de teknolojiden olumsuz etkilenebildiği öne sürülmektedir.

Günlük yaşamda öğrendiklerimizi, edindiğimiz bilgileri daha çok dijital tekno-belleklere attığımızdan, orada depoladığımızdan beynimizde yer alan kendi belleklerimizi daha az kullanır duruma geldik. Yani beynimizin bazı işlevlerini teknolojiye devrettik ve bu beynimizi tembelleştirebliyor. Bu bağlamda “dijital demans” diye yeni bir kavram dahi üretilmiş.

Teknolojinin çocukların zihinsel işlem becerilerine ilişkin olumsuz etkilerini azaltmak adına pratik bazı öneriler sunuluyor. Bunlar arasında, çocuklara ekranlarda izledikleri ile ilgil sorular sormak, müzik dinlemelerini, şarkı söyemelerini ve dans etmelerini desteklemek, yapboz oynamayı teşvik etmek, onlara hikayeler anlatmak ve kitap okumak, açık havada plansız-programsız oyun oynamak, fiziksel etkinliklere katılmalarını desteklemek, yeni bir dil ve müzik aleti çalmayı öğrenmelerini sağlamak ve sağlıklı meditasyon yapmayı öğretmek yer almaktadır.

Ancak konu yine teknolojiyi bilinçli kullanmaya dayanmaktadır ve bu bağlamda çocuklara oynayacak zaman vermek genel doğrular arasındadır.

GENEL SONUÇ VE YAPILABİLECEKLER

Tüm bu yazılanlara dayanarak bazı noktaların altını çizelim ve konuyu bitirelim.

  • Teknoloji kendi başına iyi ya da kötü değildir. Kullanım amacımıza ve biçimine bağlı olarak iyi ya da kötüdür.
  • Çocukların teknolojiden tümüyle uzak durması doğru ve gerçekçi değildir. Daha doğrusu “böyle bir seçenek yoktur.” Onları teknolojiden uzak tutmak yerine kullanıma bir ölçü konması, günlük dijital dozun iyi ayarlanması ve belki de dijital bir diyet uygulanması yerinde olacaktır. Teknolojiyi günde 6 saatten fazla kullanmak, interneti, televizyonu nitelikli ve eğitim-kültür amaçlı kullanmak yerine abur-cubur şeylerle zaman geçirmek/oyalanmak, aşırı yüklenmek yanlış olacaktır ve bağımlılığa doğru gitme riski yaratacaktır.
  • Goodwin’in de dediği gibi çocuklarımıza yemeleri gereken “dijital lahana” ile uzak durmaları gereken “dijital tekno-cipsi” nasıl ayırt edeceklerini öğretmemiz gerekiyor.
  • Ancak teknolojiyi yanlış ve aşırı kullanmak ya da teknoloji takıntısı olmak “teknoloji bağımlılığı” olarak değerlendirilmemelidir. Teknoloji bağımlılık toplumsal yaşamdan kopma, sağlık sorunları, sorumluluklardan vazgeçme vb. birçok ölçüt ile birlikte ele alınan bir rahatsızlıktır. Yani, teknolojiyi kötü kullanmak ile teknoloji bağımlılığı birbirine karıştırılmamalıdır.
  • Çocukların teknolojiyi doğru kullanmalarında en önemli ve etkili nokta ebeveynlerin teknolojiyi doğru ve sağlıklı kullanarak onlara iyi örnek ve model olmalarıdır. Aksi takdirde ebeveynler sağlıksız kullanım ile çocuklarına kötü örnek olacaktır. Yapılan araştırmalar ebeveynlerin ekran başında geçirdikleri zaman ile çocukların geçirdikleri zaman arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir.
  • Ebeveynler teknolojiyi özellikle küçük çocukları için “dijital emzik” (onları susturmak, uslu durmalarını sağlamak vb.) olarak kullanmamalıdırlar.
  • Dijital teknoloji ile geçirdiğimiz zaman çocuklarımızla geçirdiğimiz zamandan çok olmamalıdır.
  • Beş yaşındaki çocukların yetişkinlerden %60 daha fazla radyasyon soğurduklarından bu tür zararları olabilecek teknolojiler konusunda tetikte olunmalıdır.
  • Teknoloji kullanımı konusunda çocuklara mantıklı ve ölçülü kurallar konmalı ve uygulanmalıdır.
  • Çocukların plansız-programsız oynamaları ve yeşil zamanlar geçirmeleri gerektiğini unutmayalım.

Goodwin’e göre, küçük çocuklar için olağanüstü potansiyel sunan, onların tümüyle yeni ve heyecanlı biçimde öğrenmelerini, etkileşime girmelerini ve iletişim kurmalarını sağlayan teknoloji uygun ve bilinçli biçimde kullanıldığında zehirleyici değildir. Ebeveynlerin bu konuda kendilerini suçlu hissetmelerine gerek yoktur. Teknolojinin olası zararları olabileceği doğrudur ama onun zehirleyici olduğu görüşünden sıyrılmalıyız.

Konu elbette çok geniş ve somut pratik çözümler sunmak kolay değil.

“Panik yok ve teknolojiyi reddetmeyeceğiz ama zararları konusunda dikkati de elden bırakmayacağız!”

Çözüm yolu bu yaklaşımdan geçiyor sanırım.

Kaynakça

Goodwin, Kristy. (2018). Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek. İstanbul: Aganta.

 

20 Ocak 2019

https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2019/01/10/cocuk-ve-teknoloji-1/

https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2019/01/20/cocuk-ve-teknoloji-2/


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Categories

%d bloggers like this: