Posted by: bluesyemre | May 12, 2021

Rutininin İçinde Değişiklik Yapabilirsin

“Ceteris Paribus”, yani “diğer bütün şartlar sabit kalmak üzere…”

Bu, ekonomide çok kullanılan varsayımlardan birisi. Ben bu döneme kadar bu varsayımı hep sorgulamıştım. Hayatta bütün her şeyin sabit kalıp, sadece “bir” şeyin değiştiğini gördünüz mü? Çevre, kültür, duygularımız, sosyal hayat veya ekonomi ne zaman aynı kaldı ki?

Ama içinde bulunduğumuz dönem, gündelik hayatımızı çoğumuz için “Ceteris Paribus” haline getirdi. Yani, aylardır evden çalışıyoruz, aynı masada kahvaltı yapıp sonra aynı masada toplantı yapıyoruz. Hatta evde üç koltuk olsa da gidip aynı koltukta oturmayı tercih ediyoruz… Kısacası bir rutinin içinde yaşıyoruz. Her günümüz birbiriyle neredeyse aynı. Rutin derken, iş yaşantımızda önceden de rutinlerimiz vardı. Fakat bu rutinlerin içerisinde çalışma arkadaşlarımız, yeni tanıştığımız insanlar veya ailemiz vardı. Şimdi onlarla görüşmelerimiz kısıtlı hatta belki de sadece teknoloji sayesinde ekran karşısında görüşüyoruz. Önceden belki aynı yolu kullanıp işimize ulaşıyorduk veya her sabah aynı spor salonuna gidiyorduk fakat hayatımızda çeşitlilik vardı. Bu çeşitliliği kendi tercihlerimize göre şekillendiriyorduk. Kendi isteğimize göre rutinlerimizi dahi farklılaştırabiliyorduk.

Bu bana sevdiğim filmlerden birisini hatırlattı: ‘Groundhog Day – Bugün Aslında Dündü’. Filmde Bill Murray her sabah aynı güne uyanır. Önceleri bundan keyif alır, sevdiği kadını (Andie MacDowell) etkilemek için bir oyun olarak görür. Aynı güne uyanmak kolayına gelir. Hayatında yanlış giden olaylara, ertesi gün aynı anları yaşarken müdahale etme şansı olur. O da bu müdahalelerle hayatını “mükemmel” hale getirmeye çalışır. Bu süreçte rutin aslında işine gelir. Fakat çok kısa zamanda her gün aynı şeyleri yaşadığı için depresyona girer. Ta ki, yaşadığı olaylar aynı olmasına rağmen, bakış açısını farklılaştırdığında ne kadar çok şeyin değiştiğini keşfedene kadar. Bu bir kırılma noktasıdır onun için. Filmi izlemeyenler olabilir düşüncesi ile daha fazla detay paylaşmıyorum.

Film, bakış açımızı olumluya çevirdiğimizde hem kendimize hem de etrafımızdaki insanlara faydalı olabileceğimiz mesajını veriyor. Ve işte kahramanımız o zaman sevilen adam oluyor, karşısındaki kadından da sevgi görüyor.

Filmdeki gibi, çoğumuzun her sabah aynı güne uyandığı bu pandemi döneminde, hepimizin iniş çıkışlarının olması gayet normal. Tıpkı filmdeki gibi, hepimiz bildiğimiz bir hayatı yaşamayı hayal etmiyor muyduk? Trafikte sıkışıp kalmamayı, soğuk havalarda evden çalışıp hemen mutfaktan kahvemizi hazırlamayı, çocuklarımızla daha fazla vakit geçirmeyi… Hepimizin hayali değil miydi? Ama bu rutine girince bizim de hayatımız “Ceteris Paribus” haline geldi.

Aylardır sıkıldığımız ev hayatı, sosyalleşme olmadan, paylaşmadan, seyahat etmeden geçen günler… İşte bu rutin eğer mutlu etmiyorsa ya rutini değiştirmek ya da bakış açımızı değiştirmek gerekiyor. Bu zorlu pandemi döneminde rutinimizi değiştirmek mümkün olmadığı için, geriye bakış açımızı değiştirmek, pozitif psikolojiye yönelmek kalıyor.

Pozitif psikoloji dendiğinde çiçekler, böcekler, saflık, anlamsız bir iyimserlik ve olumsuz bir “Pollyannacılık” akla gelebiliyor. Aslında “Pollyanna İlkesi”, literatürde olumlu ön yargıyı tanımlayan bir psikolojik ilke olarak tanımlanıyor. Ama maalesef gündelik hayatımızda “Pollyannacılık”, gerçek tanımından çıkarak sabun köpüğü kişisel gelişim kitaplarında kullanılan bir terim haline geldi.

Pozitif psikoloji ise Pollyanna ilkesinden çok daha kapsamlı bir psikoloji ekolü. Farkındalık temelli, olaylara daha geniş perspektiften bakılmasını öngören, yaratıcı ve gerçekçi. Bu konuda dünya çapında önemli çalışmalara imza atan Martin Seligman,

TED konuşmasında psikoloji biliminin yakın zamana kadar sadece hastalık bakış açısından yola çıktığını belirtiyor. Ona göre psikoloji, nispeten sorunsuz, ruhsal bir rahatsızlığı olmayan, “sokaktaki” insanı daha mutlu, daha üretken yapma misyonunu unutmuştu.

İşte pozitif psikoloji bu yorumdan yola çıkarak doğdu. Bu ekol, insanların zayıf tarafları kadar güçlü tarafları ile, kötüyü düzeltmek kadar iyiyi çoğaltmak ile ilgileniyor. Yani pozitif psikoloji, çözüme giden yolda olumsuzluklara değil, yaşamın anlamlı yönüne ve seçeneklere odaklanıyor. “Depresyondan nasıl çıkarım?” yerine “Mutlu olmak için alternatiflerim var mı?  Bu alternatiflerden hangilerini hayata geçirebilirim?” sorusunun cevabını arıyor.

Hani hep aynı hayata uyanıyoruz demiştik ya. Uyandıktan sonra ne yapacağımızın seçimi bize ait, bunu unutmayalım. İşiniz olmasa bile erken uyanıp kendinizi iyi hissetmek için bir amaç arayabilirsiniz. Bugünkü amacınızın sadece temizlik olması sizi üzmesin, yarın İspanyolca öğrenmeye başlayabilirsiniz. Kendinize iş yaratıp, dolu yaşamayı tercih etmek veya bütün gün uyuyarak depresyonunuzu artırmak sizin elinizde. Seçeneklerimizi analiz edip, kendimizi bu yolda yürümeye zorlamamız gerekiyor. Yani bu aslında hayatın olumsuz yanlarını görmezden gelmek değil.

Hayatımızı, bizi pozitif olmaya götürecek seçeneklere odaklamamız anlamına geliyor.

Mükemmeli aramak yerine, bu dönemde diğer bütün koşullar sabitken pozitif psikoloji ile, filmde olduğu gibi biz de hayatımızı değiştirir miyiz sizce? Bence kesinlikle “Evet.” 

https://hbrturkiye.com/blog/rutininin-icinde-degisiklik-yapabilirsin


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: