Posted by: bluesyemre | May 18, 2022

The Nowhere Office

Uzaktan çalışma modeli pandemi öncesinde bazılarımızın hayatına bir şekilde girmeyi başarmış olsa da çoğumuz onunla pandemi sürecinde tanıştık ve bir süre sonra hayatımızın büyük bir parçası haline geldi. Covid-19’dan önce uzaktan çalışma pratiğine sahip olmayan şirketler dahi üzerine düşünme ve plan yapma fırsatı bulamadan çalışmalarını uzaktan gerçekleştirmeye mecbur kaldılar. Pandeminin yavaş yavaş sona erdiği bu dönemde ise çoğu çalışan ofislere dönüşün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya hibrit çalışma düzeninin ne derece kalıcı hale geleceği konusunda endişelere sahip.

Julia Hobsbawm’ın The Nowhere Office: Reinventing Work and the Workplace of the Future adlı kitabı hem yeni çalışma düzeninde ofisin yerini tanımlamaya çalışıyor hem de iş yerleriyle ilgili eski alışkanlıklarımızı geride bırakırken yeni düzenin getirdiği çalışma şeklinden en iyi şekilde nasıl faydalanabileceğimize dair öneriler sunuyor.

Hobsbawm ofissiz çalışma dönemini (Nowhere Office Years) derinlemesine incelemeden önce işi dört evreye ayırıyor. Bunlardan ilki 1945 ile 1977 yıllarını kapsayan Optimizm Dönemi: Bu dönemde şirket kuruluşlarına ve hükümete olan güven oldukça yüksek. Teknoloji iş dünyasına girmiş durumda ve çok sayıda gökdelenin de tetiklediği büyüme ve gelişme duygusuyla insanların topluma ve iş yerlerine karşı iyimser bir bakış açısına sahip. Bir diğer evre ise 1978 ile 2006 yıllarını kapsayan Ara Dönem (Mezzanine Years). İnsanlar artık ofis ortamını bir önceki dönem gibi ihtişamlı ve etkileyici görmüyor, teknolojinin ve internetin varlığını da kanıksamış durumda. Üçüncü evre ise 2007 ile 2019 yıllarını kapsayan Ortak Çalışma Dönemi (Co-Working Years) yani profesyonel çalışanların “yetenek” olarak adlandırılmaya başladığı, teknolojinin negatif yönlerinin de gözetilmeye başlandığı ve mindfullness gibi terimlerin ortaya çıktığı dönem. Son evre ise 2020 yılında başlayan ve günümüze uzanan, kitabın da ana konusunu oluşturan Ofissiz Çalışma Dönemi (The Nowhere Office Years).

Ofisin her zaman varlığını sürdüreceğini öne süren Hobsbawm çeşitli sebeplerle insanların birbirleri etrafında olmaya ihtiyaç duyduklarını dile getiriyor. Bunu yaparken PWC UK yönetim kurulu başkanı Kevin Ellis’den tutun da BBC Radio 4 yöneticisi Mohit Bakaya’ya kadar çeşitli isimlerin görüşlerine de yer veren yazar, birçok insanın ofisleri fikir alışverişi yapmak için çok uygun yerler olarak gördüğünü ve ofiste yapılan fikir paylaşımlarının ya da ayaküstü edilen sohbetlerin üretim sürecine katkı sağlamakla kalmayıp bireyler için paha biçilemez bir deneyim sunduğunun da altını çiziyor.   

Yazarımıza göre bir diğer önemli mesele de zaman meselesi. Pandemi döneminde Zoom üzerinden yapılan görüşmeler beklenildiği gibi az vakit almamış aksine University of Chicago, Becker Friedman Institute’e göre Mayıs 2021’de çalışma saatlerinde yüzde 30’luk bir artış söz konusu. Buradan yola çıkılarak da haftalık çalışma süresinin dört güne indirilmesi fikri yayılmaya başladı. Buna göre daha çalışma günlerini azaltmak işe bağlı stresi bezmiştik hissini azaltmakta önemli rol oynayabilir. Fakat Hobsbawm bu noktada kritik bir noktaya değiniyor. Beş günde yapılması gereken iş dört güne sıkıştırıldığında iş stresinde veya yükünde herhangi bir azalma gözlemlemeyi beklemek anlamsız. Bu sebeple yeni bir sistem benimsemeden önce önemli olan neyin çalışıp neyin çalışmadığını belirlemek ve ona göre hareket etmektir.

Ayrıca Hobsbawm Nowhere Office anlayışı için önemli olan üç farklı grup çalışan profiline de dikkat çekiyor. Bunlar: Öğrenciler, Ayrılanlar ve Liderler, yani kariyerinin başında olanlar, kariyerinin ortasında ya da sonlarında olanlar ve beraber çalıştı insanların karar verme süreçlerinde etkiye sahip olanlar. Bu üç grubun da ofisten beklentileri ve ofis yaşamına katkıları çok farklı. Öğrenciler olarak adlandırılan ve çoğunlukla Z kuşağından oluşan kesim yeterli eğitime ve donanıma sahip olsa da sahada daha az deneyime sahipler, bu yüzden de alanında tecrübeli kişilerinin yanında olup onların deneyimlerinden faydalanmaya ihtiyaç duyuyorlar. Özgürlükçü kişiliklerinin yanında deneyime de ihtiyaç duydukları için birkaç gün de olsa ofis ortamına ihtiyaçları var. Hobsbawm’a göre Nowhere Office yaklaşımı Ayrılanlar olarak adlandırılan ikinci kesim için adete biçilmiş kaftan çünkü bu kesimin yeterince deneyimi, yeterince çevresi ve de teknoloji bilgisi olduğu için uzaktan çalışmaya oldukça uygunlar. Tek sorun ise ofisten ayrılmanın getirebileceği sosyal destek kaybı ile oluşan boşluk hissiyatı. Son grup olan Liderler ise bir nevi önceki iki grubun karışımı. Nowehere Office’de en büyük yük bu grupta çünkü yeni sistemde dengeyi kurmak onların omuzlarında.

Nowehere Office’de öne çıkan bir diğer grup ise tek başına çalışan girişimciler. Hobsbawm’ın organizasyonlara bu konuda tavsiyesi ise, beraber çalıştığı veya çalışacağı insanlardan bir şirkette uzun dönemli kariyere sahip olmalarını beklememek ve tek başına çalışan girişimcilerin yeteneklerinden de yararlanmak.

Hibrit çalışma sisteminden, çalışma sıklığı, networking ve çalışan esenliği kadar çeşitli açılardan istediğimiz anda istediğimiz yerden çalışmamızı sağlayan Nowhere Office anlayışını ele alan Julia Hobsbawm, organizasyonların yeni çalışma düzeninde başarılı olmalarını sağlayacak önemli tavsiyelerde bulunuyor.

https://hbrturkiye.com/blog/sentez-the-nowhere-office


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: