Posted by: bluesyemre | August 9, 2021

Küresel ve Kurumsal Toparlanma için #Öğrenme İşini Ciddiye Almak Şart

Kurumların hayatta kalma başarısı gösterebilmesi, öğrenme yeteneğine sahip olmayı zorunlu kılıyor. İçinde yaşadığımız dünyada teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla meydana geldiği, sıklıkla işitilen bir yakınma halini almış durumda. Teknolojinin üretim hızı karşısında insanoğlu, teknolojik yenilikleri takip etme ve onlara uyum göstermede yaya kalmış bir görüntü arz ediyor. İçinde bulunduğumuz çağın sıklıkla “hızlı değişimler çağı” olarak nitelendirilmesi sebepsiz değil. Bu nitelendirme ya da isimlendirme, insanoğlunun teknolojinin üretim hızı karşısındaki acizliğinin bir tür özeti gibidir. Teknolojik yenilikler ve ürün bolluğu karşısında bugün şahit olduğumuz durum şu şekilde özetlenebilir: teknolojik araçlardaki çeşitlilik ile kıyaslandığında bu araçlardan layıkıyla insani fayda üretme noktasında bir paralellikten söz etmekten uzağız. Kısacası, etrafımızda son model bir cihazın hazır bulunuyor oluşu, bu cihazdan kendiniz, kurumunuz ya da ülkeniz için gerekli faydaları temin ettiğiniz sonucunu çıkarmaya asla yetmez. Sahip olduğumuz zengin çeşitlilikteki araçlardan gerekli faydayı temin edildiğini söylemek için onlardan hangi faydaları elde ettiğimize bakmak gerekir.

İşte bu durum bizi küresel ya da kurumların karşı karşıya olduğu bakıyoruz. Son model, güzel bir bisiklete sahip olmak yetmez, mühim olan bu asıl olan, bu bisikleti kullanabilmek ve yol almaktır. Sıkıntıların aşılmasında öğrenme yeteneğinin niçin hayati önem arz ettiğini yeniden düşünmeye sevk ediyor. Araçlarda zenginlik, bu araçları kullanma bilgi ve becerisi durumunda insanlık için ve kurumlar için bir mana ifade eder. Bu tespit, öğrenme yeteneğinin çok yalın bir tanımıdır. Etrafımızda imkanlar var olsa da bunları görebilmek ve bunlardan istifade etmek ancak bilgi ve beceri ile mümkündür. Bilgi ve beceri, yani öğrenme eylemi sonucunda elde edilen kazanımlar. Şöyle bir sahne hayal edelim: Son model teknolojik cihazların arasındayız, onları hayranlıkla seyrediyoruz ama maalesef onları kullanmayı bilmiyoruz. Bu durum, öğrenme teorisindeki ikinci seviye olan “bilinçli yetersizlik” durumuna karşılık gelmektedir: Yani, kişi etrafındaki nesnenin ne olduğu bilmekte, onu tanımlayabilmekte ama onu kullanma becerisini gösterememektedir. Örneğin yanı başımızda yeni model bir bisiklet var ama onu kullanmayı bilmediğimizden ona sadece hayranlıkla bakıyoruz. Son model, güzel bir bisiklete sahip olmak yetmez, mühim olan bu asıl olan, bu bisikleti kullanabilmek ve yol almaktır. İşte, yine öğrenme eylemi neticesinde elde edilen faydanın, yalın ve net ifadesi: bilgi ve beceri.

Zor dönemler de dahil her dönemin kendine has imkanları ya da araçları vardır. Her krizin çözümü için dikkatli bakıldığında imkanlar ve araçlar tespit edilebilir. İmkanlar ve araçlar söz konusu olduğunda mühim olan, onların mevcudiyetinden öte bir meseledir. Mühim olan, onları kullanabilme, onlardan istifade edebilme becerisidir. Dolayısıyla, imkan ve araçların etrafınızda sadece var olması, tek başına bir zenginlik alameti sayılamaz. Başta vurguladığımız kurumların, imkanları görme ve elverişli araçları görebilme hayatta kalma becerisinin niçin öğrenme yeteneğine bağlı olduğu bu noktada belirginleşmektedir. Kurumlar, elverişli imkanları ve araçları görebilme ve onlardan layıkıyla faydalanmak için suretiyle fayda üretebilirler. Topluma, müşteriye daha genel manada topluma fayda üretemeyen kurumların varlıklarını sürdürebilmesi imkansızdır. Bunun içindir ki Peter Senge, “Bir kurumun hayatta kalabilmesi için kolektif öğrenme yeteneğinin olması şarttır” demiştir. Öğrenme işini halletmiş, nitelikli nesiller, ülkelerinin geleceğinin teminatıdır. Dünya Bankası Grubu Başkanı David Malpass, Öğrenme işini halledememiş ülkelerin bir öğrenme yoksulluğu ile karşı karşıya olduğuna şu sözlerle dikkat çekmiştir: “Öğrenme krizi sadece çocukların potansiyellerini heba etmekle kalmaz, aynı zamanda ekonomilerin tamamına zarar verir. Gelecekteki işgücünü ve ekonominin rekabetçiliğini olumsuz etkiler.” Birleşmiş Milletler (BM), 2030 yılına kadar dünyada açlık ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini tanımlamıştır. BM’nin 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden dördüncüsünün, eğitimle alakalı olması, yeterince manidardır. Yetişmiş nesiller olmadan kurumlardaki uzmanlık gerektiren işleri layıkıyla yerine getirecek nitelikli işgücü bulunamaz. Dolayısıyla bu durumda bir ülkenin üretim yeteneği ve rekabetçiliğinden asla bahsedilemez. Öğrenme ile küresel refah ya da kurumsal rekabet gücü arasında doğrudan ilişkinin yalın bir anlatımıdır bu. Kurumların öğrenme rekabet edebilir bir üretim yeteneği için nitelikli işgücünün ve dolayısıyla öğrenmenin hayati öneminin kavranmış olduğuna dair bazı cesaretlendirici ve umutlandırıcı gelişmeler de söz konusudur. Rekabet edebilir bir üretim kabiliyeti için sektörel imkân ve araçları en iyi kullanabilecek işgücü yetiştirmek için birçok işletme kendi eğitim birimlerini kurmuştur. İşletmelerin eğitim birimleri, daha çok kurumsal akademi olarak bilinmektedir. İşletmeler, sektörel imkân ve araçlardan layıkıyla toplumsal ve kurumsal fayda üretecek nitelikli işgücü yetiştirme işini üstlenmiştir. Kurumsal akademiler bu özellikleriyle, adeta okul ve üniversitelerin eğitim tekelini sarsmış durumdadır.

Dünyada zaten var olan sıkıntılar Covid-19 salgını ile daha da belirginleşmiştir. İlginçtir ki salgın dönemimde insanlar evlerine kapanmış ama onları aç bırakmamak için gıda tedarik firmaları, adeta hummalı bir faaliyet göstermiştir. Nitekim resmi otoritelerin Covid-19 salgınından koruma gayesiyle evlere kapatmış olduğu insanların açlık çekmesi düşünülemezdi. Korona salgını döneminde okular da kapatılmıştı. Öğrenme süreçleri sekteye uğrayan öğrencilerin karşı karşıya kaldığı bilgi ve beceri açığının kapatılması, bugün üzerinde düşünülmesi gereken en ciddi meselelerden biridir. 

Her krizin, bir ömrü vardır; önünde sonunda Covid-19 da sona erecektir. Ancak temel eğitim bile alamayan özellikle ilkokul çağındaki çocukların, gelecekte ülke ekonomilerine katılım ve katkı sağlamaları nasıl beklenebilir? Okul çağındaki nesillere, gelecekte ülkelerinin ekonomilerine katkı sağlayacak temel bilgi ve becerileri kazandırma noktasında yetersiz kalan ülkelerin durumu Covid-19 salgını ile daha da kötüleşmiştir.

Daha önce sözünü aktardığımız Dünya Bankası Grubu Başkanı David Malpass, bu ülkeler için daha Covid-19 salgını öncesinde bile öğrenme yoksulluğuna dikkat çekmiştir. Covid-19 salgını muhtemelen ekonomik yönden geri durumdaki ülkelerin öğrenme yoksulluğunu iki üç kat daha kötüleştirmiştir. Düşündürücü olan, Covid-19 şartlarında gıda tedarik zincirini asla koparmayan gelişmiş ülkelerin bile öğrenmenin aksamaması konusunda aynı derecede bir hassasiyet göstermemiş oluşudur. Yani, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler de Covid-19 salgını sonrasında nitelikli işgücü temininde sıkıntı yaşayacak bir öğrenme yoksulluğu karşısındadır. Ülke ve kurumların geleceği için büyük önem ifade eden öğrenme işinin aksamasına yol açan yanlış neydi? Bu yanlıştan bir an önce dönmenin yolu var mıdır?

Çözüm için önce problemin teşhisi mühimdir.

Peter Senge’nin evvelce alıntıladığımız sözü, problemin tam bir teşhisini ifadesidir: “Bir kurumun hayatta kalabilmesi için kolektif öğrenme yeteneğinin olması şarttır.”

Covid-19 salgını şartlarında, gıda tedariki zincirini asla koparmadan insanların evlerine her türden gıda malzemesini ulaştırabilen bir lojistik beceriyi tecrübe ettik. Aynı beceriyi işletmelerin gelecekteki işgücünü oluşturacak nesillerin öğrenme ihtiyacı için organize etmek gerekir. Aksi takdirde ülke yönetimleri ve işletmelerin karnı tok, ama zihni boş nesillerle karşı karı kalması kaçınılmazdır. İşletmeler, öğrenmenin bir ekosistem işi olduğunu düşünerek geleceğin nitelikli işgücünün yetiştirilmesinde rol alıp sorumluluk üstlenebilecek birçok kaynağa sahiptir. Zira, işletmeler, öğrenme sürecine yapacakları katkı ile esasen kendi bünyelerinde görev üstlenecek nitelikli işgücünü yetiştirmeye katkı sağlayacaktır.

Çözüm

  • İşletmeler, kurumsal akademileri devlet okullarının öğrenme sürecindeki yaşadıkları aksaklık ve imkânsızlıkları aşmasında çeşitli ortaklıklar yoluyla rol alıp sorumluluk üstlenebilir.
  • İşletmelerin kurumsal akademileri, hijyen şartlarına, zengin öğrenme araç gereçlerine, nitelik usta öğreticilere sahiptir. İşletmeler, sahip oldukları fiziki mekanlardan, araç ve gereçlerden faydalandırabilir.
  • Öğrenme sürecinin aksadığı üniversitelere, belli uygulama dersleri için işletmelerin oldukça başarılı olduğu proje yönetimi gibi uygulamalı alanlarında eğitim desteği verilebilir. Bu noktada tek kişilik sıralarda eğitim düzeninde eğitim desteği yanında müfredat ya da eğitim içeriği desteği sağlanabilir. Mali kaynakları yanında teknolojik alt yapısı da güçlü olan işletmeler, okullara, öğrencilere internet bağlantısı desteği ile uzaktan eğitim modülleri desteği de sunabilir.

Özetle, öğrenme gıda tedarik zinciri gibi/kadar kesinti kabul etmeyen bir süreçtir. Hayati fonksiyonlarını devam ettiren ettirmek için gıdayı temin eden ülkelerin işletmeleri, yarınlara ulaşmasını temin edecek görev ve hizmetleri layıkıyla yerine getirmek için gerekli becerileri sahip işgücünü yetiştirmek için öğrenme sürecini adeta bir tedarik zinciri gibi organize etmelidir.

Muammer Öztürk

https://hbrturkiye.com/blog/kuresel-ve-kurumsal-toparlanma-icin-ogrenme-isini-ciddiye-almak-sart


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: