Posted by: bluesyemre | October 26, 2020

Şehirden Kaçanlar (+90)

Şehirden Kaçanlar serimizde şehirden köye göç etmek yerine, Avşa Ada’sında ekolojik tarım yapan Gürcan Durmazbilek’in arazisinde organik tarım çiftliği gönüllüsü olarak doğal tarıma katkıda bulunan Tansu Yeşilkır konuğumuz. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Tansu Yeşilkır, Avşa Adası’na okul sonrası iş aradığı süreçte, doğaya saygılı ve doğal ürünler kullanarak sürdürülebilir bir yaşam seçtiği bir dönemde gelmiş. Ekolojik yaşam içinde yapabileceği bir iş ararken karşısına TaTuTa fırsatı çıkmış. TaTuTa yani Tarım-Turizm-Takas projesi, ekolojik tarım yapan üretici çiftçilere gönüllüler aracılığıyla hem işgücü hem de bilgi alışverişi sağlama amacı taşıyor. Tansu’nun TaTuTa aracılığıyla gönüllü olduğu üçüncü çiftlik ise Avşa Adası’nda yaşayan Gürcan Durmazbilek’e ait. Ailesinden kalan topraklarda doğa ile iç içe ekolojik tarım yapan Gürcan, iklim değişikliğinin ürünlerini nasıl etkilediğini üzülerek aktarıyor ve tüm insanları ”çevre için birleşmeye” çağırıyor. Tansu sadece birkaç gündür Gürcan’ın çiftliğinde ve bir süre daha burada doğa ile iç içe kalmayı planlıyor.

Şehirden kaçanlar serimizde bu hafta Anadolu çoban köpeği yetiştirmek için İzmir’in Urla ilçesinde bir köpek çiftliği kuran Gülden ve Çetin Türkoğlu çiftine konuk oluyoruz. “Fizikli, büyük, yüksek, düzgün, yakışıklı, cesareti büyük köpekleri çok severim ben. Bu yüzden Anadolu çoban köpeklerine aşığım.” Eşiyle birlikte İstanbul’dan Urla’ya giderek bir çiftlik kuran Çetin, neden sadece Anadolu çoban köpeği yetiştirdiklerini bu sözlerle anlatıyor. “Eskiden sokak köpeklerinden kaçan bir insandım” diyen Gülden ise 7 yıldır kendisinden daha ağır köpekler yetiştiriyor. İstanbul’da yaşarken gelinlik tasarımı yapan Gülden, köpeklerle birlikte geçen yeni hayatında doğayla iç içe olmanın mutluluğunu yaşadığını söylüyor. Türkoğlu çiftinin büyüttüğü köpekler, Anadolu’nun birçok şehrinde sürüleri koruyor; fabrikalara, villalara bekçilik yapıyor. “İnsan mutlu olmadığı işi yapmak zorunda değil” diyen Çetin, çocukluğundan beri hayalini kurduğu hayatı yaşıyor. #ÇobanKöpeği #AnadoluÇobanKöpeği #KöpekYetiştirmeMerkezi

Şehirden kaçanlar serimizde bu hafta İzmir Karaburun’da bir karavan otel işleten Zeliha ve Erol Asna çiftine konuk oluyoruz. Çift, İstanbul’da yaşarken, yıllarca karavanla Türkiye’yi ve dünyayı gezme hayalleri kurmuş. Uzun süre erteledikleri bu hayallerini sonunda karavan otel fikri ile gerçeğe dönüştürmüşler. Çocuklarının doğayla iç içe büyümesini isteyen Asna çifti, karavan otelinde müşterilere hizmet ederken; çocuklar çimlerin üstünde çıplak ayakla koşuyor, civcivleri besleyip, denizin keyfini çıkartıyor. Zeliha, “Doğanın içinde bizim gibi çocukluk yaşasınlar istedik. Koşsunlar, oynasınlar, dizleri kanasın, yüzmeyi havuzda değil de denizde öğrensinler istedik. Hayalini kurduğumuz hayat buydu” diyor. Asna ailesi, otelin kapalı olduğu dönemlerde de karavanla gezmenin özgürlüğünü tadıyor. #ŞehirdenKaçanlar #KaravanOtel #KaravanHayat

Şehirden kaçanlar serisinin bu bölümünde, İzmir Torbalı’da bir dağ köyünde organik tarım yapan Seçil ve Alper Alkan çifti var. Bugünlerde 20 dönümlük araziyi kapsayan tarım serüvenleri, İstanbul’da 60 metrekarelik bir hobi bahçesinde başlamış. Şehirden kaçmak için emekliliği beklemeyen bu çift, genç yaşlarında mühendisliği bırakarak İstanbul’dan ayrılmış. Amaçları, bir mutfağın bütün sebze ihtiyacını karşılamak. Bir de teknolojiden kopmadan doğaya saygılı bir hayat yaşamak. Köpekleri Astro ise domuzlara, sansarlara ve çakallara karşı en büyük güvenceleri. Suyu kuyudan, elektriği güneş panellerinden alıyorlar. Yaz kış üretiyorlar, satıyorlar. Yıllık izinleri veya hafta sonu tatilleri olmasa da, Seçil ve Alper Alkan çifti bu şekilde daha mutlu olduklarını söylüyor. #Şehirdenkaçanlar #OrganikTarım #Tarım

Şehirden kaçanlar serimizin bu bölümünde, köye göç eden ve tavukçuluğa başlayan kadın girişimci Sevtap Sarıhan var. Sevtap aslen Rize Fındıklılı. Samsun’da biyoloji okumuş, ardından İzmir’e giderek röntgen teknisyeni olarak bir hastanede çalışmış. İzmir’de farklı mesleklerde çalışmasına rağmen büyük şehirde aradığını bulamayan Sevtap, mutlu olamamış. Türkiye için yararlı bir şey yapmak ve aktif üretime yönelmek istediğini keşfetmiş ve memleketine geri dönerek tavukçuluğa girişmiş. Hiçbir sermayesi olmayan ve başlarda bir kadın olarak çok engellerle karşılaşan Sevtap, yine de “İnsan isterse her şeyi başarır” diyor. Ailesinin, özellikle de babasının desteğiyle genç bir kadın girişimci olmanın gururunu yaşıyor. “Halkanın küçücük bir ucuyum” diyor ve memleketinde üretimi arttırmak için el birliği yapmak gerektiğini belirtiyor. “Çocuklarım” dediği tavuklarıyla artık çok mutlu olan Sevtap, hikayesini +90 izleyicileriyle paylaştı. #ŞehirdenKaçanlar #Tavukçuluk #TavukÇiftliği

Şehirden kaçanlar serimizin bu bölümünde Çanakkale Gökçeada’dayız. Bilgisayar mühendisi Ercüment Yalçın Sürücü, şehir hayatından kaçanlar arasında. Aslen Kilisli olan Ercüment, üniversite okumak için gittiği İstanbul’da 35 sene kalmış ve 20 yıl boyunca mesleğini severek yapmış. Ancak kendi tabiriyle, daha az problemli bir hayat yaşama isteği problem çözme sevgisine ağır basmış ve bir gün “Artık yeter” demiş. Eşi ve arkadaşlarıyla Gökçeada’nın kuş uçmaz kervan geçmez bir noktasına kubbe benzeri bir ev inşa ederek buraya yerleşmiş. Ercüment, artık bir yandan günlük köy işlerini yapıyor bir yandan da geçimini masaj terapistliği yaparak sağlıyor. Masa başı çalıştığı dönemde yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle masaj yapmayı öğrenen Ercüment, şimdi köyde “Ağrısı sızısı olan amcalara, teyzelere, esnafa masaj yaparak yardımcı olmaya çalışıyorum” diyor. Ercüment, böylelikle insanlarla direkt ilişki içerisinde olmaktan oldukça memnun. “Kırsaldaki insanlar ne yapıyor, canları çok sıkılmıyor mu?” diye soranlara Ercüment’in yanıtı ise şu oluyor: “Yapacak o kadar çok şey var ki. Ama hiçbir rutinimiz yok, işin eğlenceli kısmı da bu. Her gün kendi hikayesini yazıyor.” #ŞehirdenKaçanlar #Gökçeada #ŞehirHayatındanKaçanlar

Şehirden kaçanlar serimizin bu haftaki bölümünde, 30 yıllık İstanbul yaşantısının ardından şehirden köye göç eden ve bir ekoköy oluşturarak ekolojik turizm ile ilgilenmeye başlayan Ertaş ailesiyle konuştuk. Şehir hayatının zorlukları karşısında uzun yıllar direnen Emine ve Behçet Ertaş çifti, çocuklarının eğitiminden sonra Rize’nin Fındıklı ilçesi Meyvalı (Çampet) köyüne taşınmış. Kızları Sıla da, ailesiyle birlikte bir ekoköy oluşturmuş. Ertaş ailesi, kurdukları ekoköy hayatını doğada yaşayabilme imkanı olmayanlarla paylaşıp bir ekolojik turizm örneğine dönüştürmüş. Ertaşlar, ekolojik ayak izlerine uyan geziler düzenleyip, gelenlerle hasat zamanları bostanlarını paylaşıyorlar. Bunun yanı sıra, bilgilerini aktarabilecekleri çeşitli kültürel ve sanatsal atölyeler, kadın atölyeleri, öz savunma atölyeleri, çocuk ve çocuk hakları atölyeleri gibi etkinlikler düzenliyorlar. Ertaş ailesi için şehirden kaçarak köy hayatına dönüşün nedeni, Sıla’nın dediği gibi “Canice değil, vahşice bir yaşam tercihi.” #ŞehirdenKaçanlar

‘Şehirden Kaçanlar’ serimizde çevre aktivisti Sarıhan ailesiyle tanışıyoruz. İnci-Soner Sarıhan çifti, her yıl düzenledikleri bisiklet ve kano turları ile küresel ısınma tehlikesine dikkat çekmek istiyorlar. İlk yurt dışı bisiklet turlarını İran’a düzenleyen İnci-Soner çifti, bugüne kadar 40’tan fazla ülke gezmiş. Oğulları Tibet Çınar doğduktan sonra bu yolculuklarına o henüz 22 aylıkken devam eden çift, son yıllarda sehayatlerine kano turunu da eklemişler. Sarıhan ailesi doğanın korunmasına yönelik yaptıkları bu seyahatleri tatil olarak değil, aktivizm olarak adlandırıyor. ‘Minik Gezgin’ isimli sosyal medya hesaplarında ve farklı şehirlerde yaptıkları konuşmalarında paylaştıkları mesajları çok net: ‘Doğayı koruyalım, çevreye mümkün olduğunca az zarar veren araçlar kullanmaya çalışalım. Bu, hem doğaya hem size çok iyi gelecektir.’

Şehirden kaçanlar serimizin bu haftaki bölümünde İmece Evi’nin sakinleriyle konuştuk. İmece evi, 13 yıl önce sade, ekolojik bir yaşam mümkün mü sorusuyla yola çıkan bir grup insan tarafından hayallerini gerçekleştirmenin ilk adımı olarak İzmir’in Menemen ilçesinde, Dumanlıdağ’da kuruldu. Bu evde sürdürülebilirlik önemli. Eve elektrik enerjisi güneş panellerinden, su ise kuyudan geliyor; organik tarım yapılıyor, görev ve sorumluluklar paylaşılıyor. Günlük yaşam doğanın talimatlarıyla yürüyor.

+90’da “Şehirden Kaçanlar” serimizde bu hafta Trabzon’un Kireçhane Köyü’ndeyiz. Kireçhane Köyü’ne göç eden Açelya Gültekin, büyükşehirde kostüm tasarımcılığını bırakıp, burada keçelerden figürler üretmeye başlamış. Açelya Gültekin, kendi deyimiyle basit yaşamayı seçtiğini söylüyor. Ancak kırsalda, şehirdeki kadar sosyal bir hayatın olmadığını ve biraz yalnızlık yaşadığını söyleyen Açelya, yaşadığı bölgenin normlarına ayak uydurduğunun altını çiziyor.

+90’da “Şehirden Kaçanlar” serimizde bu defa İzmir’in yavaş kasabası Seferihisar’a gidiyoruz. Ankara’da uzun yıllar muhabirlik yapıp iletişim alanında çalışan İdil Güngör, eşiyle beraber İzmir’e taşındıktan sonra ofis yaşamını bırakıp en keyif aldığı şeylerden biri olan misafir ağırlamayı kazançları haline getirmeye karar vermiş. Artık Seferihisar’daki Pürhayal Pansiyonu’nun sahibesi olan İdil Güngör, pansiyonun avlusunda ateş başında misafirleriyle vakit geçirirken tek bir şeyden emin; o da muhabirliği hiç mi hiç özlemediği ve keyif aldığı hayatı sürdürmeye kararlı olduğu.

Yörüklük, Toroslar’ın tepesinde yüzlerce yıllık bir kültür. Bu kadim kültürün devamını sağlayan bugünün yörükleri “Şehre bir gün gitsek, hasta oluruz.” diyor. Mucibe İpek, eşi ve üç çocuğuyla Mersin, Arslanköy’e bağlı Tozlu Yaylası’nda konar-göçer hayatı yaşıyor, hayvancılık yapıyor, kışın köye dönüyor. Mucibe, “Yörüklük bizim atamızdan, ötemizden… Mayamız bununla yoğurulmuş. Başka yerde yaşayamayız biz” diyor. Peki, yörüklerin bir günü nasıl geçiyor? Onları en çok ne zorluyor? O kara çadırların üzerinde hala duman tütüyor mu? Mucibe, hikayesini +90’a anlattı.

Şehir hayatından kaçarak köye yerleşenlerin sayısı çoğalıyor. Mersinli Hayrettin Çağrı Ezerer de şehirden kaçanlardan biri. Çağrı iş insanlığından çobanlığa geçiş yapanlardan. Yüksek eğitimini tamamlamış, ekstrem sporlarla ilgilenen, doğa belgesellerine konu olmuş genç bir adamken hayatındaki ölümlerle kendisini ve hayatını sorgulamaya başladı. Babasını, ağabeyini ve annesini kaybettikten sonra kendisine “Ben ne yapıyorum?” diye sordu ve eski Çağrı’yı şehirde bırakıp dağa yerleşti. Toroslar’ın tepesindeki bir dağ köyünde arazi aldı ve buraya bir çiftlik kurdu. Hem hayvancılık hem de tarım yapıyor. İddiası “İnsan aklından geçirebildiği her şeyi istisnasız başarabilir.” Genç adam artık çiftlik hayatının dertlerine bile aşık olduğu bir hayat sürüyor.

https://www.youtube.com/c/plus90/videos


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: