Posted by: bluesyemre | November 15, 2021

Kameralar Açık mı, Kapalı mı?

Tüm dünyada evden çalışma düzenine geçildiğinde, birçok şirket yüz yüze toplantıların yerini almak üzere Zoom, Webex, Microsoft Teams gibi görüntülü arama özelliklerine sahip sanal platformlara yöneldi. Bu tür toplantılar, sosyal mesafe söz konusu olduğunda birkaç haftalık uzaktan çalışma ortamında sosyal bağlantıyı sürdürme şansı sunarken, “Zoom yorgunluğu” ve “sanal toplantı yorgunluğu” sonsuz bir sanal toplantı döngüsünde sıkışıp kalmaktan kaynaklanan yorgunluk ve bitkinlik hissiyle beraber günlük dilimize girdi. Araştırmacılar bu duruma Zoom tükenme ve yorgunluk ölçeği geliştirerek yanıt verdi. Diğerleri, bu yorgunluğuna sebep olabilecek sanal toplantıların özelliklerini incelemeye başladı (profesyonel bir ipucu: konuşmadığınız zaman mikrofonunuzu sessini kapatmak yorgunluğu azaltmaya yardımcı olur).

Fakat çok az sayıda araştırma, video kameranın Zoom yorgunluğu üzerindeki etkisini bağımsız olarak incelemeye ve anlamaya çalıştı. Kameranızın açık olmasının yorgunluk düzeyinizdeki payı nedir? Video kameranız açık mı yoksa kapalı mı olmalı?

Video kameraların günlük sanal toplantı yorgunluğu üzerindeki etkilerini araştırmak için, 10 yılı aşkın süredir uzaktan çalışma teklifleri sunan ve Tucson, Arizona’dan bir iş hizmetleri şirketi olan BroadPath ile ortaklık kurduk. BroadPath, topluluğu geliştirmenin bir yolu olarak, ABD’de ve yurt dışında işlerini evden yürüten binlerce çalışan ile her zaman açık video ile deneyler yapıyordu. Ancak salgın patlak verdiğinde, tüm toplantılarda öne bakan kameraların kullanılmasının uzaktan çalışma deneyimini olumsuz etkileyebileceğinden şüphelenmeye başladılar.

Pandemi devam ettiği sürece, BroadPath uzaktan çalışma alanındaki araştırmacılarla işbirliği yapmaya çalıştı ve ekibimizin üyelerine ulaştı. BroadPath ile, 2020 yazının sonlarında, dört hafta boyunca 103 BroadPath çalışanından günlük veri toplamayı içeren bir çalışma tasarladık. Çalışmanın ilk iki haftasında katılımcıları kameralarını rastgele açık veya kapalı tutacak şekilde atadık ve son iki hafta boyunca görevlerini değiştirdik. Ayrıca her gün işten sonra o anki enerji seviyelerini (“Şu anda yorgun hissediyorum”), katılımlarını (“Bugün toplantılarda kendimi meşgul hissettim”) ve söz alma seviyelerini ölçen kısa bir anketi tamamlamalarını istedik. (“Bugünkü toplantılarda söyleyecek bir şeyim olduğunda, söz sahibi olduğumu hissettim”). Kameranın etkilerini ayırt etmek için, her çalışanın her gün katıldığı sanal toplantı sayısını ve çalışanların toplantılarda geçirdiği toplam saatleri de takip ettik.

Yakın zamanda Journal of Applied Psychology’de yayımlanan sonuçlarımız oldukça açıktı: Kamerayı kullanımı, günlük yorgunluk duygusuyla korelasyon gösterirken, çalışanların sanal toplantılarda harcadıkları sürenin yorgunlukla bir ilişkisi olmadığı gözlemlendi. Bu, toplantı sırasında kamerayı sürekli açık tutmanın yorgunluk sorununun temelini oluşturduğunu gösteriyor.

Daha da ilginci, yorgunluk çalışanların bağlılık hissini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda toplantılarda söz almamalarına da sebep oluyordu. Çalışanlar, katılıma ve söz alıp konuşma zorluğunun üstesinden gelmeye yardımcı olduğu düşünülerek kamera açmaya teşvik edilir. Bu nedenle, bulgularımızın kamera kullanımından kaynaklanan yorgunluk hissinin bazı durumlarda aslında bu hedefleri baltaladığını göstermesi dikkat çekiciydi.

İşleri daha da karmaşık hale getirmek için sonuçlarımızı çalışanların demografik özellikleriyle birlikte incelediğimizde, kamera önünde olmanın belirli gruplar için, özellikle de kadınlar ve şirkete yeni katılan çalışanlar için daha yorucu olduğunu bulduk.

Bu gruplar için, kamera muhtemelen öz sunum maliyetlerini artırarak kamera kullanımının yorgunluk üzerindeki etkisini daha güçlü hale getiriyor. Kadınlar şirketlerde genellikle sosyal baskıyla daha çok karşı karşıyalar, daha düşük sosyal statüde görülüyor ve daha sert eleştirilere maruz kalıyorlar; bu da kamera önünde olmanın kadınlar için erkeklerden daha stresli olabileceğini düşündürüyor. Kadınlar ayrıca “kişisel bakım eksikliği” olarak tanımlanan şeyin ya da her zaman fiziksel olarak prezentabl görünme beklentisinin kurbanı oluyorlar. Ayrıca, pandemi süresince kadınlar orantısız düzeyde çocuk bakımı üstlendikçe, arka planda aile veya çocukla ilgili kesintilerin ortaya çıkma olasılığı daha da arttı; bu da kadınların algılanan işe bağlılıklarını daha da tehlikeye attı.

İşe yeni giren çalışanlar, benzer şekilde öz sunum baskısına karşı savunmasız olsalar da onların savunmasız olma nedenleri farklıdır. Özellikle, bu çalışanların “acemi statüleri,” şirkete layık çalışanlar olduklarını gösterme ihtiyacını artırır. Bir yandan profesyonel imajlarını oturtmaya, öbür yandan da iş yerinin kendine özgü sosyal normlarını kavramaya çalışırken, tüm bu zorlukları görüntülü toplantıların kısıtlı ortamında aşmaları elbette çok zor.

Bu, erkeklerin ve daha üst düzey çalışanların sanal toplantı yorgunluğundan muaf olduğu anlamına gelmez. Aksine, bazı üyelerin kameralarını açarak diğerlerinden daha fazla yükün altına girdiğini kabul etmemiz gerektiği anlamına gelir.

Bu bulgulara göre, özellikle yorgun hissetmeye başladığımızda, görüntülü görüşmelerde kamerayı kapatmak faydalı olabilir. Fakat başka çözümler de var: Zoom gibi platformlarda kendimizi ekranda görmeyecek şekilde ayar yapmak, bunun yanı sıra çalışanları ayağa kalkıp hareket halinde olmaya teşvik etmek için telefon ile katılım sağlanan “hareketli toplantılar” organize etmek konuştuğumuz çalışanlardan öğrendiğimiz popüler uygulamalar arasında.

Sonuçlarımız ayrıca, yöneticilerin yalnızca kamera normlarını oluşturmada değil, aynı zamanda geri bildirim almak için iş gücüyle konuşmada da kilit bir role sahip olduğunu gösteriyor. Çalışanlar ne sıklıkla kamerada olmak ister? Çalışanlara kamera kullanımı konusunda daha fazla özerklik tanınmalı mı? Ve kameralar açık değilken katılımın sağlanmadığı fikri nasıl değiştirilebilir?

Son olarak, pozitif sanal çalışma alanlarının hayatımızdaki yerini ve etkisini tanımlarken gelişen teknolojileri keşfetmek zorunlu hale gelecektir. Örneğin, yana yerleştirilen cihazlar daha az yorucu mudur ve çalışanların doğrudan kameraya bakmadan birlikte yan yana çalışmasına izin verir mi? Ya da oyunlaştırmanın artmasıyla birlikte avatarları kullanan veya sanal ofis ortamları yaratan teknolojiler geleceğin trendleri midir?

Dolayısıyla çok az insan sanal toplantıların kalıcı olacağını iddia etse de kameralarımızı nasıl kullandığımız hâlâ tartışma konusu.

https://hbrturkiye.com/blog/arastirma-kameralar-acik-mi-kapali-mi


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: