Posted by: bluesyemre | February 24, 2022

Tutkuları İle Hayatlarına Şekil Verenler #KemaleMusayeva

Kemale Musayeva, bir kadın doğum uzmanı ve embriyolog. Tüm bunların yanı sıra da aynı zamanda aktif bir hayat yaşamaya kendini adamış uluslararası bir pilates eğitmeni.

Çocukluğundan beri spor ve doğa ile iç içe geçen bir hayat süren Kemale, yaşam tarzından ilhamla kariyerinde yenilikçi bir bakış açısı geliştiriyor. Uzmanlık alanı hayatın ta kendisi olan Kemale Musayeva’nın yaşam ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu merak ettik ve peşine düştük. Kendisiyle ortak geliştirdiğimiz hayalimiz için kışın Abant Gölü’nde paddleboard yapmaya gittik. Enerjisiyle bizi etkisi altına alan Kemale Museyeva ile hayatı ve hayalleri üzerine konuştuk. 

Kemale, sizi hem profesyonel hayatınızdan hem de tutkuları peşinde koşan sporcu kimliğinizden tanıyoruz. Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? 

Doktorluğa merakım çocukluğumdan geliyor. Biyoloji ve kimyayı çok daha derinden öğrenip bunu kendi vücudumda nasıl bulabilirim ve bu bulduğum şeyleri nasıl iyiliğe çevirebilirim, kadınlara yardımcı olabilmek için onlarla nasıl paylaşım içinde olabilirim diye düşünerek merak etmeye başladım. Her zaman hücre bazında en küçük zerreciğe inmek istemiştim ve bunun ilk hücresi zaten yumurta hücresi. Buna da teknolojinin verdiği imkanlarla ulaşabiliyoruz. Embriyolojiye de kendi vücudumdaki en küçük hücreyi görebilmek için yöneldim. Embriyo aslında vücudumuzun en büyük hücresi ama onu görebilmek imkansız bir şey, ancak mikroskopla görebiliriz. Yani böyle bir bilim dalının içinde olduğunuz zaman görebiliyorsunuz. Kadından X, erkekten Y kromozomunun gelip buluşması ile cinsiyetin belirlenmesi bana çok mucizevi geliyor. Yani hayat o iki hücrenin bir araya gelmesinden başlıyor ve bunu görebilmek, o anda olabilmek ve onun heyecanını yaşamak benim çocukluğumdan beri hayalimdi. Laboratuvara geldiğimde ilk yaptığım şey o yumurtanın içine spermi enjekte etmek oluyor ve ondan sonra ertesi gün büyük bir sabırsızlıkla sabah 7 olsun da hastaneye gideyim, döllendi mi döllenmedi mi kontrol edeyim istiyorum. Bu döllenmeyi gördüğüm zaman hayat başlıyor demek.  

Hayattaki motivasyon kaynağınız ne oldu?

Aslında benim hayatımdaki en büyük motivasyon kaynağım, bu yaşamın bir gün sona ereceğini bilmek ve dolayısıyla yaşam sona ermeden bu dünyada, doğada veya kendimde neyi yakalayabileceğimi düşünmek. Ben bunun peşindeyim. Ve tabii bu kadar bilgiye sahip olduktan sonra çevreme, insanlığa ne verebilirim onu düşündüm. Yani sonuçta benim de bu dünyaya gelme sebebim ve bir görevim var ve ben bu görevi kendi mesleğimle tamamladığımı düşünüyorum. Bir kadına doğumunda yardım ederek, onun hastalığını tedavi ederek, bir şifacı olarak bu bilgimi aktardığım zaman topluma faydalı bir birey olduğumu düşünüyorum ve bu beni sosyal anlamda tatmin ve mutlu ediyor. 

Bir yandan da kendi motivasyonum için yaptığım en güzel şey doğada olup, kendimle olma hali. Rüzgarı hissetmek, rüzgarın yüzüme vurması, kuzey rüzgarı mı güney rüzgarı mı onu bilmek ve doğanın gücünü kullanarak onu bir araç olarak kullanmak… Bunlar hep kendim için yaptığım şeyler… Kitesurf, windsurf, yelken gibi… Küçüklüğümde Optimist (küçük tek kişilik yelkenli) yaptığımda o rüzgarı tanıyarak onu kullanıp suyun üzerinde olmayı öğrendim. Sadece doğadan bir enerji alarak bir yerde ilerlemek bana müthiş bir özgürlük sağlıyor, bu da beni en çok tatmin eden şeylerden biri. Ek olarak bunları suda yapmak çok ayrı bir duygu, su zaten her şeyin başlangıcı gibi geliyor bana. Her yerde su var ve onun da bir parçası olabilmek beni çok heyecanlandırıyor. Dalış bu konuda benim en büyük meditasyonum. O derinlikte olmak, o maviyi hissetmek… Aslında su altındasınız ama o ortamdan biri değilsiniz. Orada olabilmek bana büyük bir enerji ve mutluluk veriyor. Yanınızdan geçen balıkları gördüğünüzde aslında burası sizin yeriniz olmadığı için biraz tedirginliği ve korkuyu hissedebiliyorsunuz. Benim için o mavinin yer çekimsiz halinde bulunmak en büyük meditasyon. Bazen derin dalışlarda irtifa bekliyoruz, o dönemler çok hoşuma gidiyor; 3 ila 5 dakika hiçbir şey yapmadan beklemek… Dalış ayrı bir keyif, suyun üzerinde olmak ayrı bir keyif benim için. Aynı şekilde rüzgarı kullanarak dalgalarla zorlukları aşıp, orada bulunup tekrardan geri dönmek ve geri dönebileceğini bilmek en güzeli. Orada kendimle ve doğaylayım. Doğa hiç şakası olmayan ve aslında beni çok da korkutan bir yer bir yandan. Çok fazla adrenalin salgılamayı sağlayan bir yer olmasıyla beraber aynı zamanda benim de bir parçası olduğum, ben de buradayım diyebildiğim bir ortam. 

Bir yandan doğuma da benzer bir yanı var…

Evet, doğumda da aynı şekilde, hem çok güzel hem de aynı zamanda çok riskli bir durum. İki tane can var, iki tane farklı kalp atıyor. Bu beni başlarda çok ürkütüp, korkutuyordu ve o içeride atan kalbi dışarıya çıkarıp annesine verdiğiniz zaman, o iki kalbin de dışarıda olduğunu ve bunların sizin kontrolünüzde olduğunu gördüğünüz zaman artık nefes alabiliyorsunuz. Yani o bağı koparırken o anda olmak… Tabii onu yaşarken ne kadar riskler olduğunu söylemeyeyim, onu ben biliyorum. 

Kendinizden bahsederken anlatmaya başladınız ama yine de merak ediyoruz, mesleğinize nasıl yöneldiğinizden bahsedebilir misiniz? 

Doktor olmaya karar verme şeklim biyoloji ve kimya sevgim ve ek olarak da ailem sayesinde oldu. Ben çocukluğumda yüzücüydüm daha sonra dediğim gibi Optimist ile yelkene başladım; voleybol, basketbol, tenis derken benim hayatımda spor her zaman oldu. Sporu çok sevdim ve profesyonel sporcu olmak istedim. Bu konuyla ilgili babam ve annem hayatım boyunca spor yapabileceğimi ama bir meslek sahibi olmam gerektiğini söylediler, “Biyolojiyi bu kadar iyi biliyorsun hani kimyadan bu kadar olimpiyatlar kazanıyorsun, bunu ön plana çıkarman gerekiyor” dediler. Ben gerçekten gezmeyi çok istiyordum, hatta hostes bile olmak isterdim, yine de annem ve babam bu kadar bilgiye sahipsin, bu kadar başarılı bir öğrencisin, tıbbı seçmen senin için çok daha doğru bir yol olacak diyerek beni yönlendirmişlerdi. 

Bu kadar aktif bir genç olarak bir yandan tıbbı kazanmak sizi hiç zorlamadı mı? 

Evet tıbbı kazanmak için çok çalıştım, özellikle de son sene hiç spor yapamadım, doğada olamadım. Üniversitede de benzer bir şekilde birinci ve ikinci sınıfta çok yüksek notlar aldığım için yatay geçiş yapma şansım oldu. Burada Cerrahpaşa Üniversitesine burslu öğrenci olarak yatay geçiş yapabildim ve burslu öğrenci olarak da devam ettim. Tabii tıpta okumak çok kolay bir süreç değil, bununla ilgili çok ciddi sorunlar yaşadım. Bu zorlu sürecin benim sağlığıma ne kadar zarar verdiğini gördüm ve bu verilen zarar bende polikistik ovar sendromuna neden oldu. Düzensiz beslenmek, uykusuz kalmak, spor yapamamak bu duruma neden olmuştu. Ben bunu nasıl çözebilirim, bu hastalıkla nasıl baş edebilirim diye düşündüm. Beslenmenin, sporun, doğayla beslenmenin, stresten uzaklaşmanın, stresle baş etme yöntemlerini geliştirmenin sağlığımı geri getirdiğini gördüm. Uzmanlık dönemimde kendi hastalığımı, yani polikistik ovar sendromumu tezim olarak seçtim ve beş sene de ayrıca bunun üzerinde çalıştım. Hastalığım benim kendi tezim oldu, bana ilham kaynağı oldu. Bunun epigenetiğine kadar inmiş oldum. İçinde bulunduğumuz ortamın bizi ne kadar değiştirdiğini ve bu ortamı ne kadar iyi kullanırsak bize o kadar iyi bir şekilde döndüğünü gördüm. Bu bahsettiğim konularla baş edip doğru şeyleri keşfettiğimiz zaman, bunu da kendi üzerimizde uyguladığımızda tekrar eski sağlığımıza dönebiliyoruz. 

Mutluluğunuzun kaynağını yaşam tarzınızda buldunuz diyebilir miyiz? 

Dediğim gibi kendi hayatım, kendi yaşantım her zaman bana bir yol gösterdi, hayallerim ve yaşam tarzım benim mesleğim oldu. Yani hiç uzaklarda bir şey aramadım, hiçbir zaman. Ulaşamayacağım çok büyük hayaller kurmadım. Kendi çevremde nasıl mutlu olabilirim, onun peşine düştüm ve her anımı değerlendirmeye çalıştım. Örneğin İstanbul’da imkanlar kısıtlı benim için, özellikle hobi anlamında diyelim, sırt çantamda kite’ım ile ya Mimar Sinan’a ya da Kilyos’a gidiyorum. Lodos estiğinde Yeşilyurt’ta suya çıkıyorum. İnsanlara değişik gelebiliyor bu ama havaya ve koşullara göre her zaman bir şekilde sporumu yaptım. Hobilerimi hiçbir zaman bırakmadım çünkü onlar benim yaşam kaynağım oluyor. 

Bütün bunların yanında bir canlıyı dünyaya getirmek sizin için nasıl bir duygu? 

Yeni bir can dünyaya getirmek çok büyük bir sorumluluk. Ben bu sorumluluğu bu işin içinde, uzmanlık alanında ilerlediğim zaman daha net fark ettim. Benim için doğum artık 4 – 5 boyutlu, her aşaması farklı hale geldi. Embriyo döneminden ilk gebelik ve 9 aylık takip dönemine, doğum sürecinden sonrasına her aşaması farklı. Gebe artık doğuma geldiğinde, ben çoktan o baş nasıl pelvise girdi ve orada nasıl rotasyon yapıp çıkacak gözümde canlandırıyorum ve o yolda nasıl problemler olabilir veya nasıl bebek su gibi akıp çıkar, onları canlandırıyorum. Gerçekten her zaman su gibi gelsin diyorum.  Bazen kendim isim koyuyorum, Duru veya Damla koyuyorum, erkekse Rüzgar veya Kuzey gibi kendimce isimlerim var. Alp çok sevdiğim bir isim çünkü Alpleri çok seviyorum. Bazı kış bebeklerine Alp’i koyuyorum, yaz bebeklerine ise Rüzgar, ara mevsimdekilere de Yağmur koyuyorum.

Yaptığınız işte başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz? 

Beni en çok mutlu eden şey bir kadına yardımcı olabilmek. Benim isteğim, bir kadın gebe kaldığı zaman, o süreç hiçbir şekilde onu travmatize etmesin ve vücudunun hiçbir yerinde bir tane çatlak bile olmasın. Bunu engellemek için acaba neler yapabilirim diye çok düşündüm, egzersiz yaparsa kilo almaz, şekeri yükselmez, tansiyonu regüle olur, bebek çok iri olmaz ve bunun sayesinde epizyotomi dediğimiz bir cerrahi müdahaleyi yapmadan o bebeği çıkarıp, sağlıklı bir şekilde annenin kucağına verebilirim. İşte o an, bu benim için bir başarı. Aslında benim bir gebeyi sonuna kadar getirmem benim kendi maratonum ve o maraton bebeği annenin kucağına verdiğim an benim için bitmiş oluyor. Benim o bebeği sezaryen mi normal doğum mu yaptığım hiç önemli değil, sağlıklı bir şekilde bebeğin gelmek istediği şekilde onu annenin kucağına verdiysem başka istediğim bir şey kalmıyor, sadece bu.

Peki hayatınızdaki bütün bu yoğunluğu nasıl dengeleyebiliyorsunuz? 

Aslında dönem dönem kendime soruyorum, mesela ben niye buradayım diyorum, işte Görkem orada fotoğraf çekiyor, biz burada karda bekliyoruz, siz orada bambaşka bir konuyla uğraşıyorsunuz, işte yönetmen çekiyor ve diyor ki çok mu üşüdün, bense çok mutluyum diyorum ona, çünkü ben çok mutluyum. Gerçekten ayağım suya değdi, karın içindeyim, kara dokunuyorum, bunların hayaliyle yaşıyorum, böyle bir hafta bu haftasonu diyorum. Alaçatı’ya gideceğim, işte Kartalkaya’ya gideceğim, Kayseri’ye gideceğim diye seviniyorum çünkü resmen özlem içinde oluyorum ve bu beni motive ediyor. Mutlaka böyle bir planım olması gerekiyor, 10 gün ya da 2 haftada bir mutlaka doğada olmalıyım. Eğer benim saat 11 de hastam varsa ve sabah saat 8 de rüzgar varsa, ben saat 7 de gidiyorum, malzememi kuruyorum, suya çıkarıyorum ve 1 saat kitesurf yapıyorum. Kitesurf’ten döndüğümde bütün gün ağzım mutluluktan kapanmıyor, çok mutlu oluyorum.

Çekimler sırasında sizin paddleboard yapmanıza şahit olduk. Paddleboard yapmayı seviyor musunuz, nasıl yöneldiniz bu spora? 

Paddleboard ayrı bir özgürlük, çünkü taşınabilir. Arabama koyup herhangi bir gölde, denizde rahatlıkla yapabildiğim ve küçük koylara girip çıkabildiğim bir araç o benim için. Bu kadar az bir yüke sahip olup, bana bu kadar fazla bir özgürlük veren başka bir hobi ekipmanım yok. Aslında bunlar benim oyuncaklarım. Ben kendime öyle diyorum. Küçükken çok az oyuncağım vardı ve oyuncak bebeklerim de çok olmadı. Araba da benim çocukluğumdan beri hayalimdi. Lise döneminde de iki kapılı bir spor arabam olmasını hayal ederdim. Yelken, padddleboard, kitesurf, dalış malzemelerim olsun bunların hepsi benim için birbirinden değerli. Örneğin ekipmanlarımın kaybolmasını istemem çünkü az ve öz malzemem vardır ve hepsinin en iyisini seçerim. Beni daha konforlu hale getirecek araçları istiyorum, kullandığım malzeme konforlu olsun; paddle’ım, board’um, dalış malzemem, arabam… 

Sizi kısmi buz tutmuş Abant Gölü’nde paddle yaparken görme şansımız oldu. Birlikte unutulmaz bir deneyim yaşadık, bu sizin için nasıl bir deneyimdi? 

Şimdi beraber önce bir keşfe çıktık, o keşif döneminde nereden göle nasıl çıkabilirim diye baktım. Rüzgarın yönü çok önemli benim için, o göle nasıl çıkabilirim, bunu teknik olarak bir düşündüm. Daha sonra suyun üstünde olduğum zaman bütün o teknik düşünceler her şey gidiyor ve sadece ben oluyorum ve yaptığım şey. İşte ben varım, paddle var, onun altında buzlar içinde olan bir göl var, orada sazlıklar var, bu da çok farklı bir özgürlük. Yaz döneminde paddleboard’u çok yaptım ama kış döneminde paddleboard yapmak sadece hayalimdi. Aslında çok istediğim bir hayalimi gerçekleştirdiniz, bu yüzden size çok teşekkür etmek isterim. Çünkü böyle bakir yerlere girebilmek çok büyük bir cesaret istiyor. Bizim yaptığımız sporlar hep partnerli oluyor, bir partnerin desteğine ve güvenine ihtiyacınız oluyor, bu sayede tek başına bazı riskleri göze alabiliyorsunuz. Risklere rağmen yine de o suyun üzerinde olmak, hiç kimsenin olmadığı yerlere kadar gidip tekrar dönebilmek beni var eden bir his. Şimdi düşününce orada olduğum zamanın özlemi içine giriyorum, o ana gidip onu tekrar yapmak istiyorum. O anı hep böyle bir anı gibi beynimde döndürüyorum çünkü o anda her detayı algılayamayabiliyorum. Kürek çekmek zorundayım, dengemi korumak zorundayım, rüzgar beni sürüklüyor ve o anda çok teknik bilgilerle ilerliyorum ama aynı zamanda da suyun derinliğine bakıyorum bazen böyle güneş yansımasıyla suyun içinde oluşan mavi – beyaz çizgiler sanki kendi silüetim oluveriyor. Bazen çok yorgun olduğum bir zamanımda gözümü kapatıyorum ve o anda orada olduğumu düşünüyorum. Bazen meditasyon sırasında o ana gidiyorum ve kendime diyorum ki hayatımın sonunda bir gün bu nefes bittiği zaman, gözümün önünden geçen film şeritleri olacak ve ben onlara bu anları da ekliyorum. Gözümü kapattığımda gözümün önünden geçecek çok güzel doğum anlarım, doğa anlarım ve sevgi anlarım var. İyi-kötü, acısını çok fazla hissettiğim anlar da var, onlar da hayatımda bulundurduğum anılar ve beni çok geliştirdiler, sabırlı bir insan olmama yardımcı oldular ve hepsi hayatımı dolduran film şeridini oluşturuyorlar. 

Hem doğa sporlarıyla uğraşıyorsunuz hem de doğum gibi bir gerçek var hayatınızda, bu ikisi arasında hayatınızı nasıl planlıyorsunuz? 

Plan yapamıyorum, bu konuda artık kesinlikle kendimle de kavga etmiyorum. Sadece şunu biliyorum ki disiplinli olmam gerekiyor, o yüzden plandan çok disiplinli bir insanım. Örneğin ne kadar doğumlar gece de olsa, 7 saat uykunun beni her zaman daha sağlıklı tutacağına inandığım için bunu bir şekilde yakalamaya çalışıyorum. Benim elimde olmayan nedenler çok fazla, doğumun ne zaman geleceğini bilmiyorum, rüzgarın ne zaman çıkacağını bilmiyorum, sadece tahmin edebilirim. Bugün olabilir, giderim rüzgar çıkmaz o şekilde geri dönerim, hastam olur, gebem olur hemen gelirim, henüz gerçek bir doğum olmayabilir o zaman hemen başka bir plan yaparım. 

Şuna dikkat ediyorum, hayat bizim planladığımız gibi gitmiyor, sadece hazırlıklı olmamız gerekiyor.  Bu durumu nasıl tolere edebiliriz, bunun bile nasıl tadını çıkarabiliriz, ben onun peşindeyim.  

Profesyonel kariyeriniz dışında bir yandan da uluslararası bir pilates eğitmenisiniz. Beden ve zihin ilişkisinin öneminden bahsetmiştiniz. Meditasyon ile nasıl tanıştınız, hayatınızda nasıl bir yeri var? 

Aslında meditasyonla tanışmam şu şekilde oldu, tıp gerçekten zor ve sıkı bir çalışmayı talep eden bir meslek. Lise döneminde ben gerçekten çok hareketli bir kızdım. Bisiklet, kaykay, paten çok severdim. Dersler konusunda bilgim iyiydi ama tıbbı kazanmam için bütün dersleri oturup çok iyi çalışıp sınava girip başarılı olmam gerekiyordu ve bundan dolayı ben de zor dönemler geçirdim. . Bu kadar yükü kaldırmak istemiyordum ve bu yüzden her şeyi reddettim. O dönem babam bana bir yogi buldu. O benim hayatımı değiştirdi, benim irademi kuvvetlendirdi; beslenme, düşünce şekli, bakış açısı, bakış boyutumu, hızlı okumayı, bir şeyden vazgeçebilmeyi ondan öğrendim.

Profesyonel bir yogiydi. Bana bir resme bakarak burada ne görüyorsun diye sormuştu. Bir ay boyunca bir tane resme bakıp sadece bir tane ağaç gördüğümü söylemiştim ve belki bir de pembe japon çiçeklerini. Bir ayın sonunda arkasındaki hava, bulut, güneş ve yansıma olsun aşağıdaki otun rengi olsun, baktığımda birçok detayı görmemi sağladı. İşte istediğim saatte yemek yiyip yememem benim elimde olan bir şey. İrademi, sakinliğimi, agresifliğimi, nefesle nasıl kontrol edebilirim o öğretti bana. Aslında çok hareketli ve agresif bir yapım var ve öyle olduğunda bu beni hiçbir zaman olumlu bir yere veya bir başarıya götürmedi. Sadece anda kalıp sakinleştiğim zaman düşünebiliyorum. Doğada olmam, mesela o paddleboardda, o karda olmam bir kaçış aslında benim için. Agresif ya da isyankar ve istediğimi elde edememe halime karşı bir kaçış. Herkesin farklı bir kaçış yöntemi vardır. Bir kere dağda neredeyse ölecektim, ne işim var benim burada diyordum kendime. Muayenehaneyi bırakıp gelmişim bir şekilde ama bir anda orada olmanın ne kadar uçlarda olduğunu görüyorum. Yine o an diyorum ki kendime tamam, bu kadar uzaklaşıyorum ve sonra döneceğim tekrar rutinime. Bunu bir keresinde de Alplerde hissetmiştim ve bir de Hawai’de. Evden gerçekten çok uzaktaydım ama ne olursa olsun o sahilde, o rüzgarla beraber olmak benim için hayatımın en güzel nefes meditasyonuydu. 

Her yerde meditasyon yapabilirim, manzara ve nefesle. Tabi ki bunları birisinin size aktarması ve aşılaması gerekiyor. O şekilde kendinizi eğitebiliyor, nefesinizi, beslenmenizi kontrol edebiliyorsunuz. Bunların hepsi bir süreç, yani olumlu olumsuz her şeyin sizi değiştirebilmesi için bir zaman gerekiyor. 

Kendinize hedefler koyar mısınız? Kendinize koyduğunuz hedefe nasıl ulaşırsınız?

Bir hedefe ulaşmak için önce onun hayalini kurarım sonra ona giden yolları araştırırım. Gidebileceğim sürece bakarım, ne kadar emek vermem gerekecek buna değer mi değmez mi mutlaka onu hesaplarım. Bazen önümdeki deneyimin değer olmadığını düşünerek, bu benim hayatımda beni geliştirmeyecek ya da bana bir katkısı olmayacak diye düşünüyorsam eğer vazgeçiyorum. Bazen de çok büyük haz vereceğini inanıp bunun için çok emek ve maddi manevi zaman harcayacağımı bilsem de pes etmeden direkt gidiyorum. Çok zamanımı alacak olsa bile vazgeçemiyorum. En büyük olay o, istediğini bildiğin şeyden vazgeçmemek. 

Yorulduğum oluyor o zaman kapatıyorum gözümü, nefes alıyorum, kendimi ona ulaşmış olarak görüyorum ve tamam diyorum yola devam. Ona ulaştığım zaman da mutlu oluyorum. Her şeye bir emek sonrası ulaştığım için kolay kolay vazgeçemiyorum. Örneğin doktorluk. Ben bu mesleğe çok kolay ulaşmadım. Çok zaman harcadım, çok emek verdim ve bu meslekten soğumak istemiyorum. O yüzden mesleğimi yan dallar ile destekliyorum, onu geliştiriyorum, mutlu edecek taraflarını seçiyorum, mutlu etmeyecek taraflarından biraz uzaklaşıyorum. Eklemeler yapıyorum, spor ekliyorum, hobilerimi ekliyorum. 

Çekim sırasında birlikte olduğumuz süre içerisinde bize çok büyük ilham oldunuz, özellikle şu sözünüzü hatırlıyoruz; “Her gerçek bir hayalle başlar.” Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz? 

Her gerçek bir hayalle başlar. Masal okumak çocukluğumdan beri çok keyif vermiştir bana. Bence masallar büyükler için yazılmış, ileride bizi yönlendirmek için… Masallarda hep böyle bir prens gelir, bir yere gidersin ve mucizeler olur. Çocuklara böyle şeyler anlatıyorlar ama aslında hayat bu şekilde ilerlemiyor. İnsan belki de o çocukluğundan kopmak istemiyor, çocukluğunda kurduğu hayalleri gerçekleştirmek şu anki bizleri mutlu ediyor diye düşünüyorum. 

Dünyanın bize verdiği kısıtlı hayatı yaşamak için çabalarken arka planda ayakta kalabilmek için yoğun bir çalışma ortamım var ve ben bu ortamda sınırlarımı kaldırıp hayatı bu yoğunlukta istediğim gibi yaşıyorum. Özgürce… Suda süzülürken rüzgarın özgürlüğünü kullanıyorum. Hiçbir şeye takılı kalmayıp keşfetmeyi seviyorum. Benim özgürlüğümü kısıtlayacak her şeyden uzak duruyorum. Kısaca keşfetmek ve özgürlük eşittir ben demek, her gerçek de bir hayalle başlar.

https://www.landrover.com.tr/one-life-blog-tutkulariyla-hayatlarina-sekil-verenler-kemalemusayeva


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: