Posted by: bluesyemre | January 11, 2021

Röportaj: #ErdalBeşikçioğlu (Karantina dönemi ve bu sürecin getirdiği yenilikler üzerine konuştuk)

Öncelikle nasılsınız? Bu pandemi dönemi, akabinde karantina günleri sizin için nasıl geçti/geçiyor?

Enteresan bir süreçti. Ben geçmişte sürekli olarak koşturmaktan yıllardır evde ailemle çok fazla vakit geçirememişim. O kadar çok çalışmışım ki dinlenmeyi bile unutmuştum. Hayat bir şekilde sen biraz otur dinlen dedi herhalde. Karantina sürecindeki o 5 ay, bir dışarı çıkıp hayata öyle bakmamıza sebep oldu. Elvin ile, çocuklarımla yeni baştan evde vakit geçirmenin keyfine vardım. O keyifsiz süreci sevgimizle ailecek keyifli hale getirebilmeyi başardık. Tabii ki karantina süreci geçtikten sonra neler yapabiliriz’in hayallerini de kurduk. Temmuz ayı itibariyle koşturmaca tekrar başladı. Pandemi olmasaydı 27 Mart’ta sahnelemeyi planladığımız oyunumuz Fahrenheit 451’in provalarına yeniden başladık, bir yandan set de başlamıştı. 7 Ekim’de Fahrenheit’ı hem tiyatro salonundaki, hem de dijital platform üzerinden evdeki seyircilerimizle eş zamanlı olarak buluşturduk. Bu süreçte Bir Delinin Hatıra Defteri’nin de dijital platform için çekimlerini tamamladık. Ancak kasım sonu gelen yeni kısıtlamalar nedeniyle, sahnede seyirciyle buluşmamız yeniden imkansız hale geldi. Şimdi çekimlerini yapabildiğimiz 2 oyunumuzu dijital platform üzerinden yayınlamaya devam ediyoruz.

Karantina dönemindeyken keşfettiğiniz yeni diziler, filmler veya okuduğunuz kitaplardan bize önerebileceğiniz şeyler var mı?

Fahrenheit’ı sahnelemeye karar verdiğimiz andan beri Ray Bradbury’nin eserlerine bakıyorum. “Yazı Yazma Sanatı”, “Mars Günlükleri”… Aynı zamanda Machiavelli’ye de daldım. Machiavelli, “Prens” kitabında, devlet idaresinin nasıl sağlanacağını net ve acımasız bir şekilde anlatıyor. Tuhaf bir dünyanın içinde olduğunuz gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Netflix’te yayınlanan Bir Başkadır, The Crown, Unorthodox, The Queen’s Gambit sayabileceğim yapımlar. Coldplay’in “A Head Full of Dreams” belgeselini de çok beğendim.

Karantina döneminden sonra yeniden izleyiciyle buluşmak nasıl bir his?

Başta planladığımız prömiyer tarihinden onca ay sonra nihayet oyunumuzu sahnelemek, anlatmak istediğimiz hikayeyi seyircilere ulaştırabildiğimizi görmek bizi psikolojik olarak rahatlattı açıkçası. Tabii ki endişe hiçbir zaman kaybolmadı, alabileceğimiz en yüksek tedbirleri aldığımızı bilsek de… Ancak hayat devam ediyor ve hayata dair bizi etkileyen, biz bunu başkalarıyla da paylaşmak istiyoruz dediğimiz fikirleri paylaşmadan tek başına eylemsizce yaşayamayız. Her ne şekilde olursa olsun, anlatmak için heyecanlanacak bir şeyleri muhakkak bulmamız ve ulaşabileceğimiz en fazla kişiye bunları sunmamız gerekir, çünkü bizim işimizin varoluşu bu.

Çok sevilen iki oyununuz, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Fahrenheit 451’in online gösterimlerine başladınız. Bir oyunun online gösterimiyle, tüm koltukların dolu olduğu canlı gösterimi arasında sanatçılar açısından nasıl bir farkı oluyor?

Tabii ki seyirciyle aynı anda soluk alıp vermek, her bir ânı, aynı salonun içinde birlikte deneyimlemek bambaşka bir şey ve tiyatro sanatının özü bu.
Öte yandan tek bir mekanın içinde, sahne gerçekliğine göre oluşturduğunuz kreatif bir yaratıyı, bambaşka bir estetik içinde dijital platform için yeniden bakarak inşaa etmek de başka bir keyif ve deneyimdi bizim için. Umarız evde ekran başında seyreden seyircilerimiz için de öyle olmuştur.

İzleyiciler oyundaki mimiklerinizi ve jestlerinizi online gösterimler sırasında daha yakından görebildiği için bu konuda size methiyeler düzmüşler. Eski oyunlardan farklı olarak mimik ve jestlerinize daha fazla çalışıyor musunuz?

Elbette ki dijital için yapılan çekimlerde mimik ve jestlere daha fazla çalışmak gibi bir şey söz konusu olamaz. Siz bir karakterle, sahnelenmesine karar verildiği ilk andan itibaren düşüp kalkıyor, tuhaf bir birlikteliğin içine dalıyorsunuz. Ve bu birliktelik bazen çok uzun yıllar sürüyor, hatta oyun repertuvardan kalktığında bile içinizde bir yerlerde kalıyor. Bir Delinin Hatıra Defteri nezdinde konuşacak olursam, bu sene 14. sezonuna başladık. 14 yıl boyunca o karakterle nefes alıyorsun, jestleri, mimikleri de onca yıl boyunca seninle gelişiyor, dönüşüyor, büyüyor. Dolayısıyla dijital için, sahnede yaşadığından farklı bir şey yapmıyorsun. Tek farkı, tüm o süreci, kameranın açılarını, yakından veya genelden aldığını bilerek, bazen keserek bazense hiç kesmeden sonuna kadar akıtarak yaşıyorsun. Tabii bir de, 14 yıl sonra ilk defa ben de kendimi seyretmiş oluyorum.

Farklı oyunların online gösterimlerini de izleyebilecek miyiz? Tatbikat Sahnesi olarak bizi farklı oyunların online gösterimleriyle de buluşturmayı planlıyor musunuz?

Diğer oyunlarımız için de bunu başarabilmeyi çok istiyoruz. Ancak oyunların dijital yayını için teliflerini alabilmek ve çekimlerini yapıp seyirciyle buluşturmak çok zor bir süreç. Çünkü tüm bu süreçler oldukça maliyetli. Ama çok da keyifli. Tatbikat Sahnesi için güzel bir arşiv oluşturmasının yanı sıra, tiyatro sanatının başlıca amaçlarından biri olan geniş kitlelere ulaşma olanağını da sağlamış oluyor. Umarız pandemi vesilesiyle yaşadığımız bu keyifli deneyimi, zamanla tüm oyunlarımız için gerçekleştirebiliriz.

Bu süreçte online izlediğiniz oyunlar veya konserler oldu mu? En beğendikleriniz hangisiydi?

Karantina sürecinde, öncesinde yaşadığım koşturmaca ve kaosa bir dur diyerek, yaşadığım hayata başka bir yerden baktım, biraz dinginleştim ve dediğim gibi bu süreci daha çok ailemle vakit geçirerek, çocuklarımla oynayarak, yemek yaparak, bahçeyle ilgilenerek geçirmeyi tercih ettim. Ama seyrettiğim online gösterimler de oldu tabii, çok olmamakla birlikte. Erişime açılan müzikal eserlerden bazılarını ve özellikle National Theatre’ın ve Schaubühne’nin bazı oyunlarını çok beğenerek seyrettim.

Sokaklara özgürce çıkabildiğimiz dönemlere dair en çok özlediğiniz şey nedir?

Özgürlüğün kendisi galiba. Bu dönemde hepimizin özgürlük kavramını bambaşka bir yerden sorguladığımıza inanıyorum, daha içerden bir yerden. Özgürce soluk alabilmek, endişe ve rahatsızlık duymadan temas edebilmek. Yaşadığımız distopyada şimdi ne kadar zor ama ne kadar değerli görünüyor.

Sizce her şey normale döndüğünde online etkinlikler gerçekleşmeye devam eder mi? Tiyatro da bu dijital çağa ayak uydurur mu?

Her zor süreçte, savaş dönemlerinde de bu böyleydi, sanat, her zaman dönüşerek, etkileşerek, büyüyerek yeni fikirler doğurmuştur.
Pandeminin sağladığı kazançlardan birinin de farklı disiplinler ve farklı estetikler içinde yeni, alternatif etkileşimler yaratması olduğuna inanıyorum. Çok güçlü edebi metinlerin, sanat eserlerinin farklı farklı estetiklerle insanlara ulaşabilmesi çok değerli.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: