Posted by: bluesyemre | February 28, 2022

İş Yerinde Tartışmalı Konular Hakkında Saygı Çerçevesinde Konuşmak

İnsanların birkaç yıl öncesine göre iş yerinde fikirlerini söylemeye daha fazla tereddüt etmeleri şaşırtıcı bir olgu değil. 2021’in sonlarında firmamızın bin 400’den fazla kişi üzerinde yaptığı bir araştırma bunu doğruladığında kesinlikle şok olmadım. Sonuçta, sosyal yapının oldukça değişken olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Bu bulgu şaşırtıcı olmasa da korkunun yaygınlığı şaşırtıcıydı. Ankete katılan her 10 kişiden dokuzu, son 18 ay içinde bir kereden fazla defa fikrini söylemek konusunda duygusal veya fiziksel olarak çekinceli hissetti. Katılımcıların yüzde 39’uysa her gün veya her hafta çekinceli hissettiğini bildirdi. Katılanların sadece yüzde 7’si sosyal ortamlarda hiç olmadığı kadar kendinden emin olduklarını bildirdi.

İnsanların konuşmaya en çok korktuğu konular yine şaşırtıcı değildi. Siyasi veya sosyal konular (yüzde 74) ve Covid (yüzde 70) en korkutucu konular arasında yer aldı.

Ancak, çalışmanın amacı bariz olanı doğrulamak değil, daha az belirgin olan bir hipotezi test etmekti. Artan endişemizin sebebi mevcut koşullardan ziyade büyük ölçüde kendi kurgumuz olabilir mi?

Duygusal ve politik olarak riskli konulardan bahsettiğimizde, karşımızdaki kişiye daha olumsuz bir tutumla yaklaşma eğiliminde oluruz. Kendimizi erdemli kurbanlar, karşı tarafı kötü adamlar gibi gösteren hikayeler anlatırız. Bu hikaye anlatımı tiksinti ve korku uyandırır ve bu duyguları konuşmaya dahil ederiz. Bu duygular çatışmayı daha da kışkırtarak kendi yargımızı ve olumsuz duygularımızı besleyen bir kısırdöngüye yol açar.

Çalışmamızda, diğer insanları daha sert yargılama eğiliminde olan katılımcıları bulmak amacıyla, psikoloji araştırmalarında En Az Tercih Edilen İş Arkadaşı ölçeği adı verilen köklü bir yöntemden yararlandık. İşletme psikoloğu olan Fred Fiedler, geliştirdiği ölçek aracılığıyla insanlardan geçinilmesi zor olduğunu düşündükleri birini tanımlamalarını isteyerek, geçinilmesi zor liderleri belirleyebildiğini keşfetti. İnsanları daha sert yargılama eğiliminde olan kişiler, insanlardan ziyade işi önemseme eğilimindeydi.

İlk olarak, katılımcılardan yakın zamanda sosyal bir durumda yaşadıkları korku düzeyini belirtmelerini istedik. Sonrasında, karşılaştıkları kişiyi kibarlık, ahlaklılık, rasyonellik gibi 11 kişilik boyutunda değerlendirdiler. Samimiyet ve akıllı olmak gibi bazı boyutlar korkuyla ilgili değildi. Bu özellikler, katılımcıların birini sert bir şekilde yargıladığını ortaya çıkaracağı için teste dahil edildi. Daha sonra, hikayelerini çok yönlü ve ayrıntılı bir şekilde anlatan kişilerin korku düzeylerini, diğer insanları her bakımdan olumsuz yargılayan kişilerin korku düzeyleriyle karşılaştırdık. Aşamalı regresyon kullanarak sert yargılar içeren hikayelere kıyasla fikrini söylemekle ilgili gerçek risklerin, katılımcının korku düzeyine olan etkisini hesapladık.

Hikayeleri nasıl anlattığımızın kendimize güvenimiz ve fikrimizi söyleyebilmemiz üzerindeki etkisinin boyutu çarpıcı, ancak mantıklı. Cahil ve adi bir pislik olduğunuzu düşünüyorsam, sizle aynı fikirde olmadığımda kinci davranacağınızı veya daha da kötüsünü yapacağınızı düşünüyorum. (Tabii ki, özellikle patronunuzla görüş ayrılığı yaşadığınızda, fikrinizi söylemenin riskli olabileceğini göz ardı etmiyorum. Bu çalışma çoğunlukla akranlarla konuşmaya odaklanmıştır.)

Ayrıca, eşit derecede huysuz akranlarla da benzer iletişim zorlukları yaşayan, ancak konuşma konusunda daha özgüvenli olup daha az korkan katılımcılar var mı diye görmek için verilerimizi taradık. Bu kişilerin verdikleri yanıtlarda herkesin kullanabileceği bir dizi yöntem keşfettik. Bu yöntemleri kullanarak hikayemizdeki gerilimi azaltıp diyaloğa geçebiliriz ve hatta zorlu konularla ilgili daha etkili bir şekilde konuşabiliriz.

Güven verin.

Fikrini söylemek konusunda kendinden emin hisseden katılımcıların yüzde 76’sı bu taktiği kullandı. Duygusal bir gerilim durumunda karşılarındaki kişiye saygı duyduklarını açıkça gösterdiler ve ortak paylaşılan değerlere dikkat çektiler.

“Çalışanlara devletin zorunlu kıldığı Covid aşısı gerekliliklerini sunmak zorunda kalmıştım. Bunu yaparken insanların kişisel seçimleri ve inançları hakkında hala özenli ve düşünceli davranmam gerektiğini biliyordum. Çalışanlarıma, onların duygularına, seçimlerine ve inançlarına saygı duyduğumu ve önemsediğimi belirterek konuşmaya başladım. Ortaya çıkan yeni gerçekleri anlattım. Soru sormalarını ve ayrıca fikir ve görüşlerini paylaşmalarını teşvik ettim.”

Merak edin.

Katılmcıların yüzde 72’si “kimin haklı olduğuna” karar vermeye çalışmak yerine diğer kişinin dünya görüşünü anlamayı amaçlayarak sorular soruyorlar, anlamaya çalışıyorlar ve ilgi gösteriyorlar.

“Yakın tarihli bir projede, işbirliği yaptığımız ortaklarımız mesajlarımıza zamanında yanıt vermemeye başlamıştı ve yanıt verdiklerinde tüm sorularımızı yanıtlamıyorlardı. Kendilerine doğrudan, iletişimimle ilgili bir sorun veya gözden kaçırdığım bir şey olup olmadığını sordum. Bunu yapmam, iletişim kurma şeklimizi değiştiren bir dizi olay tetikledi. Her davranışın arkasında bilinçaltından gelen olumlu bir niyet olduğuna inanıyorum. Bunu düşünerek, insanları yargılamamak için çok çalışıyorum. Bilgiyi olduğu gibi alıyorum. Gözlemlemeye çalışıyorum ama yargılamıyorum. Bu yöntem, zor durumlarda yön bulmama yardımcı oldu.”

Yargılar veya görüşlerle değil, olgularla başlayın.

Ankete katılanların yüzde 68’i bu yöntemi kullanarak, bakış açılarının dayandığı olguları dikkatli bir şekilde, spesifik ve gözlemlenebilir bilgiler sunarak açıkladı.

“Maskelere ve aşılara yüzde 100 karşı olan ve Covid’in bir tür hükümet komplosu olduğunu düşünen bir saha yöneticimiz var. Bulunduğu yerde maskeler ve aşılarla ilgili şirket politikasını uygulamayı reddetti. Onunla görüşürken kendime güveniyordum çünkü uyulması gereken şirket politikasını aktardığımı biliyordum. Endişelerini bilfiil dinledim ve inançları hakkında empati kurdum. Ancak şirket politikası konusundaki çizgimi kendimden emin bir şekilde ama ukalalık yapmayarak korudum. Kişisel inançlarının ötesinde, bir yönetici olarak rolü ve sorumluluklarının oluşturduğu daha büyük resme bakmasına yardımcı olmaya çalıştım. Çok gergin bir sohbetti ama hangi bilgileri nasıl ileteceğim konusunda rahattım.”

İkna etmeye odaklanmayın.

Katılımcıların yüzde 48’i bu yöntemi kullandı. Diğer kişinin fikrini değiştirmeye odaklanmak yerine, fikirlerin paylaşılmasını teşvik ettiler ve yanıt vermeden önce dinlediler.

“Son zamanlarda Kanada’nın başbakanı hakkında çok sayıda insanla konuştum. Kocam kendisinin ülkeyi mahvettiğine inanıyor. Yanıldığını söylemeden veya savunmaya geçmesine neden olmadan görüşlerimi ifade edebilirim. Yanıldığı konusunda ısrar etmeden, farklı bir bakış açısıyla düşünmeye teşvik edecek sorular soruyorum.”

Bakış açınız hakkında şüpheci davranın.

Ankete katılanların yüzde 42’si bu yöntemi kullandı. Kendinize güvendiğiniz ve aynı zamanda alçakgönüllü davrandığınızda tartışmalardan en iyi sonuçları alırsınız. İfade etmeye değer bir bakış açınız olduğunu bilerek kendinize güvenin, ancak hakikatin tekelinizde olmadığını ve yeni bilgilerin bakış açınızı değiştirebileceğini kabul edecek kadar alçakgönüllü olun.

“Bir arkadaşımla evsizlik hakkında hararetli bir şekilde tartıştık. Evsizlerin kim olduğuna dair farklı bakış açılarımız vardı (tembel uyuşturucu bağımlıları mı yoksa talihsizlik ve ruh hastalıklarının kurbanları mı?). İkimiz de yeni bilgilere açık olduğumuz için daha incelikli bir bakış açısı geliştirdik.”

Kendi fikrinizi savunma hakkınızı sahiplenin.

Katılımcıların yüzde 11’i bu yöntemi kullandı. Kendi görüşlerini belirtme hakkını kabul etmeleri için başkalarına güvenmek yerine, sorumluluk alarak bu hakkı kendileri savundular.

“Üç iş arkadaşımla aşılar hakkında tartışırken kelimenin tam anlamıyla beni köşeye sıkıştırdılar. Üçü de görüşlerini şiddetle savundular. Katı ve keskin bir ses tonuyla konuşsalar da seslerini yükseltmiyorlardı. Onlarla aynı görüşte değildim ve ilk başta korksam da sonra şunu hatırladım: onlar benim takım arkadaşlarım, onları seviyorum ve onlara saygı duyuyorum. Onlar da beni seviyor ve saygı duyuyorlar. Altı üstü, arkadaşlarımda güçlü duygular uyandıran güncel bir konu hakkında farklı bakış açılarımız ve dünya görüşlerimiz var. Dinlemeye devam ettim ve sonra sakin ve kararlı bir şekilde, şu anda görüşümün onlarınkinden farklı olduğunu ancak durumu değerlendirmeye devam edeceğimi söyledim. Beni (sözlü olarak) geri püskürttüler ve ben de kişisel kanaatimi tekrar dile getirdim. Daha fazla bilgi ortaya çıktıkça görüşümü yeniden değerlendirip değiştirmeye açık olduğumu söyledim.”

Şüphesiz, son birkaç yıldır görüş ayrılıklarına neden olan konularla daha fazla karşılaşıyoruz. Ancak korkumuz yüzünden sessiz kalmaya devam edersek, kendimizi barış yerine daha büyük anlaşmazlıkların içinde bulabiliriz. Bu araştırma, birbirimizle ilgili abartılı yargılarımızın korkumuzu körüklediğini öne sürüyor. Bu nedenle, üretken bir iş yeri ve uyumlu bir dünya yaratmada bizim de kısmen rolümüz var. Anlattığınız hikayeleri inceleyerek diğer insanları görme biçimlerinizi değiştirin. Başkalarını nasıl gördüğünüzü değiştirdiğinizde daha verimli diyaloglar kurmanın yollarını bulabilirsiniz.

https://hbrturkiye.com/blog/is-yerinde-tartismali-konular-hakkinda-saygi-cercevesinde-konusmak


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: