Posted by: bluesyemre | March 5, 2020

Neden bu tablo bizi içine çekiyor? Nedimeler’in 364 yıllık gizemi #BarışÖzcan

NEDEN BU TABLO BİZİ İÇİNE ÇEKİYOR? NEDİMELER’İN 364 YILLIK GİZEMİ

Sizin resminizi çiziyorum. Efendim? Olmaz öyle saçma şey mi? Sizi değil olsa olsa beni çeken kamerayı mı çizebilirim sadece? Nereden biliyorsunuz? Belki de yeni bir teknoloji çıkmıştır ve bunun sayesinde artık sizi görebiliyorumdur? Bazı öncü fikirler ilk çıktığı zaman hemen anlaşılamayabilir. Mesela televizyon… İlk zamanlar anlaşılamamıştı. Ne demişlerdi onu tarif etmek için?

    • Bu radyonun resimlisidir!

Doğru. Radyonun resimlisi. Nasıl yani? Radyoda Zeki Müren şarkı söylemiyor mu?

    • Söylüyor!

“İşte onu söylerken hem dinleyip hem göreceksiniz aynı anda” demişlerdi…

    • Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?

Asıl soru bu. Zeki Müren de bizi görecek mi? Sanatçı eserini izleyenleri görebilir mi? Gelin bu sorunun yanıtını televizyondan, radyodan çok daha önce bir iletişim aracı olarak kullanılan resimlerde bulmaya çalışalım. Ne de olsa televizyonu tarif etmek için bile “radyonun resimlisi” diyoruz öyle değil mi? Resim bir zamanlar öylesine güçlü bir araçmış ki, dünyanın en güçlü insanları bunu kullanarak iletişim kurmaya çalışıyormuş. Krallar kendi otoritelerini ve prestijlerini gösteren şaşalı tablolar yaptırıyormuş. Kendilerini böyle atın üzerinde kudretli bir şekilde gösteriyorlarmış. Halklarına “Bakın atı tek elimle kontrol edebiliyorum. At ülkeyi sembolize ediyor ve ben de onu böyle yönetiyorum.” mesajını veriyorlarmış. Resimler eskiden bugünkü televizyon gibi bir medyaymış anlayacağınız.

O medyanın da Zeki Müren gibi sanatçıları varmış. Tabi şarkıcı değil ressammış onlar. Ses değil sadece tuvale boyanmış görüntüler iletilebiliyor unutmayın. Bu ressamlardan biri, bir gün öyle bir kraliyet tablosu yapmış ki, onu gören kral ne olduğunu tam olarak anlayamamış. Bırakın kralı ya da o zamanlar o resmi gören diğerlerini 364 yıldır sanat tarihçileri bile hala tam olarak bu tablonun sırrını çözemedi.

İlk bakışta çok da önemli bir tabloymuş gibi durmuyor öyle değil mi? Oysa bugüne kadar sanat tarihinin en çok analiz edilen, en gizemli tablolarından biri bu. Adı: Las Meninas. Anlamı: Nedimeler.

Tabloya baktığınızda ilk dikkatinizi çeken şey ne oldu? Benim dışımda? Tam merkezde yer alan bu çocuk öyle değil mi? Kendisi kralın kızı, 6 yaşında bir prenses. Ona gümüş bir tepsi içindeki kırmızı kapla içecek ikram eden nedimesinden yüzünü çevirmiş. “İstemem” der gibi bakıyor. Bu taraftaki nedime de eteğini çekiştirerek ona reverans yapıyor.

Tablonun kenarında bir cüce var. Onun hemen yanında ayağıyla sıkılmış gibi gözüken yerdeki köpeği dürtükleyen diğer cüce de kralın soytarısı. Bu resmi yapan kişi geçmişte toplumda fiziksel görünüşleri nedeniyle hor görülen, itilip kakılan cüceleri başka tablolarında da resmetmişti.

Benzerlik dikkatinizi çekti mi? Bu aktör “Taht Oyunları” dizisiyle meşhur olmadan çok daha önce bu tablonun video enstalasyonunda tam da bu cüceyi canlandırmıştı. Evet, video enstalasyonlara bile konu olan bu tablonun etkileri böylesine güçlü.

Şimdi içindeki 11 kişiyi incelemeye devam edelim. Arkada karanlık bir köşede fısıldaşan iki kişiyi görüyoruz. Bu tabloda kim olduğu bilinmeyen tek kişi bu adam. Saray muhafızlarından biri olduğu sanılıyor.

Arka kapıda dikilen kişi, kraliçenin kahyası. İçeri girmek üzere mi yoksa dışarı mı çıkıyor, tam anlaşılamıyor. Bu kadar kişiyi saydık da, bu bir kraliyet tablosu olduğuna göre kral nerede? Elinde palet olan şu kişi mi? Biliyorsunuz eskiden krallar sanata meraklıydı. Belki yeni bir fikir olarak kendisini at üstünde değil de böyle tuval karşısında resmettirmiş olabilir. Güzel fikir ama bu resmi sipariş eden İspanya kralı Dördüncü Philip sadece bir şairdi. Oysa bu kişi gerçekten bir ressam. Bu resmi yapan ressam. Şu anda bu resmin resmini yapıyor. Gelmiş geçmiş en dahi ressamlardan biri: Diego Velasquez.

Şimdi Pablo Picasso deseydim herkes bilirdi. Ama Velasquez? Şöyle söyleyeyim Picasso bile bu ressamın öyle bir hayranıydı ki sadece bu tablonun 58 ayrı versiyonunu çizmiş, adeta çizim yaparak onu analiz etmişti.

Elinde fırçasıyla sanki bizi görebilecekmiş gibi bakıyor. Biz mi onu görüyoruz yoksa o mu bizi? “Gören miyiz yoksa görülen mi?” Bu soruyu ünlü Fransız düşünür Michel Foucault da sormuştu. Yazdığı “Kelimeler ve Şeyler” kitabının kapağına yerleştirmişti bu resmi ve uzun uzun analiz etmişti. “Seyirci bu tabloda ressam için görünür hale gelmiş” diye yazmıştı kitabında. Televizyondaki Zeki Müren bizi göremedi ama televizyonun icadından yüzlerce yıl önce bu fikir bir tabloda işte böyle resmedildi.

Fikirdeki inovasyonu görebiliyor musunuz? Koskoca kral sizden bir resim çizmenizi istiyor ve siz gidip kendinizi çiziyorsunuz. Sahi kral nerede? En arkada. Duvardaki tabloların arasında. Eşi kraliçeyle beraber onlar da bize bakıyor. Ama dikkat ederseniz duvardaki diğer tablolara göre çok daha aydınlık bir çerçeve bu. Neredeyse ön plandaki ışıklandırmayla aynı. O yüzden bunun bir tablo değil de bir ayna olma ihtimali çok daha yüksek. Çünkü ressam daha önce yaptığı tablolarda da aynayı çok zekice kullanmıştı. Kendisinden önce yaşamış Leonardo DaVinci gibi ressamlar dini tablo yaparken şuna benzer bir kompozisyon kullanıyordu. Oysa Velasquez’in çizdiği bu tabloda o klasik bakış açısını sadece duvardaki bir aynadan yansırken görüyoruz. “Dün dünde kaldı cancağızım” der gibi. Artık yeni şeyler söylemek lazım mesela yemek yapan sıradan insanları ön plana çıkartmak. O dönemde Hollanda resim sanatında görüntüyü ikizleştirme rolü verilen ayna böyle kullanılırdı. Ve Velasquez’in en favori ressamları Hollandalıydı. Yukarıda asılı iki tabloyu görüyor musunuz? Hayranlık duyduğu tabloları kendi resminin içinde tekrar çizmiş. Resim içinde resim. Tıpkı bir aynanın görüntü içinde görüntü göstermesi gibi.

Eğer onlar bir tablo ve bu bir aynaysa kral ve kraliçe şu anda bizim olduğumuz yerde duruyor demektir. Daha doğrusu benim değil de sizin durduğunuz yerde. Dolayısıyla ressam bize değil onlara mı bakıyor? Muhtemelen hayır. Çünkü onlara bakıyorsa buraya onların resmini çizmesi gerekirdi. Ta yerden başlayan tuvalin ne kadar büyük olduğunu fark ettiniz  mi? İspanya kralı ve kraliçesinin o büyüklükte bir tablosu hiç çizilmedi.

O zaman bu ressam neden böylesi zorlama bir kompozisyon yapmış ki?

O yıllarda İspanya Krallığı 30 yıllık bir savaşın ardından çöküş dönemine girmişti. Yani işler pek iyi gitmiyordu. Resimdeki bu endişeli bakışları, telaşlı ortamı bir de bu gözle inceleyin. İktidarı zayıflamaya başlayan bir kralı at üstünde heybetli göstermek bile fayda etmeyecekti. Kraliyet ailesinin bu üyelerini arka planda buğulu bir aynadaki yansıma olarak göstermek gerçekten dahice bir fikir. Çünkü onlar geçmişi temsil ediyor. Şimdi önümüze bakmak lazım. Geleceğe. Ülkeyi içinde bulunduğu bu zor durumdan ancak gençler, yeni nesil kurtarabilir. O yüzden bu tabloya ilk baktığımızda onları temsil eden bu çocuğu ön planda ışıl ışıl görüyoruz.

Sanat tarihçileri tabloyu içinde gerçekliğin farklı seviyelerini barındıran bu katmanlarından dolayı ilk üç boyutlu tablo olarak kabul eder. Belki de onu daha iyi anlayabilmek için iki boyutlu çerçevesinden içeri girip etrafa şöyle bir göz atmak gerekiyor. Belki de kral ve kraliçe tam şurada duruyordu. Yoksa onlar da mı bize bakıyordu?

Biz bu tabloya baktığımızda hem geçmişi, hem de tablonun yapıldığı dönemdeki geleceği aynı anda görüyoruz. Ama içinde kişiler ve bilhassa bize bu hikayeyi anlatan sanatçı bize bakıyor. Yani kendi içinde bulunduğu zaman diliminden çok daha uzak bir geleceğe. Bu tablo eskise bile o bakış hiç eskimeyecek. Bizim üzerimizde takılıp kalacak.

Ya da bu yorumlarımızın konuyla uzaktan yakından alakası yok. Kaptırdık gittik kendimizi. Tablonun içinde yorum yapacağız derken kaybolduk.

Belki sizi değil gerçekten kamerayı çiziyorumdur. Yani kendi yaşadığım hayatı. Hayat dediğin nedir? Gelip geçici bir yanılsama. Bunlar onu kalıcı hale getirmenin bir yolu.

Belki o ressam da bize ya da bizim temsil ettiğimiz bir geleceğe değil sadece duvarında asılı kocaman bir aynadan kendisine bakıyordur. Kendi yaşadığı hayata…

Belki de geleceğin nasıl bir şey olduğunu görmek istiyorsak bizim de bir aynaya kendi yaşadığımız hayata bakmamız gerekiyordur…

 

http://barisozcan.com/neden-bu-tablo-bizi-icine-cekiyor-nedimelerin-364-yillik-gizemi/


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: