Posted by: bluesyemre | March 14, 2022

Her Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlayabilmek

Yine bir 8 Mart haftası ve dünyada da Türkiye’de de hâlâ kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi veriyor. İçler acısı olan ise bunca yıllık mücadeleye rağmen yeterince yol kat edememiş olmak. Pandeminin etkilerinden kurtulup yeniden sürdürülebilir ekonomik büyümeye geçmeye çalıştığımız bir dönemde kadınların ekonomiye ve hayatın diğer alanlarına katılımları ne yazık ki hâlâ çok yetersiz seviyede.

Dünya nüfusunun çoğunluğu kadınlardan oluşmasına rağmen söz konusu iş dünyası olduğunda bu durum geçerli değil. Çalışma alanlarında kadınlar yeterince temsil edilmiyor, ya da sadece toplum tarafından kalıplaşmış öğretmenlik, hemşirelik gibi “kadına uygun” mesleklerde çalışmaya uygun görülürken teknoloji, mühendislik alanlarında çalışmaları topluma uygun bulunmuyor. Bunun en son örneğini işgücü istatistiklerine baktığımızda görebiliyoruz: Bilişim sektöründeki kadın çalışan oranı yalnızca yüzde 26. Son 20 yıla baktığımızda ise kadın yazılım mühendisi oranında yalnızca yüzde 2’lik bir artış söz konusu.

Her şeye rağmen çalışma hayatında yer bulan kadınları beklemekte olan bir diğer engel ise annelik sürecinde ortaya çıkıyor. Annelik kadınların işe alımında dahi etkili. İş mülakatlarında kadınlara anne olup olmak istemediklerine dair sorular yöneltilebiliyor veya genç kadınlar yakında anne olabilecekleri düşünüldüğünden şirketlerde iş bulamayabiliyor. Teknolojik ilerlemenin bu kadar fazla olduğu, her alanda ilerleme sağlanan bu yıllarda dahi toplum, halihazırda çalışıyorken çocuk sahibi olan annelerden hâlâ işi bırakmasını bekleyebiliyor ya da çoğu şirket bu kişilere ücretli izin hakkı tanımıyor. Onlarca yıldır yapılan araştırmalar bize kadınların ev işi ve çocuk bakımını erkeklerden daha fazla üstelendiğini gösteriyor. Hem çocuk sahibi olan hem de tam zamanlı çalışan annelerin işi ise pandemiyle daha da zorlaştı. Normal zamanda hem çocuk bakımının büyük çoğunluğunu üstlenen hem de çalışma hayatında yer bulmaya çalışan kadınların yükü pandemi döneminde kreşlerin kapanması ve uzaktan eğitime geçilmesiyle daha da arttı. İşini bırakmak ya da daha az işi yükü olan bir role geçiş yapmak isteyen kadınların büyük çoğunluğu ayrılık nedeni olarak çocuk bakımını gösteriyor.

Şimdiye kadar bahsettiklerimiz neredeyse hepimizin bildiği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin günlük hayatımızda gözlemleyebildiğimiz yüzü. Bu durumun bir de ekonomik ve küresel sonuçları var.

Türkiye verilerine baktığımızda, 32 milyon 383 bin kişilik çalışma yaşındaki kadın nüfusunun sadece 11 milyon 79 bininin iş gücüne dahil olduğunu görüyoruz. Son 18 yılda kadın nüfusunda yüzde 25 artış olmasına rağmen, çalışma çağındaki kadınların iş gücüne katılma oranı yalnızca yüzde 3 arttı. Kadın istihdam oranı ise yüzde 29,4 düzeyinde. Her üç kadından ikisi işsiz. Pandemi döneminde büyük mücadele veren ve dayanıklılık gösteren kadın girişimciler ise hâlâ ülkemizdeki girişimcilerin sadece yüzde 14’ünü oluşturuyor. TBMM’deki kadın dağılımının da bundan pek bir farkı yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 480 erkek milletvekili varken kadın milletvekili sayısı 101, bu da 17,38 oranında kadın temsili demek. Yerel yönetimlerde toplam 292 bin 96 yöneticinin yüzde 3’ü, 3 bin 234 belediye başkanının yüzde 0,6’sı ve 50 bin 215 muhtardan sadece bin 85’i kadın.

Bu alanda uluslararası sıralamalarda giderek daha alt sıralara düşüyoruz. Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı Cinsiyet Eşitliği 2021 Raporu’na göre Türkiye, cinsiyet eşitliğinde dünyada 156 ülke arasından 133. sıraya geriledi. UNDP’nin yayınladığı 2019 İnsan Gelişme Raporu’nda yer alan Toplumsal Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi’ne göre, Türkiye iki sıra gerileyerek 162 ülke arasında 68. sırada yer aldı.

Dünya genelinde yaşanan cinsiyet eşitsizliği küresel ekonomiyi de önemli ölçüde etkiliyor. Basın bülteni gönderimi yapan B2Press’in analiz ettiği Dünya Bankası verilerine göre, kadınların şimdiye kadar erkeklerle eş düzeyde kazanç elde ettiği varsayıldığında toplam küresel sermayeye yüzde 21,7 ek kaynak sağlaması beklenirken, cinsiyet eşitsizliği ve gelir dengesizliği dünya ekonomisinde milyarlarca dolarlık zarara sebep oluyor. Benzer bir araştırmada cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının küresel gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) 2025’e kadar 28 trilyon dolar kadar artıracağı öngörülürken, uluslararası kuruluşların ve şirketlerin atacağı adımların önemine dikkat çekiliyor. Şirketlerin tüm paydaşlarına konuya dair vereceği eğitimlerin de iyileştirici etkisi olabileceği paylaşılıyor. Kadın haklarının özgürce konuşulabileceği bir atmosfer yaratmak, çalışma ortamında cinsiyet eşitliğini sağlamanın bir başka yolu olarak görülürken, ülkemizdeki şirketlerin yüzde 35’i de “yönetim seviyelerinde cinsiyet dengesi için hedef ve kotalar belirlemeyi” kurum içi cinsiyet eşitliğini sağlamak için öncelikli stratejiler arasında sayıyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi de konuyu etkisi gün geçtikçe daha çok hissedilen iklim kriziyle birlikte değerlendirerek, cinsiyet eşitsizliğini 21. yüzyılın en büyük zorluklarından biri olarak değerlendirdi. BM Kadın Birimi’ne göre, dünyadaki yoksul kesimin çoğunluğu kadınlardan oluştuğundan ve iklim değişikliğinin en çok tehdit ettiği doğal kaynaklara daha fazla bağımlı oldukları için, kadınlar iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha savunmasız. Buna göre, cinsiyet eşitliği sağlanamazsa, sürdürülebilir ve eşit bir geleceğe ulaşmak pek de mümkün değil. İnsanlık olarak bugün karşımıza çıkan tehditlerin, yaşadığımız çevre sorunlarının, iklim değişikliğinin, sosyoekonomik dengesizliklerin ve jeopolitik gerginliklerin çözümü sürdürülebilirliği uygulamaktan geçiyor. Döngüsel bir ekonominin yarattığı; adil, fırsat eşitliğinin olduğu, dezavantajlı kesimlerin görüldüğü sürdürülebilir bir sistem yaratmak zorundayız. Türkiye Kadın Girişimciler Derneğine (KAGİDER) göre bu sürdürülebilir sistemin anahtarı ise toplumsal cinsiyet eşitliği, yani kadınların sürece tam katılımını sağlamaktır.

Tüm bu veriler, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayatın her alanındaki etkisi ve önemini gözler önüne seriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada organizasyonlara ve hükümetlere düşen görev ise büyük. Liderlerin ve yöneticilerin üretkenlik ve performans beklentilerini revize etmesi, kalıplaşmış önyargıları yıkmak adına çalışanlarına eğitimler vermesi; hükümetin ise kadınların can güvenliğini bir an önce koruması esastır.

https://hbrturkiye.com/blog/her-alanda-toplumsal-cinsiyet-esitligini-saglayabilmek


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: