Posted by: bluesyemre | September 12, 2022

İş Arkadaşlarınızla Anlaşmazlıkları Nasıl Yönetmelisiniz?

Karşılaşabileceğiniz en zor insanlarda dahi işe yarayabilecek yedi strateji…

Kariyerimin başlarında insanların geçimsiz bulduğu bir yöneticiyle çalışmak durumunda kalmıştım. Bu kişiye Elise diyelim. İnsanlar beni onunla çalışmanın ne kadar zor olduğuyla ilgili uyarmış, bense durumla başa çıkabileceğimi düşünmüştüm. Herkesle iyi geçinen biri olmaktan gurur duyardım hep. Söylenen sözleri, yapılan tavırları üzerime alınmazdım. İnsanların olumlu yanlarına odaklanmak benim için kolaydı.

Çok değil iki ay sonra istifamı verecek noktaya gelmiştim.

Elise geç saatlere kadar çalışıyor, hafta sonları da mesai yapıyor ve ekibinin de bu tempoda çalışmasını bekliyordu. Bir günde tamamlanabilecek iş yüküne dair varsayımları mantık sınırlarının çok ötesindeydi. Bir önceki akşam saat 6’da yapılmasını istediği bir işi ertesi sabah 8 buçukta sormaya başlıyordu. Kendi ekibimdeki çalışanları benim önümde azarlıyor, iş etiklerini ve şirkete olan bağlılıklarını sorguluyordu. İş arkadaşlarının takvimlerine bakıyor ve toplantılarının olmadığı günlerde ne kadar az iş bitirdiklerini yüzlerine söylemekten çekinmiyordu.

Elisa’nın tavırlarını umursamamaya ve ona nezaketle yaklaşmaya kararlıydım. İşlerin iyi gittiği haftalarda bu kolaydı. Ama iyi niyetimi çoğu zaman koruyamadım. Ne zaman yeterince çalışmadığımı ima etse dişlerimi sıkıyor, gizlice gözlerimi deviriyor ve dönüp onu iş arkadaşlarıma şikayet ediyordum.

Güven sorunu yaşayan patronlar, her şeyi bildiğini sanan iş arkadaşları, pasif-agresif akranlar… İş ortamında bu gibi insanlarla çatışmalara sık sık rastlandığını ve bu gibi durumların etkisine kolaylıkla kapılabileceğimizi biliyoruz. Bir araştırmada, katılımcıların yüzde 94’ü son beş yılda “toksik” bir kişiyle birlikte çalıştıklarını ifade etmiş. ABD’de 2 bin çalışanla yapılan başka bir anket, kişilerin işteki en büyük stres kaynağının ilişkileri olduğunu gösteriyor. Bu tür negatif dinamiklerin kapanına kısıldığımızda kendimizi en iyi halimizle ortaya koymamız ya da içinde bulunduğumuz durumu düzeltmemiz zorlaşır. Bir de üstüne kaygıya kapılır, kendi değerlerimizi yok sayan davranışlarda bulunduğumuz için pişmanlık duyar, zor çalışma arkadaşlarımızdan uzak durur ve hatta zaman zaman işimizi ihmal etme noktasına geliriz. Ne var ki bu tür tepkiler yaratıcılığımızın sekteye uğraması, karar alma süreçlerimizin uzayarak verimsizleşmesi ve kritik hatalar gibi pek çok kötü sonuç doğurabilir. Christine Porath’in New York Times’da yazdığı, “4 bin 500’ü aşkın doktor, hemşire ve benzeri hastane çalışanlarını kapsayan bir araştırma, katılımcıların yüzde 71’inin kötü muamele, aşağılama veya hakaret gibi yıkıcı davranışları tıbbi hatalarla ve yüzde 27’sinin ise hasta ölümleriyle ilişkilendirdiğini ortaya koyuyor.”

Söz konusu insan ilişkilerinin karmaşıklığını yönetmekse aslında hiçbirimiz mükemmel değiliz. Bilhassa stresli anlarda veya tehdit altında, en deneyimli çalışanlar dahi uzun erimli erdemli davranışlardan ve meslektaş dayanışmasından ziyade kendilerini kısa vadede erişebilecekleri ego veya itibar koruma hedefine (Bu tartışmadan ben galip çıkmalıyım ya da ekibimin gözündeki değerimi korumalıyım.) odaklanmış halde bulabilirler.

Peki, böyle durumlarda en iyi halimize nasıl dönebiliriz? Çatışma yönetimi ve çözümü alanında son birkaç yılda sürdürdüğüm çalışmaların sonucunda, zor iş arkadaşlarıyla birlikte daha verimli bir şekilde çalışmanıza yardımcı olabilecek yedi strateji belirledim. Bu öneriler sorunlu bir iş arkadaşını birdenbire en iyi arkadaşınıza dönüştürecek sihirli birer çözüm değil elbette; sadece etkileşimlerinizin daha tahammül edilebilir ve mümkünse daha olumlu kılabilir nitelikteler. Bu stratejiler ayrıca kişilerarası iletişiminizde dayanıklılığınızı geliştirmenize yardımcı olarak çatışma içerisinde daha az stres yaşamanızı ve durumun etkisinden daha çabuk kurtulmanızı sağlayabilir.

1. BAŞKA PERSPEKTİFLERİN VARLIĞINI KABULLENİN

Hepimiz iş ortamına farklı bakış açıları ve değerlerle geliyoruz. Toplantıya beş dakika geç kalmanın bir sorun teşkil edip etmediğinden tutun da iş arkadaşımızın sözünün arasına makul şekilde nasıl girebileceğimize ya da hata yapmış bir kişi için uygulanabilecek en doğru yaklaşımın ne olduğuna kadar pek çok konu hakkında fikir ayrılığına düşebiliriz. Patronunuzun, ekip arkadaşlarınızın ya da size bağlı çalışanların her zaman sizinle göz göze olmalarını istemek gerçek bir beklenti değil.

Ne var ki bu gibi görüş ayrılıkları ortaya çıktığında çoğumuz sorunu objektif ve doğru şekilde gördüğümüze inanırız ve görüşü farklı olanların bilgisiz, mantık dışı ya da önyargılı hareket ettiğini düşünürüz. Sosyal psikologlar bu eğilime naif gerçekçilik adını veriyor. Örneğin, bir araştırmada “İyi ki Doğdun” gibi çok bilindik bir şarkıya ritim tutması istenen katılımcılar, kendilerini dinleyenlerin tüm denemelerin yaklaşık yüzde 50’sinde şarkının adını doğru tahmin edeceğini düşündüklerini ifade ettiler. Tuttukları ritmi karşı taraftakilerin anlayacağından oldukça eminlerdi. Ancak tahminlerin doğruluk oranı yalnızca yüzde 2,5’ti! Bir şeyden emin olduğumuzda, bu ister bir şarkıya ritim tutma yeteneğimiz ister çeyrek bütçesinde çıkan açığa bir çözüm bulmak olsun, insanların durumu aynı şekilde göremeyebileceklerini idrak etmekte zorlanıyoruz.

Bu içgüdüsel tepkiyi tanımak ve buna karşı koymak mühim. Perspektifinize karşı çıkmak için kendinize şöyle sorular sorun: İnandığım şeyin doğru olup olmadığını nereden biliyorum? Ya yanılıyorsam? Davranışımı nasıl değiştirebilirim? Varsayımlarım neler? Farklı değerlere ve deneyimlere sahip biri nasıl bir fikre sahip olurdu? Verdiğiniz cevaplar, bu soruları sorma pratiğinizden çok daha önemli. Böylelikle görüşünüzün sadece size ait bir şey olduğunu fark etme fırsatı yaratırsınız. Herkes her konuda aynı fikre sahip olamaz ve bu tamamen normal bir şey. 

Aslına bakarsınız siz ve iş arkadaşlarınız olan olay ya da bir sorun için kimin sorumlu tutulacağı gibi “gerçekler” hakkında uzlaşmak zorunda değilsiniz. Kimin yorumlamasının doğru olduğunu saatlerce tartışmak yerine odağınızı bundan sonra yapılması gerekenlere çevirmeyi deneyin.

2. ÖNYARGILARINIZIN FARKINDA OLUN

Önyargılar iş yerinde girilen her türlü etkileşimin içine sızmış haldedir adeta. İş arkadaşlığı ilişkisini yolundan saptıran en yaygın olgulardan biri ise temel yükleme hatasıdır. Yani, insanın yaşanan durumun diğerlerinin davranışlarından ziyade onların kişilikleriyle ilgili olduğunu düşünürken, söz konusu kendisi olduğunda bunun tam tersine inanması eğilimi. Mesela, toplantıya geç kalan ekip arkadaşınızın trafiğe takıldığından ya da bir önceki toplantısının uzadığındansa dağınık ve saygısız biri olduğunu düşünmeye eğilimli olabilirsiniz. Ama siz bir şeylere geciktiğinizde buna neden olan koşullara odaklanmanız muhtemeldir.

Sorun yaratan bir başka bilişsel kısayol da doğrulama önyargısı ya da açıklamak gerekirse olayları ya da kanıtları mevcut inançların gerçekliğini kanıtlayacak şekilde yorumlama eğilimidir. Eğer iş arkadaşınız Andrew hakkında zaten negatif bir görüşe sahipseniz, davranışlarını onun işini yapacak yeterlikte olmadığını, nezaketsizliğini ve sadece kendini düşündüğünü kanıtlayacak şekilde yorumlamaya daha fazla meyilli olursunuz ve bu kişinin karşısında haksız olduğunuza ikna olmanız giderek zorlaşacaktır.

Zorlayıcı olarak gördüğümüz davranışlar dahi iş yerine taşıdığımız önyargıların etkisiyle şekilleniyor olabilir. Kariyerimin başlarında çalıştığım müşterilerden birini örnek vereyim. Kendisi siyahi bir kadındı ve fikirlerine karşı gelmekten çekindiğim biriydi. Oysaki danışmanı olarak yapmam gereken tam da buydu. Önceki karşılaşmalarımızda bana aslında pek de itiraz etmemiş olmasına rağmen ondan güçlü bir tepki almaktan korkuyordum. “Sinirli siyahi kadın” stereotipine takılıp kalmıştım. Şimdi ise bilinç dışı bir boyutta görünüşü, inancı ve geçmişi bize benzer olan kişilerle kendimizi aynı hizaya koyma eğilimi olan benzeşim önyargısına karşı dikkatli olmanın gerekliliğinin farkındayım. Araştırmalar da toplumsal cinsiyet, ırk, etnik köken, eğitim, fiziksel yetenekler ya da iş hayatındaki pozisyonları açısından bizden farklı olan insanlarla birlikte çalışırken daha fazla tedirginlik hissettiğimizi ve bu nedenle onlarla çalışmaya daha az istekli olduğumuzu gösteriyor.

Bu önyargıları nasıl kırabilirsiniz? Öncelikle, bu tür önyargılara olan yatkınlık düzeyinizi daha iyi anlamaya çalışın. Bunun için Harvard, University of Washington ve University of Virginia’dan araştırmacıların kurduğu kâr amacı gütmeyen bir oluşum olan Project Implicit’in çevrimiçi testini yapabilirsiniz. İş arkadaşınızla sorun yaşadığınızda kendinize şu soruları sorun: Önyargılarım bu duruma bakışımı nasıl etkiliyor? Karşımdaki insanla ilgili varsayımlarda bulunduğum için, ona dair ilk izlenimimi gözden geçirmeye yanaşmadığım için ya da bilinçsiz bir şekilde farklılıklarımıza odaklandığım için durumu net bir şekilde değerlendiremiyor olabilir miyim?

Şeytanın avukatlığını yapın ve durumu yorumlama şeklinizi sorgulayın. Bunun için benim de çok uluslu bir şirketin küresel insan kaynakları başkanı Kristen Pressner’ın TEDx konuşmasından “flip it to test it” (değiştir ve sına) yaklaşımını öğrenmem faydalı oldu: Eğer iş arkadaşınız farklı bir toplumsal cinsiyetten, ırktan olsaydı, cinsel yönelimi farklı olsaydı ya da hiyerarşide farklı bir mevkide bulunsaydı aynı varsayımlarda bulunabilir miydiniz? Bu kişiye aynı sözleri söyleyip, aynı şekilde davranır mıydınız?

Son olarak, güvendiğiniz ve size doğruyu söyleyeceğini bildiğiniz birinden durumu yanlı bir şekilde ele almış olup olmayabileceğinizi görmenize yardımcı olması için destek isteyin.

3. DURUMU “BANA KARŞI ONLAR” MANTIĞIYLA ELE ALMAYIN

Anlaşmazlık durumunda kutuplaştırıcı şekilde düşünmek, savaş halindeki düşmanlar gibi “bana karşı sen” demek kolaydır. Kişilerden biri zordur, diğeri değildir. Biri haklıdır, diğeri haksızdır.

Bu zihinsel modellemeden çıkabilmek için, durumun içerisinde iki değil üç taraf olduğunu hayal edin: siz, iş arkadaşınız ve aranızdaki ilişkinin bir dinamiği. Bu üçüncü varlık daha spesifik bir şey olabilir, mesela birlikte vermek zorunda olduğunuz bir karar ya da bitirmeniz gereken bir görev. Daha genel bir şey de olabilir, örneğin aranızda süregelen gerilim veya rekabet ya da kötü sonuçlanmış bir proje yüzünden aranızda gelişen düşmanlık. İş arkadaşınızı değiştirmeye uğraşmaktansa bu üçüncü konuyla ilgili yol kat etmeye çalışın.

İş arkadaşı Emilia ile sorun yaşayan Andre’yi ele alalım. Andre ne zaman yeni bir fikir ortaya atsa, Emilia bu fikrin işe yaramayacağını gösteren onlarca neden sayıyordu. Andre uzun zamandır Emilia ile kendisini iki rakip olarak görüyordu. Ona aralarındaki dinamikleri nasıl gördüğünü sorduğumda, Emilia’nın başının tepesinde kapkara bir bulut, kendisininkinin üzerinde ise parıldayan bir güneş tasvir etti. Ancak bu görselleştirme onun duruma dair görüşünü pekiştiriyor, ne zaman Emilia ile konuşmaya çalışsa onu savaşa hazırlanmaya itiyordu. Andre nihayet bu düşmanca düşünme şeklinden uzaklaşmaya karar verdi. Aralarındaki çatışmayı zihninde bir tahterevalli gibi resmetmeye başladı. İki ayrı uçta oturuyor olsalar da dengeyi bulmak için beraber hareket edebilirlerdi. Bu düşünce şekli Andre’nin Emilia’yı bir düşman değil, bir işbirlikçi olarak görmesine yardımcı oldu. 

Kimse iş yerinde ezeli bir düşmanı olsun istemez. Bu nedenle, sorunlu iş arkadaşınızı çözülmesi gereken ortak bir sorununuzun olduğu bir meslektaş olarak görmeye çalışın.

4. HEDEFİNİZDEN EMİN OLUN

Dramadan uzak durup işinize odaklanmayı başarabilmek için net hedeflerinizin olması gerekir. Projenizin bitiş çizgisinden geçtiğini görmek istiyor musunuz? Uzun yıllar sürecek sağlıklı bir iş ilişkisi inşa etmeyi amaçlıyor musunuz? Etkileşimlerinizin sonucunda daha az öfke ve hayal kırıklığı yaşamayı mı hedefliyorsunuz?

İster küçük ister büyük olsun, hedeflerinizi madde madde yazın ve ardından en önemlilerini yuvarlak içine alın. Niyetleriniz hem bilinçli hem de bilinç dışı yollarla davranış biçimlerinize yön verecektir. Örneğin, hedefiniz karamsar iş arkadaşınızla bitmek bilmeyen tartışmalardan kaçınmak ise, daha önce ekibinizin bu kişinin olumsuz söylemlerinden etkilenmemesi için aldığınızdan farklı bir aksiyon almanız gerekecektir.

Beklentilerinizi düşürmenizde bir sorun yok. Hatta çoğu zaman sadece işlevsel bir ilişkiye sahip olmaya odaklanmak da yeterlidir. Örneğin, gelen kutusunda Ethan’ın adını gördüğünüzde tüylerinizin ürpermemesi ya da Marjorie’nin hayatınızı berbat ettiğini düşünerek uykularınızı kaçırmamanız da iyi bir senaryodur. Kendinize aynı anda birden fazla hedef koymanız ve hatta çıtayı yükseltmenizde de sorun yok. Mesela, güven sorunları olan patronunuzla şirketin üst düzey yöneticilerine hangi metriklerin raporlanacağı konusunda çatışma halindeyseniz, hedefleriniz şunlar olmalı: (1) her ikinizin de kabul edebileceği istatistikleri seçmek, (2) üst düzey yöneticilerin uzmanlığınızın farkında olmalarını sağlamak ve (3) gelecekteki büyük toplantıların öncesinde hararetli tartışmaları engellemenin bir yolunu bulmak.

Elde etmek istediğiniz başarının ne olduğuna karar verdikten sonra bunu bir kağıda yazın. Araştırmalar hedeflerini açık bir şekilde açıklayan ya da tasvir eden kişilerin hayal ettiklerini gerçekleştirme konusunda bunu yapmayanlardan 1,2 ila 1,4 misli daha başarılı olduğunu ve elle kayıt altına alınan hedeflerin gerçekleştirilme olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Amacınıza odaklanmak için, hedeflerinizi iş arkadaşınızla etkileşime geçmeden önce belirlemiş olun.

5. İŞ YERİNDE DERT YANMAKTAN VE DEDİKODUDAN UZAK DURUN, TABİİ OLABİLDİĞİNCE

İş yerinde işler yolunda gitmediğinde içinizi birilerine dökmek istemeniz son derece doğal bir davranış. Yanlış anlaşılmaya müsait bir e-postayı doğru anladığınızdan emin olmak, önü kesilmiş bir projeyi canlandırmak için tavsiye almak ya da sadece iyi bir insan olduğunuzu bir başkasından duymak için bu yola başvuruyor olabilirsiniz. Bir de meslektaşınız size, “Evet, Greta da pek bir suratsız. Derdi ne acaba?” derse, işte o zaman yüreğinize adeta su serpilir. Sorun gerçekten de siz değilsinizdir çünkü. 

Bu tür gizli saklı diyaloglar, ister dijital ortamda ister yüz yüze olsun, dert yanma olarak görülebilir. Ama siz bunlara dedikodu da diyebilirsiniz. Ne kadar kötü bir davranış olarak bilinse de, araştırmalar dedikodu yapmanın iş arkadaşlarıyla ilişki kurmada önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Pazarlama departmanından Marina’nın da sizin gibi finans biriminde çalışan Michael’ın zor biri olduğunu düşündüğünü ve bunun dışında başkalarının da aynı fikirde olduğunu ondan öğrendiğinizde aranızda bir bağ oluşur. Bir bakıma diğerlerinin ve bilhassa da Michael’ın sahip olmadığı bilgilere sahip bir iç grup kurmuşsunuzdur. Üstelik Marina’nın perspektifinizi onaylaması kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan adrenalin ve dopamin hormonlarını salgılamanıza yol açar.

Dedikodu yapmanın aynı zamanda insanları bencil davranışlar sergilemekten alıkoyma noktasında faydalı olduğunu gösteren araştırmalar da mevcut. Zor iş arkadaşları diğerlerinin kendileri hakkında kötü şeyler konuştuklarını ve diğer ekip arkadaşlarını kendileriyle çalışırken dikkatli olmaları konusunda uyardıklarını öğrenirlerse, yanlış davranışlarını düzeltme olasılıkları da artıyor.

Hiç kuşkusuz dert yanmanın ve dedikodu yapmanın tehlikeleri de var. Birincisi, bu davranışların doğrulama önyargısı riskini artırmasıdır. Michael gerçekten de insanı zaman zaman çileden çıkarıyor olabilir, ancak siz ve iş arkadaşlarınız bu konuyu gündeminize aldığınız andan itibaren onun bundan sonraki davranışlarını olumsuz algılama ihtimaliniz artar. Ara sıra yapılan birkaç hata doğuştan gelen bir özellikmişçesine o kişiye atfedilir ve bir bakmışsınız “Michael zor biridir” cümlesi irdelenmeyen bir hikayeye dönüşür. İkincisi, dedikodunun dedikoduyu çıkaran kişi üzerindeki olumsuz etkisidir. En başta istediğiniz onaylanmayı elde etmiş olsanız da profesyonel davranmadığınız için eleştirilebilir veya nihayetinde siz zor insan durumuna düşebilirsiniz. 

Hislerinizi çözümlemek ya da bir olayı doğru algıladığınızdan emin olmak amacıyla başkalarından yardım istemek son derece haklı bir davranış. Bununla birlikte konuşacağınız kişileri (ve ne konuşacağınızı) seçerken dikkatli olun. Yapıcı olan, iyiliğinizi isteyen, görüşleriniz farklı olduğunda size karşı koyabilen ve sır tutabilen insanları tercih edin.

6. DOĞRU YÖNTEMİ BULANA KADAR DENEYİN

Ukala birinin aşağılayıcı davranışlarını durdurabilmenin ya da pasif-agresif iş arkadaşınızın sizinle daha açık bir iletişim kurmasını sağlamanın tek bir doğru yolu yok. Seçeceğiniz stratejiler içinde bulunduğunuz bağlam, sizin nasıl biri olduğunuz, karşınızdakinin nasıl biri olduğu, ilişkinizin tabiatı, iş yerinizin kuralları ve kültürü gibi pek çok etmene göre değişiklik gösterebilir.

Öncelikle iki ya da üç yöntem seçerek denemelere başlayın. Çoğu zaman en büyük etkiyi küçük eylemler yaratır. Sonra bir deney tasarlayın: Neyi farklı yapacağınıza karar verin, bir deneme süresi belirleyin ve sonuçları gözlemleyin. Örneğin, zor iş arkadaşınızla iletişiminizi iyileştirmek istiyorsanız, iki hafta boyunca bu kişinin halini tavrını görmezden gelmeyi, sadece sözlerinin altında yatan mesaja odaklanmayı deneyebilirsiniz. Bu taktiğin aranızdaki tüm sorunları çözmesini beklemeyin; işe yaramasa bile bu deneyin size öğreteceği dersi bir kazanım olarak görün.

Deneylerinizi tekrarlayın, değiştirin ve yenileyin. Sonuç alamadıklarınızdan vazgeçin. Mesela, meslektaşınızın iş takibi konusundaki eksikliğini, toplantıların sonrasında herkesin mutabık olduğu görev dağılımını teyit eden bir e-posta göndererek gidermeye çalıştıysanız ancak bu kişi halen söz verdiği görevleri yerine getirmiyorsa, bu e-postaları göndermeye devam ederek farklı sonuçlar elde etmeyi beklemeyin. Başka bir şey deneyin. Çatışma uzmanı Jennifer Goldman-Wetzler’ın deyişiyle, “geçmişten gelen çatışma örüntüsünü kırmak” için farklı bir yöntem geliştirmeniz gerekecek. Bu da karşınızdaki insanın beklemeyeceği türden bir şey olmalı. 

7. MERAKLI OLUN, MERAKLI KALIN

Arjantinli terapist Salvador Minuchin şöyle der: “Kesinlik değişimin düşmanıdır.” Negatif bir iş arkadaşıyla ilişki kurarken her şeyin hep şimdiki haliyle kalacağını ya da bu insanın hiç değişmeyeceğini düşünmek normaldir. Ancak pes etmek ve karamsarlığa kapılmak size hiçbir şey kazandırmaz. Bunun yerine, olaylara meraklı bir zihinle yaklaşın ve sorunlu ilişkinizin düzelebileceğine dair umudunuzu koruyun.

Araştırmalar merakın pek çok fayda sağladığını gösteriyor: Merak doğrulama önyargısını önlüyor, basmakalıp düşüncelerin oluşmasını engelliyor ve zorlu koşullara agresyon (savaş) ya da korumacılıkla (kaç) değil yaratıcılıkla karşılık vermemize yardımcı oluyor. Burada önemli olan kötüleyici sonuçlar çıkarmak yerine samimi sorular sormaya başlayabilmek. Meslektaşınız Jada ekipteki herkesten daha fazla çalıştığını anlatıp şikayet ediyorsa içinizden, “İşte yine başladı” demek yerine kendinize şu soruyu sorun: Acaba sorunu ne? Evet, Jada bunu hep yapıyor, ama belki de benim gözden kaçırdığım bir şey olmuştur. Neden böyle davranıyor? 

Üretken olmayan düşünce paternlerinizi fark etmeye çalışın, ardından bir adım geri atın ve durumu değerlendirin. Jada ile kimler iyi anlaşıyor ve etkileşimleri nasıl? Jada’nın daha iyi ve işbirlikçi davrandığı zamanlar olmuş muydu? O zaman farklı olan neydi?

Biriyle ilişkiniz çıkmaza girdiğinde, iş yerinde ya da başka bir yerde ilk önce iyi anlaşamadığınız ancak sonraları sorunlarınızın üstesinden gelebildiğiniz bir başka biriyle yaşadıklarınızı anımsayın ve bu deneyimlere merakla yaklaşın. İlişkinize devam etmeyi nasıl başardınız? Kararlığınıza etki eden neydi? Son olarak, bir iş ilişkisinde aklınıza koyduğunuz hedeflere eriştiğinizde bundan ne gibi kazanımlar elde edeceğiniz üzerine düşünün. Geleceği hayal edin. Bu anlaşmazlığın üstesinden gelirseniz, neler değişecek? İş hayatınızda ne gibi iyileşmeler olacak? 

Geleceğin siz ve meslektaşınız için nelere gebe olduğunu bilemezsiniz, o nedenle merakınızı yitirmemeye çalışın. Belki de yaşadığınız sorunları hiç beklemediğiniz bir şekilde giderecek o çözüm sadece basit bir bakış açısı değişikliğine bağlıdır.

Ne kadar zor bir iş arkadaşınız olsa da veya bundan sonra ne yapmaya karar verirseniz verin, bu yedi strateji daha verimli yanıtlar üretmenizi, doğru sınırlar belirlemenizi ve iş yerinde daha güçlü, daha tatmin edici işbirlikleri kurmanızı kolaylaştıracaktır. Bazen değişim mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda ilişkinizde daha fazla zarara uğramamayı tercih etmeniz, kariyerinize ve kendi iyiliğinize odaklanmanız gerekecek. Yine de siz iyi niyetle ve yeterli özenle en karmaşık ilişki sorunlarının dahi çözümle sonuçlanabileceğine inanmaktan vazgeçmeyin. 

https://hbrturkiye.com/dergi/is-arkadaslarinizla-anlasmazliklari-nasil-yonetmelisiniz


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Categories

%d bloggers like this: