Posted by: bluesyemre | April 18, 2021

Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2020 Prof. Dr. #ErhanErkut

This image has an empty alt attribute; its file name is 1*bZDs7AaTI6Dt-H71y6Sgvw.png

Son yıllarda YÖK bilgi paylaşımını artırdı. Üç yıldır “Vakıf Yükseköğretim Kurumları” raporları yayınlandı. İki yıldır da tüm üniversiteler için bir özet rapor yayınlandı. Yıllardır üniversiteler hakkında objektif bilgiye ulaşmakta zorlanan bir akademisyen olarak, YÖK’un bu paylaşımlarını değerli buluyorum.

Üniversitelerin 5 ana başlıkta toplanmış olan 45 kriterde değerlendirildiği 2020 Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporunun girişinde, neredeyse tüm kriterlerde iyileşmeler olduğu belirtiliyor. Bu raporda bana ilginç gelen bazı noktaları burada derledim.

2018–19 akademik yılında 195 üniversitede 3.777.114 örgün öğretim öğrenci varmış. Üniversite sistemimizdeki öğretim üyesi sayısı ise 81.368 imiş (26.453 Profesör, 15.451 Doçent ve 39.464 Doktor Öğretim Üyesi — eski adı ile Yardımcı Doçent). Bu sayılarda iki sorun var: 1) Öğretim üyesi piramidinde Doçent sayısı çok az, 2) Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı çok yüksek (46.4).

Eğitim ve Öğretim

Kriterlerden birisi KPSS başarısını ölçüyor. Bu kriter üniversitelerin memur yetiştirmeyi hedeflediğini varsayıyor. Mezunları özel sektörü hedefledikleri için neredeyse hiçbirinin KPSS’ye girmediği üniversiteler var. Bir başka kriter ALES başarısı ölçüyor. Eğer üniversite mezunlarının başarılarını ölçülecek ise, neden sadece devlete ve yüksek lisansa girme başarıları ölçülüyor da STK’lara ve özel sektöre girme veya girişimci olma başarıları ölçülmüyor?

Bu bölümde mutlak sayıları kullanan 4 kriter bulunuyor: düzenlenen uluslararası etkinlik sayısı, öğrencilerin yürüttüğü sosyal sorumluluk projesi sayısı, öğrencilerin yürüttüğü endüstriyel proje sayısı ve Teknokent veya TTO projelerine katılan öğrenci sayısı. Bu kriterler önemli, fakat mutlak sayılara odaklanmak yanıltıcı olabilir. Örneğin uluslararası etkinlik sayısında birinci gösterilen Hacettepe 397 etkinlik yaparken, Sabancı 123 etkinlik yapmış. Fakat bu etkinlikleri organize eden öğretim elemanı sayısı Hacettepe’de 3.882 iken Sabancı’da sadece 329. Yani Sabancı öğretim elemanı başına Hacettepe’nin neredeyse 4 misli etkinlik düzenlemiş. Öğrencilerin yürüttüğü sosyal sorumluluk projesi sayısında Atatürk 475 proje ile birinci, Sabancı ise 260 proje yapmış. Fakat Atatürk’te birinci ve ikinci öğretimdeki toplam öğrenci sayısı 63.736 iken Sabancı’da 5.172. Üniversite büyüklükleri arasında büyük farklılıklar varken mutlak sayılara göre sıralama yapmanın yanında göreceli sayılara göre de bir sıralama yapmak gerekli.

Bu bölümde bazı kriterlerden birçok üniversitenin sıfır almış olması dikkat çekici.

– 21 üniversite hiç uluslararası etkinlik düzenlememiş,

– 21 üniversitede öğrenciler hiç sosyal sorumluluk projesi yapmamış,

– 65 üniversitede öğrenciler hiç endüstriyel proje yürütmemiş.

Birkaç ilginç istatistik daha:

– 24 üniversitede öğrenciler farklı programlardan ders alamıyorlar,

– 6 üniversitede öğrenci başına düşen kitap sayısı birin altında,

– 22 üniversitede öğrenci başına düşen e-yayın sayısı birin altında.

İstatistiklerde ortalamaların artması iyi bir haber, fakat dağılımın sol tarafında yer alan bazı üniversitelerin durumu gerçekten vahim görünüyor.

Araştırma-Geliştirme, Proje ve Yayın

Ulusal ve uluslararası yayın kriterlerinde hem mutlak hem de göreceli sayılar verilmiş, fakat diğer kriterlerde sadece mutlak sayılar verilmiş. Tüm kriterlerde göreceli istatistiklerin de verilmesi önemli. Örneğin, uluslararası yayın sayısında ilk 5 devlet üniversitesi iken, öğretim elemanı başına düşen uluslararası yayın sayısında ilk 5 vakıf üniversitesi olmuş. Bu kriter altında dikkat çeken diğer noktalar:

– Ulusal hakemli dergilerde öğretim elemanı başına düşen yayın sayısı ortalaması 0,11 (yani 9 yılda bir makale)

– Uluslararası hakemli dergilerde öğretim elemanı başına düşen yayın sayısı ortalaması 0,36 (yani neredeyse 3 yılda bir makale)

– 88 üniversitemizin olumlu sonuçlanan patent, faydalı model ve tasarım başvurusu sayısı sıfır, 82 üniversitemiz için de bu sayı onun altında. Yani ülkedeki üniversitelerin inovasyon ile ilişkisi oldukça zayıf. Bu sıralamada en yukarıda olan üniversitenin sadece 10 yıl önce kurulmuş olan bir vakıf üniversitesi olması da oldukça ilginç.

– YÖK, TÜBİTAK, TÜBA bilim, teşvik ve sanat ödülleri sayısı sıralamasında ilk iki sırayı vakıf üniversiteleri almış.

– 28 üniversite TÜBİTAK araştırma burslarından hiç yararlanmamış.

– 11 üniversite TÜBİTAK ulusal ve uluslararası destek programından yararlanmamış.

– 32 üniversitenin ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen Ar-Ge projesi sayısı sıfır.

– 160 üniversitenin ise üniversite laboratuvarlarında Ar-Ge, inovasyon ve ürün geliştirme kapsamında sunulan hizmet sayısı sıfır.

En prestijli dergiler uluslararası dergilerdir, ve araştırma dünyasında uluslararası dergilerde yayın teşvik edilir. Buna karşılık, yönetici özetindeki su cümlelerden YÖK’ün ulusal yayınları özellikle teşvik ettiği anlamı çıkarılabilir:

“Ulusal hakemli dergilerin yayın dilinin genelde anadil olması ve bu yayınlara erişimin nispeten daha kolay olması yurt içi yayın okunurluğunu artıracak dolayısıyla iktisadi ve sosyal kalkınmaya doğrudan bir katma değer oluşturacaktır. Bu nedenle Yükseköğretim kurumlarının ulusal hakemli dergilerde yayımladıkları kurum adresli yayın sayılarını artırarak uluslararası hakemli dergilerde yayımladıkları yayın sayısına yaklaşması arzu edilen bir husustur.”

Akademisyenlerin uluslararası dergilerde yayınlanan makaleleri okuyamayacağını var sayan bu arzuya katılmam mümkün değil. Araştırmaya ayrılan zaman sabittir. Bu zamanı ya ulusal dergilerde yayına harcarsınız ya da uluslararası dergilerde yayınlara. YÖK’un en prestijli dergilerde yayınları teşvik etmesi gerekirken ulusal dergilerdeki yayınların artmasını arzulamasını talihsiz buluyorum.

Uluslararasılaşma

Raporun yönetici özetinde “Özellikle son dönemlerde uluslararasılaşma yükseköğretim sistemlerinin öncelikli hedeflerinden birisi haline gelmiştir.” denilmiş ve toplam sayılar verilmiş. Benim dikkatimi yine sıfırlar çekti. Uluslararası değişim programları kapsamında 79 üniversiteye gelen öğretim elemanı sayısı ve 52 üniversiteden gönderilen öğretim elemanı sayısı sıfır. 43 üniversite (yani değerlendirilen üniversitelerin %23’ü) için ise hem gelen hem giden sayısı sıfır (yani “ne gelen var ne giden”). Bunun yanında, 58 üniversitede uluslararası fon destekli proje sayısı ve 61 üniversitede yurt dışı üniversiteler veya kurum ve kuruluşlar ile ortak yürütülen proje sayısı da sıfır. Uluslararasılaşmada bazı üniversitelerimiz epey yol almış olsalar da bazıları daha yolun başında.

Bütçe ve Finansman

Sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin (yanı üniversite hastanelerinin) %80’i zarar etmekte. Ortalama zarar %26 olmakla birlikte bazı üniversitelerde zarar %50’yi geçiyor. Bu durum sürdürülebilir değil.

Üniversitenin en önemli işlerinden olan Ar-Ge’ye yapılan harcamalar maalesef bütçelerin çok küçük bir parçası olabilmiş. Bütçesinin %15’inden fazlasını Ar-Ge’ye harcayan sadece yedi üniversite var. Bun karşılık Ar-Ge harcaması bütçesinin %1’inin altında olan 73 üniversite var ve bu 73 üniversitenin 17’si sıfır Ar-Ge harcaması raporlamış. Bunun yanında tam 52 üniversitenin yatırım bütçesinden Ar-Ge harcamaları (örneğin laboratuvar ekipmanı alımı) sıfır olmuş.

12 üniversitede endüstri ile ortak yürütülen proje sayısı 100’ün üzerinde iken, 81 üniversitede (yani değerlendirilen üniversitelerin yarısına yakını) endüstri ile ortak yürütülen proje yok.

Üniversiteye kazandırılan bağış miktarı kriterindeki verileri ilginç buldum. 55 üniversite hiç bağış alamamış, bunun yanında 64 üniversite de 1 milyonun altında bağış alabilmiş. Ülkemizde genelde filantropinin özelde de üniversiteye yönelik bağışların pek gelişmemiş olduğunu düşünürsek bu şaşırtıcı değil. 10 milyonun üzerinde bağış alan üniversiteler ya mezunlarının desteklediği popüler devlet üniversiteleri olmuş (örneğin Boğaziçi 15,7, İTÜ 16,3, ODTÜ 19,7 milyon TL bağış almış), ya da vakıflarından destek alan vakıf üniversiteleri (örneğin MEF 13,6, Özyeğin 20,4, TOBB 21,5 milyon TL) olmuş. Listenin tepelerinde ise 90 milyon ve üzerinde bağış alan vakıf üniversiteleri var: Acıbadem 91,7, İbn’i Haldun 102, Bilkent 116,4, Sabancı 129,5. Fakat listenin en tepesinde bir devlet üniversitesi var: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 200 Milyonun üzerinde bağış almış (bazı üniversitelerin bütçesi kadar). Umarım bu bağışlar pek yakında bu üniversitenin çıktılarında etkisini gösterir.

Yayın alımında harcanan para bütçenin çok küçük bir kısmı (ortalaması %0,5). Bütçesinin %1’inden fazlasını yayın alımına harcayan üniversite sayısı sadece 26 iken, 7 üniversite yayın alımına hiç para harcamamış.

Benim en ilginç bulduğum istatistiklerden birisi öğrenci başına cari harcama. Rapora göre öğrenci başına ortalama cari harcama 14,020 TL. Ortalama, devlet üniversiteleri için 10,338 TL ve vakıflar için 21,212 TL. (Not: Bu ortalamaları hesaplarken YÖK basit ortalama kullanıyor. Yeni açılan üniversiteler ve bazı vakıflar az sayıda öğrenci alıp büyük harcamalar yaptıklarından, basit ortalama yükseliyor. Bu ortalamanın öğrenci sayısı ile ağırlıklandırılması gerekli. Geçen sene bu konuda yazdığım yazıda bunun yanıltıcı olduğunu belirttim, ama bu sene de bu uygulamada ısrar edilmiş.) Listenin tepesinde 100,000 TL’ye yakın harcamalar ile 4 vakıf ve bir yeni kurulan devlet üniversitesi bulunuyor. Tam 139 üniversite 15,000 TL’nin altında harcıyor ve bunlardan sekizi (bence imkansızı başararak) öğrenci başına 5,000 TL’nin altında harcıyorlar. Ülkedeki ana okulu ücretlerini düşündüğümüzde üniversite sistemimizin ciddi olarak kaynak sıkıntısı çektiği açık.

Topluma Hizmet ve Sosyal Sorumluluk

Bu kriter altında da dikkatimi yine sıfırlar çekti.

– 30 üniversitenin sosyal sorumluluk projesi sayısı sıfır

– 27 üniversitenin sürekli eğitim veya dil merkezinin verdiği sertifika sayısı sıfır

– 32 üniversitenin kariyer merkezinin gerçekleştirdiği faaliyet sayısı sıfır

– 43 üniversitenin kamu kurumları ile ortak yürütülen proje sayısı sıfır

– 26 üniversitenin dezavantajlı gruplara yönelik düzenlenen faaliyet sayısı sıfır

YÖK raporunun önsözü ve yönetici özeti bardağın dolu tarafına bakıyor. Bu yazıda bardağın boş tarafını da göstermeye çalıştım. Gidecek çok yolumuzun olduğu kesin. Kanımca üniversite sistemimizin bir numaralı probleminden raporda hiç söz edilmemiş: akademik özgürlükler. Son yayınlanan uluslararası akademik özgürlük endeksine göre 175 ülke arasında 170. durumdayız. Bunu çözmeden üniversite değerlendirmeleri çok da anlamlı değil.

Erhan Erkut, 17 Nisan 2021

https://bit.ly/3tsTTGY


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: