Posted by: bluesyemre | September 27, 2020

#BarışŞehri: “Kitabın rafta nasıl görüneceğini düşünmek zorundayım”

Tasarımcı Barış Şehri ile kapak tasarımını, tasarımın sanatla ilişkisini ve beslendiği kaynakları konuştuk. Şehri, “Zamanla mesleğimin kendisi beni besleyen bir kaynağa dönüştü” dedi...

Kitaplarla dolu bir evde büyüyen, küçük yaşlarda edebiyatla tanışan Barış Şehri’nin, grafik tasarıma olan ilgisi, henüz ortaokul yıllarında Anadolu Üniversitesi’nde okuyan amcasını ziyaret etmesiyle başlar. Ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’ne kaydını yaptıran Şehri, mezun olduktan sonra çeşitli reklam ajanslarında kötü şartlarda çalışır. “Hayalim her zaman kitap kapağı tasarımcısı olmaktı” sözlerinden hareketle, 2017 yılında Dedalus Yayınları’ndan çıkan kitapların kapaklarını tasarlamaya başlayan Şehri, o tarihten bu yana, Bant, Tuhaf, Kafkaokur, Arkakapak gibi dergilere illustrasyonlar yapıyor.

Her kitap tasarım süreci bir yolculuktur da aslında… Nasıl gelişiyor süreç? Bu süreçte değişen ve dönüşen şey ne oluyor?

Her kitabın editörü ile mümkün olduğunca yakından çalışıyoruz. Genelde yazarın derdini, onu metni yazmaya iten sebebi bulmaya uğraşıyorum. Yakalamaya çalıştığım şey kitabın derdi. Sonunda dönüştüğü şey benim yorumum ama mümkün olduğunca kendimi geri planda tutmaya çalışıyorum.

‘KİTABIN RAFTA NASIL GÖRÜNECEĞİNİ DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIM’

Tasarım, özü itibariyle görsel sanatların bütün öğelerinin de bir sonucu nihayetinde… Özellikle resim, fotoğraf ve grafik bu ilişkinin en gözdeleri… Sanat geçmişi ve tasarımcı arasındaki bağlamı nasıl yorumluyorsunuz? Gelenek ve sanat anlayışı tasarımcıya nasıl katkı sağlıyor?

Üretirken bir sanatçının sahip olduğu özgürlüğe sahip değilim. Ben bir ürün tasarlıyorum ve işe başlarken istesem de açılamayacağım yerler oluyor. Bu bağlamda ben aralarında ciddi bir uzaklık görüyorum. Örneğin kapağa yayınevinin logosunu ve çevirmenin adını koymak veya kitabın rafta nasıl görüneceğini düşünmek zorundayım. Hepsi için bir çözüm üretmek zorundayım. Bunlar sanatın uğraşmak zorunda olmadığı problemler. İkisinin de entelektüel üretimler olması ve üretim biçimlerinin benzerlikleri dışında bir yakınlık göremiyorum.

İmge denilen olgu, çağa ve o çağın insanlarına göre yeni yeni anlamlar kazanabiliyor. Siz, dünyadaki yeni gelişmeler ve yerli okur nezdinde bu hususu nasıl açıklıyorsunuz? Bir fikir somut bir tasarıya bürünürken, dönemsel kriterleriniz oluyor mu?

Bu konu kitap kapağı tasarımında metin ile birlikte ele alındığı için hiçbir zaman tek başına değerlendirmek zorunda kalmadım. Ya evrensel bir anlatım üzerinden ya da metin özelinde çalışıldığı için de hazırladığınız görsel, bu tip etkileşimlerin dışında daha sınırlı bir yerde duruyor. Dönemden çok kültürel farklılıkların etkili olduğunu gördüm. Türkiye için hazırladığım bir kapağı yurtdışındaki arkadaşlarım daha farklı okuyabiliyor.

‘MESLEĞİMİN KENDİSİ BENİ BESLEYEN BİR KAYNAĞA DÖNÜŞTÜ’

Bir tasarımcı nelerden beslenir? Zihninizi diri tutan, beslendiğiniz kaynaklar nelerdir?

Bir kitap kapağı tasarımcısı olarak size vereceğim ilk cevap “edebiyat” olur. Bunun dışında kendi adıma mesleki pratiklerin hayata bakışımı çok derinden şekillendirdiğini söyleyebilirim. Gündelik hayatta karşıma çıkan her şeye yaptığım iş doğrultusunda bakmaya çalışıyorum. Bu benim için antrenman gibi oluyor. Örneğin, beyzbola olan ilgim ilk başta spora olan ilgiden çok takımların formalarının üzerindeki kaligrafiye, takım logolarına ve formalarınaydı. Bunları incelerken zamanla oyunu da öğrenmeye başladım ve beyzbol birden hayatıma girmiş oldu. Zamanla mesleğimin kendisi beni besleyen bir kaynağa dönüştü.

Gerek yayınevi, gerekse de yazar açısından bakıldığında, kitabın “görünürlüğü”yle ilgili temel değerlendirmelerden biri de o kitabın kapağıdır. Bu durum size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

Teknik bir durumdan bahsetmiyorsak (örn: tipografinin okunurluğu) bir kitabın “görünürlüğü” sadece tasarımın üzerinden değerlendirilecek bir şey değil. Kapak tasarımının tek başına bir kitabı görünür kılmasını beklemek haksızlık olur çünkü bir şeyin görünürlüğü bazen öznel bir durum olabilir. Bu tip beklentiler “kitabın adını daha büyük yazabilir miyiz?” gibi çok kötü isteklere yol açıyor. Bir kitabın görünürlüğü sadece kapak tasarımı ile değil yayınevinin o kitap için yapacağı tüm hazırlığını kapsamı ile ilintili. Kapak tasarımı bunun sadece bir parçası.

“Yaptığım şu kitap kapağı, kariyerimde dönük noktası oldu” dediğiniz bir çalışma var mı?

Bunu söyleyecek pozisyonda olduğumu düşünmüyorum açıkçası. Kendi işlerim ile ilgili yorum yapmayı çok sevmem ya da bunu kendime saklarım. Yine de sorunuza cevap vermiş olmak için şunu söyleyebilirim; Laurent Quintreau’nun Dedalus’tan 2017 yılında çıkan kitabı ‘Cennet, Cehennem ve Araf’ın bendeki yeri ayrı çünkü hiçbir müdahale olmadan kafamdakini yapabildiğim kariyerimdeki ilk iş olmuştu. Bu tip işlerin tasarımcının özgüveni ve mesleki gelişimi için önemli olduğunu düşünüyorum.

Günleriniz nasıl geçiyor? Hazırladığınız yeni çalışmalardan bahsetmek ister misiniz?

Mesleğimi daha iyi yapmaya, yeni şeyler öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye çabalıyorum. Şu an pek çok yeni proje var fakat farklı yerlerle ile çalıştığım için onların onayı olmadan paylaşmam doğru olur mu, emin değilim.

https://www.gazeteduvar.com.tr/baris-sehri-kitabin-rafta-nasil-gorunecegini-dusunmek-zorundayim-haber-1500013


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: